Sosyal Medya

Haberler

Bayılma, Kalp Hastalığı Belirtisi Olabilir

Yayınlanma:

,

Sık tekrarlıyorsa dikkat!

Beynin kan akımının ya da oksijenlenmesinin geçici olarak azalması sonucu gelişen ve geçici şuur ile duruş kaybı olarak tanımlanan “bayılma” bir hastalık değil, altta yatan bir nedenin görünen yüzü. Çoğu sinirsel kaynaklı olsa da, bayılma aynı zamanda kalp hastalığı belirtisi olabiliyor. Acıbadem International Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Egemen Duygu bayılmanın ciddi kalp hastalıklarından da kaynaklanabileceği uyarısında bulunarak, Örneğin bazı kalp hastalıkları sadece tekrar eden bayılma ataklarıyla sinyal verebiliyor. Bu durumda mutlaka kalp kontrolü yaptırmak yaşamsal önem taşıyor.” diyor.

Ritim problemleri

Kalbin normal atış ritmini ve düzenini kaybettiği durumlar aritmi, bir başka deyişle “ritim bozukluğu” olarak adlandırılıyor Kardiyoloji Uzmanı Dr. Egemen Duygu ritim problemlerinin bayılmanın sık görülen nedenleri arasında yer aldığını belirterek, “Özellikle normalden çok yavaş ya da tam tersi olarak çok hızlı çalışan bir kalp normal kan basıncını koruyamıyor ve bu nedenle beyin akımı da bozulabiliyor. Bunun sonucunda da bayılma gerçekleşiyor.” diyor.

Nasıl tedavi ediliyor? Ritim bozukluğu kalpte başka hiçbir problem olmadan sadece fazla çay, kahve tüketimi, uyku bozukluğu, stres ile anemi gibi nedenlerden kaynaklanabiliyor. Altta yatan etkenler ortadan kaldırıldığında kalpteki ritim de düzene giriyor. Ciddi ritim problemlerinde de genellikle kalp pili ya da ICD (intrakardiyak defibrilatör) denilen özel cihazlar tedavi için gerekli olabiliyor.

Kalp kapak hastalıkları

Kalp kapak hastalıkları da bayılma ile kendini belli edebiliyor. Doğumsal nedenler, çocuklukta geçirilen ateşli romatizmal hastalık ve bağ dokusu hastalığı sonucu kalp kapak hastalıkları gelişebiliyor. Bunların yanı sıra yaşa bağlı olarak da kapaklarda dejenerasyon olabiliyor. Özellikle aort kapak darlığında kan akımının engellenmesi nedeniyle beyin kanlanması azalabiliyor ve bunun sonucunda bayılma gelişebiliyor. Bu durum genellikle kapak hastalığının ileri derecede olduğuna işaret ediyor.

Nasıl tedavi ediliyor?

Kalp kapak ameliyatı ile hasta sağlığına kavuşabiliyor.

Kalp kası hastalıkları

Hipertrofik kardiyomiyopati ( kalp kasının normale göre aşırı derecede kalınlaşması ile karakterize olan kalp kası hastalığı), dilate kardiyomiyopati (nedeni tam olarak bilinmeyen, ancak kalp kaslarının zamanla zayıflamasına ve kalp boşluklarının genişlemesine yol açan bir durum) ve aritmojenik sağ ventrikül displazisi olarak bilinen (daha çok kalbin sağ karıncığının etkilendiği ve genellikle ölümcül aritmilere neden olabilen hastalık) hastalıklar bu grup içinde çoğunluğu oluşturuyor. Kalp kası hastalıkları da bayılmalara yol açabiliyor. Özellikle ritim bozukluğu ya da kalp içinde çıkış yolu tıkanmalarıyla ilgili olabiliyor.

Nasıl tedavi ediliyor? İlaç tedavisi ya da özellikli kalp pilleri ile bayılma önlenebiliyor. Böyle durumlarda kullanılan kalp pilleri iki farklı şekilde çalışıyor. İlk olarak özellikle kalp hızının yavaşlamasına bağlı olarak devreye giren piller söz konusu. Bu piller otomatik olarak kalp hızının yavaşladığını tespit ediyor ve gerektiği zaman vücudun fizyolojik ihtiyacı hızında devreye giriyor. Diğer pil grubu ise otomatik defibfilatörler oluyor. Diğer cihazlara kıyasla daha büyük olan bu cihazlar ölümcül ritim bozukluğunu (ventriküler fibrilasyon ya da ventriküler taşikardi gibi) tespit ederek şok verme yoluyla ritim bozukluğunu düzeltiyor.

