Sosyal Medya

Aile Sağlığı

Bebek Neden Ağlar

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,
bebek neden ağlar

Bebeğiniz sürekli ağlıyor ve susmuyor mu? Her yolu denemenize rağmen sakinletiremediniz mi? Böyle zamanlarda ilgisini dağıtmaya çalışın ve asla üstüne gitmeyin

Anneler için son derece kritik bir sorudur bu. Bir anda sinirlenen bir bebek ve ne yapacağını bir türlü bilemeyen bir anne… Öyle anlarda genelde akla gelen; karnının acıkmış olduğu, bezinin kirlendiği ya da uykusunun geldiğidir. Yaş grubuna göre gazı olduğu da akla ilk gelen ihtimaller arsında yer alır ancak durum sandığınızdan çok daha farklı ya da ciddi olabilir. Peki bebek neden ağlar? Yapmanız gereken ilk şey, onu susturmaya ya da sakinleştirmeye çalışmadan önce neden sinirlendiğini anlamaya çalışmak olmadır. Çünkü zaten derdini anlatamamanın sıkıntısı içinde olan bebeğiniz, beyhude çaba sarf eden ebeveyn karşısında daha da sinirlenebilir. Dünyaya henüz gelmiş bebekler için her şey yabancıdır; gördükleri ve görmedikleri her şey. Yani duygular ve hisler de yabancıdır. Ağlamalarının en önemli sebeplerinden biri, tamamen yabancı oldukları bir ortama alışmaya çalışmaktır.

HIRÇIN ÇOCUK ZORDUR

Karakteri itibariyle sinirli veya hırçın bir çocuğu idare etmek diğerlerine göre daha zordur. Ancak bu yapının yanına bir de yanlış davranışlar sergileyen bir annebaba varsa durum başta bebek için daha da içinden çıkılmaz bir hal alabilir. Bu sebeple onları daha da öfkelendirme ihtimali olan davranışlarda bulunup bulunmadığınızı kontrol etmeniz gerekir. En sık yapılan yanlışların başında, yemek yedirmek konusunda yersiz ısrar etmek gelir. Onların da bir birey olduğunu unutmayın. Tok olduğunuz anlarda size zorla bir şeyler yedirilmek istense siz sinirlenmez misiniz? Şunu unutmayın, tamamen farklı bir birey olan bebeğinizin acıkıp acıkmadığına ya da ne zaman yemek yemesi gerektiğine siz karar veremezsiniz.

ZORLA YEMEK YEDİRMEYİN

Oyun oynadığı bir esnada ‘Evet şimdi acıkmış olman gerek, o yüzen bu tabağın hepsini bitireceksin’ şeklindeki bir ‘tehditle’ odaya girdiğinizde o esnanda tok olan bir bebeği rahatlıkla sinirlendirebilir, hatta yemeğe karşı kalıcı tepkiler geliştirmesine sebep olabilirsiniz. Unutmayın, insan hayatta kalmak üzere yaratılmıştır. İçgüdülerimiz her şartta hayatta kalmak üzere hareket eder. Aç kalmamak da bunlardan biridir. Eğer çocuğunuz açsa siz kaçırıp saklasanız bile bulup yemek zorundadır.

Şimdilerde BLW adında (bebek önderliğinde ek gıdaya geçiş) bir yöntem izlenmeye başlandı. Temelinde çocuğun yer aldığı ve aslında özgürce yönettiği bu yöntem uzun vadede gerçekten başarılı sonuçlar doğuruyor. Ek gıdaya henüz geçmiş ya da geçecek bebekleriniz için bu yöntemi araştırmanızı kesinlikle tavsiye ederim. Henüz ayaklanmış bebekler ilk adımlarını atmakta zorlanırlar. Sürekli düşüp kalkmaya çalışırlar. Bu da onları sinirlendiren etkenlerden biri olabilir. Temelinde hayatları boyunca mücadele edecekleri bir duygu olan başarısızlık korkusu yatar. Yapamadıkça sinirlenir ve daha da hırçın hale gelebilirler.

Böyle anlarda onları desteklemek, taktir etmek ve rahatlatmak gerekir. Tıpkı başarısızlık gibi engellenme hissi de bebeklerinizin sinirlenmesine neden olabilir. Bir bebeği disipline etmekle onu engellemek arasında fark vardır. Ebeveynlerin en önemli görevlerinden biri çocuklarına doğru davranmayı öğretmektir. Ancak yöntem hataları maksadın çok ötesinde sonuçlar doğmasına sebep olabilir. Bazen araya anne-babaların egosu girer ki bu en tehlikelilerinden biridir. Bebeğiniz bir oyuncağı alıp yere fırlattığında onu geri verip ikinci kez fırlatmasını engellemek için hayır dediğinizde bu onda engellenmişlik hissi doğmasına sebep olur.

Öyle zamanlarda ilgisini dağıtmaya çalışın. Daha çok sevdiği bir başka oyuncağı verin. Bebeğiniz konuşmaya başlamış ve en temel ihtiyaçlarını söyler hale gelmiş ancak hâlâ hırçın davranıyor olabilir. Bunun altında yatan neden, kelime dağarcığının henüz yetmiyor olmasıdır. Ona masal okumak, yapabileceklerinizden biridir. Böylece kendini anlatmak için yeni kelimeler öğrenebilir. Bazen çocuklar verdiğiniz komutlarla ilgilenmezler. Mesela ‘Hadi kalk banyo yapacağız’ dediğinizde istemeyebilirler. Siz ısrar ettikçe bu onları sinirlendirebilir. Böyle durumlarda onların yorgun olabileceğini düşünmeniz gerekir.

ELLERİNİ TAKİP EDİN

Israrcı olmayın. Israrcı olmamak, yelkenleri suya indirmek anlamına gelmez.Bebeğinizin istediği bir şeyi yapmak kontrolünüzü kaybetmeniz demek değildir.Ebeveyn olmanın en önemli kuralı dengeli olmaktır. Hem kontrolün sizde olması, hem de onun dediğini yapabilmek aslında mümkün. Bebekler için en önemli duygu, güven duygusudur. Bir yabancıyla karşılaştığında sizden ayrılmamasının altında güven duygusu yatar. Yabancı olmak, bebekler için farklıdır. Yani sizin annenizin onun babaannesi ya da anneannesi olması ‘yabancı’ olduğu gerçeğini değiştirmez.

Çünkü bebeğiniz için sizin dışınızdaki herkes yabancıdır.Diyelim ki her şeyi düşündünüz. Karnı tok, altı temiz ve uykudan yeni uyandı; ancak hâlâ son derece hırçın. Diş çıkarıyor ya da söyleyemediği bir ağrısı olabilir. böyle durumlarda hareketlerini izleyin.Ellerini takip edin, istem dışı ağrıyan yere sürekli dokunuyor olabilir. Ya da tam tersi ağrıyan yerine dokunulmasına izin vermiyor olabilir.

SABIRLI VE SAKİN OLUN

Konunun uzmanları, bebeğinizi sakinleştirmenin yollarını maddeler halinde şöyle yazmışlar:

  • O henüz küçücük bir bebek ve size muhtaç. Hayatta kalması için güvenebildiği tek kişi sizsiniz. Sabırlı olun ve sakin yaklaşın.
  • Çok sinirli olduğu anlarda kendi sinirli anlarınızı düşünün ve size nasıl davranılmasını isterseniz ona da öyle davranın.
  • Kararlı olun ve eşinizle ortak davranışlar belirleyin. Bebeğiniz üzerindeki tutum ve davranışlarınız ortak olsun. Birinizin izin verdiğini diğeriniz yasaklamayın.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aile Sağlığı

Çocuklarda Obezite

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Çocuklarda Obezite

Obez çocuklar, obez yetişkinlere dönüşüyor. Aşırı kilo; insülin direnci, yüksek tansiyon ve karaciğer yağlanması gibi hastalıklara sebep olabiliyor. Bu konuda ailere ise pek çok sorumluluk düşüyor.

Günümüz dünyasında insan sağlığını tehdit eden en önemli faktör, obezite. Obezite tek başına bir hastalık değil ancak sebep olduğu ciddi rahatsızlıkların varlığı, obezitenin de bir hastalık olarak görülmesine sebep oluyor. Ebeveynler, çocuklarının sağlıklı yetişmesi ve devamında sağlıklı birer yetişkin olabilmesi için ellerinden geleni yapıyor. Anne ve babaların çabası asla yadsınamaz ancak yetersiz ya da yanlış bilgi, amacın çok dışına çıkmaya sebep olabiliyor. Obez çocuklar, obez yetişkinlere dönüşüyor. Aşırı kilo, insülin direnci, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve karaciğer yağlanması gibi hastalıklara sebep olabiliyor. Saydığım bu hastalıklar kiloya bağlı olarak artık çocuklarda da görülmeye başladı. Çocuklarda obezite , sadece bedensel açıdan incelenmemeli. Hepimizin bildiği gibi çocuklar, duygu ve düşüncelerini söylemede yetişkinlerden çok daha açık ve acımasızdırlar. Okul çağındaki aşırı kilolu çocuklar, arkadaşları tarafından dışlanıyor. Hatta bu çocuklarla dalga geçiliyor. Bu alanda yapılan birçok çalışma, obez çocukların psikolojik sorunlara maruz kaldığını, hatta depresyona girdiklerini gösterdi. Çocuğunuzun aşırı kilo problemi varsa yapılacak ilk şey, onu harekete geçirmektir. Maddeler halinde yazacağım bu öneriler, kilo alma potansiyeli olan çocuklar için de uyulması gereken adımlardan oluşuyor.

  • Çocuğunuzun, günde en az 60 dakika aktif ve hareketli bir oyun oynadığından emin olun.
  • Her öğünde meyve ve sebze verin
  • Meyve suyu, gazlı içecek ve tatlı içecekleri su ya da yarım yağlı sütle değiştirin.
  • Çocuğunuzun sevdiği yemek tariflerini tam tahıllı ya da yağsız etle hazırlayın.
  • Yemekleri ailecek yiyin.
  • Kızartma yerine haşlanmış ya da ızgara tercih edin
  • Katı yağ yerine zeytin yağı ya da bitkisel yağlar kullanın
  • Pasta ve şekerli tatlıları meyve bazlı tatlılar ile değiştirin.
  • Mutfak masasına bebe havuç ve meyve bırakın.
  • Kurabiye gibi izin alarak yiyeceği atıştırmalıklarla kuru ya da taze meyve gibi serbestçe yiyebileceği atıştırmalıkları ayırın.
  • Atıştırmak istediğinde su içmesini sağlayın.
  • Çocuklar yetişkinlerden küçüktür o yüzden küçük porsiyonlar sunun.
  • Çocuklar için küçük tabaklar kullanın.
  • Doyduklarında tabaklarını bitirmeleri için zorlamayın.
  • Küçük bir porsiyon ile başlayın, doymaz ise ikinciyi verirsiniz.

ÇOCUKLARIN AKTİF VE SAĞLIKLI BİR BEDENE SAHİP OLMALARI İÇİN…

1- Sofraya birlikte oturmak en önemli kural. Çocuklarınızın sizinle aynı zamanda ve aynı sofra etrafında yemek yemelerini sağlayın. Bu, daha fazla sebze ve meyve yemelerine sebep olacaktır. Ayrıca aile ile yemek yiyen çocuklar; sigara, içki gibi kötü alışkanlıklardan da uzak dururlar.
2- Sofrada farkındalık yaratın. Tek amacınız aynı anda aynı sofraya oturmak olmasın. Herkesin uyması gereken sofra kurallarınız olsun. En başta yemek saatinde TV ve telefonu yasaklayın. Yemek esnasında sohbet edin. Yemekten keyif almasını ve yavaş yemeyi aşılayın. Her yemekten en azından bir lokma yeme kuralı ya da yemeği yapana teşekkür etme kuralı gibi oyunlar bulun.
3- Yemekte çocuğun kilosundan, diyetten ve vücut şeklinden bahsetmeyin. Çocuk ve genç obezitesinde bu tür konuşmalar daha çok olumsuz etki yapıyor. Bunun yerine tüm aile için sağlıklı beslenme alışkanlıklarından bahsedin.
4- Yemek saatleri dışında da kurallarınız olsun ve uygulamada kararlı olun. Televizyon, oyun konsolları, akıllı telefon ve tabletler çocukların saatlerce aynı yerde oturmalarına sebep oluyor. Zaman sınırı koyduğunuz bu alışkanlıklar esnasında çocuklarınızın atıştırmalık yemesine izin vermeyin. Çocuğunuzun odasına televizyon ve bilgisayar koymayın.

BEBEK BESLENMESİNDE 0-3 YAŞ ARASI KRİTİK BİR DÖNEMDİR

Sağlıklı beslenmenin temelleri 0-3 yaş aralığında atılır ve bu dönemdeki beslenme alışkanlıkları bebeğin ileri yaşlardaki sağlığını etkiler. Bebeğinizin sağlıklı beslenmesine destek olmak üzere, ona yemek hazırlarken dikkat etmeniz gereken noktaları şöyle özetleyebiliriz:

  • Bebeğinizin yemeklerine tuz ve şeker ilave etmeyin.
  • Yetişkinler için hazırlanmış, katkı maddesi içeren ürünler kullanmayın.
  • Sıvı yağı tercih edin.
  • WHO (Dünya Sağlık Örgütü) özellikle 1 yaşına kadar inek sütü önermediği için 1 yaşından önce inek sütü kullanılmayın. Süt kullanılması gereken yerlerde bebeklerin ayına uygun, devam sütlerini tercih edin.
  • Bebeğinizin yemeğini hazırlarken mutlaka sağlıklı ve dengeli beslenmesi gerektiğini göz önünde bulundurun.

BEBEĞİNİZİ FARKLI TATLARDAKİ MEYVELERLE ŞAŞIRTIN

  • Bebeğinize altıncı aydan sonra demir bakımından zengin gıdalar verin. Kırmızı et, yeşil yapraklı sebzeler ve yumurta sarısı gibi…
  • Bebeğinizi farklı tatlardaki meyve ve sebzelerle şaşırtın. Bu, onun değişik besinlere alışmasını sağlar.
  • Süt içme alışkanlığını oluşturmak için de bebeğinize farklı lezzetler sunabilirsiniz. Sütün tahıl ve meyvelerle birlikte hazırlanmasıyla farklı tatlar yaratılabilir.
  • Farklı meyveler, farklı antioksidan besinler, farklı vitamin ve mineraller içerir.
  • C vitamini dişetleri için gereklidir, demir emilimini hızlandırıp beynin gelişimini sağlar.
  • Brokoli gibi yeşil yapraklı sebzeler B vitamini açısından zengindir.
  • Farklı çeşitlerde meyve, sebze tüketimi; farklı miktarlarda vitamin ve mineral alımı sağladığından önemlidir. Örneğin, bir elma 100 gramda 4 mg. C vitamini içerirken, çilek tam 18 kat fazla C vitamini içerir.
  • Günde iki-üç kez meyve tüketimi, kabızlığı önler ve sağlıklı bağırsak hareketleri bakımından önemlidir.
  • Bebeğinize verdiğiniz sebzelerin çeşitliliği önemlidir. Araştırmalara göre, bir hafta içinde verilen sebzelerin çeşitliliği, bebeğin yeni tattığı yiyecekleri kabul etmesini sağlıyor.
  • Şekerin bebeğin sağlıklı gelişimine katkısı yoktur, sadece bebeğin ağzında tatlı bir lezzet bırakır.

Konuyla ilgili bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Gut Hastalığını Arttıran Nedenler

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

gut hastalığını arttıran nedenler

Karides ve ıstakoz gibi kabuklu deniz hayvanları ile ton balığı ve somon gibi yaşlı balıklar, gut hastalığı riskini artırıyor. Bu balıkları haftada birden fazla tüketmeyin

Gut hastalığı, genellikle ayak başparmağı eklemini etkileyen artritin (vücut tarafından üretilen, eklemlerde meydana gelen iltihabik bir durum) sık görülen bir türüdür. Eğer gut hastalığı semptomlarını yaşayan birçok kişiden biriyseniz, dört harfli bir kelimeyi de maalesef iyi biliyorsunuzdur: AĞRI. Erkekler ve obez yetişkinlerde görülme olasılığı daha yüksek olan bu hastalık neden oluşur, tedavisi nasıl olur? İşte bu haftaki köşe yazımda gut hastalığını arttıran nedenler ve gut hastalığı hakkında bilinmesi gereken şeylerden bahsediyorum.

PÜRİNLER PARÇALANAMIYOR

Genellikle sabahları eklem ağrıları ile kendini gösteren gut hastalığı, ulusal sağlık enstitülerine göre vücudun ürettiği ürik asit birikiminden kaynaklanmaktadır.
Bu birikim, ağrınızın kaynağı olan eklemlerinizde küçük ürik asit kristalleri oluşumuna neden olabilir. Vücutta çok fazla ürik asit olduğunda, ürik asit kristalleri (monosodyum ürat) vücuttaki eklemler, sıvılar ve dokularda birikir.
Ürik asit ise DNA’da bulunan kimyasal bileşikler olarak adlandırılan pürinlerden gelir. Normal hücre metabolizması sırasında vücudunuz bu pürinleri parçalar.
Fakat pürin bakımından zengin gıdalar yedikten sonra, vücudunuz pürinlerin parçalanmasından kaynaklanan tüm ürik asidi idare edemiyorsa, işte o zaman gut hastalığı ortaya çıkabilir.

TEŞHİS İÇİN ROMATOLOĞA GİDİLMELİ

Hastalık, gut hastalığının tedavisinde uzmanlaşmış bir doktor veya bir doktor ekibi tarafından teşhis ve tedavi edilmelidir.
Gut belirtileri ve semptomları spesifik değildir ve diğer hastalıkların belirti ve semptomlarına benzemektedir. Bu açıdan uzman bir ekip tarafından kontrol edilmesi oldukça önemlidir. Gutta ve diğer artrit formlarında uzmanlaşmış doktorlara romatologlar denir. Bir romatolog, gut hastalığınızı teşhis ettikten sonra size etkili bir şekilde tedavi uygulayabilir.
Bir eklemde ani ve yoğun bir ağrı yaşarsanız, doktorunuza gidin. Ağrı bir veya iki gün içinde kaybolsa bile, doktorunuzun görmesi önemlidir. Çünkü gut hastalığı tedavi edilmezse daha fazla ağrı ve eklem hasarı meydana gelebilir.

HASTALIĞI ÖNLEMEK İÇİN…

Gut hastalığı, günlük yaşantınızın birçok yönünü olumsuz etkiler. Neyse ki, gut hastalarının yaşam kalitesini artırmak için uygulayabileceğiniz düşük maliyetli yöntemlerle hastalığın önüne geçebilirsiniz.

Sağlıklı beslenin, kırmızı etten uzak durun

Pürin seviyesi yüksek gıdalardan (kırmızı et, sakatat gibi) kaçının. Proteinlerin tüm hayvansal kaynakları, gut hastalığına neden olan yüksek miktarda pürin içermektedir. New England Journal of Medicine’da yapılan bir araştırmada;haftada iki kez kırmızı et yiyenlere, ayda bir kereden az kırmızı et yiyenlere kıyasla yüzde 50 daha fazla gut teşhisi konulduğu görüldü. Yine Arthritis Research&Therapy dergisinde yapılanfarklı bir çalışmada, kırmızı etin gut ile bağlantılı doymuş yağ içerdiği ortaya çıktı. Karaciğer, böbrek, dil gibi sakatatlar da özellikle pürin içerir; dikkat etmekte fayda var.

Hayvansal ürünler gibi birçok deniz ürünü çeşidi de bol miktarda pürin içerir.

Eğer gut rahatsızlığından endişe ediyorsanız, bu ürünleri beslenme programınızdan çıkarmanız gerekebilir.
Karides ve ıstakoz gibi kabuklu deniz hayvanları ile ton balığı ve somon gibi yaşlı balıklar dikkatli olunması gereken diğer türlerdir. Çalışmalarda, bu balıkların haftada bir veya birden fazla tüketilmesinin gut hastalığı riskini artırdığı görülmüştür.

Alkol tüketmeyin

Alkol pürin içerir fakat birada bu oran diğer alkol türlerine göre daha fazladır. Bu sebeple özellikle bira gibi alkollerin tüketimini sınırlayın, mümkünse tüketmeyin.

Soda ve meyve suları tehlikeli

Araştırmalarda, yüksek fruktozlu mısır şurubunun yer aldığı meyve suları ve sodaların, vücudun ürik asit düzeyinde ani bir artış ile bağlantılı olduğu ve aynı zamanda gut hastalığı için bir risk oluşturduğu görülmüştür.

Hazır gıdalara dikkat

Ketçap, salata sosu, kurabiye ve kraker gibi birçok paketlenmiş gıda, yüksek fruktozlu mısır şurubu içerir. Ayrıca makarna ve pek çok ekmeğin içinde bulunan rafine karbonhidratlar da vücudun ürik asit yükünü artırabilir ve gut ağrısı geliştirebilir.

Vitamin alırken doktorunuza danışın: Vitamin alırken dikkatli olun çünkü bazı besin maddelerinin fazla olması gutun kötüleşmesine neden olabilir.

Fiziksel olarak aktif olun

Sağlıklı bir yaşam sürmeniz için uzmanlar, yetişkinlerin haftada 150 dakika orta düzeyde fiziksel olarak aktif olmasını önerir. Haftada beş gün boyunca günde 30 dakika yürüyüş yapın, yüzün veya bisiklet kullanın. Bu 30 dakika, gün boyunca üç ayrı 10 dakikalık oturumlara bölünebilir. Düzenli fiziksel aktivite, kalp hastalığı ve diyabet gibi diğer kronik hastalıkları geliştirme riskinizi de azaltacaktır. Ayrıca gut hastalığından korunmanızın en önemli yollarından birisi de önerdiğimiz gibi hareketli yaşamdır.

Gut hastalığını artıran nedenler

Aşağıdaki sebepler, gut hastalığına neden olan hiperüriseminin gelişme olasılığını artırır:
 Obezite
 Kalp yetmezliği, hipertansiyon (yüksek tansiyon), diyabet ve zayıf böbrek fonksiyonu gibi hastalıklara sahip olmak
 Diüretik (idrar söktürücü) gibi bazı ilaçların kullanılması
 Alkol alımının artması
 Yüksek fruktozlu yiyecek ve içeceklerden yeme ya da içme
 Bazı gıdalarda bulunan organik bir bileşik olan pürin açısından yüksek bir beslenme programınız varsa vücut ürik aside dönüştürebilir. Pürin bakımından zengin besinler; kırmızı et, sakatat, hamsi, sardalya, midye, alabalık ve ton balığı gibi bazı deniz mahsullerini içerir.

Bitki çayları faydalı

Yeterli sıvı almanın bir başka yolu da bitki çayları içmektir. Özellikle nane çayını tüketebilirsiniz. İki çorba kaşığı nane çayını kaynar suyun içine koyun, içmeden önce 10-20 dakika bekletin ve suyunu için.

Ani diyetlerden kaçının

Araştırmalarda, fazla kilolu insanlarda gut hastalığı gelişme riskinin yüksek olduğu görülüyor. Kilolu kişilerde ürik asit seviyeleri yüksektir. Ancak gut ataklarını tetiklediği bilinen ani diyetlerden uzak durmak gerekir. Açlık gibi nedenlerle ürik asit salınımı artar. Dolayısıyla diyetisyen eşliğinde bir diyet yaparak, sağlıklı kilo vermenizi öneririm.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Astım Nasıl Tedavi Edilir?

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Astım

Nefes darlığı, öksürük, yorgunluk gibi belirtilerle hayatı çekilmez hale getirebilen astıma karşı yapabileceğiniz en önemli şey; alerjiniz olan maddeden uzak durmaktır.

Astım, oldukça sık rastlanan bir hastalıktır. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) verilerine göre, dünyada yaklaşık 300 milyon kişi astım hastası! Türkiye’de yaşayan her 12 yetişkinden ve her yedi çocuktan biri de astım hastalığıyla mücadele ediyor. Tedavi edilmediği takdirde ölümle dahi sonuçlanabilen bu hastalığın tetikleyicilerini keşfetmek, tedavinin başarısı için son derece önemli. Astım hastalığı; alerjik astım, nonalerjik yani alerjik olmayan astım ve noktürnal yani gece astımı olmak üzere temelde üç tipe ayrılır. Bunların yanında hamilelik astımı ve mesleki astım da sayılabilir.

ALERJİK ASTIM NEDİR?

Astım hastası kişilerin hava yollarında mikrobik olmayan iltihaplanma söz konusudur. Bu sebeple, hava yolu duvarı şiş ve ödemlidir. Kişi, alerjisi olan uyaranlarla karşılaştığında bu şişlik artar ve öksürük, nefes darlığı ya da göğüste baskı hissi meydana gelir. Toz, polen, koku ya da duman bu uyaranlar arasında sayılabilir. Alerjik astım hastalarının ilk yapması gereken, neye duyarlı olduklarını öğrenmek ve bundan mümkün olduğu kadar uzak durmaktır. Alerjik astım teşhisinde krizlerin tekrarlayıcı olup olmadığı, mevsimsel olarak ortaya çıkıp çıkmadığı, gece veya sabah saatlerinde görülüp görülmediği gibi belirleyici faktörler dikkate alınır. Bilimsel çalışmalar, ev tozu akar alerjenleri, kedi ve köpek tüyünün 3 yaşına kadar alerjik astım benzeri semptomlar için risk faktörü olduğunu düşündürmektedir.

BELİRTİLER

Nefes darlığı, sürekli öksürük, göğüste baskı hissi, yorgunluk ve halsizlik astım belirtileri arasında sayılabilir. Bu belirtilerin sıkça görülmesi durumunda mutlaka uzman bir doktora başvurmak gerekir. Kan testinden ziyade cilt üzerinden yapılan alerji testleri, çok daha güvenilir sonuçlar vermektedir. Cilt üzerinden yapılan bu testler, son derece kolay ve acısız yöntemlerle uygulanıyor. İlk olarak kol üzerinde uygun noktalar belirlenir ve numaralandırılan bu noktalara çeşitli alerjenler bırakılır. Sonrasında tek yapılması gereken, cildin vereceği tepkiyi beklemektir. Cilt, kızarıklık veya şişlik gibi tepkiler veriyorsa, ilgili noktaya bırakılan maddeye alerjiniz var demektir. Sonra yapmanız gereken en önemli şey, söz konusu maddeden uzak durmaktır.

NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Astım teşhisi neticesinde yapılması gereken ilk şey, tespit edilen alerjenden uzak durmaktır. Bunun dışında ilaç tedavisi ve atak anlarında kullanımı kolay spreyler tedavide olumlu neticeler alınmasını sağlar. Erken yaşta başlanan tedaviler neticesinde bu hastalıktan tamamen kurtulmak mümkündür.

GECE GELEN KRİZLER OLABİLİR

Gece astımı tipi, genellikle gece 02.00- 04.00 saatleri arasında gelen krizlerle kendini gösterir. İnsan vücudu, astıma karşı korunmak için adrenalin ve kortikosteroid adlı maddeleri üretir. Uyku esnasında bu maddelerin salınımının yavaşlaması, bu tip astıma sahip kişilerin nöbet geçirmelerinin başlıca sebebidir. Gece astımı tetikleyicileri arasında, sinüs enfeksiyonları, toz ve hayvan dışkısı sayılabilir.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.