Bizimle iletişime geçin

Bilinçli hasta

Egzersiz Yapmanın Vücuda Faydaları

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Egzersiz Yapmak Vücudun Kendini İyileştirme Hızını Arttırıyor

Yapılan araştırmalara göre, egzersiz sonrası vücudun iltihaplanmaya karşı savaşan inflamasyon gücü artıyor. Yarım saat yürümek bağışıklığı güçlendiriyor.

Gün içerisinde hareketli kalmanın ve fiziksel aktivitelerin sağlık üzerindeki olumlu etkilerini hepimiz az çok biliyoruz. Peki ya bilmediklerimiz? Yapılan araştırmalara göre fiziksel aktiviteler sonrası, vücudun kendini iyileştirmesi ve iltihaplanmaya karşı savaşabilmesi adı verilen inflamasyon gücü artıyor. Özellikle gün içerisinde tempolu adımlarla en az yarım saat yürümek ve herhangi bir spor dalıyla uğraşmak; bağışıklık sisteminizi güçlendirmenin yanı sıra, vücuttaki iltihaplanma oranını da azaltıyor. Bu yazımızda egzersiz yapmanın vücuda faydaları hakkında bilgiler bulacaksınız.

İNFLAMASYON BİR REAKSİYONDUR

İnflamasyon bedenimizin çeşitli olaylara verdiği hücresel boyuttaki reaksiyondur. İnflamasyon ayrıca vücudun bağışıklık cevabının hayati bir parçası olarak da bilinir. Vücudun yaralanması sonrasında onu iyileştirme girişiminde bulunan, virüs ve bakteriler gibi yabancı işgalcilere karşı vücudu savunan ve zarar görmüş dokuyu onaran bir çeşit savunma mekanizmasıdır. İnflamasyon olmadığı durumlarda yaralarınız geç iyileşebilir veya vücudunuzdaki enfeksiyonlar ölümcül olabilir. İki tür inflamasyon vardır: Akut inflamasyon ve kronik inflamasyon. Kronik inflamasyon; diyabetten kalp hastalığına kadar her türlü hastalıkla bağlantılıdır. Egzersiz yapmaya ve kaslarınızı hareket ettirmeye başladığınızda, kas hücreleriniz iltihaplanma ile mücadelede önemli bir rol oynayan Interleukin 6 veya IL-6 adı verilen küçük bir proteini serbest bırakır. IL-6 proteini, vücutta iltihaplanmayı tetikleyen diğer proteinlerin azaltılmasını sağlar.

ORANTILI KORUMA SAĞLIYOR

Yapılan araştırmalara göre; egzersiz süreniz arttıkça kas hücreleriniz olası iltihaplanmalara karşı daha güçlü bir hal alır. Örneğin 30 dakikalık bir egzersiz veya aktivite sonrasında IL-6 protein seviyeleriniz de beş kat artar. Bu seviyelerin artışını inceleyen bilim adamları maraton sporcularının bağışıklık sisteminin güçlü oluşunu, IL-6 proteininin yüksek seviyesi ile ilişkilendirir. 2003 yılında yayınlanan bir çalışmada, yeniden IL-6 proteininin iltihabı azaltmada rolü araştırılmıştır. Bu araştırmada, katılımcılara vücudun iltihaplanma tepkisini aktive ettiği bilinen bir E. coli bakteri molekülü enjekte edilmiş ve bisiklet sürmeleri istenmiştir. Üç saat boyunca bisiklet süren katılımcıların IL-6 düzeylerinde artış gözlenmiştir. Böylelikle egzersizin vücut iltihaplanması karşısındaki gücü bir kez daha ortaya konmuştur.

Akut iltihaplanma; deride kesilme veya kazıma, enfekte çivi, burkulmuş ayak bileği, akut bronşit, boğaz ağrısı, bademcik iltihabı sonrasında ortaya çıkar. Örneğin elinizin paslı bir kesici ile kesilmesi sonrası ateşinizin yükselme sebebi, akut iltihaplanmadır. Ya da ayak bileğiniz burkulduktan sonra bölgede şişlik ve ağrının meydana gelmesi yine akut iltihaplanmanın bir sonucudur. Kısa vadede yani birkaç gün sonra etkileri azalır. Kronik inflamasyon ise uzun vadelidir ve tedavisi yıllarca sürebilir. Kireçlenme, romatizmal hastalıklar, alerjiler, astım, bağırsak hastalıkları, kronik kalp hastalıkları, diyabet gibi hastalıklar kronik inflamasyonla yakından ilişkili hastalıklardır. Aşırı kilo, kötü beslenme, egzersiz eksikliği, stres, sigara, kişisel temizliğe yeteri kadar önem vermeme ve aşırı alkol tüketimi gibi faktörler kronik inflamasyona neden olabilir.

KRONİK ENFLAMASYON RİSKLERİ

Kalp hastalığı İnflamasyonlu kan damarları, artan yağlı plak tıkanıklıklarına ve kan pıhtılarınaneden olabilir, bu da kalp krizi ile sonuçlanabilir. Bir egzersiz programına yeni katılan ve kalp rahatsızlığı tanısı konmuş hastalar üzerinde yapılan bir çalışmada; kendine güvende artış, dahadüşük stres ve daha az kaygı gibi yaşam kalitesinin diğer ölçütlerinde iyileşmelerin meydana geldiği gözlenmiştir. Egzersiz programları ve günlük aktiviteler; kalp hastalarında daha erken iyileşme sağlar. Diyabet 2009 yılında Gerontology dergisinde yayınlanan bir makaleye göre, hücrelerin birbiriyle iletişimini sağlayan sitokinler insülin sinyalizasyonuna müdahale ederek,insülin direncinizin ve kan şekerinizin artmasına neden olabilir. Artan insülin direnci hem diyabet riskinizi, hem de kilo alma riskini artırabilir. Gün içerisinde hareketli olmaya önem verin. Boş zamanlarınızda yapacağınız yüzme, koşma, bisiklete binme gibi aktiviteler yine kalp sağlığınız açısından fayda sağlar. Kemik sağlığı Endokrinoloji dergisinde 2009’da yayınlanan bir makaleye göre , kronik inflamasyonun kemik erimesi ile ilgisi olduğu ortaya konmuştur. Güneş ışığının yaydığı D vitamini iskelet sistemini güçlendirirken; romatizmal hastalıklar, iltihaplanma,osteoporoz gibi hastalıkların tedavisinde etkin rol oynar. Güneşten tam fayda sağlamak için günde 20 dakika güneşe çıkmak yeterlidir.

KİRAZ VÜCUTTAKİ İLTİHAPLANMAYI ÖNLÜYOR

Kiraz, uzun zamandır gut ve artrit (eklem) ağrısı için bir halk tedavisi olarak kullanılıyor. Ancak az sayıda kontrollü çalışma, kirazın varsayımsal faydalarını değerlendirmiştir. Bu hastalıkların temelinde ürik asit seviyesinin yüksek oluşu bulunur. Kandaki ürik asidin yükselmesi; vücutta şişme, hassasiyet ve iltihaplanmaya neden olur. USDA tarafından yapılan bir araştırmaya göre iki avuç kadar olgunlaşmış kiraz tüketimi ile ürik asitin yüzde 15 oranında azaltılabildiği ortaya çıkmıştır. Ayrıca araştırma; kirazların, üretilen C-reaktif protein miktarını azaltarak ağrılı inflamasyonun azaltılmasına da yardımcı olabildiğini belirtiyor.

DÜZENLİ EGZERSİZ KAS İŞLEVSELLİĞİNİ ARTIRIYOR

Yapılan araştırmalara göre; kronik inflamasyonun iyileştirilmesinde egzersizin olumlu etkilere sahip olduğu belirtilmektedir. Düzenli egzersiz, kasların işlevselliğinde ve vücudun oksijen alıp kullanabilme yeteneğinde olumlu etki sağlar. Günlük düzenli aktiviteler, vücudun oksijen taşıma ve kullanma becerisini geliştirerek yorgunluk hissini ortadan kaldırır. Bu, özellikle kardiyovasküler hastalığı olan hastalar için çok önemlidir. Egzersiz programlarından önce ve sonra kas gücünü ve esnekliğini ölçen çalışmalar, özellikle yaşlı gruplarında, sırt ağrısı ve kemik hastalıklarında iyileşme olduğunu gösteriyor.

Egzersiz yapmanın kalbe olan faydalarından bahsettiğimiz bir başka yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilinçli hasta

Bahar Yorgunluğu Karşısında Ne Yapılmalı?

Ayşenur Servet

Düzenleyen

on

bahar yorgunluğu

BAHAR YORGUNLUĞUNA KARŞI ÖNERİLER

Kış bitince yükselen güneş, canlanan doğa ve renklenen yaşam alanları… Bahar ayları ruhumuza iyi gelirken diğer yandan ise bahar yorgunluğuna neden olabiliyor. Yaz tatilinin özlemle beklenmesi ile birlikte kış aylarının yorgunluğu daha fazla hissediliyor. Hatta dalgınlık, huysuzluk, yorgunluk, asabi olma hali, uyuma isteği, hatta hipertansiyon, kalp damar rahatsızlıkları, saçların dökülmesi, ciltlerde kuruluk gibi belirtiler görülebilir. Bu da iş ve gündelik yaşamda yapılması gerekenlerin aksamasına, iş planlarının ertelenmesine neden oluyor. Sıkı bir diyete bir türlü başlanamıyor hatta geçen aydan kalan spor programına adapte olunamıyor. Peki bahar yorgunluğu karşısında neler yapılmalı? Yazımızda detaylı olarak bahsediyor olacağız.

UYKU KALİTENİZİ DÜŞÜRMEYİN

Uyku esnasında vücut için tamir ve şarj sistemleri devreye girer. İnsanı yeni güne hazırlayan uygu kalitesi; yatak, yastık seçimi, ortamın havalandırılması, ışıklandırılması gibi durumlara bağlıdır. Uyku yedi saatten az olmamalı, gerçekten çok yoğun olan insanlar için minimum altı saat uyku vücudun dinlenmesi açısından büyük önem taşır.

SPOR VAZGEÇİLMEZİNİZ OLSUN

Spor fiziksel enerjinizi yükselten bir diğer faktördür. Spor kan dolaşımını artırır ve vücudun her hücresine kanın gitmesine yardımcı olur. İnsanın aldığı besinler kana karışır ve kan aracılığı ile hücrelere ulaştırılır. Bu iletim sonunda insan gün içerisinde enerji elde eder. Spor yapmak, hem bu ulaşımda etkili, hem de insanın endorfin salgılamasına yardımcı olur. Spor yapmak enerjik olmak için en verimli yöntemlerden birisidir. Abartılmadan, doğru şekilde yapılan spor, insanı yormaz aksine enerjisini yükseltir.

SAĞLIKLI VE DENGELİ BESLENİN

Sağlıklı ve dengeli beslenme insanın enerjisi için önemli olduğu bilinen bir gerçek. Meyve ve sebze ağırlıklı beslenmenin proteinler ile desteklenmesi insana enerji sağlar. Fastfood türünde kalitesiz karbonhidrat ve şeker içeren besinlerden uzak durun. Fiziksel enerjiyi yükseltmek için de vitaminler ve takviyeler almak da faydalıdır. Özellikle bu dönemlerde C ve B vitaminleri çok önemli. Bol bol su içmeyi de ihmal etmeyin. Ayrıca sigara ve alkol gibi zararlı maddelerden de uzak durmak gerekir. Metabolizmayı zayıflatır, vücudun enerjisini düşürür, kalitesiz yaşam, yorgunluklar, ağrı ve mutsuzluk hali yaratır. Zararlı alışkanlıklardan uzak durmak, açık havada dolaşmak, kapalı alanları havalandırmak insanın enerjik olmasına yardımcı olur

KÜÇÜK MOLALAR VERİN

Düşük enerjiden yakınanlar için gün içerisinde verilen küçük molalar, siesta da oldukça verimli bir uygulama olabilir. Ofiste çalışan ve enerjisi düşenler için 10-15 dakikalık bir siesta güne enerjik bir şekilde devam etmeyi sağlar. Kısa sürede yüksek etkili bir siesta yapmanın yöntemi uzanıp ayakların altına bir minder koyarak doksan derecelik pozisyonda uzanmaktır. Ayakların bu duruşu sayesinde beyne kan gitmesi sağlanır. Bu pozisyonda 10 ila 30 dakika arasında dinlenmek enerji sağlar. Beynin birkaç saniyeliğine bile kapanıp açılması insana 5-6 saatlik bir uykudan yeni uyanmış enerjisi verir.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Uykusuzluk Kilo Aldırır Mı?

Ayşenur Servet

Düzenleyen

on

uykusuzluk kilo aldırır mı

UYKUSUZLUK KİLO ALDIRIR MI?

Uyku insan vücudu için çok önemlidir.  Uykusuzlukta dolaşım ve metabolizma hızı yavaşlar. Çünkü vücut uykuda kendini onarır, hücrelerde oluşan metabolik artıklar temizlenir, vücut yenileyici hormonlar olan Melatonin ve Büyüme Hormonu uykuda yükselir. O nedenle kaliteli uyku çok önemlidir. Bu sebeptendir ki uykusuzluk pek çok sağlık sorununu beraberinde getirebilmektedir. Bu yazımızda ise birçok kişinin aklındaki bulunan “uykusuzluk kilo aldırır mı” sorusuna cevap veriyor olacağız.

Uyku Kalitesini Belirleyen Etmenler

Uykunun kalitesini belirleyen en önemli etmenlerden bir tanesi, deliksiz ve kesintisiz olmasıdır. İkinci önemli durum ise sessiz ve karanlık bir ortamda uykunun sürdürülmesidir. Sessiz ve karanlık ortam özellikle melatonin hormonun yeteri kadar salgılanması için önemlİdir. Deliksiz ve kesintisiz uyku için de her ne kadar sessizlik ve karanlık önemli ise de kişinin solunum yollarında bir problem olmaması da gereklidir. Solunum yollarındaki darlıklar ve fazla kilo, yeteri kadar nefes alamamaya bu da uykuda horlama, Obstriktif Sleep Apne dediğimiz uykuda solunum durmasına neden olur. Bu durum vücudun yeteri kadar oksijenlenememesine, hücre içindeki serbest radikallerin yeteri kadar temizlenememesine yol açar.  Aynı zamanda gece yeteri kadar uyumama gün içinde enerji yetersizliğine, halsizliğe, ara ara gelen uyku nöbetlerine neden olur.

Kaliteli Uykunun Faydaları

Kaliteli uyku ve uykuda kilo vermenin en önemli yollarından biri, aç uyumaktır. Akşam yemeğinden sonra hiçbir şey yememek uyku sırasında büyüme hormonunun daha çok salgılanmasına yol açar. Büyüme hormonu yükselmesi hem metabolizmada hızlanmaya hem de yaşlanma sürecinin gecikmesini sağlar. Bu durumda uyurken bile kilo verebilmek mümkün oluyor. Ayrıca akşam yemeğinden sonra özellikle meyve yememeye özen göstermek gerekiyor. Çünkü meyvelerin şeker oranı çok yüksek ve akşam meyve yediğinizde vücutta insülin hormonu daha çok salgılanıyor. Bu durum yağlanma sürecini hızlandırıyor.

Yetersiz Uyumanın Zararları

Yetersiz uyumak vücudun insüline karşı daha dirençli hale gelmesine ve şeker metabolizmasının bozulmasına yol açıyor. Vücuttaki insülin direncinin artması, vücudu daha fazla insülin salgılamaya yöneltip Tip-2 diyabet hastası olmaya neden olabildiği gibi, salgılanan yüksek miktardaki insülin özellikle göbek bölgesinde yağ olarak geri dönüyor. Yapılan çalışmalar günde 5 saatten daha az uyuyanların şeker hastalığına yakalanma risklerinin daha yüksek olduğunu gösteriyor.

Kaliteli Uyku İçin Yapılması Gerekenler

O zaman kaliteli uyku insan vücudu için en az su, oksijen kadar gereklidir. Bunun için;

–      Gündüz uykusuna asla yatmayın.

–      Gündüz ve akşam çok fazla çay-kahve tüketmeyin.

–      Akşam yemeğinden sonra meyve yemeyin.

–      Akşam yemeğinden 2 saat sonra yapacağınız yarım saatlik bir tempolu yürüyüş sabaha kadar yağ yakmanızı sağlar, uykuda daha çok zayıflamınızı sağlar.

–      Yatağa aç karnına gidin.

–      Uygun yatak (kanepe değil), uygun ortam, sessizlik, ışıksızlık sağlayın.

–      Yaşlanmamak için, daha enerjik yaşamak için, ve daha kaliteli bir uyku için muhakkak fazla kilolardan kurtulun.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Karın Ağrısını Dikkate Alın

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Karın Ağrısını Dikkate Alın

Karında basınç hissi, şişkinlik, ağrı… Kadınların büyük bir kısmının zaman zaman yaşadığı ve “geçer” diye önemsemediği bu belirtiler, büyük bir tehlikenin sinyali olabilir, karın ağrısını dikkate alın… Zira yumurtalık kanseri, sinsice ilerleyerek genellikle 3. evrede bu belirtileri veriyor. Jinekolojik kanserler arasında ölüm riski en yüksek olan yumurtalık kanserine karşı en büyük silah, düzenli jinekolojik muayene. Her yıl yaptıracağınız düzenli muayene ile bu kanserin erken evrede yakalanabileceğini söyleyen Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum/ Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, özellikle genetik risk altında olan kadınların, genetik test ile risklerinin belirlenmesinin hayat kurtarıcı bir tedbir olacağını vurguluyor.

Sağlık Bakanlığı Kanser Dairesi verilerine göre, Türkiye’de yüz binde 6 kadında görülen yumurtalık kanseri, kadınlarda en sık görülen kanserler arasında 7. sırada yer alıyor. Genellikle ileri safhada şikayetlerle ortaya çıkan yumurtalık kanseri sadece düzenli jinekolojik muayenelerle tespit edilebiliyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık bin 250 kadının bu hastalıktan hayatını kaybediyor. Yumurtalıklardan sonra tüm karın bölgesine sessizce yayılabilen bu hastalığın sadece menopoz sonrası değil tüm yaş gruplarında ortaya çıkabildiğini belirterek düzenli jinekolojik kontrollerin önemine dikkat çekiyor.

Sadece Menopoz Sonrası Hastalığı Değil

Kadında çoğalma organı olarak görev yapan yumurtalıklar, her ay yumurta üretmelerinin yanı sıra kadınlık hormonları olan östrojen ve progesteronun üretiminden de sorumlular. Genellikle menopoz sonrası görülen ama bu yaş grubuyla sınırlı olmayan yumurtalık kanseri sinsice yayılan ölümcül bir kanser türü. Üreme çağındaki kadınlarda, hatta genç kızlarda bile görülebilen bu hastalığın teşhisi için yumurtalıklarda rastlanan her türlü kist ve kitlenin dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor.

Bu Belirtilere Dikkat!

Sinsice ilerleyen yumurtalık kanseri ancak yumurtalıklarda meydana gelebilecek olumsuz gelişmelerin düzenli olarak takip edilmesi ile erken aşamalarda tespit edilebiliyor. Hastalığın sık görülen belirtileri ise şunlar:

  • Karında basınç hissi ve şişkinlik
  • Kasıkta dolgunluk veya ağrı
  • Uzun süreli hazımsızlık, gaz veya bulantı
  • Bağırsak alışkanlıklarında kabızlık gibi değişiklikler
  • Mesane alışkanlıklarında sık sık idrara çıkma ihtiyacı dahil değişikliler
  • İştah kaybı veya hızlı bir şekilde tokluk hissi
  • Vajinal kanama

Kilo kaybı

Bu belirtilerin özellikle birkaçının birlikte olduğu durumlarda rutin muayene periyodlarının dışında da doktora gidilmesi öneriliyor.

Erken Evre İçin Rutin Kontroller Çok Önemli

Yumurtalık kanserlerini erken tespit edebilecek bir tanı ve tarama yöntemi yok. “Hastaların genellikle karında şişlik ve ağrı, sindirim bozuklukları, idrar sorunları ve bağırsak alışkanlıklarında değişiklik şikayetleri oluyor ama kadın hastalıkları ve doğum uzmanı yerine başka branş doktorlarına giderek vakit kaybediyorlar” diyen Prof. Dr. Mete Güngör, bu nedenle tanının ya rutin jinekolojik muayenelerde erken evrede ya da sıklıkla hastalığın tedavisinin zor olduğu ileri evrelerde konulabildiğinin altını çiziyor.

Kimler Risk Altında?

Yumurtalık kanserlerinin yüzde 10-15 kadarı kalıtımsal bozukluklar sonucu ortaya çıkarken geriye kalan yüzde 85-90’ının hangi nedenler ile oluştuğu tam olarak bilinmiyor. Ancak bazı durumlarda ve bazı kadınlarda yumurtalık kanserleri daha sık ortaya çıkıyor. Örneğin az doğum yapanlarda, erken adet görenlerde, geç menopoza girenlerde, infertilite sorunu olan veya infertilite tedavisi görenlerde ve genital bölgeye talk pudrası uygulayanlarda yumurtalık kanserleri daha sık görülüyor.

Doğum Kontrol Hapları Koruyucu Rol Oynuyor

Uzun süreli doğum kontrol hapı kullananlarda, çok doğuranlarda ve tüpleri bağlanmış veya alınmış olan kadınlarda ise hastalığa daha az rastlanıyor. Yumurtalık kanserlerinin yüzde 10-15 kadarı da aile bireylerinde kuşaktan kuşağa geçen kalıtsal genetik hasarlar sonucunda meydana geliyor. Bu hasarlardan en çok bilinen ikisi BRCA 1 ve BRCA 2 gen mutasyonları. Bu gen mutasyonları olan kadınlarda yaşam boyu yumurtalık kanseri görülme riski yüzde 20-40’lara kadar ulaşabiliyor. Bu nedenle ailesinde 2 veya daha fazla akrabasında meme ve yumurtalık kanseri olan kadınlarda BRCA1 ve BRCA2 gen hasarları araştırması gündeme geliyor. Doğum kontrol hapları yumurtalık kanseri riskini düşürüyor. Hastalığın, bir yıla kadar doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda yüzde 30; 5 yıldan uzun süre kullanan kadınlarda yüzde 70 daha az görüldüğüne dair pek çok araştırma mevcut. Aynı şekilde doğum sayısı arttıkça yumurtalık kanserinin görülme sıklığında azalmalar olduğu da tespit edilmiş durumda.

Yumurtalıklarda Kist Veya Kitle Tespit Edilirse

Yumurtalık kanserinin erken teşhisi çok önemli, çünkü hastalık sadece yumurtalıkta sınırlıyken tedavi edilebilme oranı yüzde 90-100 iken, ileri evrede yaşam süresi 5 yılda %40-50 ile sınırlı kalıyor. Yumurtalık kanserinde tedavinin cerrahi olduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı/ Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, hastalığa bulunduğu evreye göre gerekli görülürse öncesinde ya da sonrasında kemoterapi de uygulanabileceğini belirtiyor. Hastalığa ileri evrede rastlanması durumunda jinekolojik organların tümü, bölgesel lenf bezleri ve üzerinde tümör bulunan diğer organlar geride hiç tümör dokusu kalmayacak şekilde çıkartılıyor ve ameliyat sonrası geride kalmış olan mikroskobik düzeydeki tümör hücrelerini de yok etmek için hastalara kemoterapi veriliyor. Erken evrede karşılaşılan hastaların tedavileri ise robotik veya laparoskopik olarak kapalı cerrahiyle yapılabiliyor. Tedavi gören hastaların yarısında takip eden 5 yıl içerisinde hastalığın tekrar görülme riski olduğu için kontrollerin de aksatılmaması gerekiyor.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

web tasarım
diyetisyen