Bizimle iletişime geçin

Bilinçli hasta

Fibromiyalji Depresyona Neden Olabilir

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Fibromiyalji Depresyona Neden Olabilir

Fibromiyalji yani yumuşak dokuda oluşan romatizmal ağrılar, 25-55 yaşları arasında ve daha çok kadınlarda sıklıkla görülüyor ve fibromiyalji depresyona neden olabilir. Çocukluk döneminde de ortaya çıkabilen hastalık; kaslarda ağrı ve hassasiyet, uyku bozukluğu, yorgunluk, halsizlik ve sabahları “tutulma” hissi ile uyanma gibi belirtiler gösteriyor.

Fibromiyaljinin, nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte eğitim ve ekonomik düzeyi ortalamanın üzerinde olan kişilerde daha sık görüldüğünü söyleyen Memorial Antalya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Feride Ekimler Süslü, uyku bozuklukları, düşme ya da motorlu araç kazası gibi büyük fiziksel travmaların, ruhsal travmaların, bazı viral hastalıkların, romatoid artritin, ankilozan spondilit gibi bazı romatizmal hastalıkların fibromiyaljiyi tetikleyen faktörler olduğunu belirtti.

Depresyona Neden Olabilir

Ağrının fibromiyaljide en sık karşılaşılan şikayet olduğunu dile getiren Dr. Süslü, fibromiyaljinin belirtilerine dikkat çekti, tedavisi ve korunma yolları ile ilgili şu bilileri aktardı:

“Ağrılar genellikle vücudun daha çok kullanılan boyun ve bel bölgesinde yoğun hissedilir. Omuz, dirsek, diz ve ellerde de hissedilebilir. Hastalar vücudunun bir tarafının diğer taraftan daha çok ağrıdığını ifade eder. Nadiren el ve ayaklarda şişlik olabilir. Hastaların yarısında gerilim tipi baş ağrısı vardır. Sık idrara çıkma ve acil idrar yapma gereksinimi doğar. Çene eklemi ağrıları, kramplar ve kulak çınlamaları da görülebilir. Bazı hastalarda depresyon ve benzeri şikayetlere de ortaya çıkabilir.

Bu Belirtiler Varsa Dikkat

  1. Uyku bozukluğu.
  2. Sabahları yorgun kalkma.
  3. Karın ve göğüs ağrısı.
  4. Ellerde uyuşma.
  5. Kabızlık veya ishal.
  6. Mide ağrısı.
  7. Adet dönemi ağrıları.
  8. Nefes almada zorlanma.
  9. Çabuk sinirlenme

Tedavide En Etkili Yöntem Egzersiz

Fibromiyaljide fiziksel egzersiz tedavide çok önemlidir. Birçok çalışmada en etkili tedavinin, düşük yoğunluktaki aerobik olduğu kanıtlanmıştır. Bununla birlikte her hasta için her egzersiz uygun değildir. Fibromiyalji hastalarında ağrının rahatlatılması ve yaşam kalitesinin artırılmasında genellikle yüzmenin etkili olduğu belirtilmiştir. Özellikle açık havada yapılan tempolu yürüyüşler, hastalıkta görülen şikayetlerin giderilmesi konusunda en az yüzme kadar etkilidir. Gevşeme ve germe egzersizleri, bisiklete binme ve su aerobiği gibi aktivitelerden de yararlanılabilir.

Uyku Kaçıran Alışkanlıklardan Uzak Durulmalı

Fibromiyalji sendromu tedavisinde kullanılan ilaçlar, ağrıyı azaltmak, yorgunluğu gidermek, uykuyu düzenlemek ve depresyonu tedavi etmek amacıyla kullanılır. Bu yüzden yatmadan önce uykuyu etkileyecek , sigara, çay, kola, kahve gibi maddeler tüketilmemelidir. Antidepresan ve ağrı kesici olmak üzere, uyku düzenleyici ve kas gevşetici ilaçlar ile tedavi planlanır. Bunun dışında hassas noktalar üzerine lokal enjeksiyonlar yapılabilir. Fizik tedavide sıcak uygulama, derin ısıtıcılar, ağrı kesici özelliği olan elektriksel stimülasyon ve masaj ile olumlu sonuçlar alınmaktadır. Ayrıca hastalara kaplıca kürleri önerilir.”

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilinçli hasta

Crohn Hastalığının Belirtisi Karın Ağrısı

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Crohn Hastalığının Belirtisi Karın Ağrısı

Crohn hastalığının belirtisi karın ağrısı… Aslında bağırsak hastalığı olsa da, eklemlerden cilde, gözlerden damara kadar pek çok bölgede sorunlar oluşturabiliyor. Bağırsak dışında yol açtığı şikayetler başka hastalıkların belirtileriyle benzerlik gösterdiği için tanı sıklıkla gecikiyor. Kimi hastada alevlenmeler hafif seyrederken, kimisinde ise çok şiddetli sorunlar oluşturarak hastanın hayatını kabusa çevirebiliyor! Ani ataklar ve iyileşme dönemleriyle seyreden bu hastalığın adı; Crohn! Güzel haber ise günümüzde geliştirilen yeni ilaçlar sayesinde tedavisinde artık oldukça başarılı sonuçlar elde edilebilmesi!

Crohn; sindirim sisteminin ağız boşluğu ile kalın bağırsak arasındaki tüm bölümlerini tutabilen, tuttuğu bölümde kalınlaşma ve ülserlere yol açan iltihabi bir bağırsak hastalığı. Genellikle ince bağırsağın son kısmı ve kalın bağırsağın başlangıç bölümünde görülüyor. Aslında temel olarak sindirim sistemini ilgilendiren bir hastalık olsa da eklem, cilt, göz ve damar gibi bağırsak dışı pek çok sistem ve organları da tutabiliyor. Bu hastalığın yol açtığı bir başka önemli problem, alevlenme dönemlerinde yatak istirahati, hatta hastanede tedavi altında olmayı gerektirecek kadar şiddetli yakınmalara neden olabilmesi. Yüz güldüren gelişme ise artık tedavisinde oldukça başarılı sonuçlar elde edilebilmesi! Acıbadem Fulya Hastanesi Crohn ve Kolit Merkezi’nden Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu günümüzde geliştirilen yeni ilaçlar sayesinde Crohn hastalığının eskisinden daha etkin bir şekilde tedavi edilebildiğine dikkat çekerek, “Yeni grup ilaçlarla hastaların uzun süren kortizon tedavileri ve buna bağlı yan etkilerden korunmaları mümkün oluyor. Erken tanı ile zamanında uygun tedaviye başlanması da hastaları Crohn’un yaratacağı hasarlardan korumada çok önemli bir rol oynuyor” diyor.

En Tipik Belirtisi Karın Ağrısı ve İshal

Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu Crohn hastalığında en sık gözlenen belirtilerin karın ağrısı ve ishal olduğuna işaret ederek, “Karın ağrısı genellikle yemek sonrasında, göbek çevresi veya göbek altı bölgesinde hissediliyor. Bağırsakta ciddi derecede daralmanın oluştuğu hastalarda karında şişkinlik, ağrı, kusma, kabızlık görülebiliyor” diyor. Kalın bağırsağın tutulduğu hastalarda dışkıyla kan gelmesi de rastlanan bir başka bulgu. Crohn hastalığının aktif döneminde yorgunluk ile halsizlik gibi sorunlar gelişebiliyor, hastaların ateşleri yükselebiliyor. İştahsızlık, istemsiz kilo kaybı diğer belirtileri oluşturuyor. Anal bölge tutulumunda anüs çevresinde çatlak, iltihaplı akıntı yapan fistüller ve apseler oluşabiliyor. Bazen bu şikayetler hiç karın ağrısı ve ishal olmadan da görülebiliyor.

Nedeni Bilinmese De…

Crohn hastalığına nelerin yol açtığı tam olarak bilinmiyor, ancak genetik ve çevresel faktörlerin birlikte rol oynadığı düşünülüyor. Ailesinde Crohn hastası bulunan bir çocukta bu hastalığın görülme riski, sağlıklı ailelerin çocuklarına göre daha fazla. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu çevresel faktörler arasında ise sigara tüketiminin ilk sırada yer aldığına dikkat çekerek, “Öyle ki sigarayı bırakmak ilaç tedavisi kadar etkili olabiliyor” diyor. Sigaranın yanı sıra gıdalarla alınan çeşitli maddeler, bakteri, bakteri toksinleri ve virüsler, hastalığın ortaya çıkmasında rol oynayabiliyor. Ayrıca aspirin, antibiyotik, bazı ağrı kesiciler ve doğum kontrol hapları hastalığın daha da şiddetlenmesine yol açabiliyor” diyor.

Tedaviden Başarılı Sonuçlar Elde Ediliyor

Crohn kimi hastalarda hafif kimi hastalarda ise çok ağır bir tabloyla ortaya çıkıyor. Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu tedavi programının hastalığın şiddetine ve tuttuğu bölgeye göre belirlendiğini belirterek şu bilgileri veriyor: “İlk tedavi basamağını genellikle ilaç tedavisi oluşturuyor. İlk basamak ilaçlarına yanıt olmaması durumunda kademe kademe yeni tedavilere geçiliyor. İlaç tedavisi uygulanan hastalarda, uzun bir süre sonunda olumlu sonuç alınamazsa cerrahi tedavi seçeneği değerlendiriliyor. Ameliyat ancak çok gerekli durumlarda yapılıyor. ”

Beslenme Alışkanlıklarına Dikkat!

Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu Crohn hastalığında iştahın azalması, bağırsaklarda emilimin bozulması ve ishal gibi nedenlerle vücutta sıvı, vitaminler ile minerallerin eksilmesi gibi sorunların gelişebileceği uyarısında bulunarak, “Bu nedenle hastaların yeterli ve dengeli beslenmeleri çok önemli. Ayrıca ishal döneminde çok posalı yememek, lifli besinleri de biraz azaltmak gerekiyor. Yanmış yağlar, sucuk, salam ve sosis gibi işlenmiş gıdalar ve mangaldaki etlerden de kaçınmalı, çünkü bunlar kalın bağırsak kanseri için riski arttırıyor ” diyor. Prof. Dr. Hülya Hamzaoğlu toplumdaki yaygın inanışın aksine Crohn hastalarının katı bir diyet yapmalarına ise gerek olmadığını söylüyor.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Bu Öneriler Zatürreden Koruyor

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Bu Öneriler Zatürreden Koruyor

Soğuk havanın vücut direncini düşürmesi nedeniyle sonbahar ve kış aylarında görülme sıklığı artıyor. Kapalı mekanlarda ve toplu taşımada, hastanın öksürmesi veya hapşırması mikrobun bulaşması için yeterli olur. Tedavideki gelişmeler ve aşılama sayesinde günümüzde daha kolay tedavi edilse de, hala ölümcül olabiliyor. Dünyada her yıl 4.5 milyon kişinin hayatını kaybetmesine neden olan bu hastalığın adı; zatürre!

Halk arasında “zatürre” olarak bilinen pnömoni, mikroorganizmaların neden olduğu akciğer dokusunun iltihabı olarak tanımlanıyor. Dünyada tüm ölüm nedenlerinde 6. sırada yer alırken, enfeksiyonlara bağlı gelişen ölümlerde de ilk sıraya yükseliyor. Bunun en önemli nedeni, pnömokok mikrobunun antibiyotiklere karşı direnç göstermesi ve bu yüzden tedaviden başarısız sonuçlar alınabilmesi. Antibiyotik kullanımı, istirahat etmek ve bol su içmek, zatürrenin temel tedavisini oluşturuyor. Erken tanı konulduğunda tedavi edilebilen hastalıklar arasında yer alsa da, özellikle çocuklarda, 65 yaş ve üzerindeki kişilerde, kronik hastalığı olanlarda ve hamilelerde ölümcül olabiliyor. Öyle ki günümüzde antibiyotik tedavisine rağmen her 100 kişiden 10’u hayatını kaybederken, KOAH, astım, kalp ve damar hastalıkları ile diyabet gibi kronik hastalığı olanlarda bu oran yüzde 25’lere yükselebiliyor. Bu nedenle zatürre mikrobundan korunmak özellikle risk grubundaki kişilerde yaşamsal öneme sahip. Acıbadem Altunizade Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu zatürreye karşı alınması gereken önlemleri anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Genellikle Solunum Yoluyla Bulaşıyor

Zatürre mikrobu genellikle solunum yoluyla bulaşıyor. Hasta kişinin öksürmesi ya da hapşırması nedeniyle havaya yayılan mikroplar saatlerce o ortamda asılı kalıyor. Bu mikropların solunması hastalığın kolayca bulaşmasına yol açıyor. Kalabalık mekanlar ile toplu taşıma araçlarında bulunmak, hastayla temas etmek ve bardak ya da havlu gibi özel eşyalarını kullanmak riski artırıyor. Bunların yanı sıra klimalar ve kirli su sistemleri de hastalığın bulaşmasına neden olabiliyor.

3 Önemli Sinyale Dikkat!

Öksürük, balgam çıkarma ve yüksek ateş zatürrenin en önemli 3 belirtisi. Hastalık ilerlerse bu belirtilere göğüs ağrısı, nefes darlığı, bilinç kaybı, bulantı – kusma, sık nefes alıp verme, kas – eklem ağrıları ile halsizlik gibi belirtiler de eşlik edebiliyor. Ağır zatürre durumlarında ise ciddi nefes darlığı, düşük tansiyon, bilinç bulanıklığı ile deri ve mukozanın mavi renk alması gibi sorunlar da gelişebiliyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu özellikle 3 haftayı geçen öksürüğe balgam çıkarma ve yüksek ateş de eşlik ediyorsa zaman kaybetmeden bir hekime başvurmak gerektiğine işaret ederek, “Yapılan detaylı muayene, tahliller ve akciğer filmi ile tanı kolaylıkla konabiliyor.” diyor.

Bu Öneriler Zatürreden Koruyor

Kapalı Mekanlardan Uzak Durun

Zatürre mikrobu solunum yoluyla kolaylıkla bulaşabildiği için risk grubundaysanız kapalı mekanlardan mümkün olduğunca kaçının. Eğer mutlaka bulunmanız gerekiyorsa maske takmayı ihmal etmeyin.

Ellerinizi Sık Sık Yıkayın

Özellikle toplu taşıma gibi kalabalık ortamlarda bulunduktan ve tokalaştıktan sonra, yemeklerden önce ellerinizi mutlaka sabunla yıkayın. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu yıkama süresini kısa tutmamanız gerektiği uyarısında bulunarak, “Bu durumda mikroplar yeterince temizlenemiyor ve hastalık yayılmaya devam ediyor. Mikroplardan arındırmak için ellerinizin her bölgesini (bilekler, avuç içleri, parmaklar, parmak araları, el sırtı ve tırnak içleri) sabunla en az 15’er saniye ovmayı ihmal etmeyin” diyor.

Uykusuz Kalmayın

Güçlü bir bağışıklık sistemi için, günde 7-9 saat uyumaya özen gösterin. Hafta sonları da dahil olmak üzere uyku düzeninizi bozmayın ve alkol, kafein ile geç saatlerde yemek yemek gibi uyku kalitenizi olumsuz etkileyecek olan etkenlerden de kaçının.

Bol Bol Su İçin

Zatürreden korunmanın bir başka önemli yolu da, her gün bol bol su içmek. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, ağız ve buruna ulaşan mikropların, bu bölgeler kuru ise daha rahat yerleştiklerine dikkat çekerek, “Burun ve ağız bölgesinin nemli kalması için sadece yaz aylarında değil, sonbahar ve kış aylarında da bol su içmek çok önemli. Bu nedenle her gün 2 – 2.5 litre su içmeyi asla ihmal etmeyin” diyor.

Beslenmenize Dikkat Edin

Bağışıklık sisteminizi güçlendirmek için sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen gösterin. Bunun için süt ve süt ürünleri, protein kaynakları (et, yumurta ve baklagil gibi), mevsim sebze ile meyveleri ve karbonhidrat kaynaklarını (tahıllar) sofranızdan eksik etmeyin. Kahvaltı başta olmak üzere öğünlerinizi aksatmamanız da çok önemli. Eksik beslenmenin yanı sıra katkılı besin kullanımı da enfeksiyonlara zemin hazırlayabiliyor. Gıdaların dayanıklılığını artırmak için kullanılan katkıların bazılarının antibiyotik etkili olması, bağırsaktaki yararlı mikropları öldürebiliyor ve dışarıdan gelen zararlıların hastalık yapmasına neden olabiliyor.

Sigara İçmeyin, İçilen Ortamlarda Bulunmayın

Sigara gibi kötü alışkanlıklardan uzak durmanız da çok önemli. Çünkü sigara hava yollarının yapısını bozarak mikropların bu bölgeye yerleşmelerine imkan tanıyor. Sigara içindeki zararlılar, hava yolunun içini döşeyen ve hava yolunu enfeksiyonlara karşı koruma sağlayan zarı aşındırıyor. Mikroplar aşınan bu zara kolayca tutunup kana karışıyor. Günde 10-20 sigara içen kişilerde zatürre 2.3 kat, 1 paket içenlerde ise 4 kat fazla oluyor.

Grip Aşısı Olun

Zatürreden korunmak için en etkili yöntemlerden biri de, grip aşısı yaptırmak. Çünkü grip zatürreye çevirebiliyor veya hastalığın oluşumuna zemin hazırlayabiliyor. Özellikle çok sayıda kişiyle temas edenlerin, 65 yaş ve üzeri kişilerin, hamilelerin, KOAH ve astım gibi kronik akciğer hastalıkları olanların, diyabet hastalarının, kalp ve damar hastalarının her yıl Ekim – Kasım aylarında grip aşısı yaptırmaları öneriliyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu, toplumda grip aşıları hakkında doğru sanılan birçok yanlış bilgi olduğuna dikkat çekerek, “Örneğin aşının koruyucu etkisi 2 haftada oluştuğu için bu süreçte grip olunduğunda aşıdan kaynaklandığı düşünülüyor. Oysa sanılanın aksine aşı cansız virüs içerdiği için grip yapmıyor.” diyor.

Zatürre Aşısı Yaptırın

Pnömokok zatürreye en sık neden olan mikroptur. KOAH ve astım hastaları, kronik hastalıkları olanlar (böbrek, karaciğer, diyabet), kalp ve damar hastaları, bağışıklık yetmezliği ve bağışıklık sistemini baskılayan tedavi görenler ile 65 yaş ve üzeri hastaların zatürreye en sık neden olan pnömokok mikrobuna karşı aşılanmaları öneriliyor. Yaşam boyunca bir veya iki kez yapılması çoğu kez yeterli oluyor.

Klimalara Dikkat!

Klimalı ortamda bulunuyorsanız eğer doğrudan esintinin altında olmamaya özen gösterin. Çünkü klimaların filtre sistemlerinde uygun nem ve ısıda üreyen “lefionelle pnömonisine” maruz kalabilirsiniz. Toplumdaki bilinen adıyla lejyoner hastalığı özellikle risk altındaki kişilerde ölümcül olabiliyor.

Soğuk Havada Atkı Kullanın

Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Çağlar Çuhadaroğlu hastalıklardan korunmak için mutlaka burnunuzdan nefes almanız gerektiğini hatırlatarak, “Çünkü soğuk havayı doğrudan ciğerlere çekmek sorun oluşturuyor. Soğuk hava burun, boğaz ve hava yolu iç zarının soğumasına kan akımının bozulmasına, zarın çatlamasına, zar üstündeki koruyucu tüylerin işlev bozukluğuna neden oluyor. Burun solunumu yapısı gereği havayı ısıtıp nemlendiriyor. Burun solunumu, daha sıcak havayı solumamızı sağlayıp enfeksiyon riskini azaltıyor. Soğuk havada temiz bir atkıyla ağız ve burnu kapamak havanın biraz ısınmasını sağlayacağı için yararlı olabiliyor.” diyor.

Zatürreyle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Hekime Başvuruda Geç Kalınıyor

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Hekime Başvuruda Geç Kalınıyor

Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Banu Musaffa Salepçi, sadece Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde yılda yaklaşık 300 bin kişinin hayatını kaybetmesine neden olan KOAH’ın (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) yaşlanmayı da hızlandırdığını söyledi.

Toplumsal bir sorun haline gelen KOAH, tüm dünyanın alarm verdiği hastalıkların başında geliyor. Bugün yaşam kaybının nedeni olan hastalıklar arasında 4. sırada yer alan KOAH’ın sigara içme oranlarının artmasına bağlı olarak önümüzdeki yıllarda daha da yukarılara çıkacağı öngörülüyor. İstatistikler, hayatı boyunca sigara içen kişilerin yaklaşık yüzde 50’sinde kronik bronşit, yüzde 25’inde de KOAH geliştiğini gösteriyor.

“Kadınlarda da Sık Görülmeye Başladı”

Yaşlanma ve cinsiyetin KOAH için en önemli risk faktörlerinden birini oluşturduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Banu Musaffa Salepçi, “Zira, hastalığın yaşla birlikte arttığı ve özellikle 70 yaşın üzerindeki erkeklere yüzde 20’lere çıktığı gözleniyor. Bununla birlikte erkeklerde kadınlara oranla da 3 kat daha fazla görülüyor. Son yıllarda kadınlarda sigara içme oranlarının dünyada ve ülkemizde artması nedeni ile KOAH görülme sıklığı kadınlarda da arttığı gibi, daha da ağır seyretmektedir” dedi.

Türkiye Koah Oranı En Yüksek Ülkelerin Başında Geliyor

Genç nüfusta artan sigara kullanım oranlarının önümüzdeki dönemdeki KOAH hastalarının sayısının artmasına neden olabileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Banu Musaffa Salepçi, Türkiye’de 40 yaşın üzerindeki erkeklerde yaklaşık yüzde 15 oranında KOAH’ın görüldüğünü ifade etti.  Hastaların yaklaşık üçte birinin oksijen tüpüne bağımlı halde hayatlarını sürdürdüğünü belirten Doç. Dr. Banu Musaffa Salepçi, Türkiye’de özellikle Orta ve Doğu Anadolu bölgelerinde evlerde odun ve kömür alevinde yemek pişiren kadınlarda görülen biomass maruziyetinin KOAH gelişmesine yol açtığını söyledi.

“Koah Ömrümüzden Yiyor”

‘KOAH yaşlanmayı hızlandırıyor ve ömrümüzden yiyor’ diyen Doç. Dr. Salepçi, “KOAH hastalarında, sigara kullanımına bağlı olarak yaşlanmayı hızlandırıcı faktörler ön plana çıkarken, yaşlanmayı önleyici antiaging moleküllerin azaldığı görülüyor. Dolayısıyla, KOAH yaşlanmayı hızlandırıyor ve ömrümüzden yiyor. Bununla birlikte, KOAH başka birçok hastalık için de risk oluşturuyor. Eşlik eden hastalıkların başında kardiyovasküler hastalıklar geliyor. Ayrıca, diyabet, metabolik hastalıklar, osteoporoz, kas güçsüzlüğü, depresyon gibi birçok soruna KOAH hastalarında rastlanabiliyor” ifadelerini kullandı.

“Hekime Başvuruda Geç Kalınıyor”

Hastaların performans kısıtlılığı, nefes darlığı, öksürük gibi belirtileri genellikle sigaraya bağlaması tanının gecikmesindeki en önemli etkeni oluşturuyor. Doç. Dr. Banu Musaffa Salepçi, sözlerine şöyle devam etti:

“KOAH, öksürük, balgam ve nefes darlığı gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Oysa hastalar genellikle öksürük balgam gibi yakınmalarını sigaraya bağlıyor ve yaşadıklarının da doğal olduğunu düşünüyor. Aslında sadece sigara içen kişilerde bu belirtiler görülmediği için, şikayetler hastalığa işaret ediyor. Dolayısıyla belirtilerin göz ardı edilmemesi ve mümkün olan en kısa sürede hekime başvurulması önem taşıyor. Özellikle bir kişi 40 yaşın üzerindeyse, sigara kullanıyorsa ve beraberinde bu şikayetleri varsa KOAH tanısı alma ihtimali çok yüksektir.  Bu hastalarda kesin tanı solunum fonksiyon testi ile koyuyoruz. Hastanın eşlik eden farklı hastalıklarının olması durumuna göre de ileri tetkikler yapılabiliyor. Hastaların ileri evlerde,  sık alevlenmeler, hastaneye yatışlar, antibiyotik tedavileri, oksijen bağımlılığı gibi nedenlerle yaşam kalitesi ciddi bozuluyor.”

Tedavinin Başarısı Sigaranın Bırakılmasına Bağlı

KOAH’ın tedavi edilmediği taktirde, 6-7 yıl içinde yaşam kaybına kadar gidebilen ciddi sonuçlar doğurduğunun altını çizen Doç. Dr. Salepçi, “Tedaviyle hastalığı tamamen düzeltmek ne yazık ki mümkün değil. Bu nedenle öncelikli amacımız hastanın yaşadığı semptomları azaltmak oluyor. Bu sayede yaşam kalitesini de yükseltmeyi amaçlıyoruz. Ancak asıl önemli nokta, sigaranın bırakılmasıdır. Çünkü sigara kullanımı devam ettiği sürece hastalığın tedavi edilmesi imkansızdır ve ilerlemeye devam etmektedir. Hastanın yaşadığı nefes darlığı gibi belirtileri ölçümleyerek de KOAH’ın hangi evrede olduğunu tespit edip, ilaç tedavisine başlıyoruz., sigara bırakma konusunda önderlik ediyoruz. Hastalardan, beslenme, egzersiz, kilo kontrolü gibi yaşam tarzı değişikliklerini de yapmalarını istiyoruz. Fakat tedavinin ilk basamağında sigara bırakılmasının yer aldığı asla unutulmamalıdır” diye konuştu.

KOAH ile ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar