Connect with us

Bilinçli hasta

Tansiyonu Düşürmek İçin Müzik Dinleyin

Tarih:

on

tansiyonu düşürmek

Her üç yetişkinden biri tansiyon hastası. Tansiyonu düşürmek için tuz tüketiminizi sınırlamanın yanı sıra stresten uzak durun ve müzikle rahatlayın.

Büyük ve küçük tansiyonun ne olduğuna geçmeden önce tansiyonun aslında ne olduğundan bahsetmek gerekir. Hayatta kalmanın en temel kurallarından biri, organların ihtiyacı olan kana ulaşmasıdır. Bedenimizde dolaşan kan, kalp tarafından organlara pompalanır.Aort kapağının açılmasıyla birlikte kan damara girer ve kusursuz sitemin gereği olarak ihtiyaç duyulan yere doğru hiç şaşırmadan yol alır.Kanın kalpten çıkması ve damara girmesiyle birlikte damarlarda bir basınç hissedilir ve bu basıncın rakamsal değeri, tansiyonu ifade eder.Bu basınç normalden yüksek ya da düşük olmamalıdır. Her iki durum da sistemde aksaklıkların yaşanmasına sebep olur.

DAMAR DUVARI ESNEK OLMAZ

Normal kabul edilen tansiyon değerleri, kişiden kişiye değişiklik gösterir. Bu rakamsal değişiklik, yaşa ve sahip olunan hastalıklara göre farklılık gösterebilir.
Ancak tıp dünyasının genele hitap edebilmesi için belirlediği normal kabul edilen değerler vardır.
Dinlenme durumundaki normal bir kişide 120-80 normal değerlerdir. 50 yaşından küçüklerde normal değerin üst sınırı, 130-80’dir.
Kan basıncı yani tansiyon, yaş ilerledikçe artar. Bunun en önemli sebebi, damar duvarının esnekliğini kaybetmeye başlamış olmasıdır.
Yani damar duvarı esnekliğini kaybettiğinde kalpten çıkan (şiddetli) kan, tabiri cazise daha sert bir zemine temas ederek basıncın şiddetinin artmasına sebep olur. Bu da yüksek tansiyon anlamına gelir. Bu durumda kalbin önünde bir basınç yükü meydana gelir. Daha kolay anlaşılması için bu durum bahçe hortumunu sıkmaya benzetilebilir. Hortum sıkıldığında basınç artar (tazyik artar) ancak o noktaya kan (su) göndermek zorlaşır ve kalp yorulur. Hatta kalp kasının kalınlaşmasının en önemli sebeplerinden biri budur. Kalp kasının kalınlaşması ileri evrede hipertansif kardiyomiyopati dediğimiz hipertansiyona bağlı kalp kasında bozulmaya yol açar.

YAŞ İLERLEDİKÇE DEĞER YÜKSELİR

45 yaşına kadar 120-80 normal tansiyon değeri olarak kabul edilirken, yaş ilerledikçe bu değerler bir miktar daha yükselir ve bu normal kabul edilir. Mesela, 60-65 yaşındaki bir kişi için normal kabul edilen değer, 130-85’e kadar çıkabilir. Yaş ilerledikçe damarlar da yaşlanır. Organların ihtiyaç duyduğu kana ulaşabilmesi için basıncın eskiye göre daha şiddetli olması gerekir. Bu da yaşın ilerlemesiyle yükselen kan basıncının nedenidir.
Tansiyon hastası olup olmadığınızı anlamak için en az bir haftalık süre boyunca düzenli ölçüm yapın ve sonuçları kaydedin.

Günde üç kez tansiyonunuzu ölçmek yeterli olacaktır. İlk ölçümünüzü, sabah uyandığınız anda ve henüz yataktan kalkmadan yapın. Bu, geceyi nasıl geçirdiğiniz hakkında da bilgi verecektir. İkinci ölçümünüzü, öğle saatlerinde yapın.Ancak iş temponuzun ortasında ya da efor sarf ettiğiniz dakikaların peşinden değil.Mutlaka dinlendiğiniz anlarda ikinci kaydınızı yapmanız gerekir.Üçüncü ölçüm, akşam eve geldiğiniz belki yemeğinizi yediğiniz ve ardından televizyon karşısına geçtiğiniz anlara denk gelmelidir.

