Bizimle iletişime geçin

Bağışıklık

Bağışıklık Sistemini Güçlendiren Besinler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Nar fotoğrafı

Bağışıklık Sistemini Güçlendiren Besinler

Bağışıklık sistemini güçlendiren besinler soframızdan eksik olmamalı. Soğuk algınlığı, grip, bronşit, farenjit… Soğuk havanın iliklerimize kadar işlediği bu günlerde hastalıkların görülme oranı iyice artıyor. Bizi yorgan döşek yatıran hastalıklardan korunmanın en etkili yollarından biri ise vücudumuzda enfeksiyona neden olan virüs ve bakteri gibi  mikroorganizmaların zararlı etkilerine karşı adeta kalkan görevi üstlenen bağışıklık sistemimizi  güçlendirmek. Bağışıklık sisteminin güçlenmesi için olmazsa olmaz 3 kural ise: Su içmeyi ihmal etmemek, uyku düzenine önem vermek, beslenmemizin yeterli ve dengeli olduğundan emin olmak.

Kış hastalıklarına karşı koruma kalkanı:

Kış aylarında bağışıklık sistemimizi yediklerimizle destekleyebiliriz. Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz karda kışta hastalıklardan korunmak için düzenli olarak tüketmeniz gereken besinleri anlattı,  önemli önerilerde bulundu.

Balık

Balık vücudun üretmediği ve bu nedenle mutlaka besinlerle almamız gereken omega 3 yağ asidinin en önemli kaynağı. Hastalık yapan bileşiklerin vücuttan uzaklaştırılmasını sağlayan omega 3 almak için haftada 2-3 kez balık tüketmeye özen gösterin. Balığınızı ızgara, fırında veya buğulama olarak tercih etmeniz gerektiğini unutmayın.

Portakal ve kivi

Portakal ve kivi… Bu ikilinin ortak noktası C vitamini içermeleri. C vitamini içeriği sayesinde soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıklardan koruyucu özellik taşıyorlar. Ancak hem vitamin deposu hem posa kaynağı meyveleri tüketirken dikkat etmeniz gereken 2 kural var: Birincisi avucunuzu dolduracak kadar meyvenin bir porsiyon kadar meyve demek olduğunu unutmadan, porsiyon kontrolü yaparak tüketmeniz. İkincisi de aynı anda 2 porsiyondan fazla meyve yememeniz.

Yumurta

Yeterli protein almak bağışıklık sisteminin güçlenmesi için önemli. Yumurta da en kaliteli protein kaynağı olarak biliniyor.  Yumurta aynı zamanda içerdiği A ve B vitaminleri, demir, çinko, folik asitle de öne çıkıyor. Herhangi bir sağlık sorununuz veya alerjik durumunuz yoksa haftada en az 3-4 kez günde 1 adet yumurta tüketebilirsiniz.

Sarımsak

Yapılan bilimsel çalışmalar; sarımsaktaki organosülfür bileşiklerin toksinlerle savaştığı kanser ve kardiyovasküler hastalıklar gibi birçok hastalıkta önleyici etkisi olduğunu gösteriyor. Özellikle sarımsakta bulunan “allisin” hem antibakteriyel hem de anti viral etki gösteriyor ve soğuk algınlığı, nezle ile girip gibi bu mevsim en sık görülen hastalıklara karşı koruyucu etki gösteriyor. Maksimum fayda sağlamak için sarımsağı ezerek ve çiğ olarak yemeğe özen gösterin.

Karalahana

Özellikle Karadeniz bölgesinin meşhur lezzeti karalahana, içerdiği A, K, C vitamini, kalsiyum ve magnezyum ile hepimizin sofralarında yer alması gereken bir besin. Hem çok güçlü bir antioksidan hem de kuarsetin içeriği ile anti kanser, anti viral etkilere sahip. Karalahanayı mevsiminde haftada 1-2 kez sıcak sebze yemeği, dolma veya çorba olarak tüketebilirsiniz.

Baklagiller

Bağışıklık sistemini güçlendirmek için vitamin ile minerallerden zengin beslenmek ve yeterli protein almak önemli. Mercimek ve nohut gibi baklagiller de bitkisel kaynaklı protein, posa, B grubu vitaminler ve demir içererek bu 2  şartı yerine getiren bir besin grubu. Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz haftada 2-3 kez baklagiller içeren bir öğün yapmanız gerektiğine dikkat çekerek, “Baklagiller yemeğinize mutlaka limonlu bir yeşil salata eşlik etsin. Böylece hem aldığınız vitamini arttırır hem de limon ve yeşilliklerde bulunan C vitamini sayesinde baklagillerdeki demirden daha iyi yararlanmayı sağlarsınız.” diyor.

Yeşil çay

Metabolizmanın daha hızlı çalışmasına yardım ederek kilo kaybına katkı sağlayan, ani kan şekeri değişikliklerinin önüne geçen yeşil çay serbest radikallerle savaşan antioksidanlardan zengin ve bu sayede bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Ancak yeşil çayı aşırı kaynar suya eklerseniz, yapraklarındaki antioksidanların etkilerini kaybetmesine neden olursunuz. Bu yüzden yeşil çayınızı kaynar olmayan su kullanarak hazırlayın.

Nar

“Rengiyle sofraları renklendiren nar antioksidan kaynağı olması sayesinde güçlü bir bağışıklık sistemi için olmazsa olmaz besinlerden biri.” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz şu bilgileri veriyor: “Yarım adet nar bir porsiyon meyveye eşit oluyor. Narı isterseniz ana öğünlerde salatalarınıza ekleyerek, isterseniz ara öğünlerde tüketebilirsiniz. Örneğin bir kase yoğurdun içerisine 2-3 yemek kaşığı nar ekleyerek bağışıklık sistemini güçlendiren harika bir ara öğün yapabilirsiniz.”

Zencefil

Mide bulantısına iyi gelmesiyle ünlü olan zencefil; ayrıca kolesterolün düşmesine, karaciğeri korumaya, pıhtılaşmayı geciktirmeye ve bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı oluyor.

Zerdeçal

Zerdeçal son yıllarda yapılan çalışmalarda sağlık üzerine olumlu etkileri gösterilmiş bir baharat. Kalp-damar hastalıklarının önlenmesinde, kolesterolün düşürülmesinde rol oynayan, iltihap önleyici gibi özelliklere sahip olan zerdeçal, güçlü bir bağışıklık sistemi için de sofranızda yer almalı. Yaklaşık 1 tatlı kaşığı zerdeçalı çorbalara, et ve tavuk yemeklerinize ekleyerek tüketebilirsiniz.

Keten tohumu

Keten tohumu içerdiği posa ile bağırsak hareketlerinin düzenlenmesine yardımcı oluyor ve kabızlık problemi yaşayanlar için iyi bir çare olarak tavsiye ediliyor. Ayrıca fosfor, magnezyum, bakır ve B grubu vitaminler, omega 3 ile omega 6 yağ asitleri için iyi bir kaynak ve bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Yemeklerinize 1-2 tatlı kaşığı kadar ekleyerek keten tohumunun bu etkilerinden faydalanabilirsiniz.

Bağışıklık sistemini güçlendirmek için farklı önerilerin bulunduğu bir başka yazımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bağışıklık

Nadir Görülen ilginç Alerji Tipleri

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Nadir Görülen ilginç Alerji Tipleri

Alerji, genel anlamıyla aynı miktar ve koşullarda başka kişiler için zararsız olan farklı yabancı maddelere karşı, bazı kişilerin aşırı duyarlılık göstermesidir. Ev tozu akarları, polenler, küf mantarları, bakteriler, ev hayvanlarının tüy ve epitelleri, bazı gıda proteinleri, böcek zehirleri gibi maddeler, alerjinin en sık nedenleri arasında yer alırlar. Acıbadem Bodrum Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Hakan Eren, nadir görülen ilginç alerji tiplerini sıraladı.

Ayakkabı

Bazı insanlar derinin işlenmesinde kullanılan kimyasallara egzama benzeri alerjik reaksiyon gösterebiliyor.

Çikolata

Çikolata içindeki besin katkı maddelerine karşı deride kaşıntı, kabarıklık gibi ürtiker ve egzama benzeri reaksiyonlar olabiliyor.

Güneş

Güneşteki UV ışınlarından kaynaklanan bu alerji tipinde belirtiler ciltte kızarıklık, kabarma ve kaşıntı olarak kendini gösteriyor.

Soğuk

Sadece soğuk hava değil soğuk suda yüzmek gibi durumlar da tehlike arz ediyor. Alerjiye neden olan şey ise kan basıncının ani olarak düşmesi olarak biliniyor.

Spor

Egzersizden sonra yemek yenince ortaya çıkabiliyor. Ciltte kızarıklıklar ve ağır durumlarda anaflaksi (alerjik şok) görülebiliyor.

Su

Suyla temas sonrası ciltte ürtiker benzeri kızarıklıklar oluyor.

Su hariç tüm yiyecek ve içeceklere alerji

Dünyada bilinen tek örneği Avustralyalı çocuk Kaleb Bussenschutt. Kaleb’in sadece suya, buza ve belli bir marka altında üretilen limonataya alerjisi yok. Onun dışında ne yerse yesin anında kusuyor.

Teknoloji

Migren benzeri baş ağrısı ve deri reaksiyonlarına neden olabilen bu alerji tipinde en olası neden saç kurutma makinesi, wireless sistemleri, mikrodalga fırınlar ve cep telefonlarına bağlı ortamda oluşan elektro-manyetik kirlilik. Son yıllarda bu durum “Hasta Bina Sendromu” olarak da adlandırılıyor.

İç çamaşırı

Sentetik dokuma ürünlerine karşı hassas kişilerde görülüyor.

Meni

Kadınların spermaya alerjileri olduğu gibi bazı erkeklerin de kendi spermalarına alerjileri olabiliyor.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bağışıklık

Grip Aşısı Yaptırmak için Geç Kalmadınız

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Grip Aşısı Yaptırmak için Geç Kalmadınız

Sağlık Bakanlığı verilerine göre, aralık ayının ikinci haftası itibariyle grip salgını başladı. Grip aşısı için hiçbir zaman geç olmadığını söyleyen Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Aşı, hastalığa henüz yakalanmayan kişileri koruyabilir. Risk grubundaki kişilerin aşılanmasında fayda var” dedi.

Domuz gribi, gergedan virüsü gibi farklı isimlerle duyurulan salgınlar şu günlerde birçok kişiyi olumsuz etkiliyor. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Domuz gribi salgınının ortaya çıktığı 2009 yılında, dünyada ve Türkiye’de her zamankinden daha fazla hasta gördük. Bugün artık, domuz gribi virüsüne karşı insanlarda bir bağışıklık gelişti. Ayrıca grip aşılarının içerisinde domuz gribinin virüsü var. Hastalığın eskisi kadar yaşamı tehdit etmediğini söyleyebilirim” diye konuştu.

Peki Kimler Tehlike Altında?

Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Tehlike yaratan bir grup var. Onlar bağışıklığı iyi çalışmayan, 65 yaş üzerindeki kişiler, KOAH gibi akciğer hastalığı olanlar, solumum yetmezliği olan hastalar, kanser tedavisi gören kişiler ve gebeler. Bağışıklık sistemi iyi çalışmadığından bu grupta yaşamı tehdit etme riski daha yüksek. Sağlıklı kişilerde ise artık çok fazla tehlike arz etmiyor” ifadelerini kullandı.

Hamilelerin Özellikle Daha Dikkatli Olması Gerekiyor

Risk grubundaki kişilerin aşılanması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Sönmezoğlu şöyle devam etti:

“İdeal olan, salgın başlamadan eylül, ekim aylarında aşılanmaktır. Ancak unutulmamalıdır ki, aşı için  geç değil. Çünkü mart ayı sonuna kadar salgın azala azala devam eder. Şu an yapılacak aşı, hastalığa henüz yakalanmayan kişileri koruyabilir. Hamileleri özellikle vurgulamak gerekiyor. Çünkü düşük ve erken doğum riskiyle karşı karşıyalar. Grip buna neden olabiliyor. Hastalık, gebelerde yaşamı da tehdit edebiliyor. Gebeliğini kış aylarında geçirecek kişilerin aşılanmasında fayda var. Gebeleri ve yeni doğum yapmışları aşılıyoruz.”

“Proteinden Zengin Beslenin”

Bağışıklık sistemini koruyan en etkili yöntemin yeterli uyku ve beslenme olduğunun altını çizen Prof. Dr. Sönmezoğlu, alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı: “Bunun için öncelikle uykuya ve beslenmeye dikkat etmek gerekiyor. Mutlaka, soğuktan korunarak, açık havada vakit geçirilmeli,  stresten mümkün olduğunca uzak durulmalı. C vitaminden zengin narenciye tüketmek, hapşıran-öksüren kişilerden uzak durmak  ve elleri sık sık yıkamak gibi hijyen önlemleri de almak önem taşıyor. Ayrıca, proteinden zengin beslenmeli. Yumurta, süt ürünleri, yoğurt, et, sebzeler ve meyveleri özellikle kış aylarında hiç ihmal etmemeli” dedi.