Ne zaman kalp hastalıklarına işaret edebiliyor?

  • Bayılma tekrarlıyorsa,
  • Bayılma sırasında göğüs ağrısı ve çarpıntı hissinin oluşuyorsa,
  • Bilinen bir kalp hastalığı varsa,
  • Kalp hastalığı açısından yüksek risk mevcutsa (sigara, yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol öyküsü olan) ,
  • Ailede kalp hastalığı ve ani ölüm öyküsü varsa.

Kalp sağlığı ile ilgili yazı arşivime buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Beslenme

Kanserden Koruyan Besinler

Yayınlanma:

,

kanserden koruyan besinler

BU BESİNLER HEM KİLO VERDİRİYOR HEM KANSERDEN KORUYOR

Kanser, çağımızın en önemli sağlık sorunlarından biri haline geldi. Kansere sebebiyet veren nedenler arasında ise başı genetik ve çevresel faktörler ile sağlıksız beslenme çekiyor. Yaşam tarzı ve beslenme planınızda yapacağınız ufak değişiklerle kanser riskini azaltma imkanınızın olduğunu biliyor muydunuz? Memorial Hizmet Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Sinem Uygun, “ kanserden koruyan besinler ve faydaları hakkında konuştu.

Düzenli ve sağlıklı beslenmenin tüm hastalıklarla birlikte kanser riskini en aza indirdiği bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçektir. Doğru besinleri uygun miktarlarda tüketmek ve işlenmiş gıdalar yerine doğal olanları tercih etmek kanserden korunmada anahtar rol oynamaktadır. Kanser teşhisi konulan kişilerin de doğru bir beslenme planlaması ile hayat kalitelerini artırmaları ve tedaviye destek olmaları mümkün olmaktadır. Bunun için dikkat edilmesi gerekenler şöyle sıralanabilir:

1-Prostat ve kolon kanserinde karşı sarımsağı bol tüketin

Sarımsağın içinde bolca bulunan alil sülfür, DNA hasarını onarma, bağışıklığı artırma ve kansere sebep olabilen serbest radikallerin etkilerini azaltma konularında öne çıkmaktadır. Sarımsak; mide, prostat ve kalın bağırsak kanserlerine karşı koruyucudur. Mümkün olduğunca çiğ tüketmeye çalışmak, yararlı maddelerin korunması açısından önemlidir. Sarımsak dışında karnabahar, brokoli, pırasa gibi sülfürlü bileşikler ve selenyum içeren besinler de kansere karşı koruyucudur.

2-Zerdeçal kanserden koruyucudur

Zerdeçal iyi bir antieflamatuar yani vücutta iltihap gidericidir. Bu özelliği sebebiyle kansere karşı koruyucu olduğu düşünülmektedir. Toz veya taze hali ile günlük beslenmeye eklenebilir.

3-Balık, keten tohumu, semiz otu ve ceviz ile sağlıklı kalın

Balıklarda bolca bulunan Omega-3, keten tohumu semizotu ve ceviz gibi bitkisel kaynaklarda da bulunmaktadır. Meme, kalınbağırsak, pankreas ve prostat kanserlerinin gelişme riskini azaltır. Haftada 2-3 kez balık tüketimi omega-3 den zengin beslenme açısından önemlidir. Balığın kızartılmadan buğulama veya ızgara yapılarak tüketilmesi gerekir.

4-Domates, karpuz ve kayısı prostat kanserine karşı koruyucu birer kalkandır

Domates, karpuz, kayısı gibi kırmızı ve turuncu renkteki besinlerin içinde bulunan likopen kuvvetli bir antioksidandır. Prostat ve rahim ağzı kanserine karşı korucu etkileri olduğu bilinmektedir.

5-Süt ve süt ürünleri ile birçok kanserden korunmak mümkün

Yoğurt, süt, ayran, peynir ve tereyağı gibi süt ürünleri ile aspir yağında bulunan konjuge linoleik asit (CLA)  obezite, yağlanma, diyabet ve kanser riskini azaltmaktadır. Günlük tüketim miktarlarında aşırıya kaçılmadan tüketilen süt ürünleri, bağışıklığın güçlenmesine de katkıda bulunmaktadır.

