Bizimle iletişime geçin

Covid19

Covid-19 Belirtilerinin Ortaya Çıkış Sırası Ayırt Edici Olabilir mi?

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Amerika’da araştırmacılar Covid-19’un nasıl başladığını ve ilerlediğini anlamak için belirtilerin ortaya çıkış sırasını bulmaya çalıştı. Grip, soğuk algınlığı ve alerjilerle benzeşen belirtiler, böylesine kafa karıştırıcıyken, belirtilerin ortaya çıkış sırası Covid-19’a yakalandığınızı anlamanın bir yolu olabilir.

Belirtilerden yola çıkarak Covid-19’u teşhis etmek pek kolay değil. Grip, soğuk algınlığı ve alerjilerle benzeşen belirtiler, test yapılmadan teşhisi neredeyse imkânsız hale getiriyor. Tabi bir de hiç belirti yaşamayanlar var.

Belirtiler böylesine kafa karıştırıcıyken, test yaptırmadan Covid-19’a yakalandığınızı anlamanın bir yolu olabilir mi? Belirtilerin ortaya çıkış sırası bu konuda bir ipucu olabilir.

Amerika’da Güney Kaliforniya Üniversitesi araştırma ekibi Covid-19’un nasıl başladığını ve ilerlediğini anlamak için belirtilerin ortaya çıkış sırasını bulmaya çalıştı. Yapılan çalışma Frontiers in Public Health dergisinde yayımlandı.

Covid-19’un ateş ile başlaması daha olası

Araştırmacılar, belirtilerin ortaya çıkış sırasının hastalara ve doktorlara Covid-19’u diğer solunum yolu hastalıklarından daha hızlı ayırt etmelerine yardımcı olacağını varsayarak Çin’deki 55 binden fazla Covid-19 vakasına ait Dünya Sağlık Örgütü’nde toplanan verileri ve Çin Ulusal Sağlık Komisyonu tarafından toplanan binden fazla vakanın verilerini kullandı. 16-24 Şubat tarihleri arasındaki doğrulanmış vakalara ait toplanan tüm verilerde vakaların semptomları analiz edildi.

Semptomların Covid-19’daki ilerlemesi hastalıkların farklı şekilde ortaya çıkıp çıkmadığını gözlemlemek için Sars ve Mers gibi diğer solunum yolu hastalıkları ile karşılaştırıldı. Elde edilen ilk sonuç, influenzanın öksürükle başladığı, Covid-19’un da diğer coronavirüslerle ilişkili hastalıklar gibi ateşle başladığı yönünde oldu. Ancak Covid-19’un gastrointestinal belirtilerin sırasına göre Sars ve Mers’ten farklı olduğu görüldü.

Her ne kadar elde edilen bu sonuç kanıtlanamamış olsa da, halka açık alanlara girişte yapılan ateş ölçümü uygulamasını destekliyor.

Covid-19’da ilk belirtinin ishal olma ihtimali düşük

Bu çalışmanın sonuçlarına göre Covid-19 ile enfekte olan birinin yaşayacağı ilk belirti büyük olasılıkla yüksek ateş; ardından öksürük, bulantı-kusma ve ishal. Covid-19’da ilk belirti olarak ishal ve bulantı-kusma görülmesi ihtimali ortaya çıkan modele göre oldukça düşük. Ayrıca bulantı ve kusmanın çok büyük oranda ishalden önce başladığı öngörülüyor.

Vakaların şiddetine göre de belirtileri inceleyen araştırmacılar, şiddetli ya da hafif seyreden vakalarda sıralamanın değişmediğini gördü. Ek belirtiler de bu sırayı değiştirmedi.

Covid-19 için tahmin edilen olası belirtiler, sıralamada ilk iki belirti yer değiştirirse influenza, son iki belirti yer değiştirirse de Sars ve Mers ile aynı.

Belirti sırasına değil belirtiye dikkat edin

Bulaşıcı hastalıklar uzmanlarına göre ise yapılan çalışma ilginç ancak evrensel değil. Bunun nedenleri arasında bazı hastalarda ateşin görülmemesi ve hastaların, hatırlama önyargısı sorunu nedeniyle semptomların sıralamasını karıştırma ihtimalleri gösterildi. Uzmanlara göre belirti sıralaması yerine, Covid-19 ile bağlantılı olabilecek herhangi bir belirtiye dikkat etmek daha önemli.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Covid19

Covid-19 Emzirmeye Engel mi?