Oluşturduğunuz bu bir haftalık kayıt, takip eden doktorunuz için çok önemli bir veri olacaktır.Sadece bir haftalık özeniniz, size rakamlarınızı öğretecektir.Yüksek tansiyon öldürücü olduğu kadar sessizdir ve bu sebeple sandığınızdan tehlikelidir.Yapılan bir araştırmaya göre, her üç yetişkinden biri yüksek tansiyon hastası!
İlk kez kalp krizi geçirenler üzerinde yapılan bir araştırma, yaklaşık yüzde 70’inde yüksek tansiyon olduğunu gösterdi. Amerika’da yapılan istatistiki araştırmaların sonuçlarına göre, ABD’de 75 milyon kişi tansiyon hastası!

KULAK ÇINLAMASINA YOL AÇAR

Yüksek tansiyonun en bilinen belirtileri; baş dönmesi, baş ağrısı, kulak çınlaması, nefes darlığı, çift veya bulanık görme, burun kanamaları ve düzensiz kalp atışlarıdır.
Yüksek tansiyon; kalp yetmezliği, kalp büyümesi, kalbi besleyen damarlarda daralma (koroner arter darlığı), kalbi besleyen damarlarda tıkanma, beyin kanaması, felç, beyin damarlarında daralma ve tıkanma, böbrek yetmezliği, böbrek fonksiyonlarında bozulma, görme azalması ve körlük, büyük atardamarlarda genişleme, bu genişlemelerin yırtılması ve bu damarlarda tıkanma gibi durumlara sebebiyet verebilir.
Felç, boyun ve bacak damarlarında tıkanmalar da yüksek tansiyonla gelebilecek hastalıklar arasında yer alır.

Tansiyonu düşürmenin doğal yolları

1- Yürüyüş ve egzersiz yapın.
2- Derin nefes alın. Sabah ve akşam beşer dakika doğru ve derin nefes alın.
3- Potasyumdan zengin beslenin.
(Patates, potasyumdan zengindir) 4- Tuz tüketimine dikkat; daha az tuz tüketin!
5- Yüzde 70 kakao içeren bitter çikolata yiyin. Yapılan araştırmalar, bu özellikteki bitter çikolatanın tansiyonu düşürdüğünü gösterdi.
6- Çok fazla kafein tansiyonu yükseltebilir; kafeinsiz kahve tüketin.
7- Çalışma saatlerinizi kontrol edin.
Kaliforniya Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, haftada 41 saatten fazla çalışmanın, yüksek tansiyon riskini yüzde 15 oranında artırdığını gösterdi.
8- Müzik dinleyin.
9- Horlamaya ve uyku apnesine dikkat!
Alabama Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma; uyku apnesinin, yüksek tansiyona sebep olan aldosteron adlı hormonun salgılanmasını artırdığını gösterdi.

Büyük ve küçük tansiyon neyi ifade eder?

Büyük ve küçük tansiyon terimlerini hepiniz duymuşsunuzdur. Peki bu ikisinin farkı nedir ya da rakamsal değerleri ne ifade eder diye sorsam kaçınız doğru yanıt verebilir?

BÜYÜK TANSİYON NEDİR?

Tansiyon en geniş tanımıyla, kanın damarlara uyguladığı basıncın rakamsal değeridir. Büyük tansiyon (sistolik basınç), kalbin kanı pompaladığı ilk anda yani damarlarda hissedilen kan basıncının en şiddetli olduğu esnadaki basınç değerini ifade eder.

KÜÇÜK TANSİYON NEDİR?

Aort kapağının açılmasıyla kanı kalpten pompalanabilmesi için kalbin kasılması gerekir. Aort kapağının açılmasıyla birlikte damarlarda oluşan ilk basınç büyük tansiyonu ifade ederken pompalamanın ardından gevşeme meydana gelir. Bu gevşeme esnasında meydana gelen basıncın rakamsal değeri, küçük tansiyonu (diastolik basınç) ifade eder.
Bu, kalbin gevşeme ya da dinlenme anında ölçülen basınçtır. Küçük tansiyon normal kabul edilen değerlerin üzerine çıktığında, kalbin beslenmesi de azalır.
Küçük tansiyonun sürekli yüksek seyretmesi, tansiyon hastalığının başlangıcına işaret olabilir.
Tansiyon hastalıkları genelde ilaçla tedavi edilir. Obezite yani şişmanlık, tansiyon hastalığının en önemli sebeplerinden biridir. İlaç tedavisi uzun yıllar hatta ömür boyu sürebileceği gibi sebebin ortadan kalkmasıyla birlikte bırakılabilir.
Kilo vermek ilaç bıraktıran en önemli sebeplerden biridir. Daha önce de söylediğim gibi ‘rakamlarınızı bilin’.
Erken teşhis ve tedavi tüm hastalıklarda olduğu gibi tansiyon hastalıklarında da hayati öneme sahiptir.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bilinçli hasta

Uzun Süren Öksürükten Kurtulun

Tarih:

on

Bir solunum yolu enfeksiyonu ile karşılaştığınızda öksürük diğer belirtilerden daha uzun süre devam edebilir. Hiç bitmeyecek gibi görünen öksürüğü önlemenin bazı yolları var.

Son haftalarda en çok Covid-19’dan korkuyoruz, konuşuyoruz ve korunuyoruz. Ancak kış mevsimi geldi. Bu kış kendinizi fazladan koruyor olsanız da grip veya soğuk algınlığına yakalanabilirsiniz.

Daha önce yaşayanlar bilir. Soğuk algınlığı veya gripten sonra kalan öksürük hiç bitmeyecek gibi görünebilir. Belirtilerin çoğu 7 ila 10 gün içinde kaybolur. Ancak araştırmalar, çoğu kişide 18. günde hala öksürük olduğunu gösteriyor. Peki, bu öksürükten nasıl kurtulacaksınız?

Öksürüğü önleyecek en önemli kural: hastalanmaktan kaçının

Bir solunum yolu enfeksiyonu ile karşılaştığınızda öksürük diğer belirtilerden daha uzun süre devam edebilir. Bunun anlamı bağışıklık sistemi hava yollarını normale döndürmeye çalışıyor. Tıkanıklığınız düzelirken geniz akıntısı da öksürüğü tetikleyebilir.

Hiç bitmeyecek gibi görünen öksürüğü önlemenin bazı yolları var. En kolay yolu da ilk başta hastalanmaktan kaçınmak. Halka açık yerlerde bulunduktan, ortak yüzeylere dokunduktan veya hasta insanların yanında olduktan sonra ellerinizi yıkamak konusunda dikkatli olun. Semptomların arttığını hissederseniz, çinko veya mürver deneyin.

Vücut uykuda kendini onarır ve hasta olduğunuzda bağışıklık sisteminize savaşması için zaman verir. Dinlenerek belirtilerin genel süresini azaltabilirsiniz. Eğer öksürüğünüz sizi uyutmuyorsa, başınızın altına fazladan yastık koyun. Bu, hava yollarını açmaya yardımcı olur, böylece daha kolay nefes alabilir ve boğazınızda mukus birikmesini önleyebilirsiniz.

Öksürüğünüzü kötüleştirebilecek tahriş edici maddelerden kaçının. Duman, parfüm ve alerjiniz olan her şeyden uzak durun. Hava temizleyicileri, boğazınızı gıdıklayabilecek tozu, tüyleri ve diğer parçacıkları temizleyebilir. Isıtıcılarsa havayı kurutur, bu da öksürüğü arttırır.

Öksürük iki aydan uzun sürerse dikkat!

Ballı ılık çay boğazın kaşınmasını yatıştırır. Sıcak sıvı göğüs ve sinüslerdeki mukusu parçalar ve bal da doğal antibakteriyel özellikleri sayesinde enfeksiyonla savaşmaya yardımcı olur. Yapılan bir çalışmada, 2 yaş ve üzeri çocuklarda balın öksürük baskılayıcılarının ana bileşenlerinden biri olan dekstrometorfan kadar etkili olabileceği bulundu. Yani bir kaşık bal kendi başına öksürüğü hafifletebilir.

Sıcak bir duşun temizlenmek ve vücudu rahatlatmak dışında da faydaları var. Sıcak, nemli hava, öksürüğe neden olan mukusu temizlemeye yardımcı olur ve daha kolay nefes almak için burun geçişlerini ve solunum yollarını nemlendirir. Bir diğer önerim de kaynar suya birkaç damla okaliptüs yağı ekleyin ve buharı soluyun.

İnatçı bir öksürükle mücadele ediyorsanız öksürük kesici ve balgam söktürücü içeren reçetesiz ilaçları deneyin. Reçetesiz satılan soğuk ilaçlarını sadece bir hafta kullanmalısınız. Bundan sonra, bu ilaçlar daha az etkili hale gelir.

Elbette unutulmaması gereken önemli noktalar var. Öksürük iki aydan daha uzun sürerse bu durum başka bir sorunun sebebi olabilir. Tabi bir de bu dönemde öksürüğün yanında herhangi bir Covid-19 belirtisi yaşarsanız bir sağlık kuruluşuna başvurmanızda fayda var.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Coronavirüs Yeniden Enfekte Edebiliyor

Tarih:

on

Covid-19’a bir kez yakalanan yeniden yakalanır mı yakalanmaz mı diye düşünülürken, bilim adamları bu konuda araştırma yaparken Hong Kong’da bir kişinin yeniden enfekte olduğu haberi geldi.

Clinical Infectious Diseases dergisinde vaka raporu olarak ele alınan olayda, söz konusu 33 yaşındaki adamın ilk olarak 26 Mart’ta Covid-19’a yakalandığı bilgisi yer aldı. Virüsü hafif belirtilerle hastanede atlatan adam, 14 Nisan’da testi negatif sonuçlandıktan sonra izolasyondan çıkarıldı. Öte yanda yapılan antikor testinde antikor oluşmadığı görüldü.

15 Ağustosta İspanya gezisinden dönen adama havaalanında virüs için tükürük testi yapıldı ve sonuç pozitif çıktı. Vaka raporunun yazarlarına göre adamın ikinci kez yakalandığı virüs, ilkinin farklı bir versiyonu. Araştırmacılar virüsün dizilenmiş genomlarını her iki enfeksiyonda karşılaştırarak adamın bunu doğruladı. Covid-19’a neden olan corornavirüsün bu alt türüne Temmuz ve Ağustos aylarında Avrupa’da sıkça rastlandı. Adam ikinci enfeksiyonu sırasında hiçbir belirti yaşamadı.

Covid-19’a karşı bağışıklığın süresi bilinmiyor

Bu durum biraz endişe verici ancak panik yapmaya gerek de yok. Şu ana kadar resmi olarak açıklanan tek vaka var. Bu vakada da adamın ikinci enfeksiyon sırasında belirti göstermemesi bir çeşit bağışıklık tepkisi olabilir. Ancak ilk enfeksiyonun ardından antikor üretmemesi nasıl bir bağışıklık edindiği sorusunu akla getiriyor. Adamın ikinci kez geçirdiği hastalığın ardından ise antikor oluştu.

Coronavirüs hakkında öğrenilen her yeni bilgi bu olayda olduğu gibi başka soru işaretleri bırakıyor. Bağışıklık burada nasıl çalıştı? Bir de tabii tek kişide görülmüş olması, bu soru işaretleri konusunda veri sağlamıyor. Şu anda bir kişinin SARS-CoV-2’ye karşı ne kadar süre bağışıklığa sahip olacağı bilinmiyor. Ancak soğuk algınlığına neden olan diğer insan coronavirüsleri ile enfekte olmuş kişilerin üç ay içinde yeniden enfekte olma olasılığının çok düşük olduğunu biliyoruz. Covid-19 hastalarında nasıl bir bağışıklık koruması gözlenecek bunu da zaman gösterecek.

Şu anda Covid-19’dan iyileşen ya da virüse yakalanan bir kişiyle temasta bulunanlar virüs bulaştıktan sonra üç aya kadar semptomları olmadığı sürece karantinaya alınmıyor veya yeniden test yapılmıyor.

Maske, mesafe ve hijyen şart

İkinci kez enfekte olan adamın bu sırada bulaştırıcı olup olmadığı ya da başkalarına bulaştırıp bulaştırmadığı bilinmiyor. Ancak Dünya Sağlık Örgütü bu konuda uyarıyor: Semptomları olmayan kişiler bile virüsü bulaştırabilir.

Bu sebeple Covid-19’a yakalanmamak veya tekrar enfekte olmamak ya da başkalarına yaymamak için tüm korunma önlemleri uygulanmaya devam edilmeli. Daha önce enfekte olmuş olmanız sizin için de çevrenizdekiler içinde bir garanti değil. Yani maske, mesafe ve hijyen şart.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Grip İçin Riskli Gruplar

Tarih:

on

Grip İçin Riskli Gruplar

Yüksek risk sınıflaması Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi tarafından yapılan araştırmalar ile hastalığa yakalanma ihtimali ve komplikasyon ihtimalinin eş zamanlı artış gösterdiği grupların tanımlanması ile hazırlanmıştır. Bu sınıflamaya göre 4 temel grubun  daha dikkatli bir şekilde grip sezonuna girmesini tavsiye etmektedir.

Grip için riskli gruplar; griple veya soğuk algınlığı ile güne başlamak gerçekten hiç hoş bir durum değil. Ani başlangıçlı ateş, boğaz ağrısı üşüme-titreme, ve bedeninize yayılan kas ve eklem ağrıları yüzünden günlük rutininizi aniden bir kenara koyma isteği gribe yakalanan herkes için normal bir durum. Boşuna paçavra hastalığı demiyorlar. Gripten hastalanan çoğu insan tıbbi bakıma veya anti-viral ilaçlara ihtiyaç duymayacak hafif bir hastalığa yakalanmıştırlar, ve iki haftadan daha kısa sürede iyileşirler. Her ne kadar hastaların çoğu iki haftadan daha kısa bir sürede gripten iyileşebilseler de, bazı yüksek riskli kişilerin, hastaneye yatışına yol açabilecek zatürre veya bronşit gibi daha ciddi bir hastalık haline gelmesi de olasılıklar içerisindedir. Ayrıca, astım veya özellikle kalp kapak hastalığı gibi sağlık durumlarınız varsa, grip olmak semptomlarınızı kötüleştirebilir.

Öyle ki bizler için tedavi olmamış bir orta-ileri seviye mitral kapak yetersizliği hastası için gribe yakalanmak hayatını tehdit edebilecek bir hastalık durumunu beraberinde getirir. Kendinizin veya ailenizden birinin böyle bir riskli gruba dahil olup olmadığını merak ediyorsanız, özellikle hangi grup insanlara bakmanız gerektiğini beraber inceleyelim. Yüksek risk sınıflaması Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi tarafından yapılan araştırmalar ile hastalığa yakalanma ihtimali ve komplikasyon ihtimalinin eş zamanlı artış gösterdiği grupların tanımlanması ile hazırlanmıştır. Bu sınıflamaya göre 4 temel grubun daha dikkatli bir şekilde grip sezonuna girmesini tavsiye etmektedir.

Hamile kadınlar

Hamilelik, anneleri bronşit veya zatürre gibi griple ilgili komplikasyonlara daha yatkın hale getiren bağışıklık sistemini içine alan bununla birlikte dolaşım yani kalpte ve solunum yani akciğerlerde önemli değişikliklere neden olur. Bu değişiklikler artan kan hacmi, kalp performansı, solunum yapısı, dokularda ödem, ve doğrudan bağışıklık sistemi zayıflaması olarak sıralanabilir. Gribin en çok korkulan bu kompilasyonları aslında başlı başına ciddi birer hastalık oldukları için bu durumlar hamileleri düşük riski, prematüre doğum, ve düşük doğum ağırlığı gibi risklerle karşı karşıya bırakabilmektedir.

2 Yaş altı çocuklar

Grip, daha büyük çocuklara veya yetişkinlere kıyasla beş yaşın altındaki çocuklarda (ve özellikle 2 yaşın altındaki çocuklarda risk en yüksek olup, hastane yatış oranı ve ölüm riski ise 6 ay altındaki bebeklerde en yüksektir) tehlikeli bir hastalığa dönüşme olasılığı yüksektir. Bu çocuklar henüz daha bağışıklık sistemleri gelişmekte olduğundan, enfeksiyonlarla mücadelede oldukça zayıftırlar. Bu, bir grip vakasının zatürree veya enfsefelopati adını verdiğimiz beyin enfeksiyonu gibi daha ciddi bir komplikasyonlu hastalığa dönüşmesi veya yüksek ateş sebebi ile aşırı su kaybına yol açması ihtimalini artırır.

65 Yaş üzeri erişkinler

Yaşlandıkça, bağışıklık sisteminiz zararlı mikroplardan kurtulmak için daha zorlu bir mücadeleye girer ve bu sebeple daha fazla kronik bir sağlık sorunu geliştirebilirsiniz. Bu, durum tabi diğer taraftan gribe yakalanma olasılığınızı arttırdığı gibi bronşit, zatürre veya viral gribin üzerinde ikincil bakteriyel enfeksiyonlar gibi komplikasyonlar geliştirme ihtimalinizi de arttırmaktadır. Bu nedenle 65 yaş üstü kişilerin grip aşıları için yüksek öncelikli bir grup olduğu düşünülmektedir.

Kronik hastalığı veya bağışıklık sistemi güçsüz olan kişiler

Astım, kalp damar veya kapak hastalığı, kalp yetersizliği, KOAH, diyabet, kan, karaciğer veya böbrek hastalıkları gibi kronik bir sağlık sorununuz varsa, grip kaynaklı komplikasyon geliştirme riskiniz diğer hastalara göre daha yüksektir. Komplikasyonlar zatürre, bronşit, sinüs ve kulak enfeksiyonları gibi şeyleri içerebilir. Özellikle ileri salgın diye tabir edebileceğimiz belirli coğrafi bölgeye yayılmış salgınlarda bu tip komplikasyonlar daha çok bildirilmiştir. Peki bu riskli gruptaki kişiler ne yapmalı?
Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi’nin yayınladığı kılavuzlara göre bu riskli gruptaki herkesin grip aşısı olması gerekiyor. Hatta son yayınlanan bildirisine göre ise 6 ay yaş üzeri herkesin olması lazım. Ancak grip aşısının koruyuculuğu konusunda pek çok spekülasyon elbette yapılıyor fakat gerçeği merak edenlere yine cevabı aynı merkez kendi çalışmalarında veriyor.

Grip aşısı tam olarak korumuyor!

Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi bir çok araştırma yapıyor ve elde ettiği verilerle yapılan aşıların etkisini raporluyor. Bu raporlamada risklerden arındırılmış yani seçilere ayıklanmış verilerle elde edilen sonuca göre 5 yıl öncesine kadar %50 oranında bir koruma sağlıyordu aşılar. Günümüzde bu oranın daha da azaldığını görüyoruz (zaman zaman yüzde %20’lerin altına düştüğü bile rapor ediliyor). Tabi ki, hiçbir aşı mükemmel değildir. Yine de, yüzde 50 korunma sağlayan bir aşıyı yaptırmak bence son derece etkilidir. Bu tabi şahsi yorumum, bugüne kadar grip ile ilişkili bir çok hastanın hayatını kaybetmesine şahitlik eden bir kalp doktoru olarak söylüyorum. Bu sebeple aşı tartışmasında kendinizi daha ciddi hastalıklara karşı korumanıza yardımcı olabileceği için koruma etkisi düşük olduğunu düşünsek de evet diyorum.

Tabi bu genel olarak standart tip grip aşısı ile yapılan çalışmaların sonuçları, ancak ilaç endüstrisi burada yine farklı arayışlara girerek özellikle risk grubundaki kişileri daha çok koruyabileceği hipotezini ortaya koyarak iki farklı daha etkili aşı geliştirdiler. Bunların biri yüksek doz grip aşısı verilen bir doz, daha fazla antikor cevabı oluşturmak adına 4 kat antijen içeriyor. Diğer aşı ise adjuvan yani bana göre destekli aşı. Bunda ise MF59 denilen bir madde var ve daha fazla bağışıklık yanıtı olacağı vurgulanıyor.

Yüksek doza bakıldığında hastalık koruması %24 daha artmış ama tabi ki seçtiğiniz aşı ilave riskleri beraberinde getiriyor. Açıktan söylenen riskler baş ağrısı, kas ağrısı, uygulama bölgesinde hassasiyet artışı, ve günlük yaşantınızdan alıkoyma gibi grip benzeri bulgular olarak adlandırılıp sıralanıyor, ancak bahsedilmeyenleri pek bilmiyoruz!

Grip aşısının tehlikesi varmı?

Grip aşısının tehlikeli olduğuna ve insanlığa aslında büyük zararı olduğuna dair bir çok komplo teorisini özellikle internette sizde okuyorsunuzdur. Gerçek şu ki, grip aşısı teorik ve pratik olarak gribin kendisinden daha güvenli sayılabilir. Bu, grip hastalığının amansız bir hastalık olması veya aşının tamamen güvenli olduğu anlamına elbette gelmez. Tıpta şahsen tamamen güvenli olan hiçbir şey yoktur aslında, olasılık bilimi üzerine karşıt verilerle hasta için hep en doğrusu yapılmaya çalışılır. Bu nedenle söyle özetleyebiliriz, grip aşısından zarar görmek mümkündür, ancak bu oldukça uzak bir ihtimaldir. Ben kendim için her yıl bu “riski” kolayca kabul ediyorum. Ufak bir hatırlatma yapalım, grip aşısı oldum ve hemen hasta oldum acaba aşı ile ilgisi var mı diye soranlara kısa ve net cevap vermek gerekirse grip aşısı gribe neden olmaz. Aşılamadan hemen sonra hastalanırsanız, muhtemelen benzer bir hastalık zaten vücudunuzda kuluçka dönemindeydi, yani aşıdan bağımsız bir durum yaşıyorsunuz demektir.

Grip tehdidini ciddiye alın

1918’deki grip salgını, I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı’nın toplamından daha fazla ölüme neden olduğunu vurgulayan bir çok makaleye denk gelmişsinizdir. Ancak, gündelik hayatımızda karşılaştığımız grip bile Hastalık Kontrol Merkezi verilerine göre yalnızca ABD’de her yıl yaklaşık 30.000 ölüme neden olmaktadır. Bu rakamları korkutmak ve panik oluşturmak için vermiyorum. Grip tehdidini ciddiye almanız ve önüne geçmeniz için önleyici stratejiler oluşturmak adına vermek istedim.

Aşı olmanın dışında gerçek olarak hayatınızı doğru yaşarsanız yani uygun şekilde dinlenirseniz, günde ortalama 7 saat uyursanız, özellikle hijyenik olmayan alanlarda ve toplu yaşam alanlarında sık sık ellerinizi yıkarsanız, ellerinizler göz burun ağız gibi mikropların rahat girebilecekleri alanlara dokunmazsanız, hasta insanlarla yakın temastan kaçınırsanız, ve sağlıklı beslenirseniz gripten pek ala korunabilirsiniz. Yine de bulaştı mı? Bunları yaptığınız için bağışıklığınız sizi yarı yolda bırakmayacaktır emin olabilirsiniz.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar