Bizimle iletişime geçin

Beslenme

Lif Zengini Besinler

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

lif zengini besinler

Bağırsaklarınızda biriken faydasız artıklardan kurtulmanın yolu, lif zengini besinler ile beslenmekten geçer. Bir bardak avokado, 10.1 gram lif içeriği ile kalp sağlığını korumaya yardımcıdır.

Sağlığımızı korumak ve daha iyi hale getirmek için öncelikle markette yaptığımız alışverişlerde satın aldığımız besinlere dikkat etmemiz gerekir. Çünkü sağlıklı yaşamın olmazsa olmazlarından biri doğru beslenmektir. Bu yazımda sağlıklı yaşam için bir alışveriş listesi hazırladım. Bilimsel araştırmalara dayanan bu listemize bir göz atalım…

ATIKLARDAN KURTULURSUNUZ

Festivalde de söyleşi konularından birisi olan sağlıklı beslenmeye her daim dikkat etmeniz gerekli. Sağlıklı beslenmek istiyorsanız her fırsatta söylediğim bir şey var ki oda liften zengin beslenmeniz. Yüksek lifli besinler tüketmek sizi daha uzun süre tok tutar, sindiriminizi düzenler, kolon sağlığınızı artırır. Bu faydalarının yanı sıra yüksek lifli gıdalar tüketilmesi; kanserden kalp hastalığına, kabızlıktan bağırsak sağlığına, karaciğer yağlanmasından obeziteye, kalp sağlığından şeker dengesinin sağlanmasına kadar birçok konuda size yardımcı olacaktır. Bu nedenle yüksek lifli gıdalarla dolu bir beslenme programına sahip olmanız oldukça önemli.

Çoğu kişi lifin bağırsak sağlığında önemli rol oynadığını bilir. Bağırsaklarınızda biriken faydasız artıklardan kurtulmanın yolu, lif ağırlıklı beslenmekten geçer. Lif; sistemde adeta su vazifesi görerek, bağırsaklarınızın olması gerektiği şekilde boşalmasına yardımcı olur. Liften zengin beslenmek, sindirim sisteminizin sağlığı için altın değerindedir. Lif, midemizin açlık hormonu olarak bilinen ghrelini bastırır. Daha fazla lif tüketmeniz öğünler arasında daha uzun süre tok kalacağınız anlamına gelir. Lif, aynı zamanda kan şekerinizi sabit tutar, böylece yağ depolama hormonu olan insülin kontrolden çıkmaz. Eğer yüksek lifli gıdalardan oluşan bir akşam yemeği yerseniz; sadece yemeğinizden daha az yağ depolamanızı sağlamakla kalmaz, aynı zamanda bir saat sonra ortaya çıkacak olan şeker alma isteğinizi de düşürürsünüz. Bu önerime bir de düşük karbonhidratlı gıdaları tüketmenizi ekleyebilirim. İşte önerilerim:

TAVUK

Tavuk, yağsız protein için iyi bir besindir. Ayrıca, B vitaminleri ve selenyum ile doludur. Kemiksiz, derisiz tavuk göğsünün yarısı sıfır gram karbonhidrat içerir.

AVOKADO

Lif zengini besinler denince akla gelen isimlerden biri avokado.Bardak başına 10.1 gram lif içerir. Avokadoların lif içeriği, türüne bağlı olarak değişir. Parlak yeşil, pürüzsüz yüzeyli avokadolar (Florida avokadosu) ile daha küçük ve daha koyu olan (California avokadosu) arasında lif içeriği açısından farklılık vardır. Florida avokadosu, California avokadosundan önemli ölçüde daha çözünmez bir life sahiptir. Lifin yanı sıra avokado, kolesterolü düşürmeye ve kalp rahatsızlığı riskini azaltmaya yardımcı olan sağlıklı yağlarla doludur. Aynı zamanda avokadonun bir porsiyonunda günlük folat değerinizin yüzde 10’unu, günlük B5 vitamini değerinizin yüzde 15’ini bulabilirsiniz. Ayrıca avokado tüketerek sadece yüzde 3.9 gram karbonhidrat almış olursunuz.

KINOA

Bir fincan kinoa, 5 gram lif içerir. Kinoa; demir, B6 vitamini, potasyum ve magnezyum gibi diğer gerekli besin maddeleri açısından da yüksektir.

HİNDİSTAN CEVİZİ

Hındıstan cevizinin adını her geçen gün daha fazla duyar olduk. Bir bardak Hindistan cevizinin toplam lif oranı 7.2 gramdır. Hindistan cevizinde düşük glisemik indeks vardır ve diyetinize dahil edilmesi oldukça kolaydır.

BRÜKSEL LAHANASI

Topraksız sebzelerden biri olan Brüksel lahanası, yüksek lifli gıdalardan biridir. Bir bardakta toplam lif oranı 4 gramdır. Antioksidanlar ve anti-inflamatuar özellikleri açısından zengin olan Brüksel lahanası, sağlıklı detoksları destekler ve bazı kanser türlerinin riskini azaltabilir.

SOMON

Somon; yağsız protein, omega-3 yağ asitleri ve B vitaminlerinin kaynağıdır. Araştırmalara göre, bir porsiyon somonda sıfır karbonhidrat vardır.

ENGİNAR

Orta boy enginarda toplam lif oranı 10.3 gramdır. Enginar, Amerikan Tarım Bakanlığı’nın antioksidan zengini yiyecekler listesinde yedi numarada yer alıyor. Enginar ayrıca karaciğerdeki öd salgısı akışını artırarak yüksek yağ oranına sahip öğünlerinizi sindirmeye ve kolesterolü düşürmeye yardımcı olur. Enginar, içerdiği yüksek lif oranıyla kadınlar için önerilen günlük lif alımının neredeyse yarısını, erkeklerde ise üçte birini içerir.

YAĞSIZ PROTEIN KAYNAKLARIDIR İNCIR

Bir kap incir 14 gram lif içerir. İncir, zengin bir antioksidan kaynağıdır ve eskiden kabızlık sorununu gidermek için önerilirdi. Kurutulmuş incir ve taze incir iyi bir lif kaynağıdır. Lifin faydalarına ek olarak daha düşük kan basıncı sağlar ve sarı nokta hastalığına karşı da korur.

KARPUZ

Toplumda bilinenin aksine, karpuz çok fazla şekerli bir meyve değildir. A ve C vitaminleri, potasyum ve magnezyum için iyi bir kaynaktır. Bir bardak doğranmış karpuz, 11.5 gram karbonhidrat ve 0.6 gram lif içerir.

YUMURTA

Yumurtalar yüksek kaliteli proteinin en iyi ve ucuz kaynağıdır. B vitaminleri, D vitamini, selenyum ve çinko açısından zengindir. Büyük bir bütün yumurta, yaklaşık 0.36 gram karbonhidrat içerir.

Konuyla ilgili bir başka yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Beslenme

Iyot Eksikliği Hastalıklara Sebep Olabilir

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

iyot eksikliği

Karasal iklimde yaşam, deniz ürünleri tüketmemek, iyotsuz tuz kullanmak; iyot eksikliğine yol açabilir. Bu da guatr ve tiroid hastalıklarına sebep olur

İyot eksikliği Hastalıklarının Önlenmesi Haftası’nı geride bıraktığımız şu günlerde, iyotun öneminden ve eksikliği sonucu ortaya çıkabilecek hastalıklardan bahsetmek istedim. İyot, boynun ön tarafında bulunan tiroid bezlerindeki salgının ana maddesidir ve vücudun temel ihtiyaçları arasında sayılabilir. İyot eksikliği sonucu, başta guatr olmak üzere tüm hayatınızı etkileyebilen pek çok hastalık meydana gelebilir. Bu hastalıklardan bir kısmı ise henüz dünyaya gelmeden, anne karnında ortaya çıkar. Wake Forest Baptist Tıp Merkezi’ndeki Kapsamlı Kanser Merkezi’nde yapılan araştırmalara göre, gebe veya emziren kadınlar iyot eksikliği açısından yüksek risk altındadır. Çünkü bebeğin gelişimi için vücut sürekli olarak iyota ihtiyaç duyar. Bu eksikliğin giderilmemesi, bebeğin zihinsel gelişimini tamamlayamamasına neden olur. İyot eksikliğinin başlıca nedenleri şöyledir:

Denizden uzak karasalda yaşam

Yapılan araştırmalara göre denizden uzak kalmış bölgelerde yaşayan insanlarda daha fazla guatr hastalığı gözlenmiştir. Deniz, iyot açısından oldukça zengindir.

Vejeteryan diyeti

Vejeteryanların proteinden eksik beslenmesi, vücudun iyot ihtiyacının giderilememesine sebep olur. Dolayısıyla tiroid hormonları sağlıklı çalışamaz.

Deniz ürünleri tüketmemek

Deniz mahsülleri iyot açısından oldukça zengin kaynaklardır. Haftada en az iki kez balık tüketimi hem omega asitleri, hem de iyot alımınızı destekler.

Karalahana ve kara turp

Ülkemizde bol miktarda yetişen kara lahana ve kara turp, sağlığa pek çok faydasağlamakla beraber; vücudun iyot emilimini engeller. Dolayısıyla sık sık kara lahana ve kara turp tüketimi guatr hastalığına neden olabilir.

İyotsuz tuz kullanımı

İyot eksikliğinin başlıca sebeplerinden biri de iyotsuz tuz kullanımıdır. Ülkemizde 1960’lı yıllardan itibaren iyot, sofra tuzlarına ekleniyor. Dolayısıyla özellikle yemeklerde iyotlu tuz kullanılmalıdır.
İyot eksikliği erken evrede kendini göstermese de ilerleyen evrelerde birtakım semptomlarla karşımıza çıkabilir. Bu semptomlar şöyledir:

  • Saç dökülmeleri, tırnak kırılmaları
  • Sürekli üşüme hali
  • Kilo artışı
  • Ciltte kalınlaşma ve kuruluk
  • Kas ağrıları
  • Depresyon

İYOT EKSİKLİĞİNE BAĞLI HASTALIKLAR

GUATR

İnsan vücudu, kusursuz bir sisteme sahiptir. Sistemde yer alan parçalardan biri gerektiği şekilde çalışmadığında, zamanla diğer parçalarda da bozulmalar başlar. Tiroid bezi gibi vücutta adeta ateşleyici vazife gören bir organın düzenin dışına çıkması, tüm sistemde sıkıntılara sebep olur. Nefes ve yemek borusunu adeta saran iki parçalı bir salgı bezi olan troid bezi; tiroksin, yani tiroid hormonu salgılar. Bu hormon, vücudun çalışma ritmini direkt etiler. Fazla hormon üretilmesi vücudun çalışma hızını artırır, az hormon üretilmesi ise yavaşlatır. Bu salgı bezinin kanser ve iltihaplanma dışı sebeplerle büyümesi, guatr hastalığı olarak adlandırılır. Tiroid bezinin büyümesi, beraberinde nodülleri de getirebilir. Gözlemlenen nodüllerin büyük kısmı iyi huyludur. Sadece yüzde 5’i kötü huyludur. Nodüllerin kesinlikle dikkatli takip edilmesi gerekir. 2 santimin üzerinde büyüyen, kireçlenme görülen ve şekil bozukluğu olan nodüller asla ihmal edilmemeliler.

Ülkemizde guatr hastalığına rastlanma oranı yaklaşık yüzde 40’dır.

Troid bezi, gıdalardan ihtiyacı olan iyotu temin edemezse, hormon sentezleyebilmek için büyümeye başlar. Bu büyüme, neredeyse sarılı vaziyette bulunduğu nefes ve yemek borusu üzerinde ciddi bir baskı yapar. Bu da nefes darlığı ve yutkunma zorluğuna neden olur. Guatr türleri incelendiğinde, belirti ve tedavi yöntemleri değişiklik gösterir. Erken teşhis hayati öneme sahiptir. Guatrın en önemli belirtisi; boynun ön kısmında, adem elması da denilen noktanın hemen altında meydana gelen dikkat çekici şişliktir. Guatr tiplerini incelediğimizde bu şişliğin oluşmadığı durumların da var olduğunu görebiliriz.

HİPOTİROİD

Hipotiroid, tiroid bezlerinin az çalışması sonucu ortaya çıkan hastalıktır. Hipotiroid hastalığının teşhisi için sadece semptomlara dayalı bir tanı koymak zordur. Chicago’daki Rush Üniversitesi Tıp Merkezi’nde yapılan araştırmalara göre hipotiriod tanısını koymanın en iyi yolu kan testi yaptırmaktır. Araştırmaya göre hipotiriod hastalarında da, tiroid ağına bağlı semptomların çoğu olan depresyon, menopoz ve kronik yorgunluk sendromu gibi karakteristik özellikler benzerlik taşır. Belirtiler kişiden kişiye değiştiğinden, birçok insan tiroid sorunlarıyla farkında olmadan yaşıyor. Amerikan Tiroid Birliği araştırmalarına göre, kadınlar erkeklerden beş-sekiz kat daha fazla tiroid hastalığı ile karşı karşıya kalıyor.

