Bizimle iletişime geçin

Cilt Bakımı

Sedef Hastalığı Cilt Kanserine Sebep Olmaz!

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Sedef Hastalığı Cilt Kanserine Sebep Olmaz!

Sedef hastalığı, cilt kanserine neden olmaz. Ancak kontrolsüz kullanılan bazı ilaçlar cilt kanseri riskini artırabilir.

Hepimiz bir kez olsun, vücudunun belli bölgelerinde beyaz lekeler oluşmuş birini görmüşüzdür. İşte bu beyaz lekelenmeler, vitiligo olarak adlandırılan cilt hastalığıdır. Vitiligo, deri hastalıkları arasında en sık görülenlerden biridir. Vücudun deriyle kaplı her yerinde görülebilir. Yapılan araştırmalar, en sık kol ve bacaklarda ortaya çıktığına işaret ediyor. Derimizde pigment üreterek ten rengimizi oluşturan melanosit hücreleri bulunur. Bu melanositler, çeşitli sebeplerle zarar gördüklerinde vazifelerini gerektiği gibi yerine getiremezler ve pigment üretimi neredeyse durur. Bu durum, ilgili bölge derisinde sınırları belli ancak dağınık ve yamaya benzetebileceğimiz renk açılmalarına sebep olur. Oluşan beyazlık, neredeyse süt beyazıdır. Kişinin ten rengine göre belirginliği değişiklik gösterir. Vitiligo, esmer tenli kişilerde çok daha belirgindir.

ANİDEN ORTAYA ÇIKAR

Vitiligo, türleri olan bir hastalıktır. Temelde aynı beyaz lekelenme ile ortaya çıkan türler, yaygınlık oranına göre sınıflandırılır. Lokalize, yaygın ve universal (total) olmak üzere üç temel sınıfta toplanır. Bu hastalık hakkında sayısız araştırma mevcut. Ne yazık ki hiçbiri hastalığın gerçek sebebine -henüz- ulaşamadı. Ancak hastalığın sebebi olabilecek dört temel teori oluşturuldu. 1- Sinir hücrelerinin anormal çalışması, melanosite zarar veren zehirli maddelerin oluşmasına sebep olabilir. 2- Vücudun bağışıklık sistemi melanositlere zarar verebilir. Araştırmacılar pigmentin, bağışıklık sistemi tarafından yabancı madde gibi algılanarak zarar verdiğini düşünüyorlar. 3- Pigment üretim hücreleri kendi kendini yok edebilir. Pigment üretilirken, zehirli ürünler ortaya çıkabilir ve bunlar melanositin zarar görmesine neden olur. 4- Genetik hastalıklar sonucu melanositler zarar görebilir. Vitiligo, aniden ortaya çıkan bir hastalıktır. Daha önce hiçbir işaret vermeden gelişebilir. Bu ve benzer etkileri sebebiyle tetikleyicileri olabileceği gerçeği, uzmanları araştırma yapmaya itiyor. Kesin olmamakla birlikte, ağır depresyon, stres, yakınlardan birini kaybetme gibi ani sıkıntılar, hasta hikayelerinde sıklıkla karşılaşılan bulgular arasında yer alıyor.

PİGMENT KAYBI DURUR

Vitiligo’nun şiddet ve seyri kişiden kişiye farklılık gösterir. Kimilerinde ilgili bölgede koyu renk bir nokta bile olmazken bazılarında beyaz lekeleri bölen koyu renk alanlar görülebilir. Bu durum o bölgede hâlâ bir miktar pigmentin bulunduğu anlamına gelir. Vitiligolu kişilerde pigment kaybı, hastalık ortaya çıktıktan bir süre sonra durur. Yani pigment miktarı sabit kalır. Sonra tekrar pigment kaybı ortaya çıkabilir ve bu şekilde devam eder. Hastalık sıklıkla yüz, dirsek, diz, el ve ayaklarda görülür. Tedavi yöntemleri ve tedaviye verilen yanıt kişiden kişiye farklılık gösteriyor. En çok kullanılan tedavi yöntemleri arasında; lokal krem veya merhemler, ağızdan alınan ilaçlar, ışık ve lazer tedavileri yer alıyor. Daha kolay ve sıkıntısız olarak ifade edilebilecek bu yöntemler dışında bir de deri adacıklarının nakli olarak tanımlanabilen deri greftleri ve melanosit süspansiyonlarının transplantasyonu gibi cerrahi yöntemler uygulanıyor.

SEDEF HASTALIĞI BULAŞICI DEĞİLDİR!

Farklı deri hastalıklarıyla karıştırılan sedef hastalığının en önemli belirtileri, ilgili bölgede kaşınma, özellikle el ve ayak bölgelerinde su toplaması, soyulma, çatlak, dirsekdiz gibi darbe gören yerlerde parlak kırmızı deri ve üzerinde hastalığa adını veren sedef renginde pullanmalar görülür. Sedef bulaşıcı bir hastalık değildir. Toplumda, sedefin bulaşabileceğine dair bir inanış vardır. Oysa yapılan araştırmalar sedefin, temas veya ortak eşya kullanımı sonucu bulaşmadığını gösteriyor. Toplumda merak edilen bir başka konu da sedef hastalığının cilt kanserine neden olup olmadığıdır. Yapılan araştırmalar, sedefin cilt kanseri riskini artırmadığını gösterdi. Ancak burada önemli olan doğru tedavidir. Kontrolsüz kullanılan bazı ilaçlar, cilt kanseri riskini artırabilir.

STRES KAYNAKLI SEDEFTEN KURTULMAK ZOR

Sedef, en sık rastlanan deri hastalıklarından biridir. Kronik ve tekrarlayıcıdır. Yapılan araştırmalara göre, dünya üzerinde yaklaşık 300 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 2.5 milyon kişi, sedef hastalığıyla mücadele ediyor. Sedef, vitiligo gibi farklı deri hastalıklarıyla sıklıkla karıştırılır. Oysa tamamen farklı hastalıklardır. Tipik sedef, deride zemini kırmızı üst kısmı beyaz parlak (pullu) plakalar barındırır. Bazı durumlarda kabuksuz sadece kırmızı alanlardan oluşan tipleri de vardır. Sedef hastalığının bağışıklık sistemi tarafından oluşturulduğu düşünülmektedir. Bazı ilaçlar, çeşitli bakteri ve virüsler, derinin tahrişi veya güneş yanıkları sonucu açığa çıkan proteinler bağışıklık sistemimizin önemli elemanları olan akyuvarları uyarmaktadır. Bu durumda aktifleşerek tepki veren akyuvarların ürettiği çeşitli maddeler epidermis denilen üstderi tabakası hücrelerinin aşırı çoğalmasına ve deri damarlarının genişlemesine neden olmaktadır. Bunun sonucunda normalden dört-sekiz kat fazla deri hücresi oluşmaktadır. Aşırı hücre üremesi nedeniyle üst deri hücreleri normal biçimde olgunlaşıp atılamamakta ve deride kızarma pullanma oluşmaktadır. Stres, sedefe sebep olan en önemli faktörlerden biridir. Bir de hastalık boyunca oldukça kötü bir görüntü oluştuğunu ve bu durumun stres halini tetiklediğini düşünecek olursak, stres kaynaklı sedeften kurtulmanın zor olduğunu anlayabiliriz.

Sedef hastalığı ile ilgili diğer bir yazımızı okumak için buraya tıklayın.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Cilt Bakımı

Ameliyatsız Yüz Germe

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

ameliyatsız yüz germe

AMELİYATSIZ DA YÜZ GERMEK MÜMKÜN

Günümüzde cilt sarkmasının  tedavisinde, cildin sıkılaştırılmasında ameliyatsız yöntemler daha tercih edilir hale gelmiştir. Bunun sebepleri arasında: ameliyat öncesi anestezi almak gerekliliği, ameliyat sonrası işe ya da sosyal hayata dönmenin zaman alması, ameliyatın komplikasyon risklerinin olması sayılabilir. Ameliyatsız yüz germe işlemlerine tüm bu sebeplerden dolayı günden güne talep artmaktadır. Ameliyatsız yüz germe tedavileri sayesinde, kişi tedavisini çok kısa bir vakit ayırarak yaptırabilir, işlem öncesinde herhangi bir anesteziye ihtiyaç olmaz, işlem sonrasında sosyal hayata kaldığı yerden devam edilebilir. Ayrıca ameliyatsız tedavi yöntemleri çok kolaydır ve sonrasında herhangi bir komplikasyon riski bulunmamaktadır.

Yaşlanma süreciyle birlikte diğer organlarda olduğu gibi, deri de zamanla morfolojik ve fizyolojik olarak geriler, fonksiyon kaybına uğrar. Diğer organlardan farklı olarak, derideki yaşlanma sürecine fiziksel, kimyasal ve mekanik çevresel faktörler de etkilidir. Dolayısı ile cildimiz diğer organlardan farklı olarak daha fazla yıpranmakta ve hasar görmektedir. Erken yaşlarda yapılan küçük dokunuşlar ve müdahaleler hem oluşan cilt hasarlarını tamir eder, hem de cildi koruma altına alarak ilerleyen yaşlarda daha sağlıklı bir deriye sahip olmamızı sağlar.

Bakımlı ve genç görünmenin, zamanında önlem alarak yaşlanmayı geciktirmenin günümüzde kadın erkek herkesi peşinden koşturan bir trend haline geldi.

Kozmetik, estetik sektörünün giderek büyümekte. “Bu konuda net bir bilgiye sahip değiliz ama son yapılan araştırmalara göre Türkiye’de güzellik, estetik ekonomisinin büyüklüğü 2 milyar dolar. Sektör yılda ortalama yüzde 10 büyüyor. Türkiye bu konuda dünyada ilk 10 ülkenin içine giriyor. Sektörün önümüzdeki yıllarda da büyümeye devam edeceğini düşünüyoruz.”

İnsanlar artık ameliyat olmak istemiyor, işlemi yaptırdıktan hemen sonra gündelik hayatlarına devam etmek istiyorlar. İnsanların artık ameliyat olup 10 gün istirahat etmek istemiyor.  Bu nedenle sektör daha çok, cerrahi işlem içermeyen, ağrısız, acısız işlemlere kaydı.”

Ameliyatsız yüz germe amacıyla yapılan sarkma tedavisinde en sık kullanılan teknoloji ultrason teknolojisidir. Ultrason  enerjisi cilt altında ısıya dönüşerek, sarkmalara neden olan bağ doku liflerinin toparlanmasını sağlamaktadır. Odaklanmış (Fokuslu) ultrason ise yaşlanma izlerini yok etmek için risk taşımayan yöntemlerden biri olarak gün geçtikçe popülerleşiyor. İyileşme süresi gerektirmez, kişi  iş veya sosyal yaşamına hemen dönebilir, yan etkisi  yoktur,  uygulama sırasında ağrısız ve acısızdır,  etkili ve güvenlidir.

Tek bir uygulama ardından yenilenme süreci hemen başlar, ilk anda bile hafif bir gerilme etkisi görülmektedir. Cilt uygulama sonrası her geçen gün daha iyi görünmeye başlar, 1 hafta sonrasında cildinizi daha iyi hissedersiniz, 1 ay sonra etkiler görünür hale gelir, 3 ayın sonunda istenen sonuç gözlenmeye başlar. Tam sonuç alınması ise 2-3 ay sürmektedir. Ciltte kollajen üretimini uyardığı için elde edilen sonuç uzun süreli kalıcı olmaktadır

Okumaya Devam Et

Cilt Bakımı

Ameliyatsız Burun Estetiği

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

ameliyatsız burun estetiği

BURUN DOLGUSU İLE AMELİYATSIZ BURUN ESTETİĞİ

Burun dolgusu yüzün çeşitli kısımlarında yüz gençleştirme ve ameliyatsız burun estetiği uygulamalarında kullanılan dolguların, burun bölgesinde kullanılmasına verilen isimdir. Yani aslında işlem bir yüz dolgusu uygulamasıdır ve ameliyatsız estetik uygulamaları içerisinde yer alır. Yüz dolgusu ile ilgili tüm temel prensipler burada aynen geçerlidir.

Burun dolgusu uygulamalarında hangi malzemeler kullanılmaktadır?

Diğer yüz dolgusu uygulamalarında olduğu gibi, burun dolgusu içinde farklı tıbbi materyaller kullanılmaktadır. Bunların içerisinde tüm dünyada en yaygın olan ve en güvenilir olanı “hyaluronik asit” türevleridir.

Burun dolgusu için bilinmesi gereken temel yüz dolgusu prensipleri nelerdir?

İşlem ameliyatsızdır, genel anestezi gerektirmez, elde edilen sonuçlar geçicidir, uygulama yaklaşık 10-15dk. kadar sürer ve uygulama sonrası normal günlük yaşantıya devam edilir, herhangi bir iyileşme süresine ihtiyaç yoktur.

Burun dolgusunun ortalama kalıcılığı ne kadar?

Kullanılan dolgunun türüne, dolgu miktarına ve kişinin biyolojik süreçlerine bağlı olarak dolgunun kalıcılık süresi 6 ile 18 ay arasında değişmektedir.. Dolgunun etkisi geçtikten yani dolgu eridikten sonra istenirse tekrarlayan uygulamalar ile elde edilen burun estetiği sonucu devam ettirilir.

Burun dolgusu ile neler yapılabilir?

  • -Burun ucu kaldırılabilir
  • -Burun asimetrileri düzeltilebilir
  • -Burun estetiği ameliyatı sonucu oluşan problemler giderilebilir
  • -Burun dudak bileşkesi belirginleştirilebilir
  • -Burun sırtı düzleştirilebilir
  • -Burun alın ilişkisi düzeltilebilir

Daha önce ameliyat edilmiş burunlarda burun dolgusu uygulanabilirmi?

Ameliyat sonrası istenilen sonuçların elde edilemediği vakalarda burun dolgusu uygulamaları ile problemlerin çözümü mümkündür. Böylece tekrar ameliyat olmak istemeyen hastalarda basit bir uygulama ile problem çözülmüş olur

Burun dolgusu uygulamasında ağrı olurmu?

İşlem öncesinde anestezik krem uygulaması ile işlemin ağrısız olması sağlanmaktadır.

Burun dolgusunun yan etkileri nelerdir?

Yüz dolgusu uygulamalarının tüm olası yan etkileri burun dolgusu için de geçerlidir. Allerjik reaksiyon, kanama, enfeksiyon oluşumu bu komplikasyonlar içerisinde yer alır. Burada bilinmesi gereken önemli husus, tecrübeli ellerde ve uygun şekilde kullanıldığında, komplikasyon oranının yok denecek kadar düşük oranlarda olduğudur.

Okumaya Devam Et

Cilt Bakımı

Cildinizi Yaza Hazırlayın

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

cildinizi yaza hazırlayın

CİLDİNİZİ YAZA HAZIRLAYIN

Kış boyunca cilt soğuk ve kirli havalardan dolayı kurur, yorgun düşer.

Aslında öncelikle hatırlanması gereken, cildin mevsim geçişlerinde daha fazla bakıma ihtiyaç duyduğu. Bu yüzden özellikle şimdiki bahar dönemlerinde doğru bakım ile cildinizi yaza hazırlayın. Sağlıklı bir cilt için ilk kural temizlik. Nemlendirmek ve güneşten korumak önemli.

Kış sonrası, ışıldayan ve canlı bir tene kavuşmak için, yıpranmış ve kalınlaşmış derinin yenilenmesi gerekiyor. Cildimize kendi yaptığımız cilt bakımları elbette ki çok değerli. Ancak daha profesyonel desteklerden de zaman zaman faydalanmalıyız. Öyle ki yeni nesil cilt bakımları bu konuda bir çok parametreyi içerdiği için çok kıymetli uygulamalar olarak karşımıza çıkmakta.
Yeni nesil cilt bakımı sayesinde yıpranmış ve kalınlaşmış deri yenilenir, temizlenir. Oksijen kapsülleri ile cilt hiç bir zarar görmeden mekanik olarak temizlenir, ölü deri tabakaları atılır, oksijenlenmiş vitaminlenmiş olur.

Güneş ışınları, deniz, havuz gibi nedenlerle yazın cilt daha fazla kurur. Nem ve bakım ihtiyacı artar. Dışarıdan uyguladığınız kremlerin derinin gözeneklerinden geçerek bu tabakaya ulaşması, anahtar deliğinden bir topu geçirmek kadar olanaksızdır. Bu yüzden asıl etkinin hedeflenen tabakada görülmesi pek olası değildir. Enjeksiyon yoluyla derinin alt tabakasına ulaşarak deriyi canlandırmak gereklidir.

Işıltı Liftingi Nedir?

Adından da anlaşılacağı üzerine duru bir berraklık, ışıltı ve yansıma sağlayan bir tür ışık dolgusudur. Aslında çok zengin içerikli bir biorevitalizan yüz mezoterapi alanıdır demekte mümkündür. Bu uygulamanın yüze hacim vermekten çok cildin temel ihtiyaçları olan nemlenme, beslenme ve koruma özellikleri vardır. İçeriğindeki yüksek konsantrasyondaki çapraz bağ içermeyen saf hyaluronik asit sayesinde cildi nemlendirir. Zengin multivitamin ve mineral içerdiğinden cildi besler.

Formülündeki aminoasitler ve peptit kompleksleri ile cildi yeniden yapılandırırken, nükleik asitler ve oligoelementler ise ciltteki bağışıklık sistemini arttırarak koruyucu kalkan görevi görür. Uygulamanın sonucunda; sağlıkla ışıldayan kırışıklıklardan arınmış neme doymuş canlı ve sıkı bir cilt yapısına kavuşulur. Üstelik yüz dışında boyun, dekolte ve eller gibi yaşımızı yansıtan bölgelere de rahatlıkla uygulanabilir.

-Çok ince uçlu iğnelerle, mikroenjeksiyonlar şeklinde uygulanabilir. 15-20 dakikalık bir işlemdir. Tüm yüz, boyun, dekolte ve eller gibi farklı bölgelere uygulanabilir.. Hiyaluronik asit, tüm yaşayan organizmaların bağ dokusunda doğal olarak bulunan, bulunduğu dokuya esneklik ve sağlamlık veren, su tutma kapasitesine sahip temel bir maddedir.. Deri altında doğal olarak bulunan bu madde yaşla birlikte azalır; 50’li yaşlarda yarıya düşer. Sonuçta deri önemli bir desteğini kaybeder; deri yaşlanması ortaya çıkar. Enjeksiyon yoluyla, dışarıdan takviye edildiği zaman, deri daha gergin, sıkı ve kırışıksız görünür.

Antioksidan maddeler ve vitaminler cildi güneşin, sigaranın ve diğer çevresel etkenlerin neden olduğu erken yaşlanma belirtilerinden korur; oluşan yaşlanma belirtilerini onarırlar. Özellikle güneşin zararlı etkilerinden korunmak için, bahar ve yaz aylarında; sigara içimi, kapalı mekanlarda yaşam ve hava kirliliğinin cilt üzerindeki zararlı etkilerinden korunmak ve erken yaşlanma belirtilerini önlemek için de yapılması uygundur.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

web tasarım
diyetisyen