Sosyal Medya

Gazete Yazıları

Stresle Başa Çıkmak İçin Çiçek Koklayın

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,
stresle başa çıkmak

Yapılan araştırmalara göre çiçek kokusu vücut gerginliğinin atılmasına yardımcı oluyor. Özellikle lavanta, lila ve hanımeli mutluluk hormonlarını uyarıyor

Stres pek çok hastalığın nedenleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Özellikle yoğun bir iş temposuna sahipseniz çeşitli hastalıklar açısından risk altında olabilirsiniz. Uzun ve sağlıklı bir yaşam için, sağlıklı beslenmek ve mümkün olduğunca stresten uzak durmak gerekiyor. Son yıllarda yapılan araştırmalara göre stresten uzak yaşayan insanlar daha geç yaşlanıyor. Stresle başa çıkmak için önce vücudun verdiği işaretleri dikkate almak gerekiyor. Eğer aşağıdaki sorunları yaşıyorsanız, risk altında olabilirsiniz:

Sabah uyanma güçlüğü

Sabahları uyanırken zorlanıyorsanız, enerji seviyenizi artırmayı sağlayan adrenalinhormonunuz aşırı stres nedeniyle eksik olabilir. Ayrıca yeteri kadar uyuyor fakat uykunuzu alamıyorsanız yine adrenalin hormonunuza bakmakta fayda var.

Tuza yönelme

Kronik stres elektrolit dengesizliklerine yol açabilir, bu da bazı kişilerin tuz istemesineneden olur. Gün içerisinde canınız çok fazla tuz istiyor veya tuzlu abur cuburlara çok sık yöneliyorsanız, vücudunuz stres alarmı veriyor olabilir.

Sürekli soğuk algınlığı

Stres; hormonları etkileyebildiği gibi bağışıklık sistemini de etkileyebilen ve savunmasız hale getiren bir etkendir. Aşırı stresli iş hayatı, yoğun koşuşturma temposu, sürekli gerginlik; bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olabilmektedir. Bu durum sürekli soğuk algınlığı ve sık sık hastalanmaya davet çıkarır.

Baş dönmesi

Ayağa kalktığınızda aniden başınızın dönmesi pek çok nedenden kaynaklı olabilir. Bunedenlerin en bilinenleri kan şekeri veya tansiyonun düşmesidir. Baş dönmesinin bir diğernedeni aşırı stres olabilir. Yapılan araştırmalar, stresin baş dönmesine neden olabildiğini gösteriyor. Stresinizi tanıdıktan sonra onu yenmek için adım atın…

SORUNUN KAYNAĞINA İNİN

Birçok durumda olduğu gibi stresle mücadelede de ilk adım, sorunun kaynağına inmekte gizlidir. Neden olduğunu bilmek, nasıl baş edeceğiniz hakkında en doğru veriye ulaştırır. Mesela çocuğunuza sinirlendiniz ve bağırmaya başladınız.
O anda neden öfkelendiğinizi sorsak, muhtemelen çocuğunuzun az evvel yaptığı o minicik hatadan bahsedersiniz. Oysa kendinizi biraz olsun sorgulayacak zamanı ayırırsanız, çocuğunuza bağırmanıza sebep olan öfkenin birikimden ibaret olduğunu fark edebilirsiniz. Sizi strese sokan, sinirlenmenize sebep olan başlıca olayların bir listesini yapın ve uzayıp giden bu listenin her bir maddesini değiştirmek için neler yapabileceğinizi bir düşünün. Ufacık dokunuşlarla birçok şeyi değiştirebilirsiniz.

Affetmek kalbi koruyor

Kendinizi stres altında hissettiğinizde, sakinleştiğinizi hissedene kadar derin nefesler alın. Sinirlenmiş olmanız sizi haklı yapmaz. Böyle anlarda kendinize ayırdığınız birkaç saniyeyi, empati kurarak geçirin. Son yıllarda yapılan araştırmalar, affetmenin kalp sağlığını koruduğunu gösterdi.
Yani affederek, hem stresten uzaklaşabilir, hem de kalbinizi koruyabilirsiniz.