6-Kırmızı, mor ve siyaha yakın renkteki meyveler sağlık kaynağı

Böğürtlen, yaban mersini, siyah üzümün çekirdeği, siyah erik gibi koyu mor –kırmızı-siyaha yakın renkteki besinlerin içinde bulunan maddeler, hücrelerin yaşam süresini uzatmaktadır. Günlük meyve tüketiminin 1-2 porsiyonunun bu meyvelere ayrılması, yaşam süresini uzatmanın yanı sıra kalp ve damar hastalıkları ile karaciğer, safra yolları, meme, pankreas gibi kanserler ile ilgili riskleri en aza indirmektedir.

7-Mantar, yulaf ve tahıl ürünleri ile kilo vererek kanserden korunabilirsiniz

Bazı mantarlarda, yulaf ve tahıllarda bulunan beta glukan kolesterolün düşürülmesine ve kilo vermeye yardımcı olmaktadır. Bunun dışında kalın bağırsak ve mide kanserlerinden korunmada etkilidir. Yulafın haftada 2-3 kez çeşitli meyveler ve yoğurt ile tüketilmesi hem bağışıklık sistemini hem sindirim sistemini desteklemeye yardımcı olur.

Konuyla ilgili bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Haberler

Depresyonun Belirtileri Nelerdir

Yayınlanma:

,

depresyonun belirtileri

Depresyon, hayat tarzlarımızın değişmesiyle birlikte artık hemen hemen her yaş grubunda sıklıkla görünen bir rahatsızlık olmaya başladı. Yaşam kalitesine önemli ölçüde darbe vurabilen bu rahatsızlıkla mücadele etmek için uzman yardımı almak, egzersiz yapmak, arkadaş çevresi ile sıkıntıları paylaşmak ve sosyal hayattan kopmamak önemli. Memorial Bahçelievler Hastanesi Psikiyatri Bölümü’nden Prof. Dr. Ercan Abay, depresyonun belirtileri ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

Her 5 kişiden 1’i yaşamının bir döneminde depresyon ile karşılaşıyor

Derin üzüntüler, stres, sıkıntı, yaşam şartları, ekonomik sorunlar… Bu liste daha da uzayabilmektedir. Her insanın hayatı boyunca karşılaşabileceği bu tür problemler, başa çıkılamaz hale geldiğinde ruh halinde sorunlara neden olabilir. Ancak üzüntü ve keder halinin günlük aktiviteleri engelleyecek bir hal alarak, uzun sürmesi ve işlevselliği bozması depresyon gelişiminin belirtisi olabilmektedir.  Depresyon tanısının koyulabilmesi için kişideki bazı özellikler sorgulanmalıdır.

  1. Çökkün Duygudurum: Kişide çökkün, kederli, kasvetli ve sıkıntılı bir duygudurum hakimdir.
  2. Yorgunluk:Fiziksel enerjide azalma ortaya çıkar.
  3. Uyku bozuklukları: Bu durumda uyku durumuna geçememe, sık sık uyanma, sabah erken uyanma ya da uyku halinin artması gibi tablolar gözlenebilir. Depresyondaki kişiler uyumadıkları halde yatmaya eğilimlidir ki bu da söz konusu rahatsızlığın sürmesinde dikkat çekici bir özelliktir.
  4. İştah sorunları: Kişi kilo kaybedebilir. Son bir ayda diyet yapmadan ortalama kilonun %5’i kadar, en az 4-5kg. verilebilir. Bazı depresif kişilerde de kilo artışı olabilmektedir.
  5. Psikomotor huzursuzluk ya da retardasyon: Depresyon tablosu kişide ajitasyon hali ya da psikolojik fonksiyonlarda azalmaya yol açar.
  6. Yaşamı tehdit eden düşünceler: Kişide ölüm düşünceleri, eğilimleri ya da girişimleri yani intihara yatkınlık görülebilir.
  7. Suçluluk-değersizlik düşünceleri: Yaşanan olaylardan suçluluk duyulabildiği gibi kişinin kendini değersiz hissetmesine de rastlanabilir.
  8. Konsantrasyon güçlüğü: Depresyon halinde kişide dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon güçlüğü görülür.
  9. İlgisizlik:Önceden severek yapılan günlük etkinliklere (okumak, egzersiz yapmak, TV seyretmek gibi) ilginin azalabilir.