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Bebek ve anne için son derece önemli olan emzirme, özellikle yeni anneler için normal zamanlarda bile stresliyken, Covid-19 süreci su stresi katladı. Coronavirüs etrafta dolaşırken emzirme seçeneklerini nasıl etkileyebileceğini anlamak önemli.

Pandemi sürecinde belki de en endişeli kesim anneler ve anne adaylarıydı. Kendi sağlıklarının ötesinde, dünyaya gelen veya gelecek olan bebeklerinin COVID-19’dan etkilenip etkilenmeyeceğini, onları nasıl korumaları gerektiğini ve hatta emzirip emziremeyeceklerini merak ettiler.

Bilinmezliklerle dolu salgın başlangıcında anneler ve bebekleri için cevaplara ulaşmak kolay değildi. Bilim insanlarının geçen sürede yaptığı araştırmalar bazı soruları açıklığa kavuşturdu.

Coronavirüs emzirme sürecini daha da zorlaştırdı

Bebek ve anne için son derece önemli olan emzirme, özellikle yeni anneler için normal zamanlarda bile stresliyken, Covid-19 süreci su stresi katladı. Coronavirüs etrafta dolaşırken emzirme seçeneklerini nasıl etkileyebileceğini anlamak önemli. Covid-19 geçirdiyseniz, şu an enfekte haldeyseniz ya da virüse maruz kalmaktan korkuyorsanız bilmeniz gereken bazı önemli noktalar var.

Tek bir damlasında bir milyon beyaz kan hücresi bulunan anne sütünün bebek için ne kadar kıymetli olduğunu tekrarlamaya gerek yok sanırım. Buna rağmen bazı kadınlar için zor ve hatta acı verici bir süreç olabiliyor. Amerika’da 2015 yılında doğum yapan kadınların yüzde 83’ü bebeklerini emzirmeyi seçti. Ancak 6. aya gelindiğinde sadece yüzde 57’sinin emzirmeye devam edebildiği görüldü. Bu istatistikler de sürecin zorluğu konusunda ipucu veriyor.

Covid-19’lu anneler emzirebilir

Covid-19’un emzirme yoluyla bebeklere bulaşıp bulaşmayacağı en büyük merak konusuydu. Yapılan bir çalışmada 46 anne ve bebek incelendi. Tüm anneler Covid-19 pozitifken bebeklerden 13’ünde pozitif sonuç alındı. 43 anneden alınan anne sütü örnekleri incelendiğinde virüse rastlanmadı, 3 anneden alınan örneklerde ise viral partiküller için yapılan moleküler tanı testinin pozitif olduğu görüldü. Bu 3 annenin bebekleri arasında sadece bir bebek Covid-19 için pozitif tanı aldı, diğer iki bebekte sonuç negatif bildirildi. Enfekte olan tek bebeğin ise virüse hangi yoldan maruz kaldığı bilinmiyor.

Bu konuda yapılan çalışmalar sınırlı olsa da şu ana kadar anne sütünde virüs tespit edilmedi. Buna rağmen uzmanlar konuya temkinli yaklaşıyor ve Covid-19’lu bir annenin anne sütü yoluyla virüsü bulaştırıp bulaştıramayacağının bilinmediğini vurguluyorlar. Dünyanın önde gelen sağlık kuruluşları ise, solunum yolu virüslerinin anne sütü yoluyla bulaşma oranlarının düşük olması nedeniyle Covid-19’lu annelerin bebeklerini emzirebileceklerini belirtiyor. Bu açıklama daha önce Covid-19 geçirmiş anneler için de geçerli.

Annelerin bu süreçte unutmaması gereken nokta ise, virüsün solunum yoluyla yayıldığı. Yani bebeklerini emzirmek isteyen annelerin el hijyenine dikkat etmesi ve bebekleri ile ilgilendikleri esnada maske kullanmaları öneriliyor.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Covid19

Coronavirüse Karşı Aşı Şart

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Bilim insanları yeni coronavirüsün pandemi haline gelmesinin şokunu bile yaşayamadan aşı çalışmalarına başladılar. Covid-19’dan kaynaklı hastalık ve ölümlerin engellenmesi için güvenli, etkili, uzun süre koruyuculuğu olacak bir aşı hala bulunamadı, ancak çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor.

Tarihte aşının ilk kez kullanılmasının üzerinden bir asır geçti. Bu süreçte gelişen bilim ve teknoloji aşıların koruyucu bağışıklık tepkileri oluşturduğunu ortaya çıkardı. Artık aşıların B lenfositleri olarak adlandırılan bağışıklık hücrelerini aktive ederek nötralize edici antikorlar üretebildiğini biliyoruz.

Antikorlar, sağlıklı bir vücudun kilit noktasıdır. Bir virüs veya bakteri üzerindeki bir şekli tanıyan antikorlar bu sayede virüs veya bakteriye sıkıca tutunurlar. Vücuttaki zararlılar antikorların bu saldırısı nedeniyle sağlıklı hücrelere tutunamazlar.

Vücuttaki zararlılarla güçlü bir şekilde savaşması ve uzun süre dayanması istenen antikorların bu noktaya gelmeleri için vücudun kandırılması gerekir. Bir enfeksiyona yanıt verdiğini düşünen bağışıklık sistemi, T lenfositleri olarak adlandırılan bağışıklık hücrelerini aktive eder. Böylece B lenfositlerinin daha güçlü ve uzun ömürlü antikorlar üretmesi sağlanır.

Aşı nasıl koruyor?

Aşılarda, çoğunlukla hedeflenen hastalığın canlı ancak zayıflatılmış virüsleri kullanılır. Bu tür aşılar tek dozdan sonra bile uzun süreli bağışıklık sağlama eğiliminde olurlar. Sarı humma, kızamık, kızamıkçık, kabakulak, suçiçeği, rota virüs ve çiçek gibi hastalıklara karşı, bazıları çocukluk çağlarında yapılan aşılar ömür boyu dayanabilecek bir bağışıklık üretir.

Bazı aşılarda ise hedeflenen hastalığın ölü virüsleri kullanılır. Bağışıklığın bu tür aşılara verdiği cevap uzun ömürlü değildir. Bağışıklık belleğini arttırmak ve korumayı uzatmak için bu aşıların birkaç doz uygulanması gerekir. Kış sezonunda karşılaşılması en muhtemel influenza virüslerinin bir kombinasyonundan oluşan grip aşısı da ölü virüsleri içerir. Bu sebeple grip aşısının koruyuculuğu yaklaşık üç ay sürer. Kuduz ve çocuk felci aşıları da ölü virüslerden üretilen diğer aşılar arasında yer alıyor. Bu aşıların uzun süreli bağışıklık sağlamaları için çoklu dozlar uygulanması gerekir.

Bir diğer aşı türü de hedeflenen virüs veya bakterinin değiştirilmiş bir parçasından oluşur. Bu aşıların etkinlikleri değişkenlik gösterir. Nispeten uzun süreli bağışıklık için aşıların tekrarlanması gerekir. Tetanoz ve difteriye neden olan bakteriler tarafından salınan toksinlerin değiştirilmiş versiyonlarından oluşan aşılar yaklaşık 10 yıllık bağışıklık sağlayabilir. Mevcut zatürre aşısı da 4-5 yıllık koruma sağlar. Bağışıklığın uzatılması içinse aşıların tekrarlanması gerekir.

Covid-19 için aşılar deneme aşamasında

Daha önceki yazılarımda Covid-19 hastalarının tümünün virüse karşı doğal olarak antikor oluşturmadığına değinmiştim. Bu konuda yapılan araştırmalar gösteriyor ki, hastalar virüse karşı antikor oluştursa bile, ilk tanıdan yaklaşık 2 ay sonra antikor seviyeleri düşme eğiliminde oluyor. Bu nedenle doğal bir sürü bağışıklığı oluşması olası görünmüyor. Coronavirüse karşı etkili bir aşı tek çözüm gibi görünüyor.

Dünyada üzerinde çalışılmaya başlanan 100’den fazla aşı örneğinden umut verici üç tanesi şu sıralar çok konuşuluyor. Diğer etkili olabilecek aşıların varlığına karşın bu üç aşıda test aşamasına geçildi.

Bu aşılardan ilkinde çok hızlı üretilebilen, haberci RNA (mRNA) adı verilen bir molekül türü kullanılıyor. mRNA, hücreleri başak proteini denen bir molekül yapmak için teşvik ediyor. Başak proteini coronavirüsün yüzeyine tutunuyor ve hücrelere giriyor. Bu aşı ile bağışıklık sistemi başak proteinine karşı antikor yapması için tetikleniyor. Coronavirüs yüzeyine tutunan başak proteinini hedef alan bağışıklık sistemi dolayısıyla coronavirüsü de hedef almış oluyor. Bu aşı için yürütülen çalışmaların ilk sonuçları aşının güvenli olduğunu ve yüksek seviyelerde antikor üretebildiğini gösterdi.

