Sosyal Medya

Aile Sağlığı

Çocuklarla Tatil Yapmaya Hazır Mısınız?

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,
Çocuklarla tatil

Çocuklarla seyahate birkaç hafta öncesinden hazırlanmak gerekir. Gittiğiniz yerin hava durumundan seyahat esnasındaki beslenme ve uyku düzenine kadar tüm ayrıntı planlanmalı

Çocuklarla tatil yapmak çoğu ebeveyn için zorlu görünebilir. Özellikle 15 yaş altındaki çocuklarla tatile çıkmadan önce ebeveynlerin birkaç hususta hazırlıklı olması gerekebilir. 15 yaşın altındaki yaş grupları, tatil beldelerinin küçük fakat önemli bir gezgin grubunu oluştururlar. Bu yaş grubuna kadar vücudun gelişimini devam ettiriyor olması bağışıklık sistemini dış etkenlere karşı savunmasız hale getirebilir. Dolayısıyla bu yaş grubu ve altındaki çocuklarla seyahat etmek birtakım sağlık ihtiyaçlarına neden olabilir.

Çocuklarla seyahat ederken göz önünde bulundurulması gereken birçok husus vardır. Özellikle sık hastalanan ve bağışıklık sistemi zayıf olan çocuklarla tatile çıkmadan önce, yazının devamını okumanız faydalı olacaktır…

HAVA DURUMUNA HAZIRLIKLI OLUN

Tatil planlarınızı yaptıktan sonra hazırlık önceliğini çocuklara vermek gerekebilir. Yolculuğunuzun kaç saat süreceğini hesaplayın ve mola verip veremeyeceğinize bakın. Özellikle bebekler seyahat etmenin zorluklarını kavrayamadığından, onlar için tuvalet ve yiyecek planlaması yapmalısınız.

Gideceğiniz yerin hava durumuna bir hafta önceden bakın. Tatil hazırlıklarında gidilecek ülke veya şehrin iklim şartlarına uygun giysiler hazırlamanız doğru olacaktır. Hem kendiniz, hem çocuğunuz için en az 30 faktör güneş kremi, güneş gözlüğü ve şapka almayı unutmayın.

BEBEKLERİN HİJYENİNE DİKKAT!

0-3 yaş grubu bebekler için yedek biberon, bebek bezi, oyuncak ve termometre almayı unutmayın. Bebeğiniz için kullandığınız temizlik bezlerini ve steril eşyalarını yolculuğunuz sırasında yanınızda bulundurmanız yolculuğunuzu rahat geçirmenizi sağlar. Koku ve hijyen açısından kabinde ya da otobüs içerisinde bebeğinizin altını değiştirmemeli, dinlenme yerlerindeki tuvaletler yeteri kadar steril değilse kullanmamalısınız. Uçak yolculukları daha kısa sürdüğünden bu yaş grubundaki bebekler ile seyahatiniz daha kolay geçecektir. Bazı doğumlardan sonra bebeğin, yoğun bakım ünitesi olan bir hastaneye hava yolu ile nakledilmesi gerekebilir.

Yani zorunlu durumlarda bebekler doğar doğmaz uçabilirler. Ancak uçuş konforu ve risklerin en aza indirilebilmesi için sağlıklı bir bebeğin ilk ayını doldurduktan sonra uçması önerilir.

YİYECEK VE SU BULUNDURUN

Uzun yolculuklarda sürekli olarak huzursuz olan çocuklar, yolculuk sırasında verdiğiniz yiyecek ve içecekleri reddedebilir. Bu nedenle vücudun susuz kalması anlamına gelen dehidrasyon tablosu gelişebilir.

Özellikle bebeklerin sık sık emzirilmeleri, büyük çocukların da her zaman severek içtikleri içeceklerin yanlarında bulundurulması bu durumu önlemeye yardımcı olur. Sıvı tüketimi ayrıca çocukların yolculuk şartlarına uyum sağlaması açısından önem taşır. Çocuklarla yolculuğu kolaylaştıracak diğer bir ipucu; yolculuk sırasında doğabilecek ihtiyaçlara hazır bulunmanızdır. Çocuğunuz 0-6 yaş grubuna dahilse yanınızda mutlaka birkaç çeşit meyve ve ısıtmanıza gerek kalmayacak aperatif gıdalar bulunmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken husus; plastik şişeler yerine taze ve cam şişelerde su bulundurmak olacaktır.