Son 15 gündür, yaşamınızın rutin akışınızı bozacak derecede bu belirtilerin en az 5’ini kendinizde fark ediyorsanız, bu durum majör depresyonla karşı karşıya olduğunuz ve psikiyatrik yardım almanız gerektiği anlamına gelebilir.

 İlaçların bağımlılık yaptığı inanışı doğru değil

Depresyon; hafif, orta ve ağır olmak üzere derecelendirilmektedir. Depresyon ile mücadelede psikoterapi ve ilaç tedavisi öne çıkmaktadır. Bununla birlikte kişinin egzersiz yapması ve beslenme düzenine dikkat etmesi de önem taşımaktadır. Depresyon halinin hafif ve orta derecede olması halinde sık seanslarla psikoterapi tek başına yeterli olabilir, ancak ağır depresyonlarda ilaç tedavisi önceliklidir ve depresyon şiddeti hafiflemeye başlayınca psikoterapi de eklenebilir. Depresyon ilaçlarının bağımlılık yaptığına dair toplumda yanlış bir inanış bulunmaktadır. Bu tür ilaçların bazı yan etkileri bazı kişilerde görülebilse de, bunlar 1-2 hafta içinde geçmektedir. 3 hafta içinde  kişi ilaç tedavisinden yarar görebilmektedir. Ancak bu ilaç tek başına yeterli gelmeyebilir. Kişinin hayata bakışını düzenleyen, olumsuz otomatik düşüncelerin yerine olumlu alternatif düşüncelerin geçmesini sağlayan bilişsel yapılandırma gibi teknikleri içeren ve depresif nöbetlerin ortaya çıkmasını da önleyebilecek bilişsel-davranışçı terapi de alınması önemlidir.

Sosyalleşmekten vazgeçmeyin ve bol bol yürüyüş yapın

Depresyon durumunda kişinin kendi başına çare aramaktan ya da kötü alışkanlıklardan kaçınması önemlidir. Ruh sağlığını güçlendirmek için ise mümkün olduğunca sosyal olmak, dost bilinen kişilerle sorunların paylaşılması gerekir. Ruh sağlığı uzmanlarından kaçınmamak, bu konuda aile hekimlerine danışmak ve yardım almak da önem taşımaktadır. Fiziksel aktivitenin, özellikle de tempolu yürüyüşün antidepresan etkisinin olduğu bilinmektedir. Akşam yemek öncesi gün batmadan yapılacak 30 – 40 dakikalık tempolu yürüyüşün uykuya geçişi kolaylaştırdığı ve antidepresan etkisi olduğu unutulmamalıdır

Kafeinli içeceklerin tüketilmemesi ve alkolden uzak durulması faydalı olabilir. Ayrıca kişinin intihara eğilimi, bu tür düşünceleri varsa yakınları tarafından mutlaka bir uzmana yönlendirilmesi gerekir.

Devamını Oku...

Göz Sağlığı

Göz Sağlığını Bozan Hatalar

Yayınlanma:

,

göz sağlığını bozan hatalar

Gözlerimiz kuşkusuz en önemli organlarımızdan biri. Günlük yaşantımızın vazgeçilmezleri haline gelen bilgisayar, akıllı telefonlar, tabletler, hatta sosyal medya bile göz sağlığımız için birer tehdit. Uzun süre telefon, bilgisayar, tablet gibi cihazların ekranlarına bakmak göz sağlığının bozulmasına neden olabiliyor. Bu yazımızdaki konumuz, göz sağlığını bozan hatalar …

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Evren Baca “Ofis ortamı, akıllı binalar, klimalı ortamlar yani yüksek teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken göz sağlığımıza ise önemli zararlar verebiliyor. Gün sonunda kızaran gözler ve yorgun bakışlar, bilgisayar başında geçirilen zamanın uzamasıyla ve ekrana bakarken farkında olmadan yapılan yanlışlar nedeniyle daha sık karşımıza çıkıyor. Hastalarımızdan gözlerde yanma, batma, acıma, kızarıklık, bulanık görme ve göz kuruluğu şikayetlerini sıkça duyar olduk. Oysa körlüğe kadar gidebilecek ciddi sorunların önüne geçmek için hatalı davranışları düzeltmek, tüm önlemlere rağmen şikayetler sürüyorsa hemen bir uzmana görünmek gerekir” diyor. Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Evren Baca ekrana bakarken kaçınmamız gereken 6 hatayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Ekran ışığını doğru ayarlamamak

Gerek gündüz gerekse gece bilgisayar, cep telefonu ve tabletlerde ekran ışığını doğru ayarlamaya dikkat edin. Çünkü pek çok kişi için önemsiz gibi görünen bu ayrıntı, göz sağlığınızı olumsuz etkiliyor. Ekran ışığının çok parlak olmaması veya okumayı güçleştirecek kadar kısık olmaması gerekiyor. Ekran çözünürlüğü düştükçe de göz yorgunluğu artıyor.

