Sosyal Medya

Sağlıklı Yaşam

Sağlıklı Bir Kahve Deneyimi

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,
Sağlıklı Bir Kahve Deneyimi

Çoğu kişi için vazgeçilmezdir bir sabah kahvesi. Aslında bir bardak kahvenin sabahları sizi uyandırmaktan ya da akşamları çalışırken ayık tutmaktan başka görevleri de vardır. Bu etkileri sağlıklı bir ömürden, bunama riskinin azalmasına kadar çoğaltılabilir.

Cleveland Clinic’in yaptığı araştırmalarda, düzenli kahve içenlerin kalp rahatsızlığı, solunum hastalığı, kanser, inme, şeker hastalığı ve böbrek hastalığı gibi risklerin daha düşük olduğunu gösteriyor. Ancak, vücudunuzun alması gerekenden daha fazla kahve tüketimi ya da eklediğiniz zararlı ek gıdalar beklenmedik yan etkilere neden olabilir. Mesela eklenen şeker kalp hastalığı riskinizi arttırabilir bunun yerine bal ya da pekmez tercih edebilirsiniz. Bu birçok kahve tiryakisi için zor olabilir ama her gün içtiğiniz kahvenin vücudunuz için yararını attırmak, zararlarını azaltmak için birkaç küçük ekleme ya da çıkartma yapmanız gerekli. Kahve alışkanlığınızın sağlıklı olduğundan emin olun çünkü bu alışkanlık size küçük bir ayrıntı gibi gelse de hayatınızın bütününü kapsayan kronik bir alışkanlıktır. Bu yazımda sizlere bu konuda yardımcı olmaya çalışacağım. Sizlerle fazla kahve tüketiminin yan etkilerini ve kahvenizi vücut dostu bir seçenek haline getirip sağlıklı bir kahve deneyimi yaşamanızı sağlamak için gerekli bilgileri paylaşacağım.

  • Sağlıklı bir kahve deneyimi için; Tarçın

Kahve alışkanlığınızı değiştirmeye klasik bir yöntemle başlayın. Birkaç küp şeker yerine bir çay kaşığı tarçın kahvenizi lezzetlendirir ve yumuşatır. Saf toz tarçın (tarçınlı şeker değil) kullandığınızdan emin olun veya kahve çekirdeklerini birkaç tarçın çubuğu ile demleyerek tatlandırabilirsiniz. Yapılan bir araştırmada, her gün yalnızca ½ çay kaşığı tarçın tüketiminin, hücrelerin insülin duyarlılığını artırabildiğini göstermiştir. Bu, insülin direncine neden olan şekerin tam tersi etkisidir.

Fazla sinirliyseniz kahve tüketiminize dikkat edin.

Kahve, sadece merkezi sinir sistemi uyarıcısı değildir aynı zamanda adrenalin, dopamin ve glutamat artırırken, kafein adenozin reseptörlerini bloke eder. Sinir sistemi aktivasyonu anksiyete, titreme, artan kalp atış hızı, sinirlilik ve bazen de öfke patlamalarına neden olabilir. Kalp rahatsızlığı olanlar kahve tüketime dikkat etmeliler.

  • Sağlıklı bir kahve deneyimi için; Portakal Suyu

Sizlerle Amerika’da ortaya çıkan ve henüz birçoğunuzun duymadığı bir yöntem paylaşacağım. Espresso ile portakal suyu karışımı şu sıralar Amerika’da en çok tercih edilen kahveler arasında yerini alıyor. Birbirinden farklı ve lezzetli turunçgil yetiştiren ülkemiz sayesinde evlerinizde bu karışımı rahatlıkla hazırlayabiliriz. Bu karışımı tercih etmenizdeki nedeni size şöyle açıklayabilirim. Portakal suyu, doğal şekerdir ve espressoyu keyifli hale getiren bir tatlılığa sahiptir. Sadece ¾ su bardağı portakal suyu, günlük C vitamini ihtiyacınızın % 155’ini içerir. Eğer kahvenizle portakal suyunu karıştırmaya pek hazır değilseniz, soyduğunuz portakalın kabuklarını kahve fincanınızın ağız bölgesine yerleştirin ya da kahvenizin içine birkaç damla portakal suyu ekleyin. Böylece bu sağlıklı içeceğe adım adım alışabilirsiniz.