HİPERTİROİD

Tiroid bezinin salgıladığı tiroksin hormonunun fazla sentezlenmesi durumunda ortaya çıkan bu tip; iştah artmasına rağmen hızlı kilo kaybı, sık idrara çıkma, kadınlarda seyrek adet görme, sürekli sinirlilik, ellerde titreme, nabız yüksekliği, aşırı terleme ve gözlerde büyüme gibi belirtiler gösterir. Bu tip guatrda da boğazda belirgin şişlik gözlemlenir. Zehirli guatr, bezin tamamının büyüdüğü, fazla hormon salgılayan tek bir yumrunun olduğu ve çok sayıda yumru ile karşılaşılan birbirinden farklı üç tipi içinde barındırır.

GEBELİK SORUNLARI

İyot yetersizliği; düşük, preterm doğum, ölü doğum ve konjenital anormalliklerle bağlantılı bir durumdur. Dolayısıyla anne adaylarının iyottan zengin beslenmesi gerekir. Anne adayında iyot eksikliğinin bulunması; bebeklerde zeka geriliği, büyümenin yavaşlaması, çocuklarda konuşma ve işitme problemlerine neden olabilir.
Tıp Enstitüsü’nün araştırmalarına göre günlük iyot tüketimi aşağıdaki gibi olmalıdır:

  • Erkek ve kadın yetişkinler için: 150 mikrogram (mcg)
  • Hamileler: 220 mcg
  • Emziren kadınlar: 290 mcg

Fazla iyot tüketimi hipertiroide ve diğer çeşitli hastalıklara sebep olabileceğinden dikkatli olmak gerekir. Aşırı egzersiz ve sağlıksız beslenme dikkat edilmesi gereken diğer konulardır. Aşırı egzersizle birlikte yakılan yağ depoları vücudun aynı zamanda iyot kaybına sebep olur. Ağır egzersizlerden kaçınarak, yürüme, yüzme gibi aktivitelerde bulunabilirsiniz. Sağlıksız beslenmeniz de hem iyot alımınızı engelleyebilir, hem de alınan iyotun emilememesine neden olabilir. Bu nedenle sağlıksız beslenmek yerine avakado, yumurta, et, balık, deniz ürünleri gibi protein değeri yüksek besinlerden tüketmeye özen gösterilmelidir. Tiroide bağlı hastalıkların teşhisinde vücudumuzdan gelen sinyalleri dinlemek hayati önem taşır. Boğazınızda gözle görülür bir şişkinlik fark ediyorsanız mutlaka doktora görünmeniz gerekir.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Açken Sinirli Misiniz ?

Ayşenur Servet

Düzenleyen

on

acken sinirli misiniz

AÇKEN SİNİRLİ MİSİNİZ?

Siz de açken sinirli misiniz? Sürekli tatlı yeme ihtiyacı, açlık halinde konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, yemekten 3 -4 saat sonra anormal acıkma ve tatlı isteği gibi şikayetler “Reaktif Hipoglisemi” tehdidi altında olduğunuzun habercisi olabilir. Hatta fazla kilolarınızın sorumlusu da sürekli bir şeyler atıştırmanızdır zaten çoğu zaman. Bunun için insülin ve kan şekeri dengesine ait biraz detay bilgiye ihtiyacınız var.

İnsülin Nedir?

İnsülin, pankreasın beta hücrelerinde üretilen ve kan şekerini düşürmeye yarayan bir hormondur. Yemek ile almış olduğumuz karbonhidratlar, sindirim sistemi tarafından en küçük parçaları olan glukoza (şekere)parçalanırlar. Glukoz, hücrelerin en önemli enerji kaynağıdır. Sindirilerek kana karışan glukoz tarafından uyarılan pankreas, glukozun hücre içine (kas, karaciğer, yağ dokusu) girmesini sağlayan insülin adlı hormonu üretmeye başlar.

Sindirim sonrası insülin ve glukoz damarlarda dolaşmaya başlar. Hücre çeperinde bulunan insülin glukozun hücre içine girmesini sağlar. Bu şekilde glukoz enerji kaynağı olarak kullanılabilir hale gelir. Hücre içine giremediği durumda ise kanda yükselmesi kan şekerinde artış( hiperglisemi) olarak adlandırılır. Kan şekerinde düşme ise bunun tam tersidir.

Hipoglisemi, yani kan şekerinin düşük olması ( hipoglisemi) ı durumu yemek yedikten 2- 5 saat sonra kan şekerinin düşmesi ile kendini gösterir. İki öğün arasında kan şekeri 60- 110 mg/ dl‘ de sabit kalır. Kan şekeri düzeyinin 40 mg/ dl’ nin altına düşmesi hipoglisemi için bir uyarıdır. Kan şekeri normal düzeyin altına düştüğü zaman, enerji üreten hücreler için hemen yeterli miktarda glikoz bulunmaz. Bu durum terleme, hızlı kalp atışı, terleme ve açlık gibi çeşitli durumlara yol açar.

Nadiren bazı insanlarda, reaktif hipoglisemi ortaya çıkar. Miktarca çok yoğun bir öğün tükettikten sonra, bu duruma tepki olarak vücudumuz çok fazla insülin salgılar. Bunun sonucu olarak kan şekeri normalin altına düşer. Bazı otoritelere göre bu durum diyabetin erken belirtisidir. Amaç her ne nedenle olursa olsun kan şekerimizi dengede tutmak olmalıdır. Bu durum mutlaka endokrinoloji uzmanı bir hekime başvurmayı gerektirir. Beslenme yönünden dikkat edilmesi gerekenler ise şöyle özetlenebilir.

Ara öğünlerin düzenli tüketilmesi:

Ana öğünlerde ki besin tüketimini azaltıp ara öğünlere eklenmelidir. Böylece azar azar ve sık beslenilerek kan şekerinin dengede olması sağlanabilir. Ana ve ara öğünler arası en fazla 3 saat olmalıdır. Aksi takdirde, uzun süren açlık durumlarında kan şekeri düşer.

Basit karbonhidrattan komplekse:

Basit karbonhidratlar kan şekerinin daha çabuk yükselip, çok ani düşmesine de neden olacaktır. Komplex karbonhidratlar ise kana daha yavaş geçerek, kan şekerini daha yavaş yükseltip, uzun süre aynı seviyede kalmasını sağlar. Bu nedenlerden dolayı iyi seçim; kompleks karbonhidratlardır. Komplex karbonhidratlara en iyi örnek, bulgur, kepekli ekmek, kuru baklagillerdir.

Posa:

Posa veya diyet lifinin pek çok faydası olduğu bilinmektedir. Reaktif hipoglisemi durumlarında da oldukça faydalıdır. Posa, mide boşalmasını geciktirerek, daha uzun süre tok kalmamızı ve kana şekerin daha uzun sürede geçmesini sağlayarak, kan şekerinin ani pikler yapmasını engelleyerek ve uzun süre aynı seviyede tutar.

Glisemik İndex:

Glisemik index (Gİ), besinlerin kan şekerini yükseltebilme değerini gösterir. Glisemik indeksi düşük besinlerin tüketilmesi bir yaşam tarzı haline getirilmelidir. Böylece kan şekeri düzeni sağlanabilmiş olur. Aşağıda bazı besinlerin glisemik indeks değerleri verilmiştir. Sağlığınız için dengeli ve düzenli beslenmeye çalışırken, glisemik indeksi düşük ve orta seviyedeki besinleri seçmeniz iyi olacaktır.

Bazı besinlerin GI değerleri

Beyaz ekmek                100               Bulgur                          65

Makarna                      66                   Pirinç                           83

Mısır                             87                   Süt ürünleri                   46- 52

Kuru baklagiller          20- 60            Portakal                        59

Yağsız süt                     46                   Tam süt                       43

Yoğurt                          52                   Elma                           53

Dondurma                     52                 Bal                              126

Muz                              84                   Portakal suyu               64

Frukoz                         30                    Glukoz                        138

Okumaya Devam Et

Beslenme

Kanserden Korunmak için Hünnap Tüketin

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Kanserden Korunmak için Hünnap Tüketin

Hünnap meyvesinin adını daha önce hiç duymamış hatta tadının bile nasıl bir şey olduğunu bilmiyor olabilirsiniz. Ancak bilenlerin vazgeçemediği ve sağlığa açısından bolca yararı olan bu meyvenin hazır şimdi tam mevsimiyken tanışmanızda fayda olduğunu düşünüyorum. Öyle ki kanserden korunmak için hünnap tüketin…

Eski çağlardan beri Çin’de alternatif tıp yöntemi olarak kullanılan hünnap meyvesi, son zamanlarda ülkemizde de popüler olmaya başladı. Sonbaharda, semt pazarlarında ve marketlerde karşımıza çıkan bu meyve Çin’de ölümsüzlük meyvesi olarak anılıyor. Peki gerçekten sağlığa bu kadar faydalı mı?

Öncelikle hünnabın içerisinde A ve C vitaminlerinden bolca bulunduğunu bilmenizde fayda var. Ayrıca hünnap; kalsiyum, magnezyum, fosfor ve potasyum yönünden de oldukça zengin bir meyve. Bu özellikleri sayesinde bağışıklık sisteminizi güçlendiren hünnap, birçok hastalığa da iyi geliyor. Özellikle sakinleştirici ve uykuya yardımcı olan şifa kaynağı hünnabın sağlığa olan diğer faydaları neler merak ediyorsanız bu yazım tam size göre…

Uykusuzluğa Karşı, Yatmadan Önce Hünnap Çayı İçin

Meyvenin içerisinde yer alan jujuboside A maddesinin beyindeki hipokampusu etkileyerek uykusuzluk ve anksiyetinin hafifletilmesine yardımcı olur. Hünnap meyvesi aynı zamanda flavonoidler, saponinler ve polisakkaritler olarak bilinen bileşikleri de içerir. Çalışmalar, hünnapta yer alan yüksek saponin içeriğinin, tüm sinir sistemi üzerinde yatıştırıcı bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Hünnabın dinlendirici etkisi sayesinde yatmadan önce bir fincan hünnap çayı içerek rahat bir gece uykusu çekebilirsiniz.

Kanserden Korunmak için Hünnap

Hünnap meyvesinin bilinen en önemli özelliği vücudu kansere karşı korumasıdır. İçerisinde bulunan antioksidan ve C vitamini sayesinde kanser hastalıklarına karşı koruyucu etkiye sahiptir. Yapılan araştırmalarda hünnabın birçok kanser türünde iyileştirici etkisi olduğu ortaya çıkmıştır.

Kabızlık Problemine İyi Gelir

Hünnap sindirim sağlığı içinde oldukça faydalı bir meyvedir. Öyle ki sindirimi kolaylaştırarak kabızlığa problemini giderir. Hünnap, kabızlıkta bağırsak geçiş süresini azaltarak, dışkı nemini arttırır. Böylece bu problemi engellemiş olur.

Stresi Azaltır

Hünnapta bulunan jujuboside A maddesinin, zihin ve beden üzerinde yatıştırıcı bir etkiye sahip olduğu bilinir. Bu yüzden Çin’de alternatif tıpta doğal bir antidepresan olarak kullanılıyordu. Yapılan araştırmalarda, hünnap meyvesinin tohumlarının hayvan deneklerinde anksiyeteyi azaltmada özellikle rol oynadığı görülmüştür.

Kan Basıncını Dengeler

Bir diğer sağlığa olan faydası da kan basıncı üzerindeki olumlu etkisidir. Potasyum kan basıncını sağlıklı seviyelerde tutar, hünnap aynı zamanda potasyum içerdiğinden yüksek olduğu için kan basıncını dengeler.

Kemikleri Güçlendirir

Hünnap, içerisinde bol miktarda fosfor içerdiği için kemik sağlığında oldukça etkilidir. Aynı zamanda yine içerisinde bulunan kalsiyum kemik gücünü arttırarak kemikleri güçlendirir.

Bağışıklığı Arttırarak, Hastalıklarla Savaşır

Antioksidan ve C vitamini yönünden oldukça zengin bir meyve olan hünnabı tüketerek bağışıklığınızı güçlendirebilirsiniz. Antioksidanlar serbest radikallerin neden olduğu hasarı engelleyen besinlerdir. Vücuttaki aşırı serbest radikal seviyeleri, yaşlanma sürecini hızlandırmanın yanı sıra kanser ve kalp hastalığı gibi daha ciddi sağlık sorunları ile bağlantılıdır.

Bağışıklığı arttırmak için olmazsa olmaz bir vitamin olan C vitaminini vücudumuz kendi başına üretemez. Bu sebeple, beslenmenizde yeterli miktarda C vitamini aldığımızdan emin olun. İşte bu noktada yüksek oranda C vitamini içeren hünnap tüketerek bağışıklığınızı arttırabilirsiniz.

Hünnapla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

seo uzmanı