Bizimle iletişime geçin

Aile Sağlığı

Çocuklarda Grip ve Nezle

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

çocuklarda grip ve nezle

Havaların soğuması ile birlikte kapalı ortamlarda geçirilen süre de artıyor. Bu da özellikle çocuklarda grip ve nezle vakalarında artış görülmesine sebep oluyor.

Kışın havaların soğumasıyla birlikte birçok aile soluğu alışveriş merkezi, oyun merkezi gibi kalabalık ve kapalı ortamlarda alıyor. Bu ortamlarda vakit geçirmenin özellikle çocuklar üzerinde sağlığa bazı olumsuz etkileri var. En sık görülen olumsuz etkisi de damlacık enfeksiyonu hastalıklarının artması. Öksürme, hapşırma ile ortama yayılan damlacıklar ya direkt olarak ya da ortamdaki eşyalara tutunarak, diğer çocukların bu eşyalara temas etmesi veya ağızlarına götürmesi ile bulaşıyor. Kış aylarında daha sık gözlenen çocuk hastalıkları şunlardır:

Nezle (Soğuk algınlığı): Virüsler tarafından oluşturulan hafif seyirli, üst solunum yolları belirtileriyle seyreden ve dünyada en fazla görülen hastalıktır. Virüslerle karşılaştıktan 24-72 saat kadar sonra boğaz ağrısı, boğazda kuruluk ve kaşıntı hissinin ardından hızla burun akıntısı, burunda tıkanıklık, hapşırma, öksürük ve halsizlik meydana gelir. En sık görülen komplikasyon orta kulak iltihabı ve sinüzittir. Grip ile karıştırılmamalıdır. Tedavide antibiyotiklerin yararı olmadığı gibi, solunum yollarındaki yararlı bakterileri baskılayarak zararlı bile olabilir.

HASTALIK KREŞLERDE YAYILIYOR

Grip: İnfluenza virüsün sebep olduğu, üst ve alt solunum yollarını tutan son derece bulaşıcı bir enfeksiyondur. Hasta kişilerin öksürme, hapşırma ve konuşma sırasında dışarı saçtıkları küçük damlacıklar yoluyla; ayrıca virüs bulaşmış ellerle temas etmek, öpüşmek, hasta veya taşıyıcı kişinin tuttuğu telefon ahizesi, kapı kolu ve havlu gibi eşyalar da hastalığı bulaştırabilir.
Özellikle ev, okul, kreş, iş yeri, toplu taşım araçları gibi mekanlarda hastalık kolayca bulaşabilir. Ateş, halsizlik, iştahsızlık, baş ağrısı, eklem ve kas ağrıları oluşur.
Göz hareketleri sırasında ağrı olması tipik bir belirtidir. Çocuklarda daha yüksek ateş olur ve bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı gibi belirtiler görülebilir. Yatak istirahatinin yanı sıra yakınmaları hafifletmeye yönelik tedaviler kullanılabilir.

Krup: Sonbahar sonu, kış ve bahar aylarında özellikle 6 ay ile 3 yaş arası çocuklarda sık görülen, virüslerin neden olduğu solunum sıkıntısı tablosuyla anne-babaları korkutan bir enfeksiyondur. Çocuk yatağa girerken herhangi bir sıkıntısı yoktur; gece yarısı ani başlayan solunum sıkıntısı, havlar tarzda kaba bir öksürükle uykudan uyanır. Soluk alma sırasında tipik bir ses duyulur; sesi boğuk, kabalaşmıştır.
Gündüz iyi olan çocukta solunum sıkıntısı birkaç gece görülebilir. Bazı uygulamalarla çocuk rahatlatılabilir. En önemlisi nemli hava ve buhar verilmesidir. Serin havalarda pencereyi açıp nefes almasını sağlamak rahatlatıcı olur. Dik pozisyonda oturtup rahat nefes alması sağlanmalıdır.
Ağlayıp heyecanlanınca solunum sıkıntısı artar. Bu hastalığa neden olan çok sayıda virüs olduğundan krup tekrarlayabilir.

Farenjit: Sebebi genellikle virüslerdir, bazen bakteriler de bu hastalığa yol açabilir.
Boğaz ağrısı, yutkunma zorluğu, boğazda kuruluk, yanma veya kaşınma hissi, ateş, öksürük gibi şikayetler olur. Geniz akıntısı, boyunda beze, burunda akıntı gibi bulgular saptanır. Virüslerin neden olduğu düşünüldüğünde antibiyotik verilmesi gerekli değildir. Ancak virüslerin yaptığı iltihaba bakteriler de eklendiği zaman antibiyotik verilir. Ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçlar, alerji düşünülen hastalarda antihistaminikler, burun açıcı spreyler, öksürük kesiciler ve büyük çocuklarda ağız gargaraları kullanılabilir.

KULAK AĞRISI İLE BAŞLAR

Orta kulak iltihabı: Nezle, grip ya da boğaz enfeksiyonunu takiben bir hafta içinde meydana gelir. Kulak ağrısı en büyük belirtidir. Ateş, işitme azlığı ve özellikle bebeklerde beslenme güçlüğü görülebilir. Antibiyotik kullanılır. Tedavi en az 10 gün devam etmelidir.

Sinüzit: Başımızda yer alan içi hava dolu boşluklar olan sinüslerin kanallarının tıkanması sonucu mikroplar yerleşir ve sinüzit oluşur. Burun tıkanıklığı, baş ağrısı ve geniz akıntısı en sık başvuru şikayetleridir.

Bronşiyolit: Akciğerlerin küçük hava yollarının herhangi bir iltihabi nedenle tıkanması sonucu oluşan tablodur. Genellikle virüs kaynaklıdır. Özellikle ilk birkaç aylık bebeklerde daha sık karşımıza çıkar. Hırıltı, hızlı soluk alıp verme, solunum sırasında göğüs ve karında yükselme – alçalma ile karakterizedir. Hafif vakalarda ilaçlı buhar uygulanması, hırıltıyı azaltan ilaçların verilmesi, burnun açık tutulması ve aktivitenin kısıtlanması yeterlidir.

Astım: Çocukluk ve ergenlik dönemlerinde ortaya çıkabilen astımı, süt çocuklarında tetikleyen en önemli olay grip ve nezle gibi üst solunum enfeksiyonlarıdır. Çoğu zaman alerjik olarak ortaya çıkan astım, kesik kesik öksürmelerle başlıyor ve zamanla nefes alma güçlüğüne dönüşüyor.
Tedavisi erken teşhis edildiği sürece güç değil. Sprey ya da toz halindeki ilaçların akciğere hava yolu ile verilebilmesi için özel araçlar geliştirilmiş durumda.

KİMYASALLAR ZATÜRRE SEBEBİ

Zatürre, özellikle 5 yaşından küçük çocuklarda kış aylarında yaygın olarak görülür, yaş büyüdükçe görülme sıklığı azalır. Bakteriler, virüsler ve mikoplazmalar ile iltihaba sebep olan mikroplar, mantar vb. çeşitli kimyasal maddeler hastalığa neden olabilir. Ani ve şiddetli ataklarla gelen kuru öksürük, ateş, titreme, bulantı, kusma ve halsizlik görülür. Bu şikayetlerin üç günden fazla sürmesi, çocuğun hızlı ve sıkıntılı soluk alıp vermesi durumunda hemen bir sağlık kuruluşuna başvurulmaldır. Doktorun önerisiyle uygun antibiyotik belirlenerek, hastalığın seyrine göre kullanılmalıdır.
Yakınmalar, 10 gün içerisinde azalsa da tamamen iyileşme sağlanması haftalar sürebilir.

İSHAL OLAN ÇOCUĞU SIVISIZ BIRAKMAYIN

Kış mevsimi, bebekler ve küçük çocuklarda kusma ve ishale yol açan rotavirüsün sık görüldüğü bir dönem. Bağışıklık sisteminde sorun olmayan sağlıklı bebek ve çocuklarda birkaç gün içinde kendi kendine iyileşen hastalığın tedavisinde esas, kusma ve ishalle kaybedilen sıvı ve tuzları çocuğa vermektir. İshalli çocukları azar azar beslemek ve sıvısız bırakmamak gerekir.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aile Sağlığı

Sesimizin Düşmanı Alışkanlıklar

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Sesimizin Düşmanı Alışkanlıklar

Sesin incelmesi, kalınlaşması, çatallanması, yorulması ve titremesi, hatta kimi zaman hiç çıkmaması… Özellikle sonbahar ve kış aylarında sıkça görülen ses kısılmasının pek çok nedeni olabiliyor. İşte sesimizin düşmanı alışkanlıklar…

Şiddetli larenjitten reflüye, ses telleri üzerinde gelişen nodül, kist ve polip gibi oluşumlardan Humman Papilloma Virüsü’ne, alerjiden tiroit problemlerine kadar pek çok etken ses kısıklığı yapabiliyor. Bunların yanı sıra gırtlak kanseri de ses kısıklığıyla kendini gösterebiliyor. Ancak ses kısıklığına en çok da sıklıkla yaptığımız hatalı alışkanlıklarımız neden oluyor. Örneğin; yeterince su içmemek gibi! Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz sesimizi korumamız için vazgeçmemiz gereken 8 hatalı alışkanlığımızı anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Yüksek Sesle Konuşmak, Bağırmak

Konserlerde şarkılara yüksek sesle eşlik etmek, maç gibi ortamlarda sürekli bağırmak, topluluk önünde sesini duyurabilmek için ses tonunu yükseltmek, bir başka deyişle “sesi yanlış kullanmak” ses tellerini yıpratarak kanama yapabiliyor. Bunun sonucunda da ses tellerinde geçici veya kalıcı hasar oluşabiliyor. Bu nedenle yüksek sesle konuşmayın, bağırmayın. Ayrıca ara vermeden uzun süre konuşmamaya da özen gösterin.

Yeterince Su İçmemek

Sesin en önemli düşmanlarından biri, susuzluk. Yeterince su içtiğimizde ses tellerimiz ıslak bir ortamda, kaygan bir zeminde, göğüs boşluğundan gelen havayla daha iyi titreşiyorlar. Tam aksine yeteri kadar su içmezsek ses tellerimizde oluşan kuru ortam sesimizin kısılmasına neden oluyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz ses tellerini nemli tutmak için günde en az 8-10 bardak su içmeye özen göstermemiz gerektiğine dikkat çekiyor.

Ağır Yağlı ve Baharatlı Yemekler Tüketmek

Yemek borusunun alt ve üst kapakları sürekli kasılı halde duruyor ve mide içeriğinin geriye kaçışını engelliyorlar. Mide içeriğinin herhangi bir nedenle boğaza, genize ve ses tellerine kaçışına larengofarengeal reflü deniyor. Midedeki asit salgısının ses telleri üzerinde zehirleyici (toksik) bir etki yapması ses kısıklığına yol açabiliyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz bu nedenle reflü yapabilen ağır yağlı, baharatlı yemekler ve çilek ile domates gibi asitli besinlerden kaçınmanın çok önemli olduğunu söylüyor.

Çay ve Kahve Tüketimini Abartmak

Toplumdaki yaygın inanışın aksine çay ve kahve gibi içecekler su ihtiyacımızı karşılamadığı gibi, vücuttan sıvı atılımını artırarak sıvı ihtiyacımızı daha da artırıyor. Çay ve kahve gibi içeceklerin tüketimini günlük 1-2 fincanla sınırlamaya özen gösterin. Bu içeceklerin yanında günlük su tüketiminize ek olarak bir bardak su içmeyi de ihmal etmeyin.

Strese “Dur” Diyememek

Çağımızın önemli bir problemi olan stres de ses kısıklığına neden olan bir başka önemli etken. Stres, boyun ve ses tellerimizin hareketlerini kontrol eden kaslarda oluşan gerginlik sonucu sesin kısılmasına yol açabiliyor. Heyecanlandığımızda veya çok sinirlendiğimizde ellerimizde oluşan titremenin bir benzeri ses tellerimizde oluşuyor. Sinirli, heyecanlı ve korku içinde olunan ortamlarda sesimizi her zamanki durumlardan farklı kullanıyoruz. Kontrol dışı bu kullanım sırasında oluşan ses kısıklığı geçici oluyor, ancak süre uzadığı zaman ve bu tarz ses kullanımı alışkanlık haline geldiğinde ise ses kısıklığı kalıcı hale dönüşüyor.

Sık Sık Boğaz Temizlemek

Geniz akıntısı ve reflü gibi etkenler nedeniyle boğazda gelişen gıcık hissi yüzünden boğazı sık sık temizlemek de risk oluşturuyor. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonları ve alerji sonucunda oluşan geniz akıntısı ve reflüye bağlı tahrişler sonucunda sık boğaz temizleme ihtiyacı duyuluyor. Bunun sonucunda da her iki ses teli karşılıklı travmaya uğruyorlar. Ses tellerinde oluşan travmalar nedeniyle gelişen ödem de ses kısıklığını oluşturuyor. Bu nedenle boğazda gıcık hissi geliştiğinde altta yatan etkenin belirlenmesi ve tedaviyle ortadan kaldırılması için mutlaka bir hekime başvurun.

Yatmadan Önce Yemek Yemek

Yatmadan önce yemek yemek de larengofarengeal reflüye, buna bağlı olarak da ses kısıklığına yol açan bir başka önemli etken. Çünkü gece boyunca artmış olan mide asidi ses tellerine zarar verebiliyor. Dolayısıyla yatmadan 3 saat önce yemek yemeyi bırakın, su dışında herhangi bir şey tüketmeyin.

Sigara İçmek

Sigaranın dudaktan başlayarak tüm ses yollarını kurutması sonucunda ses kalınlaşıyor, çatallanıyor veya kısılıyor. Sigara aynı zamanda sesin kısılmasına yol açan gırtlak kanserinin de bir numaralı nedeni. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz ses kısıklığında zaman kaybetmeden bir hekime başvurulması gerektiğine işaret ederek, “Gırtlak kanseri çok erken bir dönemde yakalandığında tedavi başarısı yüzde 100’e yakın oluyor. Ancak ihmal edildiği takdirde tedavi başarısı çok düşük düzeylerde kalıyor” diyor.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Merdiven İnip Çıkarken Oluşan Diz Ağrısı

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Merdiven İnip Çıkarken Oluşan Diz Ağrısına Dikkat

Diz eklemleri vücudumuzun en çok yük taşıyan yeridir. Hareketsiz yaşam tarzı ve fazla kilolar diz eklemlerinde kireçlenmeye yani osteoartroza zemin hazırlar. Memorial Ankara Hastanesi Fiziksel Tedavi ve Rehabilitasyon bölümünden Uz. Dr. Gülseren Kayalar, merdiven inip çıkarken oluşan diz ağrısı nedenine dikkat dedi ve diz eklemlerinde artroz ve tedavisi ile ilgili bilgiler verdi.

Fazla Kilolarınızdan Kurtulun

Genellikle 60 yaş üstü kadınlarda iki kat daha sık görülen diz kireçlenmesi, 40’lı yaşlardaki erkeklerde de oldukça sık görülmektedir. Erkeklerde diz eklemine yönelik sık travma veya yoğun sportif aktiviteler, eklem kıkırdak sorunlarında artışa neden olarak erken yaşta gonartroz yani diz kireçlenmesine zemin oluşturabilir. Obezite, diyabet, gut hastalığı gibi birçok metabolik rahatsızlık ve genetik yatkınlık diz kireçlenmesinde etkin rol oynamaktadır. Diz eklemine aşırı yüklenme ve mekanik stres de etkenler arasındadır. Diz eklemi gövdenin ağırlığını taşıyan bir eklem olduğu için postur yani duruş bozuklukları, bel ve kalça rahatsızlıkları da dize yansıyarak diz kireçlenmesini tetikleyebilir.

Merdiven İnip Çıkarken Yaşadığınız Ağrı Kireçlenmeye Bağlı Olabilir

Yavaş seyirli bir hastalık olan diz kireçlenmesi, uzun sürede açığa çıkmaktadır. İlk ve en erken değişiklik diz içerisinde kıkırdakta meydana gelmekte, incelen kıkırdak sonucunda eklem aralığı daralmaya ve ağrı yapmaya başlamaktadır. Tedavi edilmediğinde hareketlerde kısıtlılık ve dizlerde deformasyon açığa çıkmaktadır. Hasta; dizlerden ses gelmesi, şişlik, eklem stabilitesinde bozukluk, güçsüzlük, merdiven inip çıkarken ağrı ve zorlanma yakınmaları ile doktora başvurmaktadır.