Kendinizi gün boyunca yorgun hissediyorsanız bunun bir sebebi olabilir.

Evet, bir bardak kahve sizi o an şarj ediyor gibi gözükse de  sonrasında daha büyük bir çöküşe sebep olabilir. Yurt dışında yayınlanan Nöropsikofarmakoloji dergisinde yayınlanan bir araştırmada kafeinin verimliliği düşürebileceği ve sıkı çalışanların gevşemesine sebep olabileceği ortaya çıkmıştır. Birçok kişi gün içinde uyanık kalmak için kafein takviyesine güvenir; ancak bu gerçekten yanlış bir düşünce olabilir. Gün boyunca enerjinizin bitmemesi için en güvenilir yol sağlıklı yiyecekler tüketmektir.

  • Sağlıklı bir kahve deneyimi için; Şekersiz çikolata tozu

Kahve içine kakaolu toz karıştırmak, hücrelere çevresel hasarları önlemeye yardımcı olan, beyin ve kalpteki kan akışını arttıran bir antioksidan olan çikolata flavonoidlerinin faydalarını elde etmenin en kolay yollarından biridir. Bir parça kakao, şuruplu bir mocha’nın aksine şeker eklemeden saf çikolatanın zengin tadını kahvenize verecektir. Şekersiz ve % 100 kakao tozu içeren bir ürün tercih edin.

Sık sık gözleriniz seğiriyorsa kahve tüketiminize dikkat edin.

Göz seğirmenizin nedensiz yere ortaya çıktığını düşünüyor olabilirsiniz ancak Ulusal Sağlık Enstitüsü göz seğirmesinin kafeinin 3 etkisi arasında olduğunu söylüyor. Araştırmalar, kafeinin serotonin ve noradrenalin salgılanmasını tetiklediğini, bunun da nörotransmitteri uyararak kas ve sinir sisteminin aktivitesini artırıp serbest kalmasına neden olduğunu gösteriyor. Sıklıkla göz seyirmesi yaşıyorsan kahve tüketimini azaltarak su tüketimini arttırmalısınız.

  • Sağlıklı bir kahve deneyimi için; Vanilya özü

Eğer vanilya vazgeçilmezlerinizdense şanslısınız. Çünkü şekerinizi kontrol altında tutmak için favori lezzetinizden vazgeçmek zorunda değilsiniz. Unutmayın ki vanilya sadece bir lezzettir bir şeker takviyesi değil bu nedenle şeker yerine kahvenize birkaç damla vanilya özü ekleyebilirsiniz. Vanilya özü, 0 kalori ve 0 şeker içerir. Eğer vanilyayla aranız pek yoksa işe bir damla vanilya şurubunun tadına bakmakla başlayabilirsiniz.

Tuvaleti normalden fazla kullanmaya başladıysanız bunun bir nedeni kahve olabilir.

Kahve bir idrar söktürücüdür. İnsanların yaklaşık % 30’unda bir müshil etkisi yaratabilir. Bilim adamları, kahvenin tuvalet yolculuğunu neden tetiklediğinden tam olarak emin değiller, ancak hem kahvenin asidik içeriği hem de bağırsak ve kolon üzerindeki uyarıcı etkisinin bunu tetikleyebileceği düşünülüyor. Bu etkiyi fazlasıyla yaşayanlar için espresso gibi koyu renkli kahveler önerilebilir.

  • Sağlıklı bir kahve deneyimi için; Hindistan cevizi

Kahvenizin içine ekleyeceğiniz şekersiz hindistan cevizi rendeleri hem şeker ihtiyacınızı karşılayacak hem de kahvenizi yumuşatacaktır. Kahvenizi demlerken çekirdeklerin yanına hindistan cevizi koymayı unutmayın. Beyaz veya kahverengi şekerden daha sağlıklı olan organik hindistan cevizi şekeri gibi bir tatlandırıcı seçin. Büyük bir değişiklik fark etmeyeceksiniz, fakat zamanla, neredeyse hiç çaba harcamadan, kahvenizin şeker içeriğini % 25 oranında azaltmış olacaksınız. Hindistan cevizi şekeri vücudunuzdaki şeker metabolizmasına yardımcı olan krom ve diğer doğal mineralleri içerir.

Uyku düzensizliği yaşıyorsanız kahveyi azaltmanız gerekebilir.

Kahve, uykunuzu sabote eder, kalitesini ve düzenini bozar, yatmadan 6 saat önce yudumladıysanız bile uyku düzeninizin bozulmasına sebep olabilir. Kahve aynı zamanda vücudunuzun biyolojik saatini bozabilir, bu da size gün ışığı saatlerinde jet lag benzeri bir his yaşayabilirsiniz yani vücut saatinizle içinde bulunduğunuz gerçek saat uyumsuzluk yaşayabilir buda size durgunluk verir. Uyku, bilişsel işlevin tüm yönleri için çok kritiktir, eğer gün içinde tükettiğiniz kahve uyku kaybına yol açıyorsa bu durum kafeinden beklenecek herhangi bir fayda kalmamış demek olacaktır.

  • Sağlıklı bir kahve deneyimi için; Organik kahve

Kahve yetiştirilirken üzerine böcek ilacı gibi kimyevi maddeler püskürtülür; bu nedenle, organik olmayan bir şey seçtiğinizde sadece bir kahveden daha fazlasını vücuduna sokmuş olursunuz. Kahvenizin güvenilir olmasına dikkat edin.

 

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bağımlılık

KOAH Nedir? Belirtileri Nelerdir?

Yayınlanma:

,

KOAH nedir

Sigara içenler dikkat!

KOAH Nedir ? Belirtileri nelerdir? Büyük oranda tütün maruziyetine bağlı ortaya çıkan KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı), kişiye yansıması daha geç olduğu için ilk başta fark edilmiyor. Aslında öksürük, balgam gibi belirtileri olan KOAH, ancak hareket etmeyi engelleyecek kadar nefes darlığı hissedildiğinde önemseniyor. Oysa akciğerlerin en büyük hasarı ilk 5 yıl içerisinde aldığını belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Öner Dikensoy, “Bu yüzden sigaraya hiç başlamamak ya da ilk başlanıldığı sıralarda bırakmak, KOAH’ın önlenmesinde çok önemli” diye konuşuyor.

Ülkemizde yetişkin nüfusun yüzde 15-20’sini etkileyen KOAH, kronik hastalıklar içerisinde en çok hastaneye yatış sebebi. Şu anda dünyada en sık görülen 4. ölüm sebebi olan KOAH’ın 2020 yılında 3’üncü sıraya yükselmesi bekleniyor. Öte yandan tedavi edilen ve önlenebilir bir hastalık olan KOAH’ın göz ardı edilen en önemli özelliği; henüz sigaraya başlanan ilk yıllarda akciğerlerde büyük hasarlar meydana getirmesi. Ancak kişiye yansımasının daha geç olduğunu söyleyen Prof. Dr. Öner Dikensoy, 40’lı yaşlardan sonra şikayetlerin arttığından bahsediyor. O yaşa kadar kişinin öksürük, balgam gibi belirtileri olsa da önemsemediğini belirten Prof. Dr. Öner Dikensoy, “Sigara içen kişi, uzun bir süre 40-45 yaşına kadar bir sıkıntı yaşamadığı için hiç yaşamayacağını düşünerek bırakmak istemiyor” şeklinde konuşuyor. Prof. Dr. Öner Dikensoy, KOAH’ta erken tanının önemine dikkat çekerek, “40 yaşın üzerinde sigara içen herkesin muhakkak solunum fonksiyon testi yaptırması lazım” uyarısında da bulunuyor.

İlk adım sigarayı bırakmak

KOAH’ta hastalık hangi evrede olursa olsun, tedavide ilk yapılması gereken şey sigarayı bırakmak. Çünkü yapılan bütün çalışmalar gösteriyor ki kişi hangi tedaviyi alırsa alsın, sigara içmeye devam ettikçe akciğer fonksiyonlarındaki azalma bütün hızıyla devam ediyor. Oysa KOAH geçmişi olan kişi, sigarayı bıraktığı andan itibaren akciğer fonksiyonlarındaki düşüş hızı yarı yarıya iniyor. KOAH’lı bir kişide 50-100 ml gibi bir akciğer kapasitesinin bile son derece önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Öner Dikensoy, sigarayı bırakmanın KOAH’lı hastalarda yaşam kalitesini yükseltecek en önemli etken olduğunu söylüyor. Sigarayı bırakmanın bir diğer faydası ise; hava yolu darlığı olan KOAH’lı hastalarda sigaranın yaptığı bazı etkilere karşı… Örneğin aşırı balgam dediğimiz mukus salgılaması, sigarayı bırakan kişilerde bir süre sonra azalıyor. Azalma olduğu için akciğerdeki o mukusa bağlı tıkanıklık da böylece azalmış oluyor.

