Bizimle iletişime geçin

Göze Çarpanlar

Kalp Hastalığı Riskini Arttıran Faktörler

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Kalp Hastalığı Riskini Arttıran Faktörler

Duygusal şoklar bir anda gerçek kalp problemlerine dönüşebilir. Başınıza gelen bir ayrılığın, kaybın veya maddi sıkıntının, kalp hastalığına neden olabileceğini unutmayın…

Obezite, hareketsiz yaşam, sigara, alkol, yüksek tansiyon, kolesterol, sağlıksız beslenme ve stresin; kalp hastalığı riskini arttıran faktörler olduğunu artık neredeyse hepimiz biliyoruz.
Fakat bunlar, kalp hastalığı riskinizi artırabilecek tek faktör değildir. Öyle ki, aşk hayatınız gibi görünüşte zararsız görünen faktörler, çocukluğunuzu nasıl geçirdiğiniz ve hatta ilk ergenliğe adım attığınız yaşınız bile kalp hastalığı riskinizi etkileyebilir. Ülkemizde ve dünyada ölüm nedenlerinin başında hâlâ kalp ve damar hastalıkları gelmektedir. Araştırmalara göre, sadece Avrupa’da yılda yaklaşık 4 milyon kişi bu hastalıktan hayatını kaybediyor.

Bu korkutucu tablonun elbette birçok nedeni var. Kalp hastalığı riskiniz; yaşınız ve ailenizin sağlık geçmişi gibi kontrolünüzün dışında olan bazı faktörlere de bağlı olabilir. Fakat sigara içmek ve fiziksel aktivite düzeyiniz gibi diğer risk faktörleri sizin elinizdedir ve aslında yapacağınız değişiklerle büyük bir fark yaratabilirsiniz.
Eğer gerçekten kalp hastalığı riskinizi azaltmak istiyorsanız, sadece kalp hastalıkları için herkesin bildiği risk faktörlerine değil, aynı zamanda sinsice sizi etkileyebilecek olanlara da dikkat etmeniz gerekir. Bugün sizlere bu nedenlerle ilgili bilgi vereceğim…

Ergenliğe ilk adım yaşı önemli

ABD’de Pediatrik Endokrinoloji ve Metabolizma dergisince yapılan bir çalışmada, 12 yaşından önce ilk adet dönemine giren kadınların, 13 ya da daha büyük yaştaki kadınlara kıyasla kalp hastalığına yakalanma olasılıklarının yaklaşık yüzde 10 daha fazla olduğu bulunmuştur. Araştırmacılar, bunun tam olarak neden olduğu konusunda bilgi vermese de, diğer araştırmalar östrojen seviyelerini artırmanın (ergenlik döneminde önemli bir rol oynayan bir hormon) yaşamınız boyunca kan pıhtıları ve felç riskini yükseltebildiğini gösterdi.

Zayıflama ilaçlarına dikkat!

Bir türlü kilo veremeyen kişilerin başvurduğu yöntemlerden biriside zayıflama ilaçları.
Bu ilaçların ne kadar tehlikeli olabildiğinden her fırsatta bahsediyorum, ama daha da kötüsü var. Bu ilaçlar, kalp hastalığına neden olup sizi ölüme bile götürebilir. Çoğu zayıflama hapı da dahil olmak üzere uyarıcı etkisi olan herhangi bir hap, kalbinize zarar verebilir. Nedeni ise kalbiniz üzerinde stres oluşturan kan basıncınızı ve nabzınızı artırmasıdır.
Yeterince uzun süre kullanırsanız, kalıcı hasara neden olabilir.

Uzun süren grip, kalp krizi nedeni

New England Journal of Medicine’da yayınlanan yeni bir araştırmaya göre, grip hastalığınayakalandıktan sonra en az bir yıl boyunca kalp krizi riskiniz yaklaşık altı kat artar. Uzmanlar, bazıbakteriyel ve viral enfeksiyonların kalbinize girerek kalp hastalığına ve hatta kalp yetmezliğine neden olabileceğini söylüyor.

Sosyal medya yalnızlaştırmasın

Heart dergisinde yayınlanan bir çalışmaya göre, yalnız hissetmek ve sosyal hayatta yalnız olmak, kalp hastalığı riskini yüzde 30 artırıyor. Yalnız kalmamak için, sosyal medyada fazla vakitgeçirmek yerine, arkadaşlarınıza ve ailenize vakit ayırın veya en güzeli evcil hayvan edinin. Unutmayın, size sadece koşulsuz sevgi sunmazlar, aynı zamanda bir köpeği gezdirmek iyi biregzersizdir. Ayrıca Harvard Üniversitesi tarafından bildirilen bir araştırmaya göre, bir evcil hayvana sahip olmanın; yalnızlığı azaltmadığı, kalp sağlığını geliştirebileceği de gösterilmiştir.

Hamilelikte hastalık riski artırıyor

Bebek büyütmek en kutsal görevlerden biri olsa da dolaşım sisteminiz için fazladan bir iştir. Kan hacminiz iki katına çıkar ve kalbiniz fazla çalışmak zorundadır. Bu, sadece gelecekteki kalphastalığınız için riskinizi artırmaz; hamileliğiniz sırasında gebelik diyabeti, preeklampsi veya yüksek tansiyonunuz varsa, kalp hastalığı için önemli ölçüde risk altındasınız demektir.

Duygusal şoklar kalbinizi yormasın

Aldatılma, terk edilme gibi duygusal şoklar, kalp kırıcı ve üzücü durumlar; sıklıkla kalp hastalıkları veya kalp krizlerine yani ‘Kırık kalp sendromu’na neden olabiliyor. Yani duygusal sıkıntılar, gerçek kalp problemlerine dönüşebilir.
Başınıza gelen derin bir üzücü olay, bir ayrılık, sevilen birinin kaybı, mali sıkıntı veya boşanma da dahil olmak üzere yaşadığınız pek çok şey; kalp hastalığına neden olabileceği gibi önlenmesi veya engellenmesi zordur. Ama egzersiz, meditasyon, yoga gibi sağlıklı başa çıkma teknikleri kullanarak bu sert duygularla nasıl başa çıkılacağına dair ipuçlarını deneyebilirsiniz.

Alkol, sağlığa zararlıdır

Alkolün kalp hastalığı üzerindeki etkisi konusunda birçok çelişkili bilgi var, ancak şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki alkolün her türlü tüketimi sağlığa zararlıdır. Özellikle de günde birkadehten fazla alkol tüketiyorsanız, kalp hastalığı riskinizi artırmış olursunuz.
Her türlü bağımlılıktan uzak durmanızı şiddetle öneririm.

MARGARİN VE SOSİSLİ SANDVİÇTEN UZAK DURUN

Gıdaların, bedenlerimizi besleyebildiği gibi vücutlarımızı zehirleyebildiğini de unutmayın. İşte kalp sağlığınız için en kötü yiyecekler hakkındaki güncel bilgiler…

Margarin

Son araştırmalar, tereyağının kalp için kötü olmadığı iddialarını güçlendirdi. Öte yandan margarin, sağlıksız trans yağ asitleri kaynağıdır. Kardiyovasküler hastalık riskiniz söz konusu olduğunda dikkat etmenizde ve tüketmemenizde fayda görüyorum.

Rafine Karbonhidratlar

Rafine karbonhidratların hiçbirinin kalbinizi hiçbir şekilde desteklemediği, araştırmalarda gösteriliyor.
Uzmanlar; ketçap ve salata sosları, makarna sosları, ekmek ve az yağlı yoğurtların daha yaygın şeker kaynakları ve rafine karbonhidrat olduğunu söylüyorlar.

Toz Kahve Kreması

Margarinler gibi toz kahve kremaları da trans yağ içerir. Trans yağlar olarak da bilinen hidrojene yağlar, kalp krizi için büyük risk oluşturuyor.
Dikkat etmekte ve mutfağınızdan çıkartmakta fayda var.

Sosisli Sandviç

Sosisli sandviçler, sosisler ve çoğu şarküteri ürünleri gibi yoğun işlenmiş etler, katkı maddeleriyle doludur. Uzmanlar, bu etlerin hangi katkı maddelerinden sorumlu olduğunu tam olarak tespit etmelerinin zor olduğunu söylüyor. Ancak bilinen bir gerçek var ki, o da bu ürünlerin kalp hastalığı riskini olumsuz etkilediği.

Tatlılar

Sofra şekeri, esmer şeker, mısır şurubu, bal, pekmez ve diğer tatlandırıcıları içeren herhangi bir ürün, daha yüksek oranda oksidatif strese yol açabilir. Sonuç olarak, bu tatlılar, tıkanmış atardamarlara, hipertansiyona, kalp yetmezliğine ve diğer kalp hastalıklarına yol açabilir.
Damarlarda tıkanmaya yol açabilecek pek çok etken vardır. Şeker hastalığı da bunlardan biridir. Onsuz da olmuyor, onunla da olmuyor biliyorum ama özellikle yüksek şeker hastasıysanız ve ‘Şeker içeren gıdalara dikkat ediyorum’ diye düşünüyorsanız bile kendinize karşı açık olun ve eğer şeker tüketiyorsanız mutlaka hayatınızdan çıkarın.
Kontrol altına alınmadığı zaman ciddi sağlık problemlerine yol açabilen yüksek kan şekeri, son derece basit yollarla düşürülebilir. Kan şekerini düşürmek için yumurta, tarçın, kimyon, zerdeçal gibi besinler tüketebilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aile Sağlığı

Ramazan Ayında Sıkça Sorulan Sorular

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

ramazan ayında sıkça sorulan sorular

Uzun saatler süren açlık tüm vücudunuzu olduğu gibi bağırsaklarınızı da etkiler. İftar ve sahurda yenen birer kase yoğurt hem tok tutar, hem de sağlığı korur. Bu haftaki yazımda, ramazan Ayında sıkça sorulan sorular ve bunların cevapları ile karşınızdayım.

Ramazan ayında sahurda hangi gıdaları tüketirsek uzun süre tok kalır ve daha az susarız?

Karbonhidratlar yani nişastalı tüm gıdalar hızlı tokluğa ve erken açlığa sebep olurlar. Ramazan ayında dengeyi iyi korumak kaydı ile uzun dönem tokluk hissi oluşturan proteinden zengin beslenmek önemli. Yani süt ve süt ürünleri başta olmak üzere, et ve diğer proteinli gıdaları tüketmek gerekir. Yalnız burada ciddi bir problem de var, proteinli gıdaların azot yükü fazla olduğundan fazlası böbreklere zararlıdır. Bu azot yükünü yıkayabilmek adına su tüketimi de protein tüketiminin artırıldığı gibi artırılmalı. Tavsiyem, iftarı; bir kase yoğurt, bir kase çorba, belki biraz süt ile geçiştirip en az 30-45 dakika ara verdikten sonra normal yemek ihtiyacınızı karşılayın. Yemek seçimleri düzgün olduğu sürece ne açlık hissedersiniz ne de kısa süreli yemenin rahatsızlığını. Fazla tuzlu ve baharatlı gıdalardan ve tabii ki reflüsü olanlar başta olmak üzere kızartma ürünlerinden uzak durmak lazım. Bu gıdalar size aşırı derecede susama etkisi yapacaktır.

BAKTERİLER HASTALIKLARA SEBEP OLUR 

Ramazan yaklaşık 18 saat aç kalıyoruz. İftarda bu açlığı rahat ve sağlıklı bir şekilde bastırmak için hangi gıdalar soframızda olmalı?
Süt ürünleri sindirim sisteminizi rahatlatır, tok tutar ve daha az susatır. İftarda ve sahurda birer kase olmak üzere iki porsiyon yoğurt yemenizi şiddetle öneririm. Yoğurdun bilimsel olarak günlük kalori ihtiyacını 500 kalori dolayında azalttığı kanıtlanmıştır. Bedeninizi oruca göre programlar, ayrıca susuzluğu önler ve bağırsaklarınızın daha sağlıklı halde kalmasını sağlar. Uzun süreli açlık bağırsak sisteminde duraksama veya yavaşlamaya sebep olur, içindeki dışkı akımı azalan bağırsaklarda bakteri yükü artar ve bu bakteriler hastalıklara sebep olabilir. Bunu da en iyi dengeleyen gıda yoğurttur. Unutmayın ki Kral 1. Fransuva enfektif ishal olduğunda muhteşem yüzyılın padişahı Kanuni kendisine bir doktor göndermiş ve o doktor Fransuva’yı yoğurt ile tedavi etmiştir. Benim de bu yıl Ramazan ayında favori gıdam yoğurt olacak.

 İftar ve sahur arasında tatlı ihtiyacını gidermek için ne tür tatlıları önerirsiniz? Tatlandırıcı ile güllaç yapılabilir mi?
Tatlı bir insan için gereklilik değildir ama psikolojisi için olmazsa olmaz bir besindir. Karbonhidrattan yoksun beslenen kişilerde depresyon eğilimi olduğu görülmüştür. Buna rağmen ben özellikle Ramazan sofralarında hali hazırda bulunan karbonhidratlı yani nişastalı gıdalar sebebi ile bir de yemek sonrasında tatlı yenmesine karşıyım. Yediğiniz tatlılar zor dengede duran sistemde ani kan şekeri yükselmeleri ile hormon dengenizi de bozar. Sonuçta tatlı, Ramazan ayında kilo almak ve yorgunluk kaynağı diyebiliriz. Tatlandırıcı konusuna gelince; ben tatlandırıcı taraftarı bir hekim değilim. Her ne kadar bitkisel olanları olsa da, ben tatlandırıcılara şüpheli yaklaşıyorum. Tatlandırıcı yerine agave şurubu ile yapılan tatlılar tercih edilebilir.

 Sahurda ya da iftarda bitki çayı tüketilmesini önerir misiniz? Hangi çaylar tüketilmeli?
Ben bitki çayından önce sağlık için de normal bildiğiniz siyah çayı öneriyorum. Tabii ki bir de yeşil çay. Bitki çaylarından ziyade siyah çayın olağanüstü faydalarından yararlanmak adına ve bitki çaylarından destek almak için karışım yapabilirsiniz. Örneğin taze nane yaprakları siyah çayın içinde hem mükemmel bir lezzet oluşturur, hem de sindirimi kolaylaştırır. Diğer yandan lavanta veya adaçayı da kullanılabilir.

Şarküteri ürünlerinden uzak durun

İftar ve sahurda uzak durulması gereken gıdalar neler?
İftar ve sahurda baharatlı ürünler, hazır gıdalar, şarküteri etleri ve diğer tuzlu ürünlerden uzak durmak gerekir. Ambalajlanmış gıdaların hepsinde çeşitli kimyasallar var ve bu kimyasallar leptin hormonunuzu kilitler, insülin hormonunuzun çalışmasını engeller ve sisteminizi bloke eder. Size açlık olarak geri dönmez ama zaten bedensel sisteminizi düzene koymak için tutulan orucun etkisini zararlı hale getirirler. Baharatlı ve tuzlu gıdalar aşırı susamaya yol açar, şarküteri etleri ise gizli tuz içerirler.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Su içmemenin Zararları

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

su içmemenin zararları

Bazen çalışma temposundan, bazen susuzluk hissetmemekten, bazen ise çeşitli farklı sebeplerden dolayı günü bir bardak su bile içmeden tamamladığımız olabiliyor. Suyun hayati öneminin farkında olmamıza rağmen, susamadığımız sürece su içmiyoruz. Peki bu ne kadar doğru? Yeterli miktarda su tüketmemek, sağlığımıza kendi ellerimizle zarar vermek demektir. Bu yüzden su içmek için susamayı beklememek lazım. Bu yazımızda su içmenin önemi ve su içmemenin zararları hakkında konuşacağız.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz, vücudumuzun yaklaşık yüzde 60’ının sudan oluştuğunu, tüm hücrelerin ve organların düzgün çalışabilmeleri için suya ihtiyaç duyduklarını belirterek “Her gün vücut, terlemeyle, idrarla ve hatta nefes alırken bile su kaybeder. Yaşamsal faaliyetlerin devam edebilmesi için kaybedilen suyun yerine konması gerekir. Vücudun su ihtiyacı kişinin kilosuna, aktivite durumuna göre değişiklik gösterirken, kilo başına su tüketiminin 30-40 ml olması gerekir. Hiç tüketilmemesi ise ölümcül sonuçlar doğurabilir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz, ihtiyacımızdan az su içtiğimizde sağlığımızı bekleyen tehlikeleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Tansiyonu yükseltiyor

Kanın yüzde 90’ı sudan oluşuyor. Kan hacmi ve kan basıncı su tüketiminden doğrudan etkilendiğinden, yeterli su tüketimi olmaması durumunda kan basıncı dengesi ayarlanamıyor, tansiyonda yükselişe neden olabiliyor.

Konsantrasyonu azaltıyor

Beynin yüzde 75’i sudan oluşuyor. Hafif seviyelerde susuzluk duygu durum ve bilişsel işlevlerde bozulmalara neden olabiliyor. Susuzluk sonucu konsantrasyon azalırken, kısa süreli hafıza gibi bilişsel işlevin performansı önemli ölçüde düşüyor. El-göz motor koordinasyonu bozulabildiğinden, hassas veya detaylı işlerin yapılması zorlaşıyor, güvenlik zafiyeti oluşabiliyor.

Mide- bağırsağı bozuyor

Bağırsağın düzgün çalışması için suya ihtiyacı var. Az su tüketimi olursa, sindirim sorunları ve kabızlık bir sorun haline gelebilir. Su tüketiminin yetersiz olması mide ekşimesini daha yaygın hale getiren ve mide ülserlerinin gelişimini teşvik edebilecek aşırı derecede asidik bir mideye neden olabiliyor.

Kas kramplarına yol açıyor

Terleme, vücut için önemli bir soğutma mekanizması. Cildin soğumasına yardımcı oluyor. Öte yandan ter attıkça tuz ve bazı mineralleri de kaybediyoruz. Ter kayıpları sıvı alımıyla telafi edilmezse, vücut ısısının düzenlenmesi sağlanamıyor, ayrıca kaslara giden kan basıncı azalıp, kas krampları ve kas kasılmaları gözlemlenebiliyor.

Astım ve alerjiyi tetikliyor

Su tüketimi azaldığında, hava yolları su kaybını en aza indirgemek için vücut tarafından kısıtlanıyor, böylece potansiyel olarak astım ve alerjiler daha da kötüleşebiliyor. Vücudumuzdaki mikropların kısa sürede dışarı atılabilmesi için de yeterli su tüketimi önemli. Özellikle yüksek ateş ve ishal gibi durumlarda su tüketimi hayati öneme sahip.

Baş ağrısına yol açabiliyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz “Susuzluk baş ağrısına da yol açabilirken, bazı gözlemsel çalışmalar susuzluğun migren sürelerini uzatabileceğini söylüyor. Birçoğumuz gün içerisine baş ağrısı yaşarız. Bunun nedenini stres, yorgunluk, uykusuzluk veya hastalık gibi nedenlere bağlarız. Ancak gün içerisinde sıklıkla baş ağrısı çekiyorsanız ve dinmeyen baş ağrıları migrene dönüşüyorsa bunun en temel nedeni su içmemeniz olabilir” diyor.

Böbrek yetmezliğine götürebiliyor

Böbrekler atıkların kan dolaşımından filtrasyonu ve idrar yolu ile atılım için suya ihtiyaç duyuyor. Böbrekler vücudumuzda her gün oluşan zararlı atık maddeleri (üre, kreatinin, ürik asit gibi) su ile seyreltip atıyorlar. Günlük ihtiyacından daha az sıvı alan insanlarda idrar akımı yavaşlayacağı için kolayca idrar yolu iltihapları ve taşları oluşabiliyor. Yetersiz su tüketimi uzun vadede böbrek yetmezliğine de yol açabiliyor.

Ciltte kırışıklıklara sebep oluyor

Cildimizin yaklaşık yüzde 30’u sudan oluşuyor. Su, cilt nemini korumak ve cilt hücrelerine gerekli besin maddelerini vermek için gerekli. Cilt dokusunu yeniliyor, esnekliğini artırıyor. Bu da, kırışıklıklar ve ince çizgiler gibi yaşlanmanın belirtilerinin görünümünü geciktirmeye yardımcı oluyor. Az su tüketildiğinde ise; cilt bozuklukları ve kırışıklıklarla daha erken karşılaşılıyor.

Eklem ağrılarına yol açıyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz “Eklemlerde ve omurganın disklerinde bulunan kıkırdak, yaklaşık yüzde 80 oranında su içerir. Su tüketimi yeterli olduğunda kıkırdaklar daha iyi iş görür ve iyi yağlanmış omurga daha kolay hareket edebilir. Daha pürüzsüz omurgada sürtünme daha az etkilenir. Susuzluk arttığında, dejenerasyon ve hasara neden olabilir, şiddetli ağrıya yol açabilir” diyor.

Su tüketiminin öneminden bahsettiğimiz videomuzu izlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bağışıklık

Bahar Rahatsızlıkları

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

bahar rahatsızlıkları

BAHAR HASTALIKLARINA KARŞI ETKİLİ ÖNERİLER!

Kış bitti, bahar aylarının güzel günleri önümüzde… Kış mevsiminde kendimizi kapalı mekanlara kapamamızın sonucu olarak, bahar mevsimine giriş yapmamızla beraber hepimizde kendimizi dışarı atma isteği doğdu. Baharla birlikte güneşin yeniden göz kırpması, baharın enerjisinden faydalanma isteğimizi de arttırdı. Tüm bu olumlu durumlara rağmen bahar mevsiminin bir geçiş dönemi olduğunu unutmamak lazım. Bu değişikliklere ayak uyduramadığımız zaman, bahar rahatsızlıkları olarak da tanımlayabileceğimiz mevsime özgü hastalıklar da kendini gösterebiliyor.

Acıbadem Taksim Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja “Bir geçiş dönemi olan bu zamanda değişikliklere ayak uyduramadığımızda birçok bedensel ve ruhsal problemler yaşıyoruz. Bu nedenle bahar aylarının tetiklediği hastalıklara karşı baştan önlem alarak korunmak gerekir. Dikkat edilmesine rağmen bu şikayetler devam ederse altta yatabilen nedenlere yönelik tetkik etmeyi ihmal etmemek gerekir” diyor. Dr. Edvin Murrja baharın tetiklediği 5 hastalığı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

 

BAHAR ALERJİSİ/ ALERJİK RİNİT

Bahar alerjisi yaşam kalitesini etkileyen bir hastalık. Ateş olmadan sürekli gözlerde yanma, sulanma, kaşıntı gibi şikayetler bahar alerjisini düşündürmeli. Bu şikayetler çocukların okul başarısını veya erişkinlerin gün içi performansını etkileyebiliyor. Bu durum da üst solunum yollarının fonksiyonunu etkilediğinden alerjik bünyeli kişiler diğer kişilere göre daha sık sinüzit ve kulak enfeksiyonları ile karşılaşıyor.

Korunma yolları: Bahar alerjisi olanlar için ağaç ve çiçeklerin yoğun olduğu yerlerden uzak durmak önemli. Evde halı, kilim gibi toz tutan eşyaları kaldırmak ve sık temizlik yaptırmak faydalı olabilir. Tedavi olarak alerji ilaçları veya uygun hastalarda aşı uygulanıyor. Tedaviyi ihmal etmemek, hastalığın astıma çevrilmemesi açısından çok önemli.

Bahar alerjisi karşıtı olan besinlerden bahsettiğimiz yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

BAHAR YORGUNLUĞU

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Edvin Murrja “Bahar ile birlikte halsizlik, yorgunluk, uyku hali, eklem ağrıları gibi şikayetlere sık rastlanmakta. Hormonal sistemler ve metabolizmadaki değişikliklerle birlikte kişinin ruhsal yapısı da etkilenmekte. Işık, ısı, renk gibi doğadaki değişiklikler pozitif yönde etki etmesi beklenir ancak uyum sağlanamadığında negatif etkisi kaçınılmazdır. Ancak alacağınız bazı önlemlerle bahar yorgunluğuna karşı koyabilirsiniz. Bu tedbirlere rağmen geçmez ise altta başka bir neden yatabileceği için uzmana görünmekte fayda var” diyor.

Korunma yolları: Bahar yorgunluğunu önlemek için özellikle 2-3 litre su tüketimi, yeterli vitamin, mineral ve antioksidan içeren dengeli beslenme önemli. Bu dönemde yürüyüş, koşu, yüzme gibi düzenli egzersiz yapmalı, yeterli uyku, çalışma/dinlenme aralıkları ve ısı değişimlerine dikkat edilmeli. Sigara, kafein ve alkolden kaçınmalı

ASTIM

Baharla birlikte polenler alerjik yapıdaki kişilerde hapşırık, burun akıntısı, nezle, nefes darlığı gibi şikayetlere yol açıyor.

Korunma yolları: Astımlı hastalar bahar aylarında sık atak geçirme riskiyle karşı karşıya kaldığından bu hastalarda ilaç tedavisinin yeniden düzenlenmesi gerekebiliyor. Önlem olarak sabah saatlerinde dışarıya çıkmamaya dikkat edilmeli, pencereler kapalı tutulmalı, evin havalandırılması polenlerin azaldığı geç saatlere bırakılmalı. Akşam eve dönüldüğünde kıyafetlerin değiştirilmesi ve duş alınması gerektiği unutulmamalı.

ENFEKSİYONLAR

 Kış aylarında başta grip ve soğuk algınlığı olmak üzere birçok hastalığa maruz kaldık. Baharın gelişiyle tam ‘kış griplerinden kurtulduk’ derken bu kez de havaların değişkenliği nedeniyle bağışıklık sisteminin zayıflaması sonucu diğer virüslerin yaptığı üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarına maruz kalıyoruz.

Korunma yolları: Enfeksiyonlardan korunmak için ilk yapmamız gereken sağlıklı ve dengeli beslenmek, hasta kişilerle teması önlemek. Enfeksiyonların çoğu el ve ağız yoluyla bulaştığından ellerinizi gerektiği sıklıkta sabunla yıkayın. Bulunduğunuz ortamı düzenli havalandırın. Spor ve güneş ışınlarından yararlanmak hastalıklardan korunmak için önemli unsurlar olduğundan, en azından haftada 3 gün yarım saat tempolu yürüyün. Bağışıklık sistemini en çok güçlendirenler C ve D vitamini olduğu için, C vitamin kaynağı olarak taze meyve ve sebzelerden faydalanırken D vitaminini güneş ışınları ile artırmayı ihmal etmeyin.

MİDE BAĞIRSAK HASTALIKLARI

Mide-bağırsak sistemine ait hastalıklardan özellikle gastrit ve reflü şikayetleri bahar mevsimiyle birlikte artış gösteriyor. Bu dönemde bazı virüslere bağlı ishal vakalarına da sık rastlanıyor. Stres ve beslenme değişiklikleri ile birlikte bağırsak düzensizlikleri de ortaya çıkabiliyor.

Korunma yolları: Dikkatli bir diyetle bir yandan kışın aldığınız fazla kiloları verirken, diğer yandan mide bağırsak şikayetlerini de azaltabilirsiniz. Bol su içmek, sebze meyveleri bol suyla yıkamak ve dışarıda iyi temizlendiğinden emin olmadığınız yerlerde yeşillik ve çiğ sebze tüketmemeniz önemli.

 

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar