Sosyal Medya

Gazete Yazıları

Ramazan’da Reflüsü Olan Hemen Uyumasın

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,
reflüsü olan hemen uyumasın

Reflüsü olan hemen uyumasın, iftar veya sahurda ağır yemekler yemesin. Aksi takdirde reflü hastalığı olanların şikayeti daha da artar! Pek çok manevi duyguyu buluşturan Ramazan ayı, hayatımızda pek çok yeni düzeni de beraberinde getiriyor. Ramazan ayında uyku ve beslenme düzeninin değişmesi, özellikle iftarda ve sahurda sağlıklı beslenmeyi gerektiriyor. Bilim adamları bugün, oruç tutmanın insan sağlığı açısından ne ölçüde faydalı olduğu konusunda detaylı araştırmalar yapıyor. Bu araştırmalar, orucun sayısız faydalarının listelenmesi ile son bulurken, herkesin oruç tutamayacağı gerçeğine de dikkat çekiyor. Peki kimler oruç tutamaz?

İKİ-ÜÇ SAAT BEKLENMELİ

Mide hastalığı olanlar, oruç tutarken mutlaka uzman bir hekimden görüş almalılar. Özellikle reflü gibi hayat kalitesini ciddi anlamda düşüren bir rahatsızlığınız varsa, iki kez dikkatli olmalısınız. Reflü hastalığının, dört farklı evresi vardır. Yemek borusunun alt ucunda aside bağlı hasarlanma olup olmadığı ve bu hasarın derecesi, hastalığın aşamasını belirlemede en önemli faktördür. Reflünün en ağır evresi, D evresidir. A evresi ise en hafif aşamadır ve bu tip reflüsü olanlar, oruç tutabilirler. Reflü hastalarının az miktarda ve sık beslenmeleri tavsiye edilir. Oysa Ramazan’da, öğün sayısı sadece ikiye düşüyor ve her ikisinde de çok fazla yemek yeniyor. Aşaması oruç tutmasına engel olmayan reflü hastaları, sahurun ardından hemen uykuya geçmemeliler. Hafif reflüsü olanlar en az iki, ağır reflüsü olanlar ise en az üç saat beklemeliler.

KIZARTMA TÜKETMEYİN

Ülser ve reflü hastaları Ramazan ayında nelere dikkat etmeli?

İftar veya sahurda ağır yemekler yemeyin, yemeğin ardından hemen yatağa girmeyin.
Bu durum reflü şikayetini daha da artırır.
Evre A reflüsü olanlar, ilaç alarak oruç tutabilirler. Kanama, darlık ya da deformasyon gibi komplikasyonları olmayan hastalar, eğer ülserleri tamamen iyileşmişse oruç tutabilirler.
Ancak bu hastaların günde bir adet mide koruyucu ilaç almaları gerekiyor. İlaç alım saatleri, iftar ve sahur saatlerine göre ayarlanmalıdır.
Ramazan’da kurubaklagil tüketebilirsiniz.
Beyaz un ve şeker gibi rafine karbonhidratlardan uzak durun, hamur tatlıları yerine sütlü tatlılar tercih edin. Bu hem kilo almamanız, hem de yemek sonrası rahat hissetmeniz için de çok önemli.
Sahurda kahve tüketmemeye çalışın.
Kahvenin aşırı miktarda alınması idrar çıkışını artırarak gündüz boyunca su kaybına sebep olabilir.
Tencere yemeklerini tercih edin.
Kızartmalardan uzak durun. Fırında pişen yemekler ikinci tercih, ızgara ise üçüncü tercihiniz olabilir.
Orucu mutlaka su ve çorba ile açın.
Bunları bitirdikten sonra 15 dakika bekleyin ve sonra diğer besinlere geçin.
Sahurda proteinden zengin gıdalarla beslenin. Bu, reflüyü azaltabilir.

BAZI ŞEKER HASTALARI ORUÇ TUTAR

Şeker hastalığının tedavisinde zaten düzensizlik olan hastalarda tedavi ve beslenme uygun yapılamayacağı için kan şekeri yükselmesi-düşmesi yaşarlar ve hastalığın hem akut dönem komplikasyonlarını (koma) yaşayabilirler, hem de uzun dönemde organların (göz, kalp, böbrekler) hasarlanmaları hızlanmış olabilir.
Ancak şeker hastalığı olanların bazıları karbonhidrat-şeker içeriği fazla olmayan diyet ile beslenerek, ilaçlarını iftar ve sahur arasında kullanarak ve yeterli miktarda sıvı (genellikle 1.5-2 litre) tüketerek oruç tutabilirler. Dünya Diyabet Cemiyeti’nin şeker hastaları için hazırladığı rehberde, birtakım öneriler yer alıyor. Diyabet tedavisi ile ilgilenen doktorlar bu rehbere göre hastalarının şeker tedavilerini Ramazan’da düzenleyebilirler.
Karaciğer yetmezliği olan hastalarda kan şekeri idamesi sağlanamayabilir ve kan şekeri düşmeleri yaşayabilirler.
Karaciğer hastalarında zaten albumin, protein sentezi azalmıştır, buna bağlı ödemleri vardır. Yetersiz protein alımı ödemlerini artırabilir.
Karaciğer hastalarında yetersiz sıvı alımı karaciğer komasına gidişi hızlandırabilir. Karaciğer, böbrek ve kalp hastalığı olanların tuzlu beslenmeden kaçınması gerekir. Böbrek fonksiyonlarında azalma olan hastaların fazla proteinli beslenmeden kaçınması ve yeterli miktarda sıvı tüketmesi gerekir.

BÖBREKLER OLUMSUZ ETKİLENİR

Böbreklerinden kum dökülen hastalarda ya da böbrek taşı olanlarda yetersiz sıvı alımı taşlaşma sürecini hızlandırabilir.
Ancak bu konuda yapılan bir çalışma; oruç döneminde kalsiyum, fosfat, magnezyum ve idrar miktarının azaldığını, ürik asit, sitrat, sodyum ve potasyum miktarının arttığını göstermiştir. Bu sonuç, ‘Ramazan’da taş oluşumu artar’ hipotezini desteklememiştir. Sıvı azlığı nedeniyle böbrek yetmezliği olan hastalar doktoru tarafından söylenen miktarlarda sıvı alamıyorsa böbrek yetmezliği kötüleşebilir.
Böbreklerin süzme kapasitesi yüzde 60’ın altında olan hastalarda özellikle yaz aylarında oruç tutulması durumunda böbrek yetmezliği kötüleşmektedir.

BU HASTALAR DİKKAT!

Tip 1 diyabeti olanlar, hamilelik diyabeti olanlar, diyabetli diyaliz hastaları, akut hastalığı olan diyabet hastaları, oruç tutamazlar.

  • İleri düzeyde kalp, böbrek ve karaciğer yetmezliği olan ve bu organların fonksiyonlarını iyileştirmek ve idame ettirmek için tanımlanmış bir diyet ve ilaç kullanmak zorunda olan hastalar oruç tutamaz.
  • Uzun süren açlıkta kan şekerini normal sınırlarda tutmak için vücuttaki enerji kaynaklarından glukoz dönüşümünü sağlayan sistemlerin çalışmadığı ya da yetersiz çalışması nedeniyle hipoglisemi gelişen hastalığı olanlar (karbonhidrat metabolizma hastalıkları) oruç tutamaz.
  • Ateşli enfeksiyon hastalığı olanlar ve hastalığı/ateşi kontrol etmek için günde iki defadan fazla ilaç kullanmak durumunda olan hastalar oruç tutamazlar.
  • Ameliyat ile veya ilaç tedavileri ile şifa sağlanmış olan kanser hastaları, doktorlarının uygun görmesi ile oruç tutabilir ancak tedavi süreci devam eden ve ilerlemiş kanser hastaları oruç tutmamalıdır.
  • Yüksek ateşli hastalık geçirenler, ateş kontrol altına alınana kadar oruç tutmamalıdır.
  • Tansiyon düşüklüğüne bağlı baş dönmesi, denge bozukluğu, düşme riski olan hastaların tansiyonları normalleşene kadar oruç tutmaması gerekir.
  • İleri derece KOAH hastaları günde iki defadan fazla nefes rahatlatıcı ilaç kullanıyorlarsa oruç tutmamaları gerekir.
  • Tansiyon düşüklüğü, su ve tuz dengesini bozacak kadar ishal ile seyreden bağırsak hastalığı olanlar, düzelene kadar oruç tutmamalıdır.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Alternatif Sağlık

Akupunkturun Kemoterapiye Etkisi Nedir?

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

akupunkturun kemoterapiye etkisi

En çok sorulan sorulardan biridir akupunkturun kemoterapiye etkisi… Kemoterapinin yan etkileri akupunktur ile azalıyor.Enerji dengeleme tekniği olarak tanımlanan akupunktur;kemoterapinin etkilerinin azaltılması ve ağrıların hafiflemesi gibi birçok alanda kullanılıyor.

Vücuttaki belirli noktalara batırılan çok ince iğneler ile uygulanan akupunktur; tamamlayıcı tıp uygulamalarından birisidir.Halk arasında birçok hastalığın tedavisinde kupa tedavisi gibi sık sık kullanılmaktadır. Cumhurbaşkanlığı himayesinde gercekleştirilecek 1.Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi, 19-22 Nisan tarihleri arasında ilk defa uluslararası olarak ülkemizde yapılacaktır.Bu haftaki yazımda ise akupunkturla ilgili merak ettiğiniz konulardan bahsedeceğim…

ENERJİYİ DENGELEME TEKNİĞİ

Geleneksel Çin tıbbının temel bir bileşeni olan akupunktur, 2500 yıldır kullanılmaktadır. Genel akupunktur teorisi; sağlık için gerekli olan, vücuttaki enerji akışı (Qi) modelleri olduğu önermesine dayanır. Bu akışın bozulmasının hastalıktan sorumlu olduğuna inanılmaktadır. Giderek, sadece ağrılar için değil stres yönetimi de dahil olmak üzere genel sağlık için kullanılmaya başlanmıştır. Geleneksel Çin tıbbı, akupunkturu, vücudunuzdaki yollardan (meridyenler) aktığına inanılan, enerji veya yaşam gücü dengeleme tekniği olarak açıklar. Akupunktur uygulayıcıları, bu meridyenler boyunca belirli noktalara iğneler yerleştirerek enerji akışınızın yeniden dengeleneceğine inanırlar. Geleneksel olarak akupunkturun altında yatan kavram; insan vücudunun, içinde qi denen akıntıları olan 12 meridyene sahip olmasıdır. Bu kanallar ‘bloke’ veya ‘dengesiz’ olduğunda sonuç, hastalık ve acıdır. Qi’nin engelini kaldırmak ve dengelemek için uzmanlar, meridyenler ve kolları üzerindeki stratejik noktalara iğneler ekler.

SİNİRLERİ UYARIYOR

Bunun aksine birçok Batılı uygulayıcı, akupunktur noktalarını sinirleri, kasları ve bağ dokusunu uyarıcı yerler olarak görmektedir. Bazıları bu uyarımın vücudunuzun doğal ağrı kesicilerini artırdığını düşünüyorlar. Ayrıca Batılı doktorlar ve araştırmacılar için bu açıklama nesnel kanıt seviyesine çıkmamaktadır. Son olarak, akupunkturun biyomekanizmaları üzerinde son 10 yılda; beyin, sinir sistemi ve bağ dokusunda karmaşık, doğrulanabilir yanıtlar gösteren çalışmalar yapıldı. Yakın zamanda yapılan bir derleme, akupunkturun 20’den fazla bilimsel olarak belirlenmiş yararını, ağrı kesici endorfinlerin etkilerini ve bağışıklık fonksiyonunu arttırmaktan anti-enflamatuarların salınmasına (şişmeyi azaltan ve iyileşmeye yardımcı olan) faydasını eklemiştir. En son araştırmalar; deri altında, kaslar ve organlar arasında uzanan bağ dokusuna odaklanmaktadır. Bu doku, iğneden beyne giden sinyalin iletilmesini sağlamaktadır. Akupunktur, başta aşağıdakiler olmak üzere çeşitli hastalık ve rahatsızlıklarla ilişkili sorunları gidermek için kullanılır:

  •  Kemoterapinin yan etkisinden kaynaklı bulantı ve kusma
  •  Diş ağrısı
  •  Gerilim tipi baş ağrıları ve migren dahil baş ağrısı
  •  Bel ağrısı
  •  Boyun ağrısı
  •  Kireçlenme
  •  Menstrüel krampları (Adet sancısı)
  •  Alerjik rinit gibi solunum bozuklukları

AĞRI ATAĞINI HAFİFLETİR

Şimdiye kadar yapılan birçok ciddi araştırma sonucu, akupunkturun fayda sağladığı hastalıklar olduğunu gösteriyor. Mesela, ameliyat sonrası anestezi sebebiyle gelişen mide bulantısının durdurulmasında, kemoterapi tedavisi gören kanser hastalarının sıklıkla karşılaştığı kusmalarda, doğum sancısını azaltmada, omuz, boyun ve kronik sırt ağrılarında akupunktur yönteminin olumlu etkiler gösterdiği biliniyor. Son çalışmalar, akupunkturun sadece kemoterapi gören kanser hastalarında bulantı ve ağrıyı hafifletmediğini, aynı zamanda baş dönmesi ve karıncalanma gibi nörolojik semptomları da hafifletmesine yardımcı olduğunu göstermektedir. Dahası, hastaların yorucu tedavi süreçlerine sadık kalmalarını sağlayarak hayata bağlanma sonuçlarına da olumlu etki sağladığı gözlemlenmiştir.

ATEŞ BASMALARINI ÖNLER

Akupunkturun; kan basıncını, kalp atış hızını ve kan damarlarının genişlemesini etkileyen vazomotor sistemi (kan damarı çapını kontrol eden sinir sisteminin bir kısmı) düzenlediği düşünülmektedir. Bunların hepsi vücudunuzun aşırı ısınmasında rol oynar. Bir çalışmada akupunkturun, ateş basmalarını yüzde 50 azalttığı görülmüştür.

STRES, ANKSİYETE VE DEPRESYON TEDAVİSİNDE YARARLANILIYOR

Akupunktur, endorfin gibi sakinleştirici, iyi hissettiren nörotransmitterleri ve kortizol gibi stres hormonlarını azaltarak, stresi önlemeye yardımcı olur. Ayrıca, dokuları oksijenleştiren ve kortizolü dışarı çıkaran kan dolaşımını da geliştirir. Bu etkiler endişeyi yatıştırır ve üzüntüyü hafifletir.

GRİP TEDAVİSİNDE DE ETKİLİ Mİ?

Herhalde hayatı boyunca gribe yakalanmayan hiç kimse yoktur. Griple gelen baş ağrısı, burun tıkanıklığı veya devamlı burun akıntısı hallerini de düşünecek olursak grip, bir an önce kurtulmak istediğimiz hastalıkların başında gelir. ABD ve Avrupa ülkelerinde gripten kurtulmak isteyen çoğu kimse, genelde vitamin desteğine başvuruyor. Çin ve Japonya gibi ülkelerde ise griple karşılaşıldığında, ilaç tabletlerindense alternatif çözümler öncelik kazanıyor. Gripten kurtulmak isteyen Uzak Doğulular’ın başvurduğu yöntemler arasında akupunktur ilk sıralarda yer alıyor. Akupunktur yönteminin tedavi amacıyla denendiği hastalıklara bakacak olursak, grip ilk sıralarda yer almayacaktır. Bunun başlıca sebepleri arasında, gribe karşı ilaç tedavisinin hastaları rahatlatmaya yetecek ölçüde olumlu sonuç vermesi görülebilir. Basit ve kullanımı kolay ilaçların yeterli gelmesi, gribe karşı mücadelede akupunktur gibi koşuşturmacalı bir tedavi süreci gerektiren alternatif yöntemlerin ihmal edilmesine sebep oluyor. Konu akupunkturun soğuk algınlığını önlemedeki faydalarına gelince, sadece iki çalışma dikkat çekiyor. Tüm bunlar dikkate alındığında, akupunkturun grip ve soğuk algınlığından korunmada ya da tedavide faydalı olduğu konusunda henüz yeterli kanıt bulunmadığı görülüyor.

www.sabah.com.tr’den almış olduğumuz yazının orijinali için buraya tıklayabilirsiniz.

Akupunktur ile ilgili sorulan sorulardan biri de gripte etkili olup olmadığı… Bu soruyu cevapladığımız yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Gazete Yazıları

Nişasta Bazlı Şekerlerin Sağlığa Etkileri

Yayınlanma:

,

nişasta bazlı şekerlerin sağlığa etkileri

Sağlık bakanlığı bünyesindeki Bilim Kurulu tarafından oluşturulan “Nişasta Bazlı Şekerlerin Sağlığa Etkileri” başlıklı rapor, Nişasta ve Glikoz Üreticileri Derneği’nden destek gördü. Nişasta ve Glikoz Üreticileri derneği, şu sözlerle desteklerini dile getirdi:

“Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı bünyesinde oluşturulan Bilim Kurulu, medyadaki tartışmalara ışık tutmak adına başladığı çalışmalar sonucunda ortaya koyduğu ‘Nişasta Bazlı Şekerlerin (NBŞ) Sağlığa Etkileri’ başlıklı raporu, bugün Bakanlığın internet sitesinde yayınlamıştır.

Raporun, daha önce medyada yer bulan ve Sağlık Bakanlığı Raporu olduğu iddia edilen dokümanla herhangi bir ilgisinin olmaması memnuniyet verici bir gelişme olarak karşılanmıştır.

Bilim insanlarının mevcut bilimsel bulgular çerçevesinde düzenledikleri bu raporda derneğimizin yıllardır savunmakta olduğu gerçeklerin yer alması, Bakanlığın 2011 yılında yayınlamış olduğu önceki rapor gibi kamuoyu nezdinde haklılığımızı bir kez daha ortaya koymuştur.”

“Sakkaroz da fruktoz ve glikozdan oluşuyor”

Açıklamalar şu şekilde devam etti “Raporda yer aldığı üzere sofra şekeri, çay şekeri, pancar şekeri olarak anılan sakkarozun da, nişasta bazlı şekerlerin de benzer oranlarda fruktoz ve glikozdan oluştuğu, her ortamda dile getirmiş olduğumuz bir gerçektir.

Raporda şekerlerin bu yapı taşlarının insan vücudundaki etkilerine değinilmiş, fruktoz ve glikozun kaynakları birbirinden ayrılmamıştır. Bu yaklaşım Dünya Sağlık Örgütü WHO’nun ve Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi EFSA’nın raporda da değinilen bilimsel yaklaşımları ile aynıdır.”

“Şekerin kaynağı değil, tüketim miktarı önemli”

Beslenme ve sağlık bakımından şekerin kaynağının değil, tüketim miktarının önemli olduğunu belirten dernek üyeleri, açıklamalarına şu şekilde devam etti “Şeker, aşırıya kaçılmadığı sürece vücudun enerji ihtiyacını karşılayan önemli bir gıda bileşeni olarak beslenmemizde yer almaktadır.

Bilimsel çalışmalar göstermektedir ki, tüm gıda bileşenlerini kapsayan dengeli bir beslenme tarzını benimsemek yanında hareketli bir yaşam sürdürmek, uzun yıllar sağlıklı kalmak için dikkat edilmesi gereken en önemli kıstaslardandır.

Bilimsel gerçekleri temel alarak, popülizme yönelmeden araştırmalarını neticelendiren Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulundaki değerli akademisyenlere toplumu doğru bilgilendirme yönündeki hassasiyetlerinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız.”

Şekerin zararları ile ilgili yazmış olduğumuz yazılarımız için buraya veya buraya tıklayabilirsiniz. Şeker ile ilgili yaptığımız deneyleri izlemek için ise buraya veya buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Çocuklarda Obezite

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Çocuklarda Obezite

Obez çocuklar, obez yetişkinlere dönüşüyor. Aşırı kilo; insülin direnci, yüksek tansiyon ve karaciğer yağlanması gibi hastalıklara sebep olabiliyor. Bu konuda ailere ise pek çok sorumluluk düşüyor.

Günümüz dünyasında insan sağlığını tehdit eden en önemli faktör, obezite. Obezite tek başına bir hastalık değil ancak sebep olduğu ciddi rahatsızlıkların varlığı, obezitenin de bir hastalık olarak görülmesine sebep oluyor. Ebeveynler, çocuklarının sağlıklı yetişmesi ve devamında sağlıklı birer yetişkin olabilmesi için ellerinden geleni yapıyor. Anne ve babaların çabası asla yadsınamaz ancak yetersiz ya da yanlış bilgi, amacın çok dışına çıkmaya sebep olabiliyor. Obez çocuklar, obez yetişkinlere dönüşüyor. Aşırı kilo, insülin direnci, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve karaciğer yağlanması gibi hastalıklara sebep olabiliyor. Saydığım bu hastalıklar kiloya bağlı olarak artık çocuklarda da görülmeye başladı. Çocuklarda obezite , sadece bedensel açıdan incelenmemeli. Hepimizin bildiği gibi çocuklar, duygu ve düşüncelerini söylemede yetişkinlerden çok daha açık ve acımasızdırlar. Okul çağındaki aşırı kilolu çocuklar, arkadaşları tarafından dışlanıyor. Hatta bu çocuklarla dalga geçiliyor. Bu alanda yapılan birçok çalışma, obez çocukların psikolojik sorunlara maruz kaldığını, hatta depresyona girdiklerini gösterdi. Çocuğunuzun aşırı kilo problemi varsa yapılacak ilk şey, onu harekete geçirmektir. Maddeler halinde yazacağım bu öneriler, kilo alma potansiyeli olan çocuklar için de uyulması gereken adımlardan oluşuyor.

  • Çocuğunuzun, günde en az 60 dakika aktif ve hareketli bir oyun oynadığından emin olun.
  • Her öğünde meyve ve sebze verin
  • Meyve suyu, gazlı içecek ve tatlı içecekleri su ya da yarım yağlı sütle değiştirin.
  • Çocuğunuzun sevdiği yemek tariflerini tam tahıllı ya da yağsız etle hazırlayın.
  • Yemekleri ailecek yiyin.
  • Kızartma yerine haşlanmış ya da ızgara tercih edin
  • Katı yağ yerine zeytin yağı ya da bitkisel yağlar kullanın
  • Pasta ve şekerli tatlıları meyve bazlı tatlılar ile değiştirin.
  • Mutfak masasına bebe havuç ve meyve bırakın.
  • Kurabiye gibi izin alarak yiyeceği atıştırmalıklarla kuru ya da taze meyve gibi serbestçe yiyebileceği atıştırmalıkları ayırın.
  • Atıştırmak istediğinde su içmesini sağlayın.
  • Çocuklar yetişkinlerden küçüktür o yüzden küçük porsiyonlar sunun.
  • Çocuklar için küçük tabaklar kullanın.
  • Doyduklarında tabaklarını bitirmeleri için zorlamayın.
  • Küçük bir porsiyon ile başlayın, doymaz ise ikinciyi verirsiniz.

ÇOCUKLARIN AKTİF VE SAĞLIKLI BİR BEDENE SAHİP OLMALARI İÇİN…

1- Sofraya birlikte oturmak en önemli kural. Çocuklarınızın sizinle aynı zamanda ve aynı sofra etrafında yemek yemelerini sağlayın. Bu, daha fazla sebze ve meyve yemelerine sebep olacaktır. Ayrıca aile ile yemek yiyen çocuklar; sigara, içki gibi kötü alışkanlıklardan da uzak dururlar.
2- Sofrada farkındalık yaratın. Tek amacınız aynı anda aynı sofraya oturmak olmasın. Herkesin uyması gereken sofra kurallarınız olsun. En başta yemek saatinde TV ve telefonu yasaklayın. Yemek esnasında sohbet edin. Yemekten keyif almasını ve yavaş yemeyi aşılayın. Her yemekten en azından bir lokma yeme kuralı ya da yemeği yapana teşekkür etme kuralı gibi oyunlar bulun.
3- Yemekte çocuğun kilosundan, diyetten ve vücut şeklinden bahsetmeyin. Çocuk ve genç obezitesinde bu tür konuşmalar daha çok olumsuz etki yapıyor. Bunun yerine tüm aile için sağlıklı beslenme alışkanlıklarından bahsedin.
4- Yemek saatleri dışında da kurallarınız olsun ve uygulamada kararlı olun. Televizyon, oyun konsolları, akıllı telefon ve tabletler çocukların saatlerce aynı yerde oturmalarına sebep oluyor. Zaman sınırı koyduğunuz bu alışkanlıklar esnasında çocuklarınızın atıştırmalık yemesine izin vermeyin. Çocuğunuzun odasına televizyon ve bilgisayar koymayın.

BEBEK BESLENMESİNDE 0-3 YAŞ ARASI KRİTİK BİR DÖNEMDİR

Sağlıklı beslenmenin temelleri 0-3 yaş aralığında atılır ve bu dönemdeki beslenme alışkanlıkları bebeğin ileri yaşlardaki sağlığını etkiler. Bebeğinizin sağlıklı beslenmesine destek olmak üzere, ona yemek hazırlarken dikkat etmeniz gereken noktaları şöyle özetleyebiliriz:

  • Bebeğinizin yemeklerine tuz ve şeker ilave etmeyin.
  • Yetişkinler için hazırlanmış, katkı maddesi içeren ürünler kullanmayın.
  • Sıvı yağı tercih edin.
  • WHO (Dünya Sağlık Örgütü) özellikle 1 yaşına kadar inek sütü önermediği için 1 yaşından önce inek sütü kullanılmayın. Süt kullanılması gereken yerlerde bebeklerin ayına uygun, devam sütlerini tercih edin.
  • Bebeğinizin yemeğini hazırlarken mutlaka sağlıklı ve dengeli beslenmesi gerektiğini göz önünde bulundurun.

BEBEĞİNİZİ FARKLI TATLARDAKİ MEYVELERLE ŞAŞIRTIN

  • Bebeğinize altıncı aydan sonra demir bakımından zengin gıdalar verin. Kırmızı et, yeşil yapraklı sebzeler ve yumurta sarısı gibi…
  • Bebeğinizi farklı tatlardaki meyve ve sebzelerle şaşırtın. Bu, onun değişik besinlere alışmasını sağlar.
  • Süt içme alışkanlığını oluşturmak için de bebeğinize farklı lezzetler sunabilirsiniz. Sütün tahıl ve meyvelerle birlikte hazırlanmasıyla farklı tatlar yaratılabilir.
  • Farklı meyveler, farklı antioksidan besinler, farklı vitamin ve mineraller içerir.
  • C vitamini dişetleri için gereklidir, demir emilimini hızlandırıp beynin gelişimini sağlar.
  • Brokoli gibi yeşil yapraklı sebzeler B vitamini açısından zengindir.
  • Farklı çeşitlerde meyve, sebze tüketimi; farklı miktarlarda vitamin ve mineral alımı sağladığından önemlidir. Örneğin, bir elma 100 gramda 4 mg. C vitamini içerirken, çilek tam 18 kat fazla C vitamini içerir.
  • Günde iki-üç kez meyve tüketimi, kabızlığı önler ve sağlıklı bağırsak hareketleri bakımından önemlidir.
  • Bebeğinize verdiğiniz sebzelerin çeşitliliği önemlidir. Araştırmalara göre, bir hafta içinde verilen sebzelerin çeşitliliği, bebeğin yeni tattığı yiyecekleri kabul etmesini sağlıyor.
  • Şekerin bebeğin sağlıklı gelişimine katkısı yoktur, sadece bebeğin ağzında tatlı bir lezzet bırakır.

Konuyla ilgili bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.