Düzenli Egzersiz ve Fizik Tedavi Önemli

Hastanın şikayetleri dikkate alınarak belirlenen tedavi planlamasında asıl amaç, hastanın yaşam kalitesinin ve kısıtlanan hareketlerin artırılmasıdır. Tedavi öncelikle risk faktörlerinin azaltılması ile başlar. Kilo verme ve kas gücü ile esnekliğini artırmanın yanı sıra; aşırı zorlayıcı sportif aktiviteler, merdiven inip çıkma, uzun koşu ve yürüyüşlerden kaçınmak önemlidir.

Diz Ağrılarında Uygulanan Tedaviler

  • Fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları,
  • Kortizon içermeyen ağrı kesici ilaçlar
  • Ekleme yönelik enjeksiyonlardır.

Bu tedaviler belirtilere yönelik olup, uzun vadede eklem kıkırdağının yenilenmesini sağlayamamaktadır.

Modern Tedavi Yöntemleri Şikayetlerinizi Azaltabilir

Diz eklemlerindeki kıkırdak hasarının tedavi seçenekleri, klasik tedavi yöntemlerin yanında yeni tedavi uygulamalarını da içermektedir. Diz eklemlerinde de meydana gelen kıkırdak hasarının kendi kendine iyileşme ihtimali çok düşüktür.

Son 20 yılda geliştirilen modern tedavi yöntemleri ile aşınmaya başlamış diz eklemlerinde bozulan biyokimyasal dengenin düzeltilmesi ve eklem kıkırdağının yeniden onarılabilmesi amaçlanmakta ve kalıcı hasar önlenmeye çalışılmaktadır. Bu tedavilerden biri de eklem içine uygulanan hyaluronik asit enjeksiyonlarıdır. Bunların ağız yoluyla alınan veya cilde sürülen formları da geliştirilmiştir. Akut dönemde etkili olan ve ağrıyı azaltan, fonksiyonel iyileşme sağlayan bu ilaçların uzun vadede yenilenmeyi artırdığına dair kesin kanıtlar bulunmamaktadır.

PRP Uygulaması Yaygınlaşıyor

Son yıllarda hastanın kendi kanı veya kemik iliğinden elde edilerek eklem içine enjekte edilen etken maddelerin kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Bunlara en iyi örnek PRP olarak bilinen plazmadan zengin protein (PRP) uygulamasıdır. Diğer biyolojik etken maddelerle karşılaştırıldığında elde edilmesi en kolay madde olan PRP, özellikle ilk evre diz kireçlenmesi olduğu belirlenen hastalarda etkin olmaktadır. Evre 2 ve 3’te ne kadar iyileşme sağladığı belirgin olmamakla birlikte yapılan çalışmalar bu ürünlerin sentetik ürünlere üstün olduğunu göstermektedir. PRP enjeksiyonunun uzun dönem takipte kireçlenmenin ilerlemesini durdurup durdurmadığını bildiren bir çalışma yoktur. Unutulmaması gereken önemli bir konu ise PRP’nin bir kök hücre tedavisi olmadığıdır.

Kök Hücre Tedavisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Mezenkimal olarak adlandırılan, bağ dokularında bulunan erişkin haldeki kök hücrelerin bölünerek yeni hücreler meydana getirebilme kabiliyeti ve yüksek seviyede farklılaşabilme özelliği nedeni ile diz eklem kıkırdak tamirinde kullanımı hızla artmaktadır. Yapılan çalışmalara göre diz ekleminde kök hücre tedavisi ile kıkırdak tamirlerinde erken dönem sonuçları olumlu iken uzun dönem sonuçları halen tartışmalıdır. Menisküs yırtıklarının onarımında ise çok daha güvenilir sonuçların olması, gelecekte kök hücre uygulamalarının oldukça iyi gelişmeler gösterebileceğine işaret etmektedir.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Sıcak Çarpmasına Karşı 7 Önlem

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

sıcak çarpmasına karşı 7 önlem

Gün içinde yorgunluk, baş ağrısı, halsizlik gibi şikayetleriniz varsa bunun nedeni hava sıcaklığının artışı olabilir. Uzun süre güneşli ortamlarda kalmak ise bilinç kaybı ve vücutta kalıcı hasarlara kadar neden olabilen sıcak çarpması sorununu yaşatabilir. Memorial Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Aytaç Karadağ, sıcak çarpmasına karşı 7 önlem hakkında bilgi verdi.

Açık ve sıcak alanlarda çalışanlar dikkat!

Sıcak çarpmasının en önemli nedeni, nemli havalarda yüksek sıcaklık altında uzun süre durmaktır. Sıcakla birlikte vücutta ısıyı dengeleyen sistem bozulmaktadır. Bu durumda vücut ısıyı atamamakta, sıcak çarpması durumu meydana gelmektedir. Sıcak çarpması en çok sıcak ortamda çalışmak zorunda olanları etkilemektedir. Açık alanda ve güneş altında çalışan inşaat işçileri, fırın çalışanları, cam işçileri, yoğun efor gerektiren bisiklet sürücüleri ve maraton koşucuları risk altındadır. Sıcak çarpmasında risk altındaki kişiler şöyle sıralanmaktadır:

* Yaşlılar ve 5 yaş altı çocuklar

* Kalp ve böbrek yetmezliği

* Şeker hastalığı

* Yüksek tansiyon

* Gebeler

* İdrar söktürücü, alerji, kalp, psikiyatrik ilaç kullananlar

* Alkol bağımlıları

* Obezite ve aşırı zayıflık

* Cilt hastalığı olan bireyler

Güneş yanığı vakaları artıyor

D vitamini için güneşlenmek tavsiye edilse de güneş ışınlarının dik geldiği 10.00- 16.00 arasında güneşten koruyucu, şapka, şemsiye kullanmayanlarda güneş yanıkları, sıcak çarpması ve sıcak bitkinliği vakalarında artış görülmektedir.

Ciltte morarma ve baş ağrısına dikkat!

Sıcağa maruz kalmış bir bireyde bu belirtilerden birkaçı varsa sıcak çarpmasından şüphelenilmelidir:

* Sıcak, kuru ve soluk-morumsu cilt

* Halsizlik, bitkinlik

* Terlemede azalma

* Çarpıntı ve hızlı nefes alma

* Bulantı, kusma, ishal gibi sindirim sistemi yakınmaları

* Yüksek vücut sıcaklığı

* Baş ağrısı

* Kas krampları

* Uyuklama, anlamsız konuşma, çevreyi tanıyamama, sersemlik hali

* Kasılma

* Bayılma ve baygınlık

* Bilinç kaybı, koma

Soğuk uygulama şart

Sıcak çarpması durumunda erken müdahale, geri dönüşü olmayan böbrek ve kalp yetmezliğine ilerleyişi engellemektedir. Bunun için sıcak çarpmasında hasta serin bir ortama alınmalı ve soyularak soğuk duş yaptırılmalıdır. Ayrıca ıslak havlu ile soğuk kompres uygulanmalıdır. Hastanın bilinci açıksa şekerli ve tuzlu su içirilmeli; bilinci kapalıysa ağızdan sıvı ya da katı gıda verilmemelidir. Hastanın solunum yolu her zaman açık tutulmalı ve ayakları yukarı kaldırılmalıdır. Krampları engellemek ve hayati organların etkilenmemesi için hastaya masaj yapılmalıdır. Hastanın şikayetler devam ediyorsa ve ateş yüksekliği 40 dereceyi aşmışsa acilen hastaneye başvurulmalıdır.

Sıcak çarpmasından korunmanın 7 yolu

1.Risk grubundakiler 10.00-16.00 arası güneş altında yüksek sıcağa maruz kalmamalıdır.

2.Sıcak havalarda açık renkli, sentetik olmayan, ince yazlık kıyafetler tercih edilmelidir.

3.Güneş altında şapka, şemsiye ve güneş gözlüğü kullanılmalıdır.

4.Sıcak havalarda su tüketimi artırılmalıdır.

5.Daha sık ılık duş alınmalıdır.

6.Yorucu fiziksel aktivitelerden uzak durulmalıdır.

7.Hava sıcaklığının yüksek olduğu saatlerde özellikle alkollü içecekler ve ağır yemeklerden uzak durulmalıdır.

Sıcak havalarda karşılaşılan hastalıklarla ilgili bir diğer yazıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar