Bizimle iletişime geçin

Featured

Antikor Virüsten Korumayabilir

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Yeni coronavirüs hakkında bilim insanlarının elinde kısa süreli ve sınırlı bilgi var. Bu nedenle COVID-19 antikor testiniz pozitif olsa da her ihtimali düşünmeli, virüsün yayılmasını önlemek için önerileri uygulamaya devam etmelisiniz.

Coronavirüs küresel bir felakete dönüştüğünden beri hakkında cevapsız birçok soru var. Bunlardan biri de, bir kez COVID-19 geçirmiş biri ikinci kez bu virüsle mücadele etmek zorunda kalabilir mi? Bu durum şu ana kadar kesin olarak kanıtlanabilmiş değil. Ancak uzmanlara göre virüse bir kez maruz kalan kişilerde koruyucu antikorlar gelişiyor ve bağışıklık kazanılmasını sağlıyor.

Antikor geliştiren kişilerde bu antikorların ne kadar kalıcı olduğu da cevabı bilinmeyen bir soru.  Uzmanlar bu konuya da temkinli yaklaşıyor. COVID-19 atlattıysanız ya da atlattığınızı düşünüyorsanız antikor geliştirmiş olabilirsiniz ancak yine de korunma uygulamalarını bir kenara bırakmamalısınız.

Antikorun koruyuculuğu kanıtlanmış değil

Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’ne göre, COVID-19 ile enfekte olanlarda antikor gelişim süreci 1 ila 3 hafta arasında sürebiliyor ve ikinci kez virüse maruz kalmak oldukça nadir görülüyor. Bu durum da antikorların en azından kısa süreli bağışıklık verebileceğini düşündürüyor.

Buna karşın Çin dışında yapılan ve Nature Medicine dergisinde yayımlanan bir çalışma, antikorların uzun süre kalıcı olmayabileceğini gösterdi. Yapılan küçük çaplı çalışmada araştırmacılar SARS-CoV-2 enfeksiyonu geçirenlerde, özellikle de asemptomatik olarak atlatanlarda antikor seviyelerinin 2-3 ay içinde azalmaya başladığı sonucuna vardı. Yine de COVID-19’un gribe benzer şekilde tekrarlanıp tekrarlanmayacağını söyleyebilmek için yeterli veri mevcut değil. Hangi enfeksiyon seviyesinin virüsün tekrarlamasına karşı koruyucu olduğu, antikorların ne kadar süre koruyabildiği ya da tamamen koruyup korumadıkları, yeniden enfekte olunması durumunda antikorların semptom gelişimi üzerinde etkisinin olup olmadığı, antikorları olanların virüse yeniden maruz kalarak başkalarına bulaştırıp bulaştırmayacağı bilinmiyor.

COVID-19 antikor testlerinin yüzde yüz doğru sonuçlar vermediğini belirtmek isterim. Yanlış pozitif ya da yanlış negatif sonuç verme olasılığı var. Bunun nedeni de hastalıklara sebep olabilecek farklı türlerde coronavirüsler olması.

Yeni coronavirüs hakkında bilim insanlarının elinde kısa süreli ve sınırlı bilgi var. Bugün sorulan birçok soru belki de onlarca yıl sonra ancak cevap bulabilecek. Bu nedenle COVID-19 antikor testiniz pozitif olsa da her ihtimali düşünmeli, virüsün yayılmasını önlemek için önerileri uygulamaya devam etmelisiniz.


Amerika’da yapılan bir çalışmada COVID-19 geçirmiş ve iyileşmiş insanların bağışladığı 370 plazma örneği incelendi. Çeşitli test yöntemleri kullanan araştırmacılar hastaların SARS-CoV-2’ye karşı üretilen antikor seviyelerine baktı. Daha sonra, bu antikorların virüse karşı gerçekten etkili olup olmadığı test edildi.

Yapılan testlerin ardından, insanların yaklaşık yüzde 88’inin virüs karşısında farklı seviyelerde antikor ürettiği, ancak sadece yaklaşık yüzde 10’unun COVID-19 karşısında etkili olabilecek seviyede antikor üretebildiği ve yüzde 17’lik bir kesimin de neredeyse hiç antikor üretmediği sonucuna varıldı.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bağışıklık

Bağışıklığı Korumak İçin Dengeli Beslenme Şart

Avatar

Düzenleyen

on

Tüketilen  besinler bağışıklık sistemi üzerinde büyük bir etkiye sahip. Tek bir besin grubunun bağışıklık sistemini güçlendirmesi olası değil.

İnsan vücudu her gün milyonlarca mikroorganizmaya maruz kalır. Bu mikroorganizmaların kötü etkilerinden bağışıklık sistemimiz sayesinde korunuruz. İşlevini iyi bir şekilde yerine getiren bağışıklık sistemi, sağlığımızı sürdürmemiz açısından oldukça önemli. Peki, bağışıklık sistemimizi nasıl daha güçlü kılabiliriz?

Tükettiğimiz besinler bağışıklık sistemimiz üzerinde büyük bir etkiye sahip. Tek bir besin grubunun bağışıklık sistemimizi güçlendirmesi olası değil. Diyet, temelde tüm besin gruplarından yeterli ve dengeli bir biçimde oluşmalı. Yeterli miktarda vitamin ve mineral tüketimi, bağışıklık sistemini kuvvetlendirmenin kilit noktası dersek yanlış olmaz.

Vitaminler bağışıklığı destekliyor

Bağışıklık hücrelerinin büyümesi ve gelişmesine önemli ölçüde katkı sağlayan vitamin ve minerallerin başında, C vitamini, A vitamini, D vitamini, E vitamini, bakır, çinko, selenyum, folik asit ve demir gelir. Ayrıca kaliteli protein (amino asit glutamin dahil) bağışıklık için oldukça önemli.

Bu besinler bağışıklık sistemine; antioksidan görevi yapıp sağlıklı hücreleri koruyarak, bağışıklık hücrelerinin büyümesini ve aktivitesini destekleyip antikor üreterek yardımcı olur.

Meyve, sebze, kepekli tahıllar, baklagiller ve liften zengin diyetlerin, faydalı mikropların büyümesini ve korunmasını desteklediği biliniyor. Protein vücudun bağışıklık sisteminde iyileşme ve yenilenme açısından önemli rol oynar. Biyolojik değeri yüksek proteine, özellikle, süt, süt ürünleri, yumurta, deniz ürünleri, yağsız et, kümes hayvanları, fasulye, bezelye, soya ürünleri, tuzsuz fındık ve yağlı tohumlar gibi çeşitli protein kaynaklarına diyetimizde yer vererek bağışıklık sistemimizi destekleyebiliriz.

A vitamini

Ağız, mide, bağırsak ve solunum sistemindeki deri ve dokuları sağlıklı tutarak bağışıklık sistemini düzenlemeye ve enfeksiyonlara karşı korumaya yardımcı olur. Bu vitamini tatlı patates, havuç, brokoli, ıspanak, kırmızı dolmalık biber, kayısı, yumurta gibi gıdalardan veya “A vitamini ile zenginleştirilmiş” etiketli bazı gıdalardan sağlayarak diyetimize ekleyebiliriz.

C vitamini

Antikor oluşumunu uyararak bağışıklık sistemini destekler. Portakal, greyfurt ve mandalina gibi turunçgiller veya kırmızı dolmalık biber, papaya, çilek, kivi, domates suyu gibi yiyecekleri seçerek bu sağlıklı vitamini sıklıkla tüketerek bağışıklık sistemimizi güçlendirebiliriz. Ayrıca, işlenmiş gıdaların ağırlıklı olduğu, besin çeşitliliği bakımından sınırlı, vitamin ve mineral bakımından fakir diyetler, sağlıklı bir bağışıklık sistemini olumsuz yönde etkiler.

Bağırsak sağlığı ve bağışıklık birbiriyle derinlemesine bağlantılıdır. Fermente gıdalar ve probiyotikler, zararlı patojenlerin tanımlanmasına ve hedeflenmesine yardımcı olarak bağışıklık sistemimizi güçlendirir. Probiyotik gıdalar arasında; yoğurt, kefir, lahana turşusu, doğal olarak fermente edilmiş ürünler ve bazı peynir çeşitleri bulunur. Vücut direncini arttırmak adına diyette düzenli tüketilmeleri gerekir.

E vitamini

Antioksidan görevi yaparak bağışıklık fonksiyonunu destekler. Takviyeli tahıllar, ayçiçeği çekirdeği, badem, bitkisel yağlar (ayçiçeği veya aspir yağı gibi), fındık ve fıstık ezmesi ile diyetinize E vitamini ekleyebilirsiniz.

Çinko, bağışıklık sisteminin düzgün çalışmasına ve yaraların iyileşmesine yardımcı olur. Çinko; yağsız et, kümes hayvanları, deniz ürünleri, süt, tam tahıllı ürünler, fasulye, tohumlar ve kuruyemişlerde bulunur.

Omega-3’ün anti-inflamatuar özelliklere sahip olduğu bir süredir bilinirken, yeni araştırmalar bağışıklık sistemi hücrelerinin işleyişini etkileyerek bağışıklık sistemini daha da desteklediğini gösteriyor. Haftada 2-3 gün balık tüketerek omega-3 ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz Ayrıca ceviz, chia tohumu, zeytinyağı, somon, keten tohumu, ve avokado gibi esansiyel yağ asitlerinden zengin sağlıklı yağlar, iltihabı azaltarak vücudunuzun patojenlere karşı bağışıklık tepkisini arttırır ve bağışıklık sistemini güçlendirir.

Yakın dönemde yapılan araştırmalar, rafine şeker ve kırmızı et bakımından zengin diyetlerin, sağlıklı bağırsak mikroorganizmalarında rahatsızlıkları teşvik edebileceğini ve bunun sonucunda bağırsakta kronik iltihaplanmaya sebep olarak bağışıklık sistemini negatif yönde etkileyeceğini gösteriyor. Son olarak rafine ve ilave şeker kullanımı, obezite, tip 2 diyabet ve kalp hastalığına önemli ölçüde katkıda bulunur. Bu kronik hastalıkların tümü bağışıklık sistemini baskılar. Şeker alımını düşürmek, iltihaplanmayı ve bu hastalıklara yakalanma riskini azaltır.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

COVID-19

İzolasyon Ne Zaman Bırakılabilir?

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Coronavirüse maruz kalanlar belirtiler başladıktan en az 10 gün sonra, ateş düşürücü kullanmadan en az 24 saat ateş yükselmediğinde ve belirtiler düzeldiğinde izolasyonu bırakabilir.

Yeni coronavirüsle ilgili yapılan araştırmalar, her geçen gün virüs hakkında yeni bilgiler ortaya çıkarıyor. Bu bilgiler ışığında da semptomlar, tedavi ve iyileşme hakkında bazı güncellemeler yapılıyor. Son olarak Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi kısa süre önce bazı durumlara ilişkin yeni kuralları duyurdu.

Daha önce Covid-19 ile enfekte olmuş bir hastanın iyileştikten sonra yeniden test edilmesini öneren merkez, yeni duyurusunda artık yeniden teste gerek olmadığını savundu. Ayrıca, belirtileri iyileştikten sonra 24 saat arayla yapılan iki testi de negatif çıkan kişilerin, sosyal ortamlarda bulunmasının diğer insanlar için güvenli olduğu kabul ediliyordu. Şimdi ise ateş düşürücü kullanmasına gerek kalmadan ateşi düşmüş kişilerin belirtilerin görülmesinin ardından 14 gün geçene kadar başkalarından uzak durması tavsiye edildi.

İyileştikten sonra tekrar teste gerek yok

Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin yeni güncellemelerinin ardından Covid-19 hastalarının ne zaman izolasyonu bırakmaları gerektiği konusunda da bazı değişikliklere gidildi. Buna göre; belirtiler başladıktan en az 10 gün sonra, ateş düşürücü kullanmadan en az 24 saat ateş yükselmediğinde ve belirtiler düzeldiğinde hastalar izolasyonu bırakabilir. Virüs testi pozitif çıkan ve asemptomatik olanlar kişiler de testin yapıldığı günden itibaren en az 10 gün sonra izolasyonu bırakabilir.

Uzmanlara göre hastalığın ardından izolasyonu bırakmak için tekrar test sonucuna bel bağlamak doğru değil. Bunun nedeni olarak da bazı insanların artık bulaştırıcı olmasalar da test sonuçlarının pozitif çıkabiliyor olması gösteriliyor. Yapılan test vücuttaki virüs parçacıklarını tespit edebiliyor, ancak tespit edilen bu parçacıklar başkalarını enfekte edebilecek virüs hücreleri değil.

Elbette bu öneriler bir genellemeye yapılarak oluşturulmuş. Covid-19’u ciddi olarak yaşayan kişiler için bu öneriler geçerli değil. Hastalığı ağır ve ciddi seyredenlerin semptomlar başladıktan sonra üç haftaya kadar izole olmaları gerekebiliyor. Özellikle bağışıklığı zayıf kişiler yüksek riskli grupta olduklarından doktor kontrolünde olmalı ve süreci doktorun önerilerine göre yürütmeliler.

Maske, mesafe ve hijyen değişmiyor

Virüs hakkında bildiklerimize her geçen gün yenileri eklense ve bazı bildiklerimiz değişse de salgının en başından beri değişmeyen bazı kurallar var. Bu kurallar henüz Covid-19 ile enfekte olmamış, şu an hasta olan veya haftalar ya da aylar önce hastalanıp iyileşmiş herkes için geçerli.

Risk durumu fark etmeksizin maske kullanılmalı, sosyal mesafeye dikkat edilmeli, sık sık eller yıkanmalı ve herhangi bir belirti gösterilmesi halinde test yaptırmayı ya da test sonucunu beklemeden izole olunmalı.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

COVID-19

Sürü Bağışıklığı İmkansız Olabilir

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Covid-19’a karşı sürü bağışıklığı olup olmayacağı yakından takip edilen bir konu. Uzmanlara göre sürü bağışıklığı oluşması bir yana yakın bile değiliz. Virüsün yayılmasını engellemek için hala en iyi yol maske, mesafe ve hijyen.

Coronavirüse karşı bağışıklık oluşup olmayacağı üzerine uzmanların çalışmaları devam ediyor. Amerikalı bilim insanlarının şu ana kadar elde ettikleri sonuçlara göre, sürü bağışıklığına hala çok uzağız. Hatta çalışmalar gösteriyor ki, Covid-19’a karşı gelişen antikorlar sadece birkaç ay kalıcı oluyor. Bu sebeple uzmanların şu ana kadar söyleyebildiği tek şey, bireysel korunmaya önem vermek; yani maske takmak, sosyal mesafeye dikkat etmek ve elleri sık sık yıkamak.

Covid-19 ile enfekte olanların sayısı arttıkça sürü bağışıklığına bir adım daha yaklaşıldığı düşünülebilir. Ancak uzmanlara göre bir toplumda sürü bağışıklığı oluşabilmesi için nüfusun yüzde 60’dan fazlasının enfekte olması gerekiyor.

Virüsün yayılmasına izin vermek çözüm getirmedi

Dünya genelinde her ne kadar vaka sayıları artsa da virüsün en yoğun tahribata uğrattığı yerlerde bile sürü bağışıklığı görülmüş değil. Araştırmalara göre çok az yerde antikor seviyeleri yüzde 20’nin üzerinde. Pandeminin başında büyük kayıplar veren, virüsün kontrolsüz ilerlediği İtalya’da bile bağışıklık oranı yaklaşık yüzde 13’te kaldı.

Sürü bağışıklığı oluşturmak için virüsün yayılmasına izin veren bazı ülkeler de oldu. Mesela İsveç bu yöntemi denedi ve komşu ülkelere göre vaka sayıları da ölüm sayıları da katlandı. İsveç, bu denemeye rağmen hala sürü bağışıklığına yakın değil.

Uzmanlara göre sürü bağışıklığı konusu sadece ölüm oranlarıyla ilgili değil. Virüsle ilgili bilim insanlarının keşfettiği yeni bilgiler, asemptomatikliğin düşünüldüğü kadar zararsız olmadığını, Covid-19’un uzun vadeli komplikasyonlara neden olabildiğini gösteriyor. Akciğer ve böbrek hasarları ile kalp ve solunum yolu hasarları gibi etkilerin ortaya çıkabildiğine dair bazı kanıtlar edinildi.

Antikor kalıcı olmayabilir

Covid-19’a karşı antikor tepkilerinin araştırıldığı bir çalışmada, 96 Covid-19 hastası üç ay boyunca takip edildi. Belirtilerin başlamasından sonraki 10-15 gün içinde enfekte kişilerde antikorların oluştuğu ve hastalığın şiddetine göre antikor seviyesinin değiştiği görüldü. Bilim insanları takipler boyunca özellikle düşük seviyede antikor geliştirenlerde, bu seviyenin git gide azaldığını raporladı. Bazı hafif vakalarda ise hiç antikor tespit edilemedi.

Antikor seviyelerinin azalması yeniden enfekte olmaya kapıyı aralasa da, virüsün yakın zamanda ortaya çıkmış olması nedeniyle, oluşan antikor tepkilerinin ne kadar süre kalıcı olacağı, yeniden enfekte olmayı önleyip önlemeyeceği konusuna bir açıklık getirilemiyor. Ayrıca antikorların kalıcı olmaması demek asla sürü bağışıklığına ulaşılamayabileceği anlamına da geliyor.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

web site tasarımı halı yıkama sineklik