Tarçınlı bir şeyler yudumlayın

Cleveland Clinic’te yapılan araştırmalara göre tarçın, kan şekerini düzenliyor verahatlatıyor. Yine aynı araştırma tarçının; kalp hastalıklarını önlemede, kan şekeri LDL (kötü kolesterol) ve trigliserid seviyelerini düzenlemede son derece etkili bir silah olduğunu gösterdi. Tarçını çubuk olarak demliğinize katabilir ya da toz olaraktatlılarınızda kullanabilirsiniz.

Düşünce gücüne kulak verin

Hayata pozitif bakmak stresle başa çıkmanın en önemli yollarından biri sayılıyor. Negatif düşünce beraberinde olumsuz farklı düşünceleri getirebileceğinden, sıkıntılı olay veya durumlardan kazanım çıkarmak stresin sağlığınız üzerindeki olumsuz etkilerinden sizi koruyabilir. Ufak bir tatile ihtiyaç duyuyor ve çıkamıyorsanız yine düşünce gücünüzü devreye sokabilirsiniz. Yapılan araştırmalar, düşünce gücüyle tatile çıkmanın insanı rahatlattığı yönünde. Tek yapmanız gereken, gözlerinizi kapamanız ve kendinizi deniz kenarında güneşlenirken düşünmeniz.

Yürüyüş yapın

Sokağa çıkın, sizin kendinize dert ettiğiniz onca şeyin aslında ne kadar çözülebilir ve küçük olduğunu, onlardan uzaklaştığınızda fark edebilirsiniz.
Haftada üç gün -yapabiliyorsanız daha fazla, en yakın yürüyüş alanına gidin ve hem ruhunuza, hem de bedeninize zaman ayırın.

10’a kadar sayın

Stresle karşı karşıya iseniz gözlerinizi kapatın ve 10’a kadar sayın. Bu süre zarfındazihninizin ne kadar berrak olduğunu, vücudunuzun rahatlığını ve mutlu olduğunuzudüşünün. Rahatlamanın etkisini hissedeceksiniz. Bir süre de olsa bulunduğunuz ortamdan uzaklaşmak ve temiz hava almak sizi canlandıracak, stresi geride bırakmanıza yardımcı olacaktır.

Ağlamaktan çekinmeyin

Ağlamak, sakinleşmenin en kolay yoludur. Gözyaşlarınızı tutmaktan vazgeçin ve çekinmeden ağlayın. Ağladığınızda salgılanan hormonlar, siz farkında olmasanız da sakinleşmenize yardımcı olur. Ağlamak kadar gülmek de önemli. Dert etmeyin, gülün ve geçin.

Egzersiz yaparak rahatlayın

Sinirlendiğiniz ya da stres altında hissettiğiniz anlara dikkat edin. Eş zamanlı olarak tüm vücudunuzun gerildiğini ve adeta kasıldığınızı hissedersiniz. Kaslarınızın sürekli gergin olması, bir süre sonra kas ve iskelet yapınızda ciddi hasarlar bırakabilir. Son yıllarda sayısız esneme temelli egzersiz alternatifi ortaya çıktı.
Bunlardan size en uygun olanını seçin ve gün boyu yorduğunuz bedeninize hak ettiği ilgiyi gösterin. Böylece kendinize de vakit ayırarak mutlu hissedeceksiniz. Bu egzersizleri ev dışındaki merkezlerde yapacak olursanız, ev ve iş arasında gidip gelen rutinden kurtularak sosyalleşmiş de olacaksınız.
Saydığım tüm bu etkiler, stresle mücadelede adeta bir tedavi kılavuzu gibi işlev görür.

GERGİNLİĞİ ATIYOR

Stresle baş etmek için en ideal mevsimdesiniz. Çünkü yapılan araştırmalara göre çiçek kokuları zihinsel rahatlama sağlıyor, vücut gerginliğinin atılmasına yardımcı oluyor. Her renkten ve çeşitten binlerce çiçeğin açtığı bahar aylarından maksimum derecede faydalanabilirsiniz. Aynı araştırmaya göre özellikle lavanta, lila, hanımeli, sedir gibi kokular sayesinde, beyin kimyası değişiyor ve mutluluk hormonları uyarılıyor. Doğal bitki aromalı vücut yağları da benzer şekilde rahatlamaya katkı sağlayabiliyor. Önerim taze çiçek koklanmasından yana.

IŞIKLI ORTAMDA UYUMAYIN

Daha önceki yazılarımda uyku ve uyku problemleriyle ilgili detaylar verip uykusuzluğun depresyon ve benzer hastalıkların temel sebepleri arasında yer aldığından bahsetmiştim. Bazılarınızın ‘Düzenli ve yeterli uyuyorum’ dediğini duyar gibiyim. Araştırmalara göre; yatak odasındaki loş bir ışık bile (TV ışığı, okuma lambası veya dijital çalar saat ışığı) depresyon belirtilerini çoğaltabilir. Işık, melatonin hormonunun üretimini azaltır. Yeterli seviyede melatonin olmadan normal uyku düzeniniz bozulabilir.

ÇÖZÜM: Uyumadan önce ışık kontrolü yapın. Bütün ışıkları kapatın ve uyumanıza yardımcı oluyorsa, televizyonunuza zaman ayarlı otomatik kapama kurmayı deneyin. Dijital çalar saatinizi uzağa koyun.

Ayrıca bunları da deneyin:

  • Sevdiğiniz şarkılardan oluşturduğunuz bir albümü dinlemek kortizol seviyenizi yüzde 66 oranında düşürebilir. Şarkıları dinlemek için yer ve mekan size kalmış.
  • Öğlen uykusu, stres hormonu kortizol düzeyini yüzde 50’ye varan oranlarda düşürebilir. Lavanta veya biberiye koklayın!
  • Lavanta ile iyi uyursunuz. Lavanta ile stres hormonu kortizol yüzde 24 düşer. Yeni bir araştırmaya göre; bir ay boyunca haftada bir masaj yaptırmak kortizol seviyesini yüzde 31 azaltıyor.
  • Sabah işe gitmeden bir kivi (C vitamininden en zengin meyveler arasındadır) yemenizi öneririm.

Stresle başa çıkmak için farklı önerilerin bulunduğu bir başka yazıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Alternatif Sağlık

Akupunkturun Kemoterapiye Etkisi Nedir?

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

akupunkturun kemoterapiye etkisi

En çok sorulan sorulardan biridir akupunkturun kemoterapiye etkisi… Kemoterapinin yan etkileri akupunktur ile azalıyor.Enerji dengeleme tekniği olarak tanımlanan akupunktur;kemoterapinin etkilerinin azaltılması ve ağrıların hafiflemesi gibi birçok alanda kullanılıyor.

Vücuttaki belirli noktalara batırılan çok ince iğneler ile uygulanan akupunktur; tamamlayıcı tıp uygulamalarından birisidir.Halk arasında birçok hastalığın tedavisinde kupa tedavisi gibi sık sık kullanılmaktadır. Cumhurbaşkanlığı himayesinde gercekleştirilecek 1.Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi, 19-22 Nisan tarihleri arasında ilk defa uluslararası olarak ülkemizde yapılacaktır.Bu haftaki yazımda ise akupunkturla ilgili merak ettiğiniz konulardan bahsedeceğim…

ENERJİYİ DENGELEME TEKNİĞİ

Geleneksel Çin tıbbının temel bir bileşeni olan akupunktur, 2500 yıldır kullanılmaktadır. Genel akupunktur teorisi; sağlık için gerekli olan, vücuttaki enerji akışı (Qi) modelleri olduğu önermesine dayanır. Bu akışın bozulmasının hastalıktan sorumlu olduğuna inanılmaktadır. Giderek, sadece ağrılar için değil stres yönetimi de dahil olmak üzere genel sağlık için kullanılmaya başlanmıştır. Geleneksel Çin tıbbı, akupunkturu, vücudunuzdaki yollardan (meridyenler) aktığına inanılan, enerji veya yaşam gücü dengeleme tekniği olarak açıklar. Akupunktur uygulayıcıları, bu meridyenler boyunca belirli noktalara iğneler yerleştirerek enerji akışınızın yeniden dengeleneceğine inanırlar. Geleneksel olarak akupunkturun altında yatan kavram; insan vücudunun, içinde qi denen akıntıları olan 12 meridyene sahip olmasıdır. Bu kanallar ‘bloke’ veya ‘dengesiz’ olduğunda sonuç, hastalık ve acıdır. Qi’nin engelini kaldırmak ve dengelemek için uzmanlar, meridyenler ve kolları üzerindeki stratejik noktalara iğneler ekler.

