Sosyal Medya

Aile Sağlığı

Trigliserit, Kolesterol Kadar Önemsenmiyor!

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,
anemia

Birçok insan iyi ve kötü kolesterol seviyesi hakkında bilgi sahibiyken, az sayıda kişi trigliserit oranını ölçtürür. Oysa kandaki yağ oranı incelendiğinde, dikkat etmeniz gereken sadece kolesterol değildir.

Hekimler tarafından önemle incelenen kandaki trigliserit oranı, son yıllarda bilinçli bireyler tarafından da dikkate alınmaya başlandı. Trigliseritin ne olduğundan kısaca bahsetmek gerekirse, kanda doğal olarak bulunan yağ asitleri olduğunu söyleyebiliriz. Trigliseritler moleküler anlamda incelendiğinde ise yapısında, üç yağ asidi ve bir gliserol olduğu görülür. Trigliseritler, yağların temel yapı taşı olmalarının yanında onları bağırsakta kolay emilir hale getirmekle de görevlidirler. Vücuda dışarıdan alınan yağlar, karaciğere varmadan önce trigliseritlerde ayrıştırılırlar.

Karbonhidrat, protein ya da yağ kaynakları fazla miktarda alınacak olursa; karaciğere gönderilemeyen enerji fazlası, ihtiyacımız olduğunda kullanılmak üzere yağ hücrelerinde depolanır. Kanda gereğinden fazla trigliserit bulunduğunda bu durum kötü kolesterol olarak adlandırılan LDL oranında artışa sebep olur ve damar tıkanıklığı gelişmeye başlar. Trigliserit oranını düşürmek, sandığınızdan kolay ve hızlıdır. İyi ve uygun bir diyetle kısa sürede normal değerlere ulaşılabilir. Bu sebeple trigliserit oranını düşürmeye yardımcı tüyoları bilmek ve vakit kaybetmeden hayata geçirmek gerekir. Birçok insan, iyi (HDL) ve kötü (LDL) kolesterol seviyesi hakkında bilgi sahibidir ancak az sayıda kişi trigliserit oranını merak eder ve ölçtürür. Oysa kandaki yağ oranı incelendiğinde, dikkat etmeniz gerekenler sadece HDL ve LDL değildir. HDL, LDL ve trigliserite ayna anda bakmak ve birlikte yorumlamak gerekir.

Trigliserit oranına bakmak için alınan kan örneği, santrifüj yardımıyla temel bileşenlerine ayrılır. Bir süre beklendikten sonra test tüpü incelendiğinde en altta kırmızı kan hücrelerinin, ortada beyaz kan hücrelerinin ve en üste sarı renkte bir plazma tabakasının olduğu çıplak gözle bile görülecek hale gelir.

BULANIK BİR SIVI HALİNDEDİR

En üstte biriken sarı renkteki plazma tabakası, bize aradığımız bilgiye ulaşmak için ipuçları verir. Bu sıvı, yağlar da dahil olmak üzere kanda bulunan biyokimyasal maddelerin yoğunluğunu ifade eder. Bu tabaka bulanık ve irinli bir görüntüye sahipse, kanınızdaki yağ oranı yüksek seviyelerde demektir. Tahmin ettiğinizin aksine bu bulanık sıvı, kolesterolünüzün değil, trigliseritinizin yüksek olduğu anlamına gelir! Yapılan araştırmalar gösteriyor ki; trigliserit seviyesi kolesterol düzeyi kadar önemsenmiyor. Maalesef doktorlar da, eksik özen gösteren bu gruba dahil. Oysa yüksek trigliserit oranı, kalp hastalıkları başta olmak üzere birçok hastalığın sebebi ve göstergesi olabilir.

Trigliserit oranının 200mg/dl ve üzeri olduğu durumlar, Hipertrigliseridemi olarak adlandırılır. Araştırmacıların hazırladığı raporlara göre, bu seviyenin üzerinde trigliserit oranına sahip kişilerin kalp hastalıklarına yakalanma oranı ciddi şekilde artış gösteriyor. Elbette tek başına trigliserit oranının yüksek olması kişiyi kalp hastası yapmaz. Ancak yüksek orandaki trigliserit, iştah mekanizması üzerinde çeşitli etkiler gösterir. Bilimadamlarının yaptığı araştırmalara göre yüksek trigliserit, doyma hissine ulaşmamızı sağlayan leptin hormonunu baskılıyor. Esasında doyacak kadar yediğiniz bir sofradan kalktığınızda kendinizi hâlâ tam anlamıyla doymuş hissetmiyorsanız, mutlaka trigliserit düzeyinizi ölçtürmelisiniz. Leptin hormonunun baskılanması, metabolizmanızda kırılması zor bir zincir oluşmasına sebep olur. Trigliserit düzeyinizin yüksek olması nedeniyle baskılanmaya başlayan leptin hormonu çok yemenize sebep olur. Vücudunuzda biriken yağ, bir süre sonra sizi obeziteyle kaşı karşı karşıya getirir ve unutulmamalıdır ki aşırı kilo, Hipertrigliseridemi’nin en önemli sebebidir!

KİLO, ORANI YÜKSELTİYOR

Trigliserit seviyesini artıran en önemli faktörler, aşırı kilo ve kontrolsüz diyabettir. Elbette sağlıksız yaşam koşulları da sebepler arasında sayılabilir. Mesela fazla kilonuz olduğu halde düzenli egzersiz yapmıyor ve hareketsiz bir yaşam tarzı benimsiyorsanız hiç şüpheniz olmasın ki trigliserit düzeyiniz yükselecektir. Karbonhidrattan zengin besleniyor veya alkol tüketiyorsanız, trigliseritiniz adeta bir roket hızıyla yükselir. Böbrek rahatsızlıkları, hipotroidi ve kalıtsal lipit bozukluklar da trigliserit oranında artışa sebep olan faktörler arasında sayılabilir.

YEMEK LİSTENİZE EKLEYİN…

Somon balığı: Yapılan araştırmalar gösteriyor ki, omega 3 ve protein zengini olan somon balığı, triglserit oranında ciddi düşüşe sebep oluyor.
Baklagilller: Fasulye başta olmak üzere baklagiller, protein ve lif yönünden son derece zengin besin maddeleridir. Baklagillerden alacağınız zengin lif oranı, bağırsaklarınızı adeta temizlemenize yardımcı olurken, tokluk hissi süresini de uzatarak daha az yemenize sebep olur.
Meyveler: Meyve derken kesinlikle meyve sularından bahsetmiyorum. Meyvenin bizzat kendisini tüketmek, trigliserit oranında ciddi düşüşe sebep olur. Lif yönünden zengin elma ve berry grubu meyveler tüketebilirsiniz.

TRİGLİSERİT KALP HASTALIĞI RİSKİNİ GÖSTERİYOR

Kan yağları önemlidir. Kolesterol ne kadar önemliyse trigliseridlerin önemi de ondan az değildir. Yazımda bahsettiğim gibi aslında kanınızın santrifüj edildikten sonra ayrışan serum kısmının yağlı olarak görünmesini sağlayan kolesterol değil, trigliseridlerinizdir. Alışılagelmişin dışında olsa da doğruyu söylemek gerekirse, kalp hastalıklarını önlemeye çalışıyorsanız birincil hedef olarak kolesterol yanlış tercihtir.

KOLESTEROL BİR MASAL MI?

Gelişmiş ülkelerin diyetlerindeki kötü çocuğun yağ veya kolesterol değil şeker olduğunu savunuyoruz. Kolesterol masalına inanmak, kalp hastalıklarının gerçek sebeplerini ihmal etmemize ve obsesif şekilde etkisi daha az olan kolesterole odaklanmamıza sebep oldu. Kolesterolle ilgili önemli bir masalı ve bu masalın gerçek boyutunu da yazmak gerekli. Trigliserid rakamınızın önemini burada daha iyi anlayabileceksiniz. Masal: Yüksek kolesterol, kalp krizi için önemli bir habercidir. Gerçek: Yüksek kolesterol, kalp krizlerini öngörebilmek açısından değersizdir. Kalp krizi sebebiyle hastaneye başvuran insanların yarıdan fazlasında normal kolesterol değerleri tespit edilmiş ve yüksek kolesterole sahip birçok insanın da sağlıklı kalpleri olduğu görülmüştür. Kalp hastalıklarının genel riskini daha iyi belirleyen şeyin trigliseridlerinizin HDL’nize (iyi kolesterol) oranıdır. Örnek olarak, trigliserid değeriniz 100, HDL değeriniz 50 ise; oranınız 2 demektir veya trigliseridleriniz 150, HDL’niz 30 ise oranınız 5’tir. 2 ve altındaki oranlar mükemmel, 4 ve üzeri oranlar ise yüksek riski temsil eder.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Aile Sağlığı

Sıcak Çarpmasına Karşı 7 Önlem

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

sıcak çarpmasına karşı 7 önlem

Gün içinde yorgunluk, baş ağrısı, halsizlik gibi şikayetleriniz varsa bunun nedeni hava sıcaklığının artışı olabilir. Uzun süre güneşli ortamlarda kalmak ise bilinç kaybı ve vücutta kalıcı hasarlara kadar neden olabilen sıcak çarpması sorununu yaşatabilir. Memorial Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Aytaç Karadağ, sıcak çarpmasına karşı 7 önlem hakkında bilgi verdi.

Açık ve sıcak alanlarda çalışanlar dikkat!

Sıcak çarpmasının en önemli nedeni, nemli havalarda yüksek sıcaklık altında uzun süre durmaktır. Sıcakla birlikte vücutta ısıyı dengeleyen sistem bozulmaktadır. Bu durumda vücut ısıyı atamamakta, sıcak çarpması durumu meydana gelmektedir. Sıcak çarpması en çok sıcak ortamda çalışmak zorunda olanları etkilemektedir. Açık alanda ve güneş altında çalışan inşaat işçileri, fırın çalışanları, cam işçileri, yoğun efor gerektiren bisiklet sürücüleri ve maraton koşucuları risk altındadır. Sıcak çarpmasında risk altındaki kişiler şöyle sıralanmaktadır:

* Yaşlılar ve 5 yaş altı çocuklar

* Kalp ve böbrek yetmezliği

* Şeker hastalığı

* Yüksek tansiyon

* Gebeler

* İdrar söktürücü, alerji, kalp, psikiyatrik ilaç kullananlar

* Alkol bağımlıları

* Obezite ve aşırı zayıflık

* Cilt hastalığı olan bireyler

Güneş yanığı vakaları artıyor

D vitamini için güneşlenmek tavsiye edilse de güneş ışınlarının dik geldiği 10.00- 16.00 arasında güneşten koruyucu, şapka, şemsiye kullanmayanlarda güneş yanıkları, sıcak çarpması ve sıcak bitkinliği vakalarında artış görülmektedir.

Ciltte morarma ve baş ağrısına dikkat!

Sıcağa maruz kalmış bir bireyde bu belirtilerden birkaçı varsa sıcak çarpmasından şüphelenilmelidir:

* Sıcak, kuru ve soluk-morumsu cilt

* Halsizlik, bitkinlik

* Terlemede azalma

* Çarpıntı ve hızlı nefes alma

* Bulantı, kusma, ishal gibi sindirim sistemi yakınmaları

* Yüksek vücut sıcaklığı

* Baş ağrısı

* Kas krampları

* Uyuklama, anlamsız konuşma, çevreyi tanıyamama, sersemlik hali

* Kasılma

* Bayılma ve baygınlık

* Bilinç kaybı, koma

Soğuk uygulama şart

Sıcak çarpması durumunda erken müdahale, geri dönüşü olmayan böbrek ve kalp yetmezliğine ilerleyişi engellemektedir. Bunun için sıcak çarpmasında hasta serin bir ortama alınmalı ve soyularak soğuk duş yaptırılmalıdır. Ayrıca ıslak havlu ile soğuk kompres uygulanmalıdır. Hastanın bilinci açıksa şekerli ve tuzlu su içirilmeli; bilinci kapalıysa ağızdan sıvı ya da katı gıda verilmemelidir. Hastanın solunum yolu her zaman açık tutulmalı ve ayakları yukarı kaldırılmalıdır. Krampları engellemek ve hayati organların etkilenmemesi için hastaya masaj yapılmalıdır. Hastanın şikayetler devam ediyorsa ve ateş yüksekliği 40 dereceyi aşmışsa acilen hastaneye başvurulmalıdır.

Sıcak çarpmasından korunmanın 7 yolu

1.Risk grubundakiler 10.00-16.00 arası güneş altında yüksek sıcağa maruz kalmamalıdır.

2.Sıcak havalarda açık renkli, sentetik olmayan, ince yazlık kıyafetler tercih edilmelidir.

3.Güneş altında şapka, şemsiye ve güneş gözlüğü kullanılmalıdır.

4.Sıcak havalarda su tüketimi artırılmalıdır.

5.Daha sık ılık duş alınmalıdır.

6.Yorucu fiziksel aktivitelerden uzak durulmalıdır.

7.Hava sıcaklığının yüksek olduğu saatlerde özellikle alkollü içecekler ve ağır yemeklerden uzak durulmalıdır.

Sıcak havalarda karşılaşılan hastalıklarla ilgili bir diğer yazıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Göz Sağlığınız İçin Havuz Gözlüğü Kullanın

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Göz Sağlığınız İçin Havuz Gözlüğü Kullanın

 

Havuzlar, yazın serinlemek isteyenlerin ortak noktası. Fakat sıcaklardan kurtulmak isteyenler havuzlardan bulaşan göz hastalıklarına özellikle dikkat etmeli. Öncelikle göz sağlığınız için havuz gözlüğü kullanın. Yapılması gerekli diğer önerileri ise Okan Üniversitesi Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Başak Bostancı verdi.

Toplu kullanılan havuzlar eğer iyi temizlenemez, dezenfeksiyonu doğru yapılamaz ise bakteri, virüs ve parazit gibi mikroplar için rahatça çoğalabilecek ortamlara dönüşürler. Eğer bir de havuz kullanıcıları, duş almadan, üzerilerinde günün teri ve kiri, her türlü makyaj malzemesi, parfüm vb. kimyasal maddeler ile bu havuza giriyorlarsa bu suyun temizliğinden bahsetmek mümkün olmaz.

Kontakt Lens Kullananlar Dikkat Etmeli!

Okan Üniversitesi Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Başak Bostancı, ‘’Çoğalan bu mikroplar, göz dokuları üzerine yerleşerek gözde konjonktivit ve keratit gibi iltihaplara yol açabilirler. Özellikle kontakt lens kullanıcıları, kornea düzensizliği olan kişiler ile yara iyileşme problemi olanlar daha fazla risk altındadır. Bu sebeple girdiğiniz havuzun temizliğinin düzenli yapılıp yapılmadığını kontrol etmeniz, havuza girmeden duş almaya özen göstermeniz ve havuz suyu içinde havuz gözlüğü kullanmanız göz sağlığınızın korunması açısından önemlidir’’ dedi.

Havuz Gözlüğü Kullanın!

Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr Üyesi Başak Bostancı, ‘’Bol kimyasal madde ile temizliği yapılmış bir havuz göz sağlığı açısından tehlikesizdir, diyebilir miyiz? Maalesef değil. Havuz temizliğinde kullanılan dezenfektanlar bir taraftan havuzdaki mikropları öldürürken bir taraftan da göz dokuları için kimyasal özellikleri sebebi ile toksik etkiler taşımaktadır. Havuz içinde gözlerini açma alışkanlığı geliştirmiş, havuz gözlüğü kullanmayan kişilerin gözü bu kimyasalların devamlı etkisine maruz kalır. Hem güneşin direkt etkisine hem de havuz içindeki irritan kimyasallara gün boyunca maruz kalan gözler akşama doğru kıpkırmızı olurlar. Bu gibi kimyasal maddelere maruziyet sonucu oluşan konjonktivit türüne kimyasal konjonktivit denir ve kişide gözde ciddi yanma, kızarıklık, sulanma, çapaklanma, ışığa hassasiyet ve ağrı gibi belirtilere sebep olur.

Gözün bu irritan kimyasal maddeden uzak tutulması, bol suni gözyaşı ile rahatlatılması ve kimi zaman da anti inflamatuar özellikte damlaların kullanımı gerekir. Kısacası, hem tatil burnunuzdan gelir hem de çok ciddi tahribatlara yol açarak uzun süre tedavi almanıza yol açabilir. Kimyasal konjonktivitlerden korunmanın ilk şartı bu kimyasalların göze direk temasından mümkün oldukça uzak durmaktır’’ açıklamasında bulundu.

Alerjisi Olanlar Dikkat!

“Alerjik bir bünyeye sahip kişilerde havuz kullanımı sonrası alerjik konjonktivitler de görülebilir. Bu kişilerdeki kızarıklık ve kaşıntı gibi semptomlar ortamda bulunan kimyasalların ve direk güneş maruziyetinin etkisiyle daha da artar. Gözün devamlı olarak ovulması durumu daha da kötüleştirir” diyen Bostancı. “Havuz içinde yüzücü gözlüğü, havuz kenarında güneş gözlüğü ve şapka kullanımına ilave olarak ve göz doktorunuzun muayene sonrası reçete ettiği alerji ve suni göz yaşı damlalarının kullanımı şikayetleri azaltmada yararlı olacaktır’’ şeklinde konuştu.

Neler Yapmalıyız?

Havuz kullanımı esnasında diğer kişilerin sağlığını tehlikeye atmamak için, gözlerimizde enfeksiyon olduğu dönemde havuza kesinlikle girilmemelidir. Havuz suyuna ter ve vücuda uygulanan kimyasalların karışmaması için havuz kullanımı öncesinde mutlaka duş alınmalıdır. Sağlıklı gözler ile güzel bir yaz geçirmeniz açısından havuz kullanımı sonrası gelişen göz kızarıklığı, çapaklanma ve ağrı gibi şikayetlerin ihmal edilmemesi ve mutlaka bir göz hastalıkları uzmanınca değerlendirilmesini önermekteyiz.

Yaz aylarından göz sağlığı ile ilgili farklı bir yazıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Ergenlik Döneminde Beslenmenin 10 Kuralı

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Ergenlik Döneminde Beslenmenin 10 Kuralı

Sağlıklı bir hayat sürebilmek için ergenlik döneminde beslenmeye dikkat edilmesi gerekiyor. Kızlarda 10-12, erkeklerde ise 11-14 yaşlarında başlayıp, 18 yaşına kadar devam eden ergenlik dönemindeki alışkanlıklar yetişkinlik döneminde de devam ediyor. Ergenlik döneminde beslenmenin 10 kuralı nedir bilmeli ve dikkat edilmeli…

Çocukluktan çıkılmasıyla birlikte beslenme alışkanlıklarında arkadaş ortamlarında tüketilen besinlere doğru yönelme gözleniyor. Aynı zamanda büyüme de hızlandığı için enerji ihtiyacı da artıyor. Bu ihtiyaç kızlarda 1800-2200 kal. arası iken, erkeklerde 2200-2800 kal. arasında değişebiliyor. Ancak kalori ihtiyaçlarına göre beslenme planı oluştururken günlük fiziksel aktivitenin de göz önünde bulundurulması gerekiyor.

Ne yazık ki son yıllarda yeterli fiziksel aktivitenin olmayışının çocuklarda ve gençlerde obezite ve buna bağlı hastalıkların artmasına neden olduğunu hatırlatan Acıbadem International Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilem İrkin Koçan, “Çocukluk çağında alınan kiloları göz ardı etmek, en büyük ebeveyn hatalarından biridir. Kilo fazlalığı kız çocuklarında erken ergenliğe, erkek çocuklarında ise gecikmiş ergenliğe neden olabiliyor. Bununla birlikte bu dönemde artan yağ hücre sayısı, yetişkinlik döneminde de şişmanlığa davetiye çıkarılmış oluyor” diye konuşuyor. Ergenlik dönemindeki çocuk ve gençlerimizin beslenmesinde dikkat edilmesi gereken noktaları ise şöyle sıralıyor…

Enerji İhtiyacını Karşılarken Karbonhidrat Tüketimine Dikkat Edilmeli

Bu dönemde büyüme hızlandığı için protein ihtiyacı önem kazanıyor. Bununla birlikte, enerji ihtiyacını karşılamak için yağ ve karbonhidrat tüketimine de dikkat edilmesi gerekiyor. Günlük alınan enerjinin yüzde 20’si proteinlerden, yüzde 30’u yağlardan ve yüzde 50’sinin de karbonhidratlardan alınması önem taşıyor. Ancak gencin fiziksel aktivite ve büyüme gelişme hızı da bu oranlarda küçük farklılar yaratabiliyor. Hem kaliteli protein hem de Omega 3 kaynağı olan balık haftanın iki günü, kırmızı et haftanın en az iki günü yine haftanın bir iki günü de bitkisel protein kaynağı olarak baklagiller mutlaka tüketilmeli. Yine haftanın en az 4 günü kahvaltıda mutlaka yumurta olmalı. Ayrıca sebze yemeklerine de kıyma eklenerek protein alımı sağlanabilir.

Kızlarda Demirden Zengin Gıda Tüketimi Artırılmalı

Ergenlik döneminde kız ve erkek çocuklarda vitamin ve mineral ihtiyacı açısından farklılıklar gözleniyor. Kızlarda adet döneminin başlamasıyla birlikte demir gereksinimi de önem kazanıyor. Bu nedenle demirden zengin et, yumurta, baklagiller gibi besinlerin tüketilmesi gerekiyor. Yine her iki cinsiyet için de kalsiyum ihtiyacının karşılanması için süt ve süt ürünlerinin beslenme düzeninde yer alması da önem taşıyor. Bunun için, günde en ez iki su bardağı süt ya da yoğurt tüketilmeli, kahvaltıda peynir eksik edilmemeli.

Mutlaka Kahvaltı Yapılmalı

Kahvaltı çocuklarda ve gençlerde hem fiziksel büyüme ve gelişim, hem de mental gelişim açısından önem taşıyor. Dolayısıyla okul başarısını dahi etkiliyor. Bu nedenle çocuk ve gençlere mutlaka kahvaltı alışkanlığının kazandırılması gerekiyor. Hatta mümkünse kahvaltının aile üyeleriyle birlikte yapılması ve hafta sonları da tüm aile bireylerinin katıldığı sabah kahvaltılarının organize edilmesi alışkanlığın kazandırılmasında yarar sağlıyor. Sağlıklı bir kahvaltının içeriğinde mutlaka peynir, yumurta, süt gibi protein kaynaklarına yer vermek gerekiyor. Ayrıca, lif kaynağı olarak taze sebze, meyve, kaliteli yağ kaynağı olarak zeytin ve ceviz de tercih edilecek ürünler arasında yer alıyor. Kahvaltı sevmeyen çocuklar için, tost, süt-müsli-meyve-kuruyemiş şeklinde alternatif öğünler de çözüm olabiliyor.

Ara Öğünler Atlanmamalı

Enerji ihtiyacının artması nedeniyle ergenlik döneminde çocuklarda iştahın da arttığı gözleniyor. Bu ihtiyacı karşılamak için gün içinde küçük ara öğünlerle destek vermek yarar sağlıyor. Ara öğünlerde kuruyemiş, meyve, süt ya da ev yapımı küçük sağlıklı sandviçler gibi sağlıklı alternatiflerin tercih edilmesi hem tokluk hissi yaratıyor, hem de sağlıksız besinlere olan eğilimi azaltıyor.

Evde De Sağlıklı Ürünler Tüketilmeli

Çocukların, anne babanın beslenme alışkanlıklarını örnek aldığını ve bu nedenle evdeki beslenme tarzının da önem taşıdığını hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilem İrkin Koçan, “Evde mutlaka düzenli olarak üç öğün yemek alışkanlığı olmasına özen gösterilmeli. Ailece masaya oturmak ve yemek saatlerinin planlanması da ilk adım olabilir. Ayrıca, fast food beslenme tarzından kaçınmak, abur-cubur gibi sağlıksız gıda alımının kısıtlanması da önem taşıyor. Çocuklar sağlıklı besin tüketimine örnek olunarak özendirilmeli” diye konuşuyor.

Antrenman Öncesi ve Sonrası Öğünler İyi Planlanmalı

Ergenlik döneminde düzenli spor yapan gençlerde enerji açığı arttığı için beslenme düzeninde de mutlaka bu ihtiyacın göz önünde bulundurulması gerekiyor. Antrenman öncesi ve sonrası öğünler de bu doğrultuda planlanmalı. Yapılan sporun türüne göre özellikle protein alımına dikkat edilerek, öğünlerde mutlaka et ve balığa yer verilmesi ve sağlıklı kemik gelişimi için süt ve süt ürünlerinin ara ve ana öğünlerde bulundurulması da öneriler arasında yer alıyor. Yeterli besin tüketimi olmayan ya da yemek seçen çocuklarda ve özellikle spor yapan kız çocuklarında yoğun adet kanamalarının eşlik ettiği durumlarda doktor kontrolünde olmak kaydıyla vitamin ya da mineral desteğine başvurulabiliyor.

Sağlıklı Kilo Korunmalı

Ne yazık yeterli fiziksel aktivitenin olmayışı çocuklarda ve gençlerde obezitenin ve buna bağlı hastalıkların artmasına neden oluyor. Dolayısıyla gelişim sürecinde sağlıklı kiloyu korumak için dengeli beslenmenin yanında, mutlaka fiziksel aktiviteye de zaman ayrılması gerekiyor. Ailelerin, ergenlikten önce çocuklarını bir spor branşına yönlendirmesi, hem kilo kontrolüne hem de çocukları kötü alışkanlıklardan korumaya yardımcı oluyor.

Şekerli İçeceklerden Uzak Durulmalı, Mutlaka Su İçilmeli

Kola, gazoz, meyve suyu gibi şekerli içeceklerin tüketiminin obezitenin artışında büyük etkisi olduğunu söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilem İrkin Koçan, “Özellikle fast-food gıdalarla birlikte şekerli içecekler gençler tarafından çok fazla tercih ediliyor. Ancak, yüksek oranda kalorisi bulunan bu içecekler sağlıksız kilo artışındaki en önemli etkenlerden birini oluşturuyor. Dolayısıyla bu ürünler yerine ayran, süt, şekersiz ev yapımı limonata ve komposto gibi sağlıklı içecekler tercih edilmeli. Ayrıca günde en az 2 litre su içmeye özen gösterilmesi gerekiyor” diyor.

Okullardaki Menüler Mutlaka Yaş Gruplarına Uygun Olmalı

Okulda tüketilen yemekler de çocuğun kilo kontrolünde önem taşıyor. Doygunluk sağlamak ve enerji açığını gidermek için oluşturulan okul menülerinde eğitimcilere görev düşüyor. Menülerin tüm besin ögelerini yeterli ve dengeli bir şekilde içermesi, tek tip pilav-makarna-mantı-pizza gibi karbonhidrat yönünden zengin olmamasına özen göstermek gerekiyor. Ayrıca mutlaka yaş gurubuna yönelik ihtiyaç ve gereksinimler göz önünde bulundurularak menülerin bir diyetisyen işbirliği ile planlanması gerekiyor.

Sınav Dönemlerinde Daha Fazla Dikkat Edilmeli

Sınav dönemlerinde beslenme alışkanlıklarının daha da önem kazandığını hatırlatan Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilem İrkin Koçan, “Bu dönemde mutlaka kahvaltı yapılmalı, öğün atlanılmamalı, ara öğünlerde çabuk enerji vermesi için kuru meyveler, kuruyemişler tercih edilmeli” diyor.

Ergenlikle ilgili bir başka yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.