Düzenli grip aşısı şart

KOAH’lı hastaların yaşam kalitesini artırmada aşılama çok önemli. Prof. Dr. Öner Dikensoy, KOAH hastalarının, özellikle kış dönemlerinde viral enfeksiyonlar sebebiyle sık sık hastaneye yatmak zorunda kaldıklarını belirterek, “KOAH’lı hastalarda basit bir viral enfeksiyon bile tablonun ağırlaşmasına, bazen hastanın yoğun bakımlık olmasına sebep olabiliyor” diyor. KOAH hastalarını özellikle gribe karşı uyaran Prof. Dr. Öner Dikensoy, gripten korunmak için düzenli olarak aşı yaptırmanın önemli olduğunu dile getiriyor. Zamanlaması konusunda “Ekimin ilk haftasından önce yaptırılmalı. Fakat grip salgınının Nisan ayına kadar devam ettiği düşünülürse hala vakit var” diyen Prof. Dr. Öner Dikensoy, düzenli olarak her yıl yaptırılan aşının koruyucu etkisinin daha fazla olduğunun altını çiziyor.

Bu tedavi yaşam kalitesini artırıyor

Özellikle orta ve ileri derecedeki KOAH’lı hastalarda, nefes darlığından dolayı daha az hareket etme ve evde kalma isteği görülebiliyor. Bu davranışın nefes darlığı hissini ve kaslarda zayıflamayı artıracağını belirten Prof. Dr. Öner Dikensoy, bu tür hastalarda ‘pulmoner rehabilitasyon’ denen bir tedavi şekli uygulanabileceğinden bahsediyor: “Pulmoner rehabilitasyon, kişinin solunum kalitesini artırmaya yönelik bir tedavi programı. Kişiye doğru nefes alışkanlıkları kazandırılarak, daha iyi nefes alıp vermeleri amaçlanıyor. Ayrıca yürüyüş, aerobik, ağırlık kaldırma gibi egzersizlerle zayıflayan kaslar güçlendiriliyor.”

Pulmoner rehabilitasyonun bir diğer ayağı ise; doğru beslenme. KOAH’lı hastaların beslenmesinin düzenlenmesi gerektiğini de söyleyen Prof. Dr. Öner Dikensoy, bunun nasıl yapılabileceğini ise şöyle anlatıyor: “Günde 5-6 öğünden oluşan, 2 bin kalorilik bir beslenme planı oluşturulmalı. Kişi sık ve az beslenmeli. Alacağı kaloriyi de karbonhidrattan değil protein ve yağdan karşılamalı.”

Sigarayı bırakmak için bu sebepler yetmedi mi? Sigarayı bırakmanız için sebepleri sıraladığımız bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Alzheimer Hastalığı ile Sosyalleşerek Savaşın

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Alzheimer Hastalığı ile Sosyalleşerek Savaşın

Araştırmalar, beta amiloid ve tau adı verilen zehirli proteinlerin beyinde birikmesinin Alzheimer’a yol açtığını gösterdi. Genetik ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının haricinde uykuya, arkadaşlığa ve şeker hastalığına da dikkat edilmeli!

Zaman zaman hepimiz arabamızı nerede park ettiğimizi veya neden bir odaya girdiğimizi unutuyoruz. Özellikle meşgul olduğunuzda veya aklınızda birden çok şey varsa, bir miktar unutkanlık normaldir. Fakat unutkanlığınız bu bahsettiğim belirtilerden çok daha fazla ise Alzheimer hastalığına karşı dikkatli olmanız gerekir. Hastalığı yaşayan kişi kadar yakın çevre ve ailesinin de hayatını zorlaştıran Alzheimer hastalığı, son yıllarda sıkça karşılaştığımız bir rahatsızlık. Kısaca tanımlamak gerekirse Alzheimer; hafıza, düşünme ve davranış yetilerinde ortaya çıkan bir demans (bunama) türüdür. Genelde semptomlar, yavaş ve hafif şiddette görülmeye başlar ancak zamanla günlük rutinleri dahi etkileyebilecek kadar şiddetlenir. Yıllardır süren araştırmalar, beta amiloid ve tau adı verilen zehirli proteinlerin beyinde birikmesinin Alzheimer’e yol açtığını gösterdi. Alzheimer hastalığının nedenlerinin genetik ve sağlıksız beslenme alışkanlıkların ötesine geçtiğini ortaya koyan bazı yeni çalışmalar bu süreci açıklamaya başladı. Bu çalışmaların neler olduğuna gelirsek…

ÜÇ AYDAN UZUNSA HIZLANDIRIR

Anti-anksiyete ilaçları kullanıyorsanız dikkat!

Popüler ilaçlardan lorazepam, alprazolam ve klonazepam içeren benzodiazepinler denilen bir ilaç sınıfı, sıklıkla kaygı ve uykusuzluğun tedavisinde kullanılır. Bu ilaçların güvenilirliğini ve etkinliğini değerlendiren çalışmalar sadece kısa vadeli kullanımı değerlendirdiyse de (genellikle üç ay kadar), birçok kişi onları uzun vadeye götürür. British Medical Journal’da yayınlanan bir araştırma, Alzheimer hastalığı olan bin 796 Kanadalı ve altı yıl süreyle 7 bin 184 sağlıklı kontrol izledi ve benzodiazepinlerin üç aydan daha uzun süreyle alınmasının Alzheimer hastalığında yüzde 51’e kadar bir artış ile ilişkili olduğunu buldu.

Kafa travmasına dikkat!

Pittsburgh Üniversitesi Beyin ve Omurga Yaralanması Programı’ndan elde edilen verilere göre, her yıl yaklaşık 300 bin Amerikalı, sporla ilgili bir beyin sarsıntısı yaşıyor ve birçoğunun kafa travmasına eşlik edebilecek sorunları oluyor. Çoğu kişi sıkıntı çekmeden iyileşiyor ancak diğerleri için, zarar gören beyin dokusunun iyileşmesine yardımcı olan iltihaplanma kronikleşiyor. Southern Florida Üniversitesi’nden bir psikiyatra göre, Alzheimer hastalığı potansiyel bağlantıların bulunduğu yerdir. Daha önce kafa travması geçirerek bilincinizi kaybettiyseniz, ileri yaşlarda Alzheimer’a yakalanma riskiniz ciddi oranda artmış demektir. Kafatasına alınan şiddetli darbeler, sağlıklı beyin hücrelerini kötü etkiler. Bu sebeple hayatınız boyunca, özellikle riskli aktiviteler yaparken başınıza darbe almamaya özen gösterin.

KRONİK UYKUSUZLUK HIZLANDIRIR

Uykusuzluğa dikkat!

Uykusuzluk, Alzheimer hastalığına yol açan zararlı süreçleri hızlandırır. Philadelphia’daki Temple Üniversitesi’ndeki uzmanlara göre, uyku sorunları Alzheimer hastalığı olan insanlarda yaygındır, ancak bunun neden ya da sonuç olup olmadığı net değildir. Alzheimer hastalığını fare modelinde inceleyen bilim adamları, bu farelerin günde dört saat uyumalarını beyinlerinin tau miktarını artırdığını buldular. Aynı zamanda öğrenme ve hafızayı değiştirdiler, ayrıca nöronların birbirleriyle ne kadar iyi iletişim kurabildiklerini de değiştirdiler. Uzmanlar, kronik uykusuzluğun yoksun bırakılmasının, beyni ve bedeni (bu nedenle çok yorgun olmanızı sağlar) vurguluyor ve Alzheimer hastalığına yol açan zararlı süreçleri hızlandıracağını iletiyor.

Yalnızlığa dikkat!

Arkadaşlarımızla ve daha geniş bir toplulukla meşgul olmak, iyi ve sosyal bir hayata yaşamamıza olanak sağlar. Bu da iyi bir ilaçtır. Nöroloji, Nöroşirürji ve Psikiyatri Dergisi’nde yayınlanan bir çalışmada, yalnızlık ile bunamanın ilerleyişi arasındaki bağlantılar belirlendi. Araştırmacılar, yaşlı insanlarda yalnızlık duygularının, çalışmanın üç yılı boyunca onlarda 1.63 kat daha fazla demans geliştirme ihtimali verdiğini buldu. Bilim adamları hâlâ bu ilişkiyi yönlendiren şeyin ne olduğunu bilmiyor ancak sonuçları çok açık: sosyalleşmek sağlığınız için daha iyi.

HERHANGİ BİR ORGAN ETKİLENİR

Şeker hastalığınız varsa dikkat!

Uzmanlara göre Alzheimer hastalığı gerçekten beyni etkileyen metabolik bir hastalıktır. Bağlar o kadar yakın ki, Tip 3 diyabet olarak Alzheimer hastalığına atıf yapmaya başladı. Beyin hücreleri, glikozu yakıt olarak kullanır ve insülin, bu hücrelere kandaki glikozu bulaştırır. Araştırmalar; beyindeki hücrelerin, vücudun diğer hücreleri gibi insülin direnci geliştirebileceğini söylüyor. Herhangi bir organ insülin direncinden etkilenebilir. Son birkaç yıldır yaptığı araştırmalar bunun, beyin için toksik bir ortam yarattığını, Alzheimer’da görülen proteinlerin ve nöron ölümünün zararlı birikmesine yol açtığını ortaya koydu.

YUMURTA SARISI VE YABAN MERSİNİ BEYİN SAĞLIĞINIZI KORUR

Roka

A Rush Universitesi çalışmalarında, günlük bir ya da iki porsiyon yeşillik yiyen kişilerin günlük olarak hiçbir şey yemeyen insanlara göre 11 yaşındaki birinin bilişsel kabiliyetine sahip olduğu bulundu. Yeşillikler arasından roka, nutrisyonel bir üstünlüğe sahip.

Yaban mersini

Tüm meyveler yararlı olmasına rağmen, yaban mersinindeki flavonoidler, beyni oksidatif stresten korumayı ve beynin hücre iletişimini güçlendirir, antioksidanlar açısından zengindir.

Yumurta sarısı

Kolin, B kompleks bir vitamindir. Kolin, hafızanızı koruyan ve beyin hücrelerinin daha etkili bir şekilde iletişim kurmasını sağlayan bir aselilkolime dönüştürülür. Araştırmalar, kolin alımının artmasının hafıza da dahil olmak üzere iyileşmiş bilişsel işlevle bağlantılı olduğunu gösteriyor. Yumurta sarısında bahsettiğim bu madde bulunmaktadır.

Zeytinyağı

2017 yılında yapılan bir araştırmada, sızma zeytinyağının tüketilmesinin bellek ve öğrenme yeteneğini koruyabileceğini ve iki Alzheimer işaretleyicisinin (amiloid-beta plakaları ve nevrofibriller yumrular) oluşumunu azaltabileceğini keşfetti. Tam mekanizma belirsiz olsa da, yağda bulunan antioksidan oleokanital rol oynayabilir.

Somon

Bu deniz mahsulü, beyin sağlığı için gerekli olan DH A ve EPA, omega-3 yağ asitleri bakımından zengindir. Omega-3, beynin Alzheimer hastalığının gelişiminde rol oynayabilecek iltihaplanmayı ve oksidatif stresi azaltmaya yardımcı olur. DH A özellikle yaşla ilgili beyin küçülmesini sınırlandırmaya yardımcıdır.

Kuruyemişler

Fındık, ceviz ve badem gibi kuruyemişler beyin sağlığı açısından oldukça faydalıdır. Beklenen faydayı elde etmek için haftada beş kez tüketmeniz yeterli.

Alzheimer riskini düşürmek üzerine konuştuğumuz bir başka yazımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz!

Devamını Oku...

Sağlıklı Yaşam

5 Adımda Yaşam Kalitesi Arttırma

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

yaşam kalitesi arttırma

Sağlıklı bir yaşam için yedikleriniz kadar yaptıklarınız da önemli. Sağlıklı kalmak için kahvaltıyı ihmal etmeyin, uyku düzeninize dikkat edin, hareketli olun, yeşilden zengin beslenin ve haftada bir de olsa baklagil tüketin

Hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme, uykusuz kalma ve çeşitli hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkan kilo alımı; ilerleyen yaşlarda kurtulması güç bir durum haline gelir. Sayısız diyet listesi, ilave egzersizler ve ‘yeni’ yöntemler arasında doğru olanı seçmek; zayıflamaya çalışmanın ilk ve en zor aşamasıdır. Kilo almak ya da vermek, yediklerinizle yüzde 100 ilişkilidir. Bu yüzden ne yemeniz ya da yememeniz gerektiğini bilirseniz işiniz kolaylaşabilir. Ancak sağlıklı bir yaşam için sadece yediklerinize dikkat etmeniz her zaman yeterli değildir. Kahvaltı ihmal edilmemeli, mümkün olduğunca hareket etmeli, uyku düzeninize dikkat etmeli, yeşilden zengin beslenmeli ve haftada bir kez de olsa mutlaka baklagil tüketmelisiniz. Gelin beş adımda yaşam kalitesi arttırma sırlarına hep birlikte bakalım…

1. KAHVALTIYI İHMAL ETMEYİN

Kahvaltı, metabolizmanızı başlatır ve gün içinde kalori yakmanıza yardımcı olur. Aynı zamanda size günlük işlerinizi yapmak için ihtiyaç duyduğunuz enerjiyi verir. Kahvaltının kötü LDL kolesterol seviyesini düşürme, şeker ve kalp hastalığı riskini önleme gibi etkileri de bulunur. Kahvaltı ayrıca; süt, tahıl ve meyveler gibi sağlıklı gıdalardaki bazı vitamin ve besin maddelerini almanıza yardımcı olur. Dolayısıyla güne kahvaltı ile başlamaya özen göstermelisiniz.

2. HAREKETLİ OLUN

Gün boyunca alınan kalori ve yağlar hareketsizlikle de birleşince kilo alımı kaçınılmaz oluyor. Düzenli egzersiz, vücut ağırlığında azalma (kilo verme) yardımcı olur.
Egzersizin birtakım fizyolojik faydaları da vardır; kasların işlevselliğinde ve vücudun oksijen alıp kullanabilme yeteneğinde olumlu etki sağlar; yüksek tansiyonu düşürür, kötü (LDL ve toplam) kolesterolde düşüşe, iyi (HDL) kolesterole artışa neden olur. Günlük düzenli aktiviteler, vücudun oksijen taşıma ve kullanma becerisini geliştirerek yorgunluk hissini ortadan kaldırır. Bu, özellikle kardiyovasküler hastalığı olanlar için çok önemlidir. Egzersiz programlarından önce ve sonra kas gücünü ve esnekliğini ölçen çalışmalar; özellikle yaşlı gruplarında, sırt ağrısı ve kemik hastalıklarında iyileşme olduğunu gösteriyor. Bir egzersiz programına yeni katılan ve kalp rahatsızlığı tanısı konmuş hastalar üzerinde yapılan bir çalışmada; kendine güvende artış, daha düşük stres ve daha az kaygı gibi yaşam kalitesinin diğer ölçütlerinde iyileşmelerin meydana geldiği gözlenmiştir. Ayrıca araştırmalar, egzersiz programlarına katılan ve düzenli spor yapan kalp hastalarının ölüm oranının yüzde 20-25 oranında azaldığını da ortaya koymuştur. Günde en az 30 dakikalık günlük aktiviteyle diyetinizi destekleyebilirsiniz. Yürümekten hoşlanıyorsanız en az 10 bin adım atmalısınız. Herhangi bir egzersiz yöntemi edinemiyor ya da uyum sağlayamıyorsanız, o halde gün içinde hareketli kalmaya özen gösterebilirsiniz.