İkinci aşıda, şempanzelerde görülen adenovirüsün modifiye edilmiş zararsız bir formu kullanılıyor. Bu aşı ile coronavirüs başak proteini vücuda verilerek bağışıklık tepkisi uyandırılması hedefleniyor. Bir diğer aşıda ise coronavirüs başak proteinini vücuda vermek için insan adenovirüsü kullanılıyor.

Yürütülen çalışmalarda bu üç aşının da Covid-19’a karşı koruyucu bağışıklık sağladığı görüldü. Yapılacak testler ve klinik denemeler aşıların uzun vadeli etkinliklerini ve potansiyel yan etkilerini ortaya çıkaracak. Korumanın ne kadar süreceği konusunda ise başka hastalıklar için yapılan çalışmalara dayanılarak tahmin yürütülebiliyor. Bu tahminlere göre ortaya çıkacak aşının en az 1-2 yıl ya da daha uzun süre koruyucu olacağı öngörülüyor. Bu aşılardan en az birinin tüm denemelerde başarılı olması halinde 2021 ilkbaharında aşının seri üretimi başlayabilir.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

COVID-19

Coronavirüs Sanılandan Daha Fazla Etki Bırakabiliyor

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Covid-19 asemptomatik olarak yaşansa bile bazı sağlık problemlerine neden olabiliyor. Bu sağlık sorunları hastalar iyileştikten sonra haftalarca hatta aylarca devam edebiliyor.

Bu güne kadar Covid-19 nedeniyle 5 bin 700’den fazla kişiyi kaybettik. 235 binden fazla kişi de virüse maruz kaldı. Maalesef bu sayılar her geçen gün artıyor, artmaya da devam edecek gibi görünüyor.

Bir de sayısı bilinmeyen bir kesim var; asemptomatikler. Geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca, TÜİK ile yapılan bir araştırmanın sonucunu paylaşmıştı. Bu araştırmanın sonucuna göre, hiçbir belirtisi olmayan ancak vücudunda coronavirüs bulunanların oranı 10 binde 26. Hastalığı asemptomatik olarak geçirenler belirtileri olmadığı için herhangi bir sağlık kuruluşuna başvurmuyor, dolayısıyla Sağlık Bakanlığı’nın resmi hasta sayısına eklenemiyorlar.

Konu Covid-19 olduğunda akla ilk gelen maske, mesafe ve hijyen oluyor. Ancak üzülerek gözlemliyorum, ısrarla coronavirüsü hafife almaya devam edenler var. Biz de hekimler olarak ısrarla söylemeye devam edeceğiz; ‘Bana bir şey olmaz demeyin, önlem alın.’

Yeni coronavirüs ile ilgili yapılan çalışmaları, öğrenilen yeni bilgileri sizlerle paylaşırken virüsün kalıcı hasar bırakabildiğini gösteren bazı araştırmaları da kaleme almıştım. Hatta asemptomatik olanlarda bile bazı sağlık sorunları görülmeye başlandığından da bahsetmiştim. Birçok hasta iyileştikten aylar sonra bile ciddi sağlık problemleri yaşayabiliyor.

Coronavirüs vücudu tahrip ederek gidiyor

Hollanda’da yapılan bir ankete göre virüsün neden olduğu problemler sanılandan daha yaygın görülüyor. Sağlık sorunları yaşayan, ortalama yaşı 53 olan 1622 kişi ile yapılan ankete göre katılımcıların yüzden 90’ından fazlasının, basit günlük faaliyetleri ile ilgili problemleri var.

Ankete katılanların yüzde 91’i hastanede tedavi edilmedi, yani hastalığı basit şikayetlerle atlattı. Yüzde 43’lük bir kesime de hastalandıkları sırada teşhis konmadı, yani belirti göstermeden hastalığı geçirdiler. Covid-19 ile karşılaşmadan önce yüzde 85’i sağlıklı olduğunu söylerken, enfeksiyondan sonra bu oranın yüzde 6 olduğu görüldü. Katılımcıların neredeyse yarısı artık egzersiz yapamayacaklarını söylüyor. Yüzde 60’ından fazlası ise yürüyüş ile ilgili problem yaşıyor.

Bunlar coronavirüsün birkaç aylık sonuçları. Daha uzun bir zaman zarfında, belki yıllar içinde ortaya çıkabilecek başka sorunlara neden olup olamayacağını şimdiden bilmek mümkün değil. Sadece şu ana kadar ki deneyimlerimize bakarak daha önce hiç karşılaşmadığımız bir virüsle uğraştığımızı ve gelecekte her türlü ihtimalin mümkün olabileceğini biliyoruz.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

web site tasarımı halı yıkama sineklik