Her Sabah Yarım Limon, Zerdeçal ve Zencefil

Enfeksiyonlara karşı koruyucu bir formül olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sönmezoğlu, şunları söyledi:

“Ilık su içine atılacak zencefil, limon suyu, zerdeçal son derece etkin. Hastalığın başladığını hissettiğiniz an bu karışımı kullanabilirsiniz. Her gün sabah kalktığınızda ılık bir bardak suyun içine taze sıkılmış yarım limon, 1 çay kaşığı zencefil, 1 çay kaşığı kadar zerdeçal koyarak içmek koruyucu etki yaratıyor. Aynı zamanda kuşburnu, ıhlamur, nane-limon son derece etkilidir.

Gergedan Virüsü Nezle

Son zamanlarda Gergedan Virüsü olarak adlandırılan virüsün, nezle virüsü olduğunu söyleyen Sönmezoğlu, “Bu yeni bir virüs değildir. Bu birkaç günlük burun akıntısı, hafif baş ağrısı, kuru öksürükle geçer. Eğer burun kanalları açık tutulmazsa daha sonra sinüzite dönebilir. O nedenle bu enfeksiyona yakalanmış kişiler burnun açık olmasına dikkat etmelidir. Burun açıcı tuzlu sular burnun tıkanmasını engelleyecektir” dedi.

Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Solunum yolu enfeksiyonlarının çoğu virüslerle oluşur ve antibiyotikler onlara etki etmez. Ama ne yazık ki biz, ülke olarak antibiyotiklere çok güvendiğimiz ve onlardan çok şey beklediğimiz için, virüs olduğunu bilsek bile kullanıyoruz. Bu vücudumuzdaki yararlı bakterileri öldürüyor, ekosistemi bozuyor” diyerek antibiyotikler konusunda da uyardı.

Konuyla ilgili farklı bir içeriğe burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bağışıklık

Gripte Hemen Antibiyotiklere Sarılmayın

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Gripte Hemen Antibiyotiklere Sarılmayın

Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Çağrı Büke, sonbahar ve kış aylarında solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanan ortalama her 100 hastadan 80’inde antibiyotik tedavisine ihtiyaç duyulmadığını belirterek, “Çünkü gelişen solunum yolları enfeksiyonlarının yüzde 80’i virüslerden, geriye kalan bölümü ise bakterilerden kaynaklanıyor. Antibiyotikler ise sadece bakterilerin oluşturduğu enfeksiyon hastalıklarının tedavisinde kullanılıyor.” dedi.

Prof. Dr. Büke, yaptığı açıklamada, kışın kendini göstermeye başladığı bu günlerde özellikle solunum yolu enfeksiyonlarının da arttığının gözlendiğini, bu noktada yapılan en büyük yanlışlardan birinin de  belirtiler başlar başlamaz antibiyotiklere yönelmek olduğunu aktardı.

Özellikle sonbahar ve kış aylarında en sık görülen sağlık sorunları olarak ön plana çıkan soğuk algınlığı ve grip gibi boğaz ağrısı ile seyreden hastalıklara karşı yapılabilecekler konusunda bilgi de veren Büke, soğuk algınlığı ve nezlenin genellikle grip ile karıştırıldığına ancak aralarında belirgin farklılıkların olduğuna dikkati çekti.

Prof. Dr. Büke, çok çeşitte ve sayıda virüsün neden olduğu soğuk algınlığında kuru öksürüğün yanı sıra boğaz ağrısı, burun akıntısı bazen hafif ateş yüksekliğinin görülebildiğine işaret ederek, bu nedenle mevsim boyunca bir kişinin birkaç farklı virüs ve alt türleriyle karşılaşıp birden fazla bu hastalıklara yakalanabildiğini aktardı.

Prof. Dr. Büke, çok çeşitte ve sayıda virüsün neden olduğu soğuk algınlığında kuru öksürüğün yanı sıra boğaz ağrısı, burun akıntısı bazen hafif ateş yüksekliğinin görülebildiğine işaret ederek, bu nedenle mevsim boyunca bir kişinin birkaç farklı virüs ve alt türleriyle karşılaşıp birden fazla bu hastalıklara yakalanabildiğini aktardı.

“Antibiyotiklerin soğuk algınlığı ve grip tedavisinde hiçbir yararı yok”

Büke, influenza virüslerine bağlı gelişen gripte ise hastalığın boğaz ağrısı ile başladığını, buna karşın 38,5 ve üzeri derecelerde ateş, şiddetli kas ağrısı, baş ağrısı ve hatta eklem ağrısıyla seyrettiğini söyledi.

Antibiyotiklerin soğuk algınlığı ve grip tedavisinde hiçbir yararı olmadığının altını çizerek, gereksiz kullanıldıklarında vücutta bulunan yararlı flora bakterilerinde direnç gelişmesine yol açacağına dikkati çeken Prof. Dr.  Büke, şunları kaydetti:

“Sonbahar ve kış aylarında solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanan ortalama her 100 hastadan 80’inde antibiyotik tedavisine ihtiyaç duyulmuyor.  Çünkü gelişen solunum yolları enfeksiyonlarının yüzde 80’i virüslerden, geriye kalan bölümü ise bakterilerden kaynaklanıyor. Antibiyotikler ise sadece  bakterilerin oluşturduğu enfeksiyonların tedavisinde kullanılıyor. Soğuk algınlığı ve risk grubu dışındaki kişilerde gelişen grip 5-7 günde kendiliğinden iyileşir. Belki de doğal tedavi yöntemlerinin yakınmaları hafiflettiği ve daha hızlı iyileşme sağladığı hastalıkların en başında soğuk algınlığı ve risk grubu  dışındaki kişilerde gelişen grip gelmektedir. Hekim tarafından soğuk algınlığı ya da grip tanısı alan kişilerde destek amacıyla yeterli istirahat, beslenme ve yeterli sıvı alınması yanı sıra bazı doğal ürünler de kullanılabilir. Ayrıca doğal ürünlerin çeşitli ilaçlarla etkileşimlerinin olabileceği unutulmamalı ve özellikle kronik hastalıkları nedeniyle çeşitli ilaçlar kullanan bireylerin bu konuda mutlaka hekime başvurmaları gerekiyor.”

 “Sarımsak soğuk algınlığında da etkinliği kabul edilmiş doğal bir ürün”

 Prof. Dr. Büke, sarımsağın da soğuk algınlığında etkinliği kabul edilmiş doğal bir ürün olduğunu, düzenli kullanıldığında hastalık sıklığını ve sayısını azaltabildiğini aktararak, bu tür durumlarda iyileşmeyi hızlandırabildiğini ifade etti.

Ekinezyanın da viral üst solunum yolu enfeksiyonlarında etkili doğal bir bitki olduğunu vurgulayan Büke, bu amaçla çeşitli şekillerde kullanılabildiğini belirtti.

Büke, ayrıca C vitamininin de kış aylarından önceki süreçte kullanılmasının nezle ve soğuk algınlığı gelişme riskini azaltabildiğini vurgulayarak, vücutta eser miktarda ancak bütün hücrelerde bulunan çinkonun da hücre çoğalmasında, bağışık yanıtta, nörolojik fonksiyonlarda önemli rol oynadığını, bu nedenle soğuk algınlığı yakınmaları başlar başlamaz kullanılması durumunda hastalığın süresini ve şiddetini azaltabildiğini kaydetti.

Prof. Dr. Büke, çinkoyu besinlerle de almanın mümkün olduğuna dikkati çekerek, kabuklu deniz ürünleri, sakatat, baklagiller ve buğday tohumunda yoğun şekilde bulunduğunu söyledi.

“Boğaz ağrısı yakınmalarını hafifletmek için limonlu ballı su”

Boğaz ağrısının, soğuk algınlığı ve grip gibi viral enfeksiyonların seyri sırasında görülebileceği gibi, bakterilerin, özellikle de A grubu beta hemolitik streptokokların oluşturduğu anjin durumunda da ortaya çıkabildiğini dile getiren Büke, bu bakterinin özellikle 5-15 yaş grubundaki çocuklarda kalp kapaklarında kardit ve böbrekte nefrite neden olabileceğini belirtti.

Büke, boğaz ağrısı, soğuk algınlığı gibi durumlarda tanı ve tedavi için mutlaka hekime başvurulması gerektiğini vurgulayarak, boğaz ağrısı yakınmasını hafifletmek için uygulanabilecek şu önerilerde bulundu:

“250 mililitre sıcak su içine 1 kahve kaşığı bal ve bir yarım limon suyunun karıştırılarak içilmesiyle boğaz ağrısı yakınması hafifletilebilmektedir.  Bu karışımın antioksidan etkisi sayesinde boğazda enflamasyon da hafiflemektedir.  Tuzlu ya da bikarbonatlı su ile yapılan gargara da bu süreçte uygulanabilir.  Ayrıca ballı soğan şurubu ve okaliptus suyu da yakınmaları hafifletmeye yardımcı olabilir.”

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

web tasarım
diyetisyen