SİNİRLERİ UYARIYOR

Bunun aksine birçok Batılı uygulayıcı, akupunktur noktalarını sinirleri, kasları ve bağ dokusunu uyarıcı yerler olarak görmektedir. Bazıları bu uyarımın vücudunuzun doğal ağrı kesicilerini artırdığını düşünüyorlar. Ayrıca Batılı doktorlar ve araştırmacılar için bu açıklama nesnel kanıt seviyesine çıkmamaktadır. Son olarak, akupunkturun biyomekanizmaları üzerinde son 10 yılda; beyin, sinir sistemi ve bağ dokusunda karmaşık, doğrulanabilir yanıtlar gösteren çalışmalar yapıldı. Yakın zamanda yapılan bir derleme, akupunkturun 20’den fazla bilimsel olarak belirlenmiş yararını, ağrı kesici endorfinlerin etkilerini ve bağışıklık fonksiyonunu arttırmaktan anti-enflamatuarların salınmasına (şişmeyi azaltan ve iyileşmeye yardımcı olan) faydasını eklemiştir. En son araştırmalar; deri altında, kaslar ve organlar arasında uzanan bağ dokusuna odaklanmaktadır. Bu doku, iğneden beyne giden sinyalin iletilmesini sağlamaktadır. Akupunktur, başta aşağıdakiler olmak üzere çeşitli hastalık ve rahatsızlıklarla ilişkili sorunları gidermek için kullanılır:

  •  Kemoterapinin yan etkisinden kaynaklı bulantı ve kusma
  •  Diş ağrısı
  •  Gerilim tipi baş ağrıları ve migren dahil baş ağrısı
  •  Bel ağrısı
  •  Boyun ağrısı
  •  Kireçlenme
  •  Menstrüel krampları (Adet sancısı)
  •  Alerjik rinit gibi solunum bozuklukları

AĞRI ATAĞINI HAFİFLETİR

Şimdiye kadar yapılan birçok ciddi araştırma sonucu, akupunkturun fayda sağladığı hastalıklar olduğunu gösteriyor. Mesela, ameliyat sonrası anestezi sebebiyle gelişen mide bulantısının durdurulmasında, kemoterapi tedavisi gören kanser hastalarının sıklıkla karşılaştığı kusmalarda, doğum sancısını azaltmada, omuz, boyun ve kronik sırt ağrılarında akupunktur yönteminin olumlu etkiler gösterdiği biliniyor. Son çalışmalar, akupunkturun sadece kemoterapi gören kanser hastalarında bulantı ve ağrıyı hafifletmediğini, aynı zamanda baş dönmesi ve karıncalanma gibi nörolojik semptomları da hafifletmesine yardımcı olduğunu göstermektedir. Dahası, hastaların yorucu tedavi süreçlerine sadık kalmalarını sağlayarak hayata bağlanma sonuçlarına da olumlu etki sağladığı gözlemlenmiştir.

ATEŞ BASMALARINI ÖNLER

Akupunkturun; kan basıncını, kalp atış hızını ve kan damarlarının genişlemesini etkileyen vazomotor sistemi (kan damarı çapını kontrol eden sinir sisteminin bir kısmı) düzenlediği düşünülmektedir. Bunların hepsi vücudunuzun aşırı ısınmasında rol oynar. Bir çalışmada akupunkturun, ateş basmalarını yüzde 50 azalttığı görülmüştür.

STRES, ANKSİYETE VE DEPRESYON TEDAVİSİNDE YARARLANILIYOR

Akupunktur, endorfin gibi sakinleştirici, iyi hissettiren nörotransmitterleri ve kortizol gibi stres hormonlarını azaltarak, stresi önlemeye yardımcı olur. Ayrıca, dokuları oksijenleştiren ve kortizolü dışarı çıkaran kan dolaşımını da geliştirir. Bu etkiler endişeyi yatıştırır ve üzüntüyü hafifletir.

GRİP TEDAVİSİNDE DE ETKİLİ Mİ?

Herhalde hayatı boyunca gribe yakalanmayan hiç kimse yoktur. Griple gelen baş ağrısı, burun tıkanıklığı veya devamlı burun akıntısı hallerini de düşünecek olursak grip, bir an önce kurtulmak istediğimiz hastalıkların başında gelir. ABD ve Avrupa ülkelerinde gripten kurtulmak isteyen çoğu kimse, genelde vitamin desteğine başvuruyor. Çin ve Japonya gibi ülkelerde ise griple karşılaşıldığında, ilaç tabletlerindense alternatif çözümler öncelik kazanıyor. Gripten kurtulmak isteyen Uzak Doğulular’ın başvurduğu yöntemler arasında akupunktur ilk sıralarda yer alıyor. Akupunktur yönteminin tedavi amacıyla denendiği hastalıklara bakacak olursak, grip ilk sıralarda yer almayacaktır. Bunun başlıca sebepleri arasında, gribe karşı ilaç tedavisinin hastaları rahatlatmaya yetecek ölçüde olumlu sonuç vermesi görülebilir. Basit ve kullanımı kolay ilaçların yeterli gelmesi, gribe karşı mücadelede akupunktur gibi koşuşturmacalı bir tedavi süreci gerektiren alternatif yöntemlerin ihmal edilmesine sebep oluyor. Konu akupunkturun soğuk algınlığını önlemedeki faydalarına gelince, sadece iki çalışma dikkat çekiyor. Tüm bunlar dikkate alındığında, akupunkturun grip ve soğuk algınlığından korunmada ya da tedavide faydalı olduğu konusunda henüz yeterli kanıt bulunmadığı görülüyor.

www.sabah.com.tr’den almış olduğumuz yazının orijinali için buraya tıklayabilirsiniz.

Akupunktur ile ilgili sorulan sorulardan biri de gripte etkili olup olmadığı… Bu soruyu cevapladığımız yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Gazete Yazıları

Nişasta Bazlı Şekerlerin Sağlığa Etkileri

Yayınlanma:

,

nişasta bazlı şekerlerin sağlığa etkileri

Sağlık bakanlığı bünyesindeki Bilim Kurulu tarafından oluşturulan “Nişasta Bazlı Şekerlerin Sağlığa Etkileri” başlıklı rapor, Nişasta ve Glikoz Üreticileri Derneği’nden destek gördü. Nişasta ve Glikoz Üreticileri derneği, şu sözlerle desteklerini dile getirdi:

“Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Bilim Kurulu, medyadaki tartışmalara ışık tutmak adına başladığı çalışmalar sonucunda ortaya koyduğu ‘Nişasta Bazlı Şekerlerin (NBŞ) Sağlığa Etkileri’ başlıklı raporu, bugün Bakanlığın internet sitesinde yayınlamıştır.

Raporun, daha önce medyada yer bulan ve Sağlık Bakanlığı Raporu olduğu iddia edilen dokümanla herhangi bir ilgisinin olmaması memnuniyet verici bir gelişme olarak karşılanmıştır.

Bilim insanlarının mevcut bilimsel bulgular çerçevesinde düzenledikleri bu raporda derneğimizin yıllardır savunmakta olduğu gerçeklerin yer alması, Bakanlığın 2011 yılında yayınlamış olduğu önceki rapor gibi kamuoyu nezdinde haklılığımızı bir kez daha ortaya koymuştur.”

“Sakkaroz da fruktoz ve glikozdan oluşuyor”

Açıklamalar şu şekilde devam etti “Raporda yer aldığı üzere sofra şekeri, çay şekeri, pancar şekeri olarak anılan sakkarozun da, nişasta bazlı şekerlerin de benzer oranlarda fruktoz ve glikozdan oluştuğu, her ortamda dile getirmiş olduğumuz bir gerçektir.

Raporda şekerlerin bu yapı taşlarının insan vücudundaki etkilerine değinilmiş, fruktoz ve glikozun kaynakları birbirinden ayrılmamıştır. Bu yaklaşım Dünya Sağlık Örgütü WHO’nun ve Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi EFSA’nın raporda da değinilen bilimsel yaklaşımları ile aynıdır.”

“Şekerin kaynağı değil, tüketim miktarı önemli”

Beslenme ve sağlık bakımından şekerin kaynağının değil, tüketim miktarının önemli olduğunu belirten dernek üyeleri, açıklamalarına şu şekilde devam etti “Şeker, aşırıya kaçılmadığı sürece vücudun enerji ihtiyacını karşılayan önemli bir gıda bileşeni olarak beslenmemizde yer almaktadır.

Bilimsel çalışmalar göstermektedir ki, tüm gıda bileşenlerini kapsayan dengeli bir beslenme tarzını benimsemek yanında hareketli bir yaşam sürdürmek, uzun yıllar sağlıklı kalmak için dikkat edilmesi gereken en önemli kıstaslardandır.

Bilimsel gerçekleri temel alarak, popülizme yönelmeden araştırmalarını neticelendiren Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulundaki değerli akademisyenlere toplumu doğru bilgilendirme yönündeki hassasiyetlerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.”

Şekerin zararları ile ilgili yazmış olduğumuz yazılarımız için buraya veya buraya tıklayabilirsiniz. Şeker ile ilgili yaptığımız deneyleri izlemek için ise buraya veya buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Çocuklarda Obezite

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Çocuklarda Obezite

Obez çocuklar, obez yetişkinlere dönüşüyor. Aşırı kilo; insülin direnci, yüksek tansiyon ve karaciğer yağlanması gibi hastalıklara sebep olabiliyor. Bu konuda ailere ise pek çok sorumluluk düşüyor.

Günümüz dünyasında insan sağlığını tehdit eden en önemli faktör, obezite. Obezite tek başına bir hastalık değil ancak sebep olduğu ciddi rahatsızlıkların varlığı, obezitenin de bir hastalık olarak görülmesine sebep oluyor. Ebeveynler, çocuklarının sağlıklı yetişmesi ve devamında sağlıklı birer yetişkin olabilmesi için ellerinden geleni yapıyor. Anne ve babaların çabası asla yadsınamaz ancak yetersiz ya da yanlış bilgi, amacın çok dışına çıkmaya sebep olabiliyor. Obez çocuklar, obez yetişkinlere dönüşüyor. Aşırı kilo, insülin direnci, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve karaciğer yağlanması gibi hastalıklara sebep olabiliyor. Saydığım bu hastalıklar kiloya bağlı olarak artık çocuklarda da görülmeye başladı. Çocuklarda obezite , sadece bedensel açıdan incelenmemeli. Hepimizin bildiği gibi çocuklar, duygu ve düşüncelerini söylemede yetişkinlerden çok daha açık ve acımasızdırlar. Okul çağındaki aşırı kilolu çocuklar, arkadaşları tarafından dışlanıyor. Hatta bu çocuklarla dalga geçiliyor. Bu alanda yapılan birçok çalışma, obez çocukların psikolojik sorunlara maruz kaldığını, hatta depresyona girdiklerini gösterdi. Çocuğunuzun aşırı kilo problemi varsa yapılacak ilk şey, onu harekete geçirmektir. Maddeler halinde yazacağım bu öneriler, kilo alma potansiyeli olan çocuklar için de uyulması gereken adımlardan oluşuyor.

  • Çocuğunuzun, günde en az 60 dakika aktif ve hareketli bir oyun oynadığından emin olun.
  • Her öğünde meyve ve sebze verin
  • Meyve suyu, gazlı içecek ve tatlı içecekleri su ya da yarım yağlı sütle değiştirin.
  • Çocuğunuzun sevdiği yemek tariflerini tam tahıllı ya da yağsız etle hazırlayın.
  • Yemekleri ailecek yiyin.
  • Kızartma yerine haşlanmış ya da ızgara tercih edin
  • Katı yağ yerine zeytin yağı ya da bitkisel yağlar kullanın
  • Pasta ve şekerli tatlıları meyve bazlı tatlılar ile değiştirin.
  • Mutfak masasına bebe havuç ve meyve bırakın.
  • Kurabiye gibi izin alarak yiyeceği atıştırmalıklarla kuru ya da taze meyve gibi serbestçe yiyebileceği atıştırmalıkları ayırın.
  • Atıştırmak istediğinde su içmesini sağlayın.
  • Çocuklar yetişkinlerden küçüktür o yüzden küçük porsiyonlar sunun.
  • Çocuklar için küçük tabaklar kullanın.
  • Doyduklarında tabaklarını bitirmeleri için zorlamayın.
  • Küçük bir porsiyon ile başlayın, doymaz ise ikinciyi verirsiniz.

