Connect with us

Beslenme

Şeker Hastalarına Öneriler

Tarih:

on

Şeker Hastalarına Öneriler

Diyabet, sadece ilaç ile tedavi edilecek bir hastalık değildir. Çünkü beraberinde birtakım yaşam tarzı değişiklikleri de gerektirir. Hastanın, tedavisinin sorumluluğunu alması önem taşır. Bu yazımızda şeker hastalarına öneriler sunacağız.

Diyabet, tek başına hekimin ya da hastanın tedavi edebileceği bir hastalık değildir. Dolayısıyla bu tedavinin içerisinde gerçek bir patron yok. Tedavide hekim ve hasta uzun vadeli ortak gibi çalışmalıdır. Hasta tedavinin içine ne kadar fazla katılırsa, diyabete bağlı problemleri önlemek de o kadar kolay olacaktır.
Aynı zamanda diyabet tek başına ilaç ile tedavi edilecek bir hastalık değildir. Çünkü beraberinde birtakım yaşam tarzı değişiklikleri de gerektirmektedir. Şeker hastalığında, endokrinoloğun dışında hastanın da tedavisinin sorumluluğunu alması çok önem taşır. Bunun için de hasta bilinçli ve eğitimli olmalıdır. Buradan yola çıkarsak; diyabet eğitimi, şeker hastalığında tedavinin aslında başlangıcı hatta temelidir diyebiliriz.

STRES HORMONLARI ŞEKERİ YÜKSELTİR

Başarılı diyabet tedavisi; beslenme planına uyulması, ilaç veya insülinin doğru biçimde kullanılması ve fiziksel aktivitenin düzenlenmesiyle mümkündür. Vücudumuz mental olarak bir strese maruz kaldığında (üzüntü, depresyon, panik, endişe, kaygı, aşırı sevinç vb. gibi) ya da organik bir strese maruz kaldığında (ateş yüksekliği, aşırı soğuğa maruz kalma, ameliyat, travma, infeksiyon, akut hastalığa maruz kalma ya da kronik hastalığın alevlenmesi gibi) stres hormonlarında artma olur. Kortizol ve adrenalin stres hormonlarının başlıcaları olup, bu stres hormonları insülinin zıddı bir etki göstererek kan şekerini yükseltirler. Aslında bu bir bakıma vücudu koruma refleksidir. Kısacası vücudumuzda olağandışı bir hadise meydana geldiğinde ve hücrelerimiz zarar görmeye başladığında bu stres homonları devreye girerek kan şekerini yükseltirler. Hücrelerin yaşamak veya onarılmak için enerjiye ihtiyaçları vardır ve bu enerji yükselen şeker ile elde edilir. Şeker hastalığı ya da gizli şekeri olmayanlarda bu durum kısmen kabul edilebilir. Ancak şeker hastalığı olanlarda insülinin zıddı yönünde etki eden bu hormonlar şeker düzeyini fazla yükseltebilir. Hastanın böyle bir streste tedaviyi aksatabileceğini de düşündüğümüzde kan şekerinin ciddi yüksekliklere ulaşabileceğini öngörebiliriz.

İLACINIZ HAKKINDA İPUCU VERİR

Ateş yüksekliğinin yol açtığı çarpıntı, halsizlik, baş ağrısı, kas ağrıları, bulantı gibi yakınmalar, belirgin kan şekeri yüksekliğinin yol açtığı kan koyulaşması gibi nedenler ile oluşan benzer yakınmalar ile karışabilir. Bu durumda emin olmanın yolu kan şekerinin ölçülmesidir. Kan şekeri ölçümü ve şeker hastalığının seyrinde yapılan takip amaçlı tetkikler hayati önem arz etmektedir. Sabah yemekten önce ölçülen açlık kan şekeri, vücudumuzun kan şekerini gece ne kadar iyi düzenleyebildiğini gösterir. Yemekten iki saat sonra ölçülen kan şekeri ise yemekteki besin ve porsiyon seçimlerinin kan şekerini nasıl etkilediğini gösterir. Dolayısıyla kullandığımız ilacımızın yemek sonu şekeri kontrol etmeye uygun olup olmadığı hakkında bize ipucu verir. Son olarak bir sonraki yemekten önce kan şekeri ölçüm değeri bize kan şekerinin yemekten sonra hedeflenen değere geri dönüp dönmediğini gösterir.