3. UYKUSUZ KALMAYIN

Yapılan araştırmalar; erkeklerin yedisekiz, kadınların ise altı-yedi saat uykuya ihtiyaçları olduğunu gösteriyor. Peki ihtiyacımız kadar uyumazsak ne olur?
 Uykusuzluk kazalara sebep olur. Yapılan çalışmalar, ölümcül trafik kazalarının altıda birini uykusuzluk ile ilişkilendirmiştir. Kısaca, uykusuzluk aslında kanserden daha öldürücüdür desek yanlış olmaz.
 Uykusuzluk sizi uyuşturur, öğrenme ve düşünme yeteneğinizi baskılar. Beyninizin kognitif fonksiyonlarını etkilemesi; düşünme kabiliyetinizi, konsantrasyonunuzu, dikkatinizi ve reflekslerinizi etkiler.
 Uyku problemi yaşayan kişilerde kalp hastalığı, kalp krizi, yüksek tansiyon, inme ve diyabet gibi hastalıkların daha fazla görüldüğü saptanmıştır. Bildiğimiz bir şey var; uykusuzluk, sizi yorgun bırakması yetmezmiş gibi damarlarınızda yaşlanmaya da sebep oluyor.
 Uykusuzluk, kilo aldırır. Öncelikle iştahımızı kontrol eden iki hormonun ve vücudumuzda mutluluk hormonunun en fazla nerede üretildiğini bilmeniz gerekiyor. Mutluluktan başlayalım. Bildiğiniz gibi mutluluk hormonu serotonindir; hani depresyon ilaçlarını kullanarak sinir uçlarında artırmaya çalıştığımız hormon. Bu hormon yüzde 80’in üstünde ince bağırsaklarımızda bulunuyor. Şimdi mutsuz olduğunda çikolata yiyenler, bu dürtünün nereden geldiğini tekrar bir düşünsünler.

4. YEŞİL YAPRAKLI SEBZELERDEN ZENGİN BESLENİN

Lahana, brokoli, ıspanak ve pazı gibi yeşil yapraklı sebzeler; mükemmel birer vitamin, mineral ve antioksidan kaynağıdır. Ayrıca yüksek lif oranları sayesinde, östrojen seviyesinin düşmesini sağlarlar ve sindirim sistemi için de son derece faydalıdırlar. Yeşil yapraklı sebzeler, karaciğeri temizleyerek detoks etkisi yapar. Böylece toksik kimyasalların vücutta dolaşması engellenmiş olur. Bu sayede tümör oluşturan hücreler bir araya gelemez. Deniz yosunu, iyot kaynağı olması sebebiyle kanserle mücadelede önemli rol oynayan bir diğer faydalı yeşil yapraklıdır. Deniz yosunu da östrojen hormonunu düzenleyici etkisi sebebiyle meme kanseri ile savaşta son derece faydalıdır. Brokoli, karnabahar ve lahana gibi kükürtlü sebzeler, anti-kanser özellikleriyle ön plana çıkıyor. Yapılan çalışmalar; bu sebzelerin içerdikleri glukozinolat adı verilen bileşik sayesinde, çeşitli organlarda kanseri durdurucu etkiye sahip olduğunu gösteriyor. Bu nedenle; özellikle mevsiminde bu sebzeleri sofranızdan eksik etmemeye özen gösterin.

5. NOHUT, FASULYE, MERCİMEK ÜÇLÜSÜNDEN VAZGEÇMEYİN

 Nohut: Yeşil yapraklı sebzeler kadar baklagil tüketimi de önemlidir. Sadece yarım bardak siyah fasulye tüketmek, günlük demir ihtiyacınızın yüzde 15’ini karşılamaya yeter. Nohut hakkında yapılan araştırmalar çoğaldıkça, faydaları saymakla bitmiyor. Vitamin ve mineral zengini olan bu bakliyat, en çok folik asit ve B vitamini barındırıyor. Kalp sağlığı ve sinir sistemi üzerindeki önleyici ve tedavi edici etkileri ortaya çıkan nohudun bazı kanser türleri için de son derece faydalı olduğu tespit edildi. Bilim adamları, nohudun metabolizmayı hızlandırarak zayıflamaya yardımcı olduğunu da tespit etti.
 Fasulye: Yapılan araştırmalara göre, genellikle salatalarda kullandığımız kırmızı fasulye tam bir antioksidan kaynağı. Antioksidan içeren sebze ve meyveler genelde kırmızı renktedir ve kırmızının tonu koyulaştıkça içerdiği antioksidan miktarı da artar. Ana yemek olarak kullandığımız beyaz fasulyenin glisemik indeksinin düşük olduğu da tespit edildi.
 Mercimek: Yapılan araştırmalar, mercimeğin protein yönünden en zengin bakliyat olduğunu söylüyor. (Yarım bardak mercimekte 9 gram protein bulunur.) Mercimek, proteinin yanı sıra magnezyum ve folik asit yönünden de oldukça zengindir.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.