ÇOCUKLARIN AKTİF VE SAĞLIKLI BİR BEDENE SAHİP OLMALARI İÇİN…

1- Sofraya birlikte oturmak en önemli kural. Çocuklarınızın sizinle aynı zamanda ve aynı sofra etrafında yemek yemelerini sağlayın. Bu, daha fazla sebze ve meyve yemelerine sebep olacaktır. Ayrıca aile ile yemek yiyen çocuklar; sigara, içki gibi kötü alışkanlıklardan da uzak dururlar.
2- Sofrada farkındalık yaratın. Tek amacınız aynı anda aynı sofraya oturmak olmasın. Herkesin uyması gereken sofra kurallarınız olsun. En başta yemek saatinde TV ve telefonu yasaklayın. Yemek esnasında sohbet edin. Yemekten keyif almasını ve yavaş yemeyi aşılayın. Her yemekten en azından bir lokma yeme kuralı ya da yemeği yapana teşekkür etme kuralı gibi oyunlar bulun.
3- Yemekte çocuğun kilosundan, diyetten ve vücut şeklinden bahsetmeyin. Çocuk ve genç obezitesinde bu tür konuşmalar daha çok olumsuz etki yapıyor. Bunun yerine tüm aile için sağlıklı beslenme alışkanlıklarından bahsedin.
4- Yemek saatleri dışında da kurallarınız olsun ve uygulamada kararlı olun. Televizyon, oyun konsolları, akıllı telefon ve tabletler çocukların saatlerce aynı yerde oturmalarına sebep oluyor. Zaman sınırı koyduğunuz bu alışkanlıklar esnasında çocuklarınızın atıştırmalık yemesine izin vermeyin. Çocuğunuzun odasına televizyon ve bilgisayar koymayın.

BEBEK BESLENMESİNDE 0-3 YAŞ ARASI KRİTİK BİR DÖNEMDİR

Sağlıklı beslenmenin temelleri 0-3 yaş aralığında atılır ve bu dönemdeki beslenme alışkanlıkları bebeğin ileri yaşlardaki sağlığını etkiler. Bebeğinizin sağlıklı beslenmesine destek olmak üzere, ona yemek hazırlarken dikkat etmeniz gereken noktaları şöyle özetleyebiliriz:

  • Bebeğinizin yemeklerine tuz ve şeker ilave etmeyin.
  • Yetişkinler için hazırlanmış, katkı maddesi içeren ürünler kullanmayın.
  • Sıvı yağı tercih edin.
  • WHO (Dünya Sağlık Örgütü) özellikle 1 yaşına kadar inek sütü önermediği için 1 yaşından önce inek sütü kullanılmayın. Süt kullanılması gereken yerlerde bebeklerin ayına uygun, devam sütlerini tercih edin.
  • Bebeğinizin yemeğini hazırlarken mutlaka sağlıklı ve dengeli beslenmesi gerektiğini göz önünde bulundurun.

BEBEĞİNİZİ FARKLI TATLARDAKİ MEYVELERLE ŞAŞIRTIN

  • Bebeğinize altıncı aydan sonra demir bakımından zengin gıdalar verin. Kırmızı et, yeşil yapraklı sebzeler ve yumurta sarısı gibi…
  • Bebeğinizi farklı tatlardaki meyve ve sebzelerle şaşırtın. Bu, onun değişik besinlere alışmasını sağlar.
  • Süt içme alışkanlığını oluşturmak için de bebeğinize farklı lezzetler sunabilirsiniz. Sütün tahıl ve meyvelerle birlikte hazırlanmasıyla farklı tatlar yaratılabilir.
  • Farklı meyveler, farklı antioksidan besinler, farklı vitamin ve mineraller içerir.
  • C vitamini dişetleri için gereklidir, demir emilimini hızlandırıp beynin gelişimini sağlar.
  • Brokoli gibi yeşil yapraklı sebzeler B vitamini açısından zengindir.
  • Farklı çeşitlerde meyve, sebze tüketimi; farklı miktarlarda vitamin ve mineral alımı sağladığından önemlidir. Örneğin, bir elma 100 gramda 4 mg. C vitamini içerirken, çilek tam 18 kat fazla C vitamini içerir.
  • Günde iki-üç kez meyve tüketimi, kabızlığı önler ve sağlıklı bağırsak hareketleri bakımından önemlidir.
  • Bebeğinize verdiğiniz sebzelerin çeşitliliği önemlidir. Araştırmalara göre, bir hafta içinde verilen sebzelerin çeşitliliği, bebeğin yeni tattığı yiyecekleri kabul etmesini sağlıyor.
  • Şekerin bebeğin sağlıklı gelişimine katkısı yoktur, sadece bebeğin ağzında tatlı bir lezzet bırakır.

Konuyla ilgili bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.