Göz kırpmayı unutmak

Ekrana bakarken göz kırpma sayımızın yüzde 75 oranında azaldığını biliyor muydunuz? Gözlerimizi bilgisayar ekranına kilitlediğimizde kısa vadede göz kuruluğu, gözlerde yanma, batma, kızarıklık ve bulanık görme olarak karşımıza çıkan sorunlar, önlem alınmadığı ve bu hatadan dönülmediği taktirde uzun vadede çok daha ciddi göz sorunlarına neden olabiliyor. Gözün açık kalma süresi uzadıkça zarar da artıyor. Bu nedenle ekran başında çalışırken veya ekrana bakarken gözlerinizin dinlenmesi için göz kırpma sayınızı mutlaka artırın ve 20 dakikada bir 20 saniye gözünüzü ekrandan uzaklaştırın.

Kışın su içmeyi ihmal etmek

Vücudumuzun yaklaşık yüzde 60’ı sudan oluşuyor. Su oranı azaldıkça gözyaşı üretiminde de azalma meydana geliyor. Ancak hele de kış aylarında susama ihtiyacının azalmasıyla, pek çoğumuz yeterince su içmiyoruz. Günde iki litre su içmek böbreklerimizden kalbimize dek sağlık açısından büyük önem taşıdığı gibi, gözlerimizi de doğrudan etkiliyor. Az su tüketilmesinin yanı sıra sıvı ihtiyacının çay ve kahve ile giderilmesi de göz kuruluğuna yol açıyor. Su içmek için susamayı beklemeyin, aşırı çay ve kahve tüketiminden kaçının.

Isı ve neme dikkat etmemek

Çalışma ortamındaki nem oranı göz sağlığı için çok önemli. Klima ve kalorifer ortamın havasının nem oranını düşürdüğü için başta göz kuruluğu olmak üzere sorunları artırıyor. Rezidans tipi binalarda bu problem daha fazla yaşanıyor. Bu durumda klima sisteminin nem düzenleyici tipte olmasına veya ortamın ayrıca nemini artırmaya dikkat edin. İdeal ofis ortamında nem oranının yüzde 55 civarında olması gerekiyor.

Seviyeye dikkat etmemek

Ofiste saatlerce bilgisayar başında çalışan pek çok kişi, bilgisayarının doğru bir seviyede olup olmadığını bilmiyor. Hatta böyle bir yükseklik ayarı yapılması gerektiği bile bilinmediğinden, göz şikayetleri ister istemez artıyor. Oysa bilgisayar kullanımında, bilgisayar ekranının göz hizasının altında olmasına, ayrıca ekranın 50 cm mesafede bulunmasına dikkat etmek gerekiyor. Yukarı seviyede duran ekran, göz kapak aralığının daha geniş olmasına ve buharlaşma yüzeyinin artmasına neden olurken, bu da kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen göz kuruluğu başta olmak üzere birçok soruna yol açabiliyor.

Gözlerimize iyi bakmamak!

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Evren Baca “Göz muayenesinin düzenli yaptırılması çok önemli. Oysa göz ile ilgili şikayetler çoğunlukla günlük hayatın yoğunluğuna bağlanıyor, hekime görünmek ihmal edilebiliyor.  Gözünüzle ilgili şikayetiniz olmasa bile yılda bir kez mutlaka göz kontrolü yaptırmayı ihmal etmeyin. Göz kuruluğunuz olduğunda suni gözyaşı ile gözün nemi takviye edilebilir. Ancak göz kuruluğu tipine göre ihtiyaç duyulan gözyaşı damlasının içeriği değişkenlik gösterdiğinden, öncelikle göz hekiminize danışarak suni gözyaşı damlası temin etmekte fayda var. İçinde koruyucu madde olmayan formları tercih etmek gerekiyor” diyor.

Göz sağlığı ile ilgili değerli bilgilerin bulunduğu yazımız için buraya tıklayabilirsiniz. Göz sağlığı hakkında doğru bilinen yanlışlar hakkında yazdığımız yazımız için ise buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.