AKTİVİTE ÖNCESİ ÖLÇÜN

Bu normal aralıklarda bakmış olduğumuz kan şekerlerinin dışında da kan şekeri ölçümleri yapıyoruz. Bu ölçümler bazen fiziksel aktivite öncesi, bazen de hastalık esnasında bakılan kan şekerleridir. Fiziksel aktiviteden önce ölçülen kan şekeri, bizlere fiziksel aktiviteye başlamak için bir atıştırmalığa ihtiyaç olup olmadığı hakkında bilgi verir. Bazı insanların fiziksel aktivite esnasında kan şekerleri düşer ve baygınlık bile geçirebilirler. Eğer kişilerin böyle bir şikayetleri varsa o zaman fiziksel aktivite öncesi kan şekeri ölçümü istiyoruz mutlaka. Diğer taraftan hastalıklardan vücudumuz kendini kurtarmak için stres hormonları ile kan şekerini yükseltebilir ve bu sebeple özellikle ağır hastalıklarda veya travma zamanlarında da kan şekeri ölçümü yapıyoruz. Bu ölçüm bizlere hastalık veya stresin kan şekerini nasıl etkilediğini gösterir. Şeker hastalığını doğru yönetmek için başka takip parametreleri de kullanıyoruz. Bunların başında beden kitle indeksi, bel çevreniz, ağırlığınız, Hemogloabin A1c testi, tansiyon ve kan yağlarının ölçümleri geliyor.

KULLANILAN GRİP İLAÇLARI ŞEKERİ YÜKSELTEBİLİR

Mevsim değişikliği ve kış aylarına yaklaşmamız sebebiyle şeker hastalarının belirli önemler almaları veya bazı hususlara dikkat etmeleri gerekiyor. Özellikle kış aylarında en sık karşılaşılan hastalıklar gribal enfeksiyonlar ve akciğer enfeksiyonlarıdır. Bunların her ikisi de şeker yüksekliğine yol açabilir. Öncelikle bu hastalıklardan korunmak için eğer risk grubundaysanız grip aşısı ve zatürre aşısı olmanız gerekebilir; bu konuda enfeksiyon hastalıkları doktorları size bilgi verebilir. Ancak eğer hastalanmışsanız, hastalık belirtileri başladığında erken dönemde tedavilerini yaptırmak gerekir. Kullanılan ilaçların katkı maddesi olarak şeker içermemesi gerekir. Özellikle öksürük şuruplarında şeker olabilir. Bazı grip ilaçlarında tansiyon yükseltici içerik olabilir, buna dikkat etmek gerekir.

İLK YAPMANIZ GEREKEN FAZLA KİLOLARINIZI VERMEK

Kilolu iseniz; ilk yapmanız gereken, fazla kilolarınızı verip yaşınıza ve boyunuza göre en uygun ağırlığa ulaşmaktır. Fazla kiloların verilmesi ile vücut var olan insülini daha iyi kullanmaya başlayacağından kan şekerinin kontrolü kolaylaşır, insülin ya da tablet gereksiniminiz azalır. Kilo verme, yüksek kan kolesterolü, yüksek kan basıncı (yüksek tansiyon), sırt ağrısı ve eklem ağrısı gibi diğer ilişkili problemlerinizin çözülmesine de yardımcı olabilir. Tansiyon veya kan basıncı ölçümleri ise yine çok büyük önem arz etmektedir. Yapılan araştırmalar bizlere kan basıncının yüksek olmasının insan hayatından ortalama 10 yıl çaldığını gösteriyor. Şeker hastalığının organ ve sistemlerde yaptığı hasarın minimal olması için kan basıncının normal sınırlarda olması gerekir. Kolesterol değerleri veya kan yağları profilinin bilinmesi de şeker hastalığı esnasında oldukça önemli. Şeker yüksekliğinin adeta damarları yaktığını biliyoruz, yüksek kan şekeri damar kas tabakasını kalınlaştırıyor ve damar duvarını bozuyor. Kötü kolesterol dediğimiz maddeler damar sertliğine sebep oldukları için özellikle şeker hastalığı esnasında oluşan damar hasarı, damar sertliğine davetiye çıkartıyor.

Şeker hastalarına öneriler sunduğumuz bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Beslenme

Hayatın Ritmi 88. Bölüm – Covid-19 Savunma Planı – Egzersiz Reçetesi – Kemik Erimesi

Tarih:

on

← ÖNCEKİ BÖLÜM                                                                       SONRAKİ BÖLÜM →

Covid-19 savunma planında bu bölümde sıra egzersiz reçetesinde. Bu egzersizleri evde kolaylıkla yapabilirsiniz. Ayrıca kemik erimesi hakkında merak ettiklerinizi de bu bölümde bulacaksınız.

Covid-19 savunma planının 3. günü…

Vücudumuzu koruyacak, evde yapabileceğimiz egzersizler neler? Hangi egzersiz akciğerlerimize faydalı? Dr. Halit Yerebakan Covid-19 savunma planına uygun basit ve sağlıklı hareketleri gösteriyor.  

Herkesi ilgilendiren teşhisi zor hastalık, kemik erimesi… İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Küçükardalı, kemik erimesinin neden olabileceği hastalıkları açıklıyor.

Menopoz ve kemik erimesi arasındaki bağlantı ne? İç Hastalıkları ve Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Hasan Aydın kemik erimesinin bilinmeyenlerini anlatıyor. 

Uzman Diyetisyen Yekbu Köseoğlu‘ndan K vitamini zengini vitaminler listesi… 

Fizyoterapi Uzmanı Canan Akar, kemik yoğunluğunu arttıran evde yapılabilecek basit egzersizleri gösteriyor.

Hepsi ve daha fazlası ‘Dr. Halit Yerebakan ile Hayatın Ritmi’nde…

Dr. Halit Yerebakan ile Hayatın Ritmi” programının tüm bölümleri ve diğer içerikleri için youtube sayfamızı da takip edebilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bağışıklık

Bağışıklığı Korumak İçin Dengeli Beslenme Şart

Tarih:

on

Tüketilen  besinler bağışıklık sistemi üzerinde büyük bir etkiye sahip. Tek bir besin grubunun bağışıklık sistemini güçlendirmesi olası değil.

İnsan vücudu her gün milyonlarca mikroorganizmaya maruz kalır. Bu mikroorganizmaların kötü etkilerinden bağışıklık sistemimiz sayesinde korunuruz. İşlevini iyi bir şekilde yerine getiren bağışıklık sistemi, sağlığımızı sürdürmemiz açısından oldukça önemli. Peki, bağışıklık sistemimizi nasıl daha güçlü kılabiliriz?

Tükettiğimiz besinler bağışıklık sistemimiz üzerinde büyük bir etkiye sahip. Tek bir besin grubunun bağışıklık sistemimizi güçlendirmesi olası değil. Diyet, temelde tüm besin gruplarından yeterli ve dengeli bir biçimde oluşmalı. Yeterli miktarda vitamin ve mineral tüketimi, bağışıklık sistemini kuvvetlendirmenin kilit noktası dersek yanlış olmaz.

Vitaminler bağışıklığı destekliyor

Bağışıklık hücrelerinin büyümesi ve gelişmesine önemli ölçüde katkı sağlayan vitamin ve minerallerin başında, C vitamini, A vitamini, D vitamini, E vitamini, bakır, çinko, selenyum, folik asit ve demir gelir. Ayrıca kaliteli protein (amino asit glutamin dahil) bağışıklık için oldukça önemli.

Bu besinler bağışıklık sistemine; antioksidan görevi yapıp sağlıklı hücreleri koruyarak, bağışıklık hücrelerinin büyümesini ve aktivitesini destekleyip antikor üreterek yardımcı olur.

Meyve, sebze, kepekli tahıllar, baklagiller ve liften zengin diyetlerin, faydalı mikropların büyümesini ve korunmasını desteklediği biliniyor. Protein vücudun bağışıklık sisteminde iyileşme ve yenilenme açısından önemli rol oynar. Biyolojik değeri yüksek proteine, özellikle, süt, süt ürünleri, yumurta, deniz ürünleri, yağsız et, kümes hayvanları, fasulye, bezelye, soya ürünleri, tuzsuz fındık ve yağlı tohumlar gibi çeşitli protein kaynaklarına diyetimizde yer vererek bağışıklık sistemimizi destekleyebiliriz.

A vitamini

Ağız, mide, bağırsak ve solunum sistemindeki deri ve dokuları sağlıklı tutarak bağışıklık sistemini düzenlemeye ve enfeksiyonlara karşı korumaya yardımcı olur. Bu vitamini tatlı patates, havuç, brokoli, ıspanak, kırmızı dolmalık biber, kayısı, yumurta gibi gıdalardan veya “A vitamini ile zenginleştirilmiş” etiketli bazı gıdalardan sağlayarak diyetimize ekleyebiliriz.

C vitamini

Antikor oluşumunu uyararak bağışıklık sistemini destekler. Portakal, greyfurt ve mandalina gibi turunçgiller veya kırmızı dolmalık biber, papaya, çilek, kivi, domates suyu gibi yiyecekleri seçerek bu sağlıklı vitamini sıklıkla tüketerek bağışıklık sistemimizi güçlendirebiliriz. Ayrıca, işlenmiş gıdaların ağırlıklı olduğu, besin çeşitliliği bakımından sınırlı, vitamin ve mineral bakımından fakir diyetler, sağlıklı bir bağışıklık sistemini olumsuz yönde etkiler.

Bağırsak sağlığı ve bağışıklık birbiriyle derinlemesine bağlantılıdır. Fermente gıdalar ve probiyotikler, zararlı patojenlerin tanımlanmasına ve hedeflenmesine yardımcı olarak bağışıklık sistemimizi güçlendirir. Probiyotik gıdalar arasında; yoğurt, kefir, lahana turşusu, doğal olarak fermente edilmiş ürünler ve bazı peynir çeşitleri bulunur. Vücut direncini arttırmak adına diyette düzenli tüketilmeleri gerekir.

E vitamini

Antioksidan görevi yaparak bağışıklık fonksiyonunu destekler. Takviyeli tahıllar, ayçiçeği çekirdeği, badem, bitkisel yağlar (ayçiçeği veya aspir yağı gibi), fındık ve fıstık ezmesi ile diyetinize E vitamini ekleyebilirsiniz.

Çinko, bağışıklık sisteminin düzgün çalışmasına ve yaraların iyileşmesine yardımcı olur. Çinko; yağsız et, kümes hayvanları, deniz ürünleri, süt, tam tahıllı ürünler, fasulye, tohumlar ve kuruyemişlerde bulunur.

Omega-3’ün anti-inflamatuar özelliklere sahip olduğu bir süredir bilinirken, yeni araştırmalar bağışıklık sistemi hücrelerinin işleyişini etkileyerek bağışıklık sistemini daha da desteklediğini gösteriyor. Haftada 2-3 gün balık tüketerek omega-3 ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz Ayrıca ceviz, chia tohumu, zeytinyağı, somon, keten tohumu, ve avokado gibi esansiyel yağ asitlerinden zengin sağlıklı yağlar, iltihabı azaltarak vücudunuzun patojenlere karşı bağışıklık tepkisini arttırır ve bağışıklık sistemini güçlendirir.

Yakın dönemde yapılan araştırmalar, rafine şeker ve kırmızı et bakımından zengin diyetlerin, sağlıklı bağırsak mikroorganizmalarında rahatsızlıkları teşvik edebileceğini ve bunun sonucunda bağırsakta kronik iltihaplanmaya sebep olarak bağışıklık sistemini negatif yönde etkileyeceğini gösteriyor. Son olarak rafine ve ilave şeker kullanımı, obezite, tip 2 diyabet ve kalp hastalığına önemli ölçüde katkıda bulunur. Bu kronik hastalıkların tümü bağışıklık sistemini baskılar. Şeker alımını düşürmek, iltihaplanmayı ve bu hastalıklara yakalanma riskini azaltır.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Şok Diyetlerin Zararlarını Biliyor musunuz?

Tarih:

on

Şok diyetlerin vücudunuza verdiği zararları duyunca çok şaşıracaksınız…

Covid-19 pandemi sürecinde uzunca bir süre fiziksel aktiviteden uzak kaldık.

Günlük rutinler değişti. Stres nedeniyle düzensizleşen yeme içme alışkanlıkları da pek çok kişide kilo alma gibi etkilere sebep oldu.

Bu durumla başa çıkmak ve eski formuna geri dönmek isteyenler kilo vermek için şok diyetlere yönelebiliyor. Ancak kilo verme sürecinde, özellikle şok diyet uygulamalarında dikkat edilmesi gereken önemli unsurlar var. Sizler için bir araya getirdik.

Sağlıkla kalın…

 

Sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirici içerik paylaşımı yaptığımız youtube sayfamızı görüntülemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar