Connect with us

Beslenme

Şok Diyet Kalbe Zararlı

Tarih:

on

şok diyet

Kalp hastalarına uygulanan obezite cerrahisinin kalbe zarar vermektense koruduğu, kalbi asıl yoranın şok diyet olduğu bilimsel araştırmalarla kanıtlandı.

Sağlıklı bir yaşam sürebilmek için sağlıklı bir kalbimiz olması gerekir ve bu ikisi daima doğru orantılıdır. Kalp sağlığına dikkat etmek ve bu süreci iyi yönetmek, yaşlanma etkilerini azaltarak, uzun ve sağlıkla yaşanan bir ömre kavuşmamıza yardımcı olur.
Kalp ile ilgili en fazla bilinen gerçek boyutudur, genellikle bir insanın yumruğu kadar büyüklüktedir. Sadece boyutunu doğru bildiğimiz kalbimizin aslında ne kadar büyük bir iş yaptığının genellikle farkına varamıyoruz. Bunu her fırsatta dile getirmeyi çok seviyorum çünkü kendisi fiziki boyut olarak olmasa da yaptığı iş açısından adının ifade ettiği kadar büyük bir organımız.

Bir insan kalbi, günde 100 binden fazla kez atarak yaklaşık 7 tondan fazla kan pompalamaktadır. Bu rakamlar, çalıştığını bile hissetmediğimiz bir organ için oldukça şaşırtıcı. Biz, bir su bardağı ile (ki bu kalbin bir seferde pompaladığı miktarın yarısını oluşturuyor) 7 ton civarındaki suyu bir günde su deposundan yere boşaltabilir miyiz acaba? Aslında bu rakamların büyüklüğü bize kalbimizi daha fazla düşünmemiz ve korumamız gerektiğini söylüyor. Türkiye’de yapılan araştırmalara göre, toplumun yüzde 5’lik kesiminin kalp krizi deneyimi olan insanlardan oluştuğu görülmüş. Bütün toplumun da yaklaşık 1/3’ünden fazlası potansiyel kalp hastası olma riskini taşıyor. Ancak neredeyse bu kadar insanın da kalp krizi konusunda hiçbir fikri yok.

Kalp krizi ‘geliyorum’ der!

Bedenimiz, neredeyse tüm hastalıkların bulgularıyla bizlere çeşitli mesajlar verir. Kalp krizi, kronik şeker hastaları dışında bariz bir baskı tarzında göğüs ağrısı ile hissedilebilir. Bu ağrı; göğüste yaygın, yer yer çeneye ve sol kola uzanan bir yapıda olabilir. Ancak kalp bölgesindeki ağrı duyularını taşıyan sinirler, komşu doku ve organlardan da ağrı duyularını taşıdığı için bu komşu organların problemleri de kalp krizi ağrısı ile karışabilir. Örnek olarak, mide ülseri ağrısı veya göğüs kafesini örten kasların spazmının ağrısı ile karıştırılabilir. Hangi kaynaktan gelirse gelsin, göğüs bölgesinde bir ağrı hissedildiği zaman mutlaka bir uzmana görünmek gerekir. Kalp krizi genellikle damar duvarının bir strese maruz kalmasıyla ortaya çıkar. Hastalar ağır bir yemek, yorucu bir egzersiz veya çalışma ya da stresli bir duygu durumu sonrası kalp kriziyle hastanelere baş vurmaktadır. Tabii ki sebepler sadece bunlar olmayabilir. Başka birçok etken kalp krizine sebep olabilir. ancak kalp krizinin oluşabilmesi için damarlarda daralmaya yol açan plakların bulunması gerekir.

Hisetiğimizde ne yapmalıyız?

Kalp krizini düşündürecek şikayetleri olan bir kişi en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Şikayetleri ciddi ve hareket edemeyecek durumda ise yatay pozisyonda uzanmalı, mümkünse bir aspirin çiğneyip yutmalı, kalp hastalığı için tedavi alıyorsa dilaltı almalı ve sağlık kuruluşuna nakil için yakınlarından veya 112’den yardım istemelidir.

Ağır spor yapılmamalı

İnsan hayatının uzun ve kaliteli olmasını sağlayan ve kalp-damar hastalıklarından koruduğu bilimsel araştırmalara dayanan abartılı olmayan dengeli sporun kalp ameliyatı sonrasında da yapılmasını öneriyoruz. Kılavuzlara göre, haftada üç kez 40’ar dakika terlemeye yol açacak egzersiz, geri kalan günlerde ise yarım saat yürüyüş önerilmektedir. Kalp hastalığından korunma amaçlı yayınlanan bu kılavuz bilgisi, kalp ameliyatı sonrasında da geçerliliğini korumaktadır. Ancak kalp ameliyatı sonrasında terlemeye yol açacak maksimal efora ameliyat sonrası rehabilitasyon tam olarak tamamlandıktan sonra çıkılmalı, o zamana kadar sadece yürüyüş yapılmalıdır.

Obezite ameliyatları kalbe zarar verir mi?

Epidemiyolojik kanıtlar göz önünde bulundurulduğunda obezitenin toplum sağlığına olumsuz etkileri adeta global olarak bir salgını göstermektedir. Her türlü yaş ve sosyoekonomik grubu etkileyen bu hastalık, kalp-damar hastalıkları açısından uluslararası bir yük haline gelmiştir. Dünya Sağlık Örgütü; 2005 yılında yayınladığı verilerde, dünyada 400 milyon kişinin obez olduğunu ve 2015 sonunda bu rakamın ikiye katlanacağını ön görmüştür. Obeziteye yönelik geleneksel tedaviler (örnek verecek olursa, diyet, yaşam tarzı değişiklikleri ve davranış terapileri) kalp hastalıklarını önlemek için uzun dönemde faydalı olduğu görülmüştür.

Obezite cerrahisinin uygulandığı ölümcül obez sınıfındaki ve eşlik eden kronik hastalığı olan ikinci derece obezler kalp hastalığı açısından en büyük riski taşırlar. Yapılan araştırmalar, bu ameliyatın uygulandığı kişilerde kalp-damar hastalığından müdahale ihtimalinin 5 yılda yüzde 72 azaldığı, tüm sebeplerden ölüm riskinin 15 yıllık takipte azaldığı ve kalp hastalıklarından ölüm ihtimalinin ise yüzde 59 oranında azaldığı tespit edilmiştir. Tüm bu rakamların ışığında ve bugüne kadar yapılmış bu konudaki araştırmaların verileri göz önünde bulundurulduğunda, obezite cerrahisinin kalbe zarar vermektense kalp hastalıklarına karşı koruyucu dahi olduğu Amerikan Kalp Birliği gibi derneklerin bilimsel bildirilerinde kanıt olarak yayınlanarak yerini almıştır.

Kalp ameliyatı olan bir kişi mide küçültme ameliyatı olabilir mi?

Eğer obez kişiler; damar daralması sebebiyle koroner by-pass cerrahisi geçirmişlerse, kalp ameliyatı sonrası tam rehabilitasyon tamamlandıktan, obezite ameliyatı öncesi risk değerlendirmesi konsey tarafından yapıldıktan sonra bu kişilerin mide küçültme ameliyatı olmasında herhangi bir engel görülmemektedir.
Yine Amerikan Kalp Birliği bilimsel bildirisinde yayınlandığı üzere obezite cerrahisinin daha önce tespit ve tedavi edilmiş kalp-damar hastası olan kişilere uygulanmasının, bu kişilerde de yine koruyucu olduğu gösterilmiştir.

Hızlı kilo vermek kalp krizini tetikler mi?

Obezite cerrahisi sonrası hastalar, hızlı ama planlı ve yoğun takip altında kilo verdikleri için kalp krizi riskiyle karşı karşıya değildir. Ancak günlük kalori alımının plansız olarak 1200 kalorinin altına düşürüldüğü, vücudumuzda gerek su, gerek çeşitli mineral eksikliklerine sebebiyet veren ve halk arasında şok diyet olarak bilinen bu diyetlerin kalbimiz başta olmak üzere birçok hayati organ sistemimize zarar verdiği yine bilimsel araştırmalarla bilinmektedir. Bu şok diyetlerin kalp üzerindeki en olumsuz etkileri aslında diyet sonlandıktan sonra ortaya çıkar. Yo-yo etkisi olarak bahsedilen şok kilo vermenin ardından şok kilo alımı kalp krizi riskini artırdığı çeşitli bilimsel kaynaklarda yer almaktadır. Ancak bu durum, obezite cerrahisi geçiren kişilerin ameliyat sonrası verdikleri şok kilolarla bir tutulmamalıdır.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Beslenme

Hayatın Ritmi 88. Bölüm – Covid-19 Savunma Planı – Egzersiz Reçetesi – Kemik Erimesi

Tarih:

on

← ÖNCEKİ BÖLÜM                                                                       SONRAKİ BÖLÜM →

Covid-19 savunma planında bu bölümde sıra egzersiz reçetesinde. Bu egzersizleri evde kolaylıkla yapabilirsiniz. Ayrıca kemik erimesi hakkında merak ettiklerinizi de bu bölümde bulacaksınız.

Covid-19 savunma planının 3. günü…

Vücudumuzu koruyacak, evde yapabileceğimiz egzersizler neler? Hangi egzersiz akciğerlerimize faydalı? Dr. Halit Yerebakan Covid-19 savunma planına uygun basit ve sağlıklı hareketleri gösteriyor.  

Herkesi ilgilendiren teşhisi zor hastalık, kemik erimesi… İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Küçükardalı, kemik erimesinin neden olabileceği hastalıkları açıklıyor.

Menopoz ve kemik erimesi arasındaki bağlantı ne? İç Hastalıkları ve Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Hasan Aydın kemik erimesinin bilinmeyenlerini anlatıyor. 

Uzman Diyetisyen Yekbu Köseoğlu‘ndan K vitamini zengini vitaminler listesi… 

Fizyoterapi Uzmanı Canan Akar, kemik yoğunluğunu arttıran evde yapılabilecek basit egzersizleri gösteriyor.

Hepsi ve daha fazlası ‘Dr. Halit Yerebakan ile Hayatın Ritmi’nde…

Dr. Halit Yerebakan ile Hayatın Ritmi” programının tüm bölümleri ve diğer içerikleri için youtube sayfamızı da takip edebilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bağışıklık

Bağışıklığı Korumak İçin Dengeli Beslenme Şart

Tarih:

on

Tüketilen  besinler bağışıklık sistemi üzerinde büyük bir etkiye sahip. Tek bir besin grubunun bağışıklık sistemini güçlendirmesi olası değil.

İnsan vücudu her gün milyonlarca mikroorganizmaya maruz kalır. Bu mikroorganizmaların kötü etkilerinden bağışıklık sistemimiz sayesinde korunuruz. İşlevini iyi bir şekilde yerine getiren bağışıklık sistemi, sağlığımızı sürdürmemiz açısından oldukça önemli. Peki, bağışıklık sistemimizi nasıl daha güçlü kılabiliriz?

Tükettiğimiz besinler bağışıklık sistemimiz üzerinde büyük bir etkiye sahip. Tek bir besin grubunun bağışıklık sistemimizi güçlendirmesi olası değil. Diyet, temelde tüm besin gruplarından yeterli ve dengeli bir biçimde oluşmalı. Yeterli miktarda vitamin ve mineral tüketimi, bağışıklık sistemini kuvvetlendirmenin kilit noktası dersek yanlış olmaz.

Vitaminler bağışıklığı destekliyor

Bağışıklık hücrelerinin büyümesi ve gelişmesine önemli ölçüde katkı sağlayan vitamin ve minerallerin başında, C vitamini, A vitamini, D vitamini, E vitamini, bakır, çinko, selenyum, folik asit ve demir gelir. Ayrıca kaliteli protein (amino asit glutamin dahil) bağışıklık için oldukça önemli.

Bu besinler bağışıklık sistemine; antioksidan görevi yapıp sağlıklı hücreleri koruyarak, bağışıklık hücrelerinin büyümesini ve aktivitesini destekleyip antikor üreterek yardımcı olur.

Meyve, sebze, kepekli tahıllar, baklagiller ve liften zengin diyetlerin, faydalı mikropların büyümesini ve korunmasını desteklediği biliniyor. Protein vücudun bağışıklık sisteminde iyileşme ve yenilenme açısından önemli rol oynar. Biyolojik değeri yüksek proteine, özellikle, süt, süt ürünleri, yumurta, deniz ürünleri, yağsız et, kümes hayvanları, fasulye, bezelye, soya ürünleri, tuzsuz fındık ve yağlı tohumlar gibi çeşitli protein kaynaklarına diyetimizde yer vererek bağışıklık sistemimizi destekleyebiliriz.

A vitamini

Ağız, mide, bağırsak ve solunum sistemindeki deri ve dokuları sağlıklı tutarak bağışıklık sistemini düzenlemeye ve enfeksiyonlara karşı korumaya yardımcı olur. Bu vitamini tatlı patates, havuç, brokoli, ıspanak, kırmızı dolmalık biber, kayısı, yumurta gibi gıdalardan veya “A vitamini ile zenginleştirilmiş” etiketli bazı gıdalardan sağlayarak diyetimize ekleyebiliriz.

C vitamini

Antikor oluşumunu uyararak bağışıklık sistemini destekler. Portakal, greyfurt ve mandalina gibi turunçgiller veya kırmızı dolmalık biber, papaya, çilek, kivi, domates suyu gibi yiyecekleri seçerek bu sağlıklı vitamini sıklıkla tüketerek bağışıklık sistemimizi güçlendirebiliriz. Ayrıca, işlenmiş gıdaların ağırlıklı olduğu, besin çeşitliliği bakımından sınırlı, vitamin ve mineral bakımından fakir diyetler, sağlıklı bir bağışıklık sistemini olumsuz yönde etkiler.

Bağırsak sağlığı ve bağışıklık birbiriyle derinlemesine bağlantılıdır. Fermente gıdalar ve probiyotikler, zararlı patojenlerin tanımlanmasına ve hedeflenmesine yardımcı olarak bağışıklık sistemimizi güçlendirir. Probiyotik gıdalar arasında; yoğurt, kefir, lahana turşusu, doğal olarak fermente edilmiş ürünler ve bazı peynir çeşitleri bulunur. Vücut direncini arttırmak adına diyette düzenli tüketilmeleri gerekir.

E vitamini

Antioksidan görevi yaparak bağışıklık fonksiyonunu destekler. Takviyeli tahıllar, ayçiçeği çekirdeği, badem, bitkisel yağlar (ayçiçeği veya aspir yağı gibi), fındık ve fıstık ezmesi ile diyetinize E vitamini ekleyebilirsiniz.

Çinko, bağışıklık sisteminin düzgün çalışmasına ve yaraların iyileşmesine yardımcı olur. Çinko; yağsız et, kümes hayvanları, deniz ürünleri, süt, tam tahıllı ürünler, fasulye, tohumlar ve kuruyemişlerde bulunur.

Omega-3’ün anti-inflamatuar özelliklere sahip olduğu bir süredir bilinirken, yeni araştırmalar bağışıklık sistemi hücrelerinin işleyişini etkileyerek bağışıklık sistemini daha da desteklediğini gösteriyor. Haftada 2-3 gün balık tüketerek omega-3 ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz Ayrıca ceviz, chia tohumu, zeytinyağı, somon, keten tohumu, ve avokado gibi esansiyel yağ asitlerinden zengin sağlıklı yağlar, iltihabı azaltarak vücudunuzun patojenlere karşı bağışıklık tepkisini arttırır ve bağışıklık sistemini güçlendirir.

Yakın dönemde yapılan araştırmalar, rafine şeker ve kırmızı et bakımından zengin diyetlerin, sağlıklı bağırsak mikroorganizmalarında rahatsızlıkları teşvik edebileceğini ve bunun sonucunda bağırsakta kronik iltihaplanmaya sebep olarak bağışıklık sistemini negatif yönde etkileyeceğini gösteriyor. Son olarak rafine ve ilave şeker kullanımı, obezite, tip 2 diyabet ve kalp hastalığına önemli ölçüde katkıda bulunur. Bu kronik hastalıkların tümü bağışıklık sistemini baskılar. Şeker alımını düşürmek, iltihaplanmayı ve bu hastalıklara yakalanma riskini azaltır.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Şok Diyetlerin Zararlarını Biliyor musunuz?

Tarih:

on

Şok diyetlerin vücudunuza verdiği zararları duyunca çok şaşıracaksınız…

Covid-19 pandemi sürecinde uzunca bir süre fiziksel aktiviteden uzak kaldık.

Günlük rutinler değişti. Stres nedeniyle düzensizleşen yeme içme alışkanlıkları da pek çok kişide kilo alma gibi etkilere sebep oldu.

Bu durumla başa çıkmak ve eski formuna geri dönmek isteyenler kilo vermek için şok diyetlere yönelebiliyor. Ancak kilo verme sürecinde, özellikle şok diyet uygulamalarında dikkat edilmesi gereken önemli unsurlar var. Sizler için bir araya getirdik.

Sağlıkla kalın…

 

Sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirici içerik paylaşımı yaptığımız youtube sayfamızı görüntülemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar