Bizimle iletişime geçin

Sağlıklı Yaşam

D Vitamini Eksikliği Tüm Vücudu Etkiliyor

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

D Vitamini Eksikliği Tüm Vücudu Etkiliyor

Vücut için oldukça önemli olan D vitamini eksikliği tüm vücudu etkiliyor. Başta kas-iskelet sistemi olmak üzere vücudumuzda diğer sistemlere yönelik farklı etkileri olan D vitamini daha çok hormon yapısında bir moleküldür.

“Son dönemde bilimsel çalışmalar, D vitamini eksikliğinin; tümör gelişimine, kalp-damar hastalıklarına, diyabete, enfeksiyonlarda eğilime ve de depresyona yol açtığını göstermektedir” diyen Okan Üniversitesi Hastanesi Romatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Barış Gündoğdu, D vitamini eksikliğinde kas-iskelet ağrılarının da sık sık görülebileceğini söyledi.

D2 ve D3 Vitaminleri Nelerdir?

D2 Vitamini, bitkilerde ve maya mantarlarında üretilir. Yine yüksek dozlarda takviye gıdalarda bulunur. D3 Vitamini ise en aktif D vitamini formudur ve direkt güneş ışığına maruziyet sonrası deride oluşur. En yaygın D3 vitamini besin kaynakları ise güçlendirilmiş tahıllar, günlük takviye gıdalardır. Bu vitamin ayrıca balıkların karaciğerinde ve yağlı deniz balıklarında bulunur.

Eksikliği Bütün Vücudu Etkiliyor!

Son bilimsel çalışmalarda, D vitamini eksikliğinin; tümör gelişimine (kolon-kalın bağırsak, meme, prostat kanserleri), kalp-damar hastalıkları, diyabete, enfeksiyonlarda eğilime ve de depresyona yol açtığı belirtilmektedir. Ayrıca tıbbi yayınlarda D vitamininin, immün (bağışıklık) toleransta önemli rolü olduğu öne sürülmektedir. Dolayısıyla D vitamini eksikliğinin; bağ dokusu hastalıklarına (sistemik lupus eritematoz, romatoid artrit vb) yatkınlığı arttırdığı ve bu türden tanıları olan hastalarda eklem ağrılarını şiddetlendirdiği bildirilmektedir.

En Çok Kimlerde Görülür?

D vitamini eksikliğinin en yaygın nedeni, güneş ışığına yeterince maruz kalmamaktır! Bununla birlikte gün içerisinde uzun süre kapalı ortamda kalanlar, ciddi karaciğer-böbrek hastalığı olanlar, rifampisin (tüberküloz-verem ilacı), epilepsi-sara ilacı kullananlar D vitamini eksikliği riski altındadırlar.

“Güneşin Tedavi Edici Işınları ‘Cam Varken’ İçeri Süzülemez”

D vitamini, cildiniz tarafından doğal güneş ışığından gelen ultraviyole radyasyonu ile karşılaşınca üretilir. Güneşin tedavi edici ışınları (ki bunlar cildinizde D vitamini üretirler) herhangi bir camdan içeri süzülemezler. Yani evinizde veya arabanızda otururken deride D vitamini üretimi olmaz.

Günlük besinlerinizden yeterli D vitamini alabilmek hemen hemen imkansızdır. Vücudunuzda D vitamini oluşturmanın tek yolu doğrudan güneş ışını ile temas etmektir. Günlük vitamin D ihtiyacını en alt düzeyde karşılayabilmek için en az 10 bardak D vitamini katkısı ile güçlendirilmiş süt içmek gereklidir. Bu ise pratik olarak mümkün değildir ve süt, fazla tüketildiğinde “süt-alkali sendromu” denilen rahatsızlığa yol açabilir.

Peki D Vitaminini Nasıl Alırız?

Haftada en az 3 kez 5-15 dakika boyunca direkt güneş ışığına kol ve bacakların ya da yüzün, kolların ve ellerin maruz kalması sağlanmalıdır. Bununla birlikte daha esmer tenli insanlar, güneş kremi kullananlar veya yaşlılar daha uzun süre güneş ışığına ihtiyaç duyabilirler. Yeni çalışmalarda yaşlılarda günlük D vitamini ihtiyacı 800 IU olarak bildirilmektedir. Özellikle romatoid artrit, lupus gibi sistemik-romatizmal hastalığı olanlarda ve bu nedenle kortizon kullananlarda D vitamini takviyesi daha önemlidir.

Çocuklarda Raşitizme Yetişkinlerde ise Kemik Erimesine Neden Olabilir!

D vitamini eksikliği, her yaş grubunda kaslarda güçsüzlüğe, kaslarda ve kemiklerde yaygın ağrıya neden olabilir. D vitamini kan düzeyinin düşük olması bebeklerde, çocuklarda raşitizme yol açar. Erişkinlerde ise özelikle omurga, pelvis, bacak kemiklerinde osteomalazi (kemiklerde yumuşama) ve osteoporoz (kemik erimesi) gelişimine sebep olabilir. Etkilenen kemikler dokunmakla ağrılıdır ve ufak bir travma sonrası ya da kendiliğinden kırıklar oluşabilir.

D vitaminiyle ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Beslenme

Açken Sinirli Misiniz ?

Ayşenur Servet

Düzenleyen

on

acken sinirli misiniz

AÇKEN SİNİRLİ MİSİNİZ?

Siz de açken sinirli misiniz? Sürekli tatlı yeme ihtiyacı, açlık halinde konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, yemekten 3 -4 saat sonra anormal acıkma ve tatlı isteği gibi şikayetler “Reaktif Hipoglisemi” tehdidi altında olduğunuzun habercisi olabilir. Hatta fazla kilolarınızın sorumlusu da sürekli bir şeyler atıştırmanızdır zaten çoğu zaman. Bunun için insülin ve kan şekeri dengesine ait biraz detay bilgiye ihtiyacınız var.

İnsülin Nedir?

İnsülin, pankreasın beta hücrelerinde üretilen ve kan şekerini düşürmeye yarayan bir hormondur. Yemek ile almış olduğumuz karbonhidratlar, sindirim sistemi tarafından en küçük parçaları olan glukoza (şekere)parçalanırlar. Glukoz, hücrelerin en önemli enerji kaynağıdır. Sindirilerek kana karışan glukoz tarafından uyarılan pankreas, glukozun hücre içine (kas, karaciğer, yağ dokusu) girmesini sağlayan insülin adlı hormonu üretmeye başlar.

Sindirim sonrası insülin ve glukoz damarlarda dolaşmaya başlar. Hücre çeperinde bulunan insülin glukozun hücre içine girmesini sağlar. Bu şekilde glukoz enerji kaynağı olarak kullanılabilir hale gelir. Hücre içine giremediği durumda ise kanda yükselmesi kan şekerinde artış( hiperglisemi) olarak adlandırılır. Kan şekerinde düşme ise bunun tam tersidir.

Hipoglisemi, yani kan şekerinin düşük olması ( hipoglisemi) ı durumu yemek yedikten 2- 5 saat sonra kan şekerinin düşmesi ile kendini gösterir. İki öğün arasında kan şekeri 60- 110 mg/ dl‘ de sabit kalır. Kan şekeri düzeyinin 40 mg/ dl’ nin altına düşmesi hipoglisemi için bir uyarıdır. Kan şekeri normal düzeyin altına düştüğü zaman, enerji üreten hücreler için hemen yeterli miktarda glikoz bulunmaz. Bu durum terleme, hızlı kalp atışı, terleme ve açlık gibi çeşitli durumlara yol açar.

Nadiren bazı insanlarda, reaktif hipoglisemi ortaya çıkar. Miktarca çok yoğun bir öğün tükettikten sonra, bu duruma tepki olarak vücudumuz çok fazla insülin salgılar. Bunun sonucu olarak kan şekeri normalin altına düşer. Bazı otoritelere göre bu durum diyabetin erken belirtisidir. Amaç her ne nedenle olursa olsun kan şekerimizi dengede tutmak olmalıdır. Bu durum mutlaka endokrinoloji uzmanı bir hekime başvurmayı gerektirir. Beslenme yönünden dikkat edilmesi gerekenler ise şöyle özetlenebilir.

Ara öğünlerin düzenli tüketilmesi:

Ana öğünlerde ki besin tüketimini azaltıp ara öğünlere eklenmelidir. Böylece azar azar ve sık beslenilerek kan şekerinin dengede olması sağlanabilir. Ana ve ara öğünler arası en fazla 3 saat olmalıdır. Aksi takdirde, uzun süren açlık durumlarında kan şekeri düşer.

Basit karbonhidrattan komplekse:

Basit karbonhidratlar kan şekerinin daha çabuk yükselip, çok ani düşmesine de neden olacaktır. Komplex karbonhidratlar ise kana daha yavaş geçerek, kan şekerini daha yavaş yükseltip, uzun süre aynı seviyede kalmasını sağlar. Bu nedenlerden dolayı iyi seçim; kompleks karbonhidratlardır. Komplex karbonhidratlara en iyi örnek, bulgur, kepekli ekmek, kuru baklagillerdir.

Posa:

Posa veya diyet lifinin pek çok faydası olduğu bilinmektedir. Reaktif hipoglisemi durumlarında da oldukça faydalıdır. Posa, mide boşalmasını geciktirerek, daha uzun süre tok kalmamızı ve kana şekerin daha uzun sürede geçmesini sağlayarak, kan şekerinin ani pikler yapmasını engelleyerek ve uzun süre aynı seviyede tutar.

Glisemik İndex:

Glisemik index (Gİ), besinlerin kan şekerini yükseltebilme değerini gösterir. Glisemik indeksi düşük besinlerin tüketilmesi bir yaşam tarzı haline getirilmelidir. Böylece kan şekeri düzeni sağlanabilmiş olur. Aşağıda bazı besinlerin glisemik indeks değerleri verilmiştir. Sağlığınız için dengeli ve düzenli beslenmeye çalışırken, glisemik indeksi düşük ve orta seviyedeki besinleri seçmeniz iyi olacaktır.

Bazı besinlerin GI değerleri

Beyaz ekmek                100               Bulgur                          65

Makarna                      66                   Pirinç                           83

Mısır                             87                   Süt ürünleri                   46- 52

Kuru baklagiller          20- 60            Portakal                        59

Yağsız süt                     46                   Tam süt                       43

Yoğurt                          52                   Elma                           53

Dondurma                     52                 Bal                              126

Muz                              84                   Portakal suyu               64

Frukoz                         30                    Glukoz                        138

Okumaya Devam Et

Beslenme

Hindistan Cevizi Yağının 5 Faydası

Ayşenur Servet

Düzenleyen

on

hindistan cevizi yağının 5 faydası
Öncesi1 of 6
Klavye ok tuşlarını kullanabilirsiniz. ( ← | → )

HİNDİSTAN CEVİZİ YAĞININ 5  FAYDASI:

Hindistan cevizi yağı , son yılların mucize besini olarak adlandırılan besinlerden birisi. İçeriğindeki yağ asitleri bileşimleri ile sağlık üzerinde olumlu etkilerinden bahsediliyor. Yapılan araştırmalardan derlediğimiz hindistan cevizi yağının 5 faydası nelermiş bir göz atalım.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Ödem Atmanın Yolları

Ayşenur Servet

Düzenleyen

on

ödem atmanın yolları
Öncesi1 of 6
Klavye ok tuşlarını kullanabilirsiniz. ( ← | → )

ÖDEM ATMANIN 5 YOLU
Salamura, konserve, aşırı tuzlu, baharatlı veya yağlı besinlerin tüketilmesi; terleme yoluyla kaybedilen suyun geri alınmaması; ideal kilonun üstünde olan yağ kilogramı ve ve sıcak havanın etkisi gibi birçok faktör vücutta ödem oluşumunda etkilidir. Vücuttaki fazla ödem; kilo artışına, şişlik, hareket azlığı gibi fiziksel sorunlara neden olabilir. Peki ödem atmanın yolları nelerdir? Kısaca özetleyecek olursak vücuttan ödem atımının sağlanması için beslenme düzenine dikkat edilmeli ve fiziksel aktivite artırılmalıdır. 5 maddede ödem atmanın yolları hakkında sizi bilgilendirmeye çalışacağız…

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

web tasarım
diyetisyen