AŞI ÇİZELGESİNİ KONTROL EDİN

Bebeğinizin dünyaya geldiği aydan itibaren olası enfeksiyonlara karşı aşı çizelgesi oluşturulur. Bebeğin doğumunda ve birinci ayında uygulanan Hepatit A aşısını takiben; diğer aylarda kızamık, suçiçeği, difteri, tetanoz gibi aşılar yapılır. Diğer aşılar ilk öğretim birinci ve sekizinci sınıflarda uygulanır. Yurt dışı seyahatine çıkıyorsanız dünyanın bazı ülkelerinde tetanoz, difteri, kızamık gibi hastalıkların devam ettiğini ve bu hastalıklara tatil dönüşü de maruz kalabileceğinizi unutmamanız gerekir. Bu nedenle seyahat öncesinde hem sizin, hem çocuğunuzun ülke takvimine uygun olarak aşılarını yaptırmaları çok önemlidir. Az evvel belirttiğim çocuklukta yapılan aşıların pek çoğu hayat boyu koruma sağlamaz. Dolayısıyla belirli zaman aralıklarında ek aşı dozlarına ihtiyaç duyulur. Herhangi bir yere tatile gitmeden önce mutlaka eksik aşılarınız varsa tamamlamalı, özellikle bebeğiniz hiç aşılanmadı ise aşıları en az bir hafta öncesinden yapılmalıdır. Aktif enfeksiyonu olan çocuklar hem kendileri için, hem de diğer yolculara da enfeksiyon bulaştırabilecekleri için çok zorunlu olmadıkça iyileşene kadar seyahate çıkmamalıdır.

ALERJİK HASTALIKLARA KARŞI TÜYOLAR

Aktif enfeksiyon kadar alerjik rahatsızlıklar da tatil planlarınızı ertelemenize neden olabilecek bir konudur. Alerjik rahatsızlıklar yetişkin bireylerin keyfini kaçırabildiği gibi çocuklarda da huysuzluğa neden olabilir. Özellikle yolculuk sırasında çocuğunuzun rahatsızlanması hem sizin, hem de diğer yolcuların seyahatini olumsuz etkiler. Çocuğunuzla birlikte geçireceğiniz seyahatlerde öncesinde gerekli önlemleri alarak zorlukların üstesinden gelebilirsiniz. Birkaç ipucuyla çocuğunuz için konforlu bir yolculuk geçirmenizi sağlayabilirsiniz:

  • Öncelikle çocuğunuzu seyahatiniz öncesinde doktor kontrolüne götürün ve alerjik durumu ile ilgili bilgi alın. Ayrıca yine seyahat öncesinde gideceğiniz ülkedeki konumunuza yakın hastanelere göz atmanızda da fayda var.
  • Çocuğunuzun gıda alerjisi bulunuyorsa evden ayrılmadan önce bir yemek listesi planlamak, seyahatiniz sırasında kolaylık sağlayacaktır. Bu listede çocuğunuzun alerjisi bulunmayan aperatif yiyecekler, meyveler ve gıdalar yer almalıdır.
  • Çocuğunuzun alerjik rahatsızlığını seyahat öncesi kabin görevlilerine bildirin.
  • Çocuğunuzun rahat ve keyifli seyahat etmesi için en önemli görevin size ait olduğunu unutmayın. Olası bir alerjik reaksiyon durumunda ilaçların yanınızda olduğundan emin olun.
  • Çocuğunuzun kendisine ait yastık ve battaniyesi var ise bunları uçuş sırasında yanınızda hazır bulundurmaya özen gösterin.
  • Çocuğunuz koltuğuna oturmadan önce koltuğunu ve koltuk dayanaklarını sterilize edin. Ayrıca mola sırasında tuvaleti kullandıktan sonra ellerini yeterince dezenfekte ettiğinden emin olun.

UYKU DÜZENİNİ ÖNCESİNDE AYARLAMANIZ GEREKEBİLİR

Bebekler yetişkin çocuklara oranla daha fazla uyuduğundan önceliği onların uyku düzenine vermelisiniz. Burada dikkat edeceğiniz en önemli unsur; yolculuk saatinizin kaçta olduğu ve yolculuğunuzun ortalama kaç saat süreceğidir.

Yapılan araştırmalar 10 yaş üzerindeki çocukların yolculuğa daha hızlı adapte olduğunu gösterirken bu grubun altındaki çocuklarda olumsuz psikolojik bulgular ortaya koymuştur. Bu bulguların temelinde ise uyku düzeninin bozulması yer alır. Bebeğinizin uyku saatini değiştirme konusunda acele etmemeli ve en az 14 gün öncesinden hazırlanmalısınız. 0-3 yaş üstü çocuklarda ise gündüz uykuları yolculuk saatine göre ötelenebilir.

Çocuklu aileler için yolculuk tüyolarından bahsettiğimiz bir başka yazı için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aile Sağlığı

Bebeğiniz Sinirli mi?

Yayınlanma:

,

Bebeğiniz Sinirli mi

Sakinleştirmek için “nedenini” öğrenmeniz şart!

Bebeğiniz sinirli mi sinirli… Kucağa alındığında kendini atmaya çalışıyor… Mamasını tükürüyor ya da eliyle çıkarıp atıyor… Sizi itiyor, ısırıp, tırmalıyor… Zaman zaman yaşadığınız bu tür durumlarda onu sakinleştirmek bir türlü mümkün olmuyor… Peki ama hemen her ebeveynin tarif ettiği bu “asabiyetin” nedenleri neler olabilir?

Kişilik yapısı zaman içerisinde şeklini alsa da bazı kişilik özelliklerini doğuştan getiririz. Bu bakış açısı ile baktığımızda bazı bebekler diğerlerine göre daha hırçın, daha asabi tabiatlı olabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Psikolog Sena Sivri bebeklerin dünyaya dair ön bilgiye sahip olmadan hayata başladıklarını, deneyimledikleri şeylerin anlamlarını zaman içerisinde, bilinçleri oluşup neden-sonuç ilişkilerine vakıf oldukça anladıklarını belirterek, “Anlayamadıkları noktada ise sinirlenebiliyor, hırçınlaşabiliyor ve üzülebiliyorlar” diyor. Bunun dışındaki durumlarda hırçınlıklarının başka sebepleri de olabildiğine dikkat çeken Psikolog Sena Sivri, bebeğinizi sinirlendirebilen durumları anlattı, onu nasıl sakinleştirebileceğiniz konusunda önerilerde bulundu.

Yemek konusunda ısrar ediyorsanız

Aç olduğunu düşündüğünüzde aslında bebeğiniz tok olabilir ve ısrarla verdiğiniz gıdayı reddeder. Eğer onu zorlarsanız sinirlenebilir.

Ne yapmalısınız? Bebeğiniz hırçınlaştığında ısrarcı olmayın, dikkatini dağıtıp biraz zaman geçtikten sonra yemek yedirmeyi tekrar deneyin.

Başarısızlık duygusuyla tanıştığında

Hareket kabiliyeti gelişmeye başladıkça daha çok hareket etmek ister. Ancak yürümeye başlamasıyla birlikte başarısızlık duygusuyla tanışır. Her ayaklanıp attığı birkaç adımdan sonra düşmek onu mutsuz eder ve bu da sinirli, üzgün olmasına, ağlamasına sebep olur.

Ne yapmalısınız? Yürümeye çalışıp düştüğünde ve buna sinirlenip ağladığında onu motive edin, destekleyin.

Hareketlerini engellemeye çalışırsanız

Mama kaşığını veya oyuncaklarını yere atmak gibi davranışlar sergileyebilir. İlk seferinde bir şey demeyip, attığı nesneleri geri verip, ikincisinde ise otoriter veya sinirli bir şekilde “hayır” demeniz, onun ne olduğunu anlamamasına ve engellenme hissiyle hırçınlaşmasına neden olabilir.

Ne yapmalısınız? Psikolog Sena Sivri bu durumda onu cezalandırmamanız gerektiğini belirterek şunları söylüyor: “Oyuncağını sinirlenip yere attığında oyuncağı kaldırmayın. Atma, kırma, vurma gibi davranışlarda bulunduğunda dikkatini başka şeye çekmeye çalışın; en sevdiği oyuncağı ile oyalamaya çalışmak gibi. Daha da önemlisi neden sinirlendiğine odaklanın. Belki de mama koltuğunda oturmaktan çok sıkılmıştır. “

Kendini ifade edemiyorsa

Konuşmaya başlamasıyla beraber kendini ifade etmenin mutluluğunu yaşarken, bir yandan da kelime dağarcığı kısıtlı olduğu için kendini ifade edemediği, doğru kelimeyi bulamadığı zamanlar olur. Bunlar da onun sinirlenmesine ve hırçın tepkiler vermesine yol açabilir.

Ne yapmalısınız?

Kendini ifade edemediğinde hırçınlaşmasının normal olduğunu unutmayın, sabırlı davranın. Dil becerisini geliştirmek için ona masal okumayı, bir şeyler anlatmayı, iletişim halinde olmayı deneyin.

Yorgun olabilir

Hareket kabiliyetinin kısıtlılığına bağlı olarak kendini engellenmiş hisseder ve bu dönemde bebek arabasına bindirilmek, banyo yaptırılması, üstünün değiştirilmesi gibi eylemler anne babanın belirlediği saat ve kontrollerde olduğu için onu yorabilir. Bu yorgunluk hissi de sinirlenmesine sebep olur.

Ne yapmalısınız?

Israrcı olmayın. Mecburiyet gerektirmeyen durumlar dışında (bir yere gidilmesi, üstünü kirlettiğinde değişmesinin gerekmesi vb) yaptırmaya çalıştığınız hareketi yapması için onu zorlamayın, yerini değiştirmeyin, yattığı / oturduğu yerden kalkmak istemiyorsa ısrar etmeyin, dinlenmesine fırsat tanıyın.

Yabancıların kucağına gitmek istemiyordur

6-7 aylık iken anne babasını diğer yabancılardan ayırmaya başlar ve onlar hariç kimsenin kucağına gitmek istemez. Çünkü yabancılar tarafından kucağa alındığında kendini güvensiz hisseder, sinirlenir, tepkisini göstermek için de ağlar veya bağırır.

Ne yapmalısınız? “Yabancıların kucağına gitmek istemediğinde ısrarcı olmayın.” Uyarısında bulunan Psikolog Sena Sivri, “Sizin için anneniz ve arkadaşlarınız çok yakınınızdır. Ancak bebeğiniz için sizin haricinizdeki herkesin bir yabancı olduğunu unutmayın.” diyor.

Fiziksel bir sorun yaşıyor olabiliyor

Bebekler de yetişkinler gibi fiziksel değişimlerden etkilenirler. Büyüme sürecinde diş çıkarmak gibi kendisini huzursuz eden yeni fiziksel değişikliklerle karşılaşır ve tanışır. Bu da hırçınlaşmasına sebep olabilir. Örneğin yeni çıkardığı dişlere alışmaya çalışırken ağrı ve batma hissi onu çok rahatsız edebilir. Aynı zamanda hastalandığında, ateşlendiğinde, ağrısı ya da gaz sorunu olduğunda çok huzursuz olabilir. Yetişkinler bile ağrı ve rahatsızlığı hissedip huzursuzluğa kapılırken, bebekler kendilerini ifade edemedikleri için bu problem daha da yoğun yaşanır.

Ne yapmalısınız?

Bebeğinizin tepkilerine duyarlı olup sıkıntı yaşadığı durumu anlayın ve hekimin tavsiyesi doğrultusunda onu rahatlatacak yöntemleri uygulayın, en önemlisi de sabırlı olun.

Bebeğinizi nasıl sakinleştirirsiniz?

  • Onun bebek olduğunu unutmayın. Yeni şeyler deneyen, gelişen fakat hala anne babasının yardımına muhtaç olduğunu kendinize hatırlatarak sabırlı olun.
  • Sinirlendiğinde tıpkı kendiniz sinirlendiğinizde olduğu gibi düşünün. Bebeğinizi neyin sinirlendirdiğini anlamaya çalışın. Belki de beşiğin içinde oturmaktan çok sıkıldı ve dışına çıkmak istiyordur.
  • Anne ve baba olarak çocuğunuzun hırçınlaştığı zamanlara yönelik ortak bir dil ve tutum geliştirin. Farklı tepkiler almak bebeğinizin kafasını iyice karıştırıp onu daha hırçın hale getirebilir.
  • Yeterli ve etkin vakit geçirmeye çalışın, her zaman onunla ilgilendiğinizi ve ihtiyacı olduğunda orada olacağınızı hissettirin.
  • Bebeğinizle konuşun. Onu sakinleştirecek cümleler kurup, sevdiği şarkı ve ninnileri söylemiz sakinleşmesine yardımcı olacaktır.

Bebeklerimizin neden ağladığını anlamaya yönelik bir başka yazımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Sinüzitten Korunmak İçin Öneriler!

Yayınlanma:

,

Sinüzitten korunmak için öneriler adlı konunun kapak fotoğrafı.
Sinüzitten korunma konusunun kapak fotoğrafı

Bu Öneriler Sinüzitten Koruyor!

Kış mevsiminde kabusunuz olmasın!

Genelde göz çevresinde oluşan şiddetli baş ağrısı, yüzde dolgunluk ve ağırlık, burun ile geniz akıntısı, kuru öksürük, burun tıkanıklığı… Yol açtığı bu tür şikayetlerle yaşam kalitesini oldukça düşüren sinüzit en çok kış aylarında görülüyor. Bunun nedeni ise kışın kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirmemiz. Kapalı ortamlarda havasızlık ve ısıtma sistemleri nedeniyle hava kuruyor. Kuru hava da burun mukozasının bağışıklık sistemini zayıflatarak burnu virüs ve bakteri gibi enfeksiyonlara açık hale getiriyor. Kışın üst solunum yolu enfeksiyonuna yakalanan kişi sayısı daha fazla oluyor ve kapalı ortamlarda bulunmak da enfeksiyonun yayılmasını tetikliyor. Üst solunum yolunun basit enfeksiyonları ilerlediği zaman sinüzite neden olabiliyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Yusufhan Süoğlu kış mevsiminin korkulu rüyası sinüzitten korunmak ile ilgili faydalı tüyolar veriyor.

İşte sinüzitten korunmak için yapmanız gerekenler!

Kapalı ortamları odayı sık sık havalandırın

Sinüzitin kış aylarında artmasının en önemli sebebi, havasız odalarda zaman geçirmek ve havalandırma olmaması nedeniyle enfeksiyon riskine maruz kalmak. Bu yüzden bulunduğunuz kapalı alanları olabildiğince fazla havalandırın. Sık sık temiz hava almaya da özen gösterin.

Rüzgara maruz kalmayın

Rüzgarda maruz kaldığımız hissedilir ısı değişikliği ve kuru havayı solumak sinüzit riskini artıran bir diğer nedeni oluşturuyor Bu nedenle rüzgarlı havalarda ağız ve burnunuzu kapalı tutarak burnun kurumasını önlemeniz ve soğuğa maruz kalmaktan kaçınmanız çok önemli.

Kuru, soğuk havada burnunuzu nemlendirin

Burunda kuruluğa tıkanıklık ve çevresel faktörler de eklenince, üst solunum yolu enfeksiyonlarını izleyen günlerde sinüzit gelişebiliyor. Burnunuzu suyla sık sık nemlendirin, çok kurursa nemlendirici sıvılar ya da jeller kullanın.

Kapalı ortama girince üzerinizi inceltin

Sinüzitten korunmak için dikkat etmeniz bir başka önemli nokta da, terliyken üşümemeniz ve kapalı ortama girince üzerinizi inceltmeniz. Çünkü bir anda gelişen ısı değişiklikleri enfeksiyonlar için zemin hazırlayıcı bir faktör oluyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Yusufhan Süoğlu, ortam sıcaklığında ani şekilde 6 derece yaşanan değişikliklerin sinüzit gelişimine yol açabilen üst solunum yolu enfeksiyonlarına yakalanma riskini artırdığını belirterek, “Mikroorganizmalar mukoza bariyerini bu ani ısı değişikliğiyle çok kolay kırıyor ve bakteri ile virüslerin vücuda girmesini kolaylaştırıyor” diyor.

Kalorifere ıslak havlu yerleştirin

Sıcak ortamlarda hava kuruyor. Kuru hava da burundaki mukozanın bağışıklık sistemini zayıflatarak burnu üst solunum yolu enfeksiyonlarına açık hale getiriyor. Sıcak ortamlarda kaloriferin peteğine ıslak havlu koymanız en pratik çözüm olacaktır.

Klimada nem oranını yüksek tutun

Klimalı alanlar da burunda kuruluk hissi yarattığı için burnun mukozasındaki bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden oluyor. Klima sistemlerinde nem oranını optimal ortam havası oranında tutmaya özen gösterin.

Su ve mevsim meyvelerini ihmal etmeyin

Günlük sıvı alımı ağırlıklı olarak içilen su ve meyvelerle olmalı. Taze meyvelerdeki vitamin ve su metabolizmamız yanında bağışıklık mekanizmamız için de önemli.

Sigara içmeyin

Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Yusufhan Süoğlu sigaranın içindeki maddelerin kanserojen olmalarının yanı sıra bakteri ve virüsler için bir bariyer olan burun mukozasına yıkıcı etkisi de olduğuna dikkat çekiyor. Burun mukozası ve sinüslerin içini döşeyen mukoza devamlılık gösteriyor. Harika bir nemlendirici, kaygan ve partikülleri tutucu fonksiyonu var. Sigara, bu fonksiyonları durduruyor. Bu nedenle sigara içmeyin, içilen ortamlardan da mutlaka uzak durun.

Sinüzit ile ilgili olarak ayrıca şu yazıyı da inceleyebilirsiniz :  Sinüzite Karşı Mevsim Meyvelerini Tüketin

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Ayak Sağlığı : En Sık Görülen 3 Problem

Yayınlanma:

,

Ayak sağlığında görülen problemlem konulu yazının kapak fotoğrafı

Yüksek topuklar, fazla kilo ve aşırı egzersiz

Ayak sağlığı dikkat etmemiz gereken konulardan birisi. Çünkü gün içinde oradan oraya koşuşturduğumuz, saatlerce üzerinde durduğumuz ve ayakkabılar ardına gizlediğimiz ayaklar az çilemizi çekmiyor! Bizse ancak ağrıdığı ya da üstüne basamaz hale geldiğimizde ayaklarımız aklımıza geliyor. Yanlış ayakkabı seçimi, yüksek topuklar, fazla kilo sonucu ayaklarımızda ağrılar ve sağlık sorunları ortaya çıkabiliyor. Kimi zaman ise sadece fizyolojik yapıdan ötürü (düztabanlık) ayaklarımızda çeşitli sağlık sorunlarıyla karşılaşabiliyoruz.  Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı, Ayak ve Ayak Bileği Cerrahı Dr. Selim Muğrabi, çocukluktan yetişkinliğe en çok rastlanan 3 ayak sağlığı sorununu anlattı.

Başparmak çıkıntısı

Ayak başparmağı içeriye doğru hareket ettiğinde tarak kemiğinin dışarıya dönmesiyle oluşan başparmak çıkıntısı latince adıyla halluks valgus, kimilerinde görünüşü nedeniyle kimilerinde ise ağrılı oluşuyla rahatsızlık verebiliyor. Özellikle ayağı sıkan, ayağa uyum sağlamayan, dar ve sivri burunlu ayakkabılar giymek bu soruna yol açıyor. Bu tür ayakkabıları en çok kadınlar tercih ettiği için, başparmak çıkıntısının kadınlarda görülme sıklığı erkeklere oranla 9 kat fazla. Başparmak çıkıntısının herkeste ağrıya neden olmadığını ve ağrısız çıkıntılarda da ameliyata gerek duyulmadığını söyleyen Dr. Selim Muğrabi, özellikle estetik amaçlı düzeltmeleri önermezken, ameliyatın yalnızca ağrılı başparmaklara uygulanması gerektiğini vurguluyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Selim Muğrabi, bu rahatsızlıktan muzdarip kişilerin çoğunda uygun ayakkabı kullanımı ile ağrıların önüne geçilebileceğinden bahsediyor. Başparmak çıkıntısının cerrahi tedavisinde ciddi değişiklikler olduğunu ifade eden Dr. Selim Muğrabi, bunların ameliyat sonrası konforu artırmaya yönelik değişiklikler olduğunu söyleyerek, “Eskiden olduğu gibi ameliyat sonrası uzun dinlenme dönemi, alçı, ameliyat sonrası ağrıları yaşanmıyor. Kişi ameliyatın ardından ayakkabıları ile hemen yere basabiliyor ve yaklaşık bir aya kadar işe dönebiliyor” diyor.

Topuk ağrısı

Halk arasında ‘topuk dikeni’ olarak adlandırılan topuk ağrısı, bir süre hareketsizken ayağa yeniden kalkıldığında daha yoğun bir şekilde hissediliyor. Kişinin şikayetleri, sabah yataktan kalktığında ya da uzun süreli oturduktan sonra ayağa kalktığında artış gösteriyor. ‘Topuğa bir şey batıyor hissi’ yaratan ağrılar, yürüdükçe hafifler gibi olsa da, uzunca yürümek ya da ayakta kalmak ağrının yeniden artmasına neden oluyor. Aşırı egzersiz, düztabanlık, obezite, yüksek topuklu ayakkabı giymek gibi birçok durumun topuk ağrısına zemin hazırlayabildiğini açıklayan Dr. Selim Muğrabi, bu rahatsızlığın toplumdaki kadın nüfusunun yüzde 30’unu erkeklerin ise yüzde 10’unu etkilediğini sözlerine ekliyor. Tedavide ayağa binen yükün dengelenmesi için kişiye özel tabanlıklar kullanılmasını öneren Dr. Selim Muğrabi, “Bununla birlikte hastalar fizik tedaviye başlatılarak, ayak altında kısalmış olan adalenin uzamasına yönelik çalışmalar yapılabilir. Eğer ağrılar geçmemekte direniyorsa, gece ateli kullanılabilir” diyor. Dışarıdan ses dalgası uygulamaları, enjeksiyonlar gibi alternatif tedavilerin de uygulanabileceğini belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Selim Muğrabi, en son çare olarak cerrahiden de faydalanılabileceğine değiniyor.

Düztabanlık ve içe basma

Ayağın anatomik yapısı gereği kavis şeklindeki ayak tabanımız, adım atmamızı sağlayan yatay yaylanmadaki en önemli yapılardan biri. Bu yaylanmayı destekleyen kas ve tendonun çalışmaması sonucu da ‘düztabanlık’ meydana geliyor. Kimilerinde herhangi bir rahatsızlık vermeyen düztabanlık kimilerindeyse; içe basma, bacak ağrıları, erken yorulma gibi şikayetlere yol açabiliyor. Ailelerin en çok endişelendiği konuların da ilk sıralarında gelen düztabanlık, çocuklarda en çok içe basmaya neden oluyor. Ailelerin yoğun endişe duymalarının temelinde, yetişkinlikte ortaya çıkabilecek sorunlar ve estetik kaygıların ağır bastığını dile getiren Dr. Selim Muğrabi, içe basmanın iki ana problemden kaynaklanabileceğini söyleyerek, bunu şöyle açıklıyor: “Bazı çocuklarda kalça kemiği üst bölgesi ile kalça başı arasında mevcut olması gereken açılanmanın gelişiminde sorun tespit edilebilir. Yaşla beraber bu açı kendiliğinden normale döneceğinden herhangi bir tedavi gerektirmez. Düztabanlığa bağlı içe basma problemi ise, çocuklarda genellikle erken yorulma, bacak ve diz ağrısı, koşma esnasında dengesizlik, zıplamada zorlanma gibi şikâyetlere yol açıyor.”

Tabanlık kullanıldığında çocuğun şikayetlerinin geçeceğini anlatan Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr. Selim Muğrabi, “Tabanlıklar, denge sorunu yaşayan ve ağrı problemi olan çocuklarda şikayetleri ortadan kaldırmaya yönelik faydalı olur. Ancak düztabanlık devam eder” diyor. Dr. Selim Muğrabi, içe basan çocukların ayaklarının 8 yaşına kadar herhangi bir tedaviye (alçı, cihaz, operasyon gibi) gereksinim olmadan kendi halinde düzelebileceğini de ekliyor.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.