Connect with us

Beslenme

Şeker Hastalığı Organlara Zarar Verebilir

Tarih:

on

Şeker Hastalığı Organlara Zarar verebilir

Şeker hastalığı, uç organ hasarı denilen problemlere yol açabilir. Yüksek seyreden şeker ve akabinde bozulan damarlar ile organların küçük damar sistemleri hasarlanır ve organ sorunları ortaya çıkar. Kalp dışında bu hastalıktan en çok etkilenen organlar arasında böbrekler ve gözler gelir.

Şeker hastalığının vücutta hangi organlara hasar verdiğini anlamak amacıyla bazı testler yapılmaktadır. İdrarda protein testi, şeker hastalığının böbreklere zarar verip vermediğinin izlenmesinde kullanılır. Diğer taraftan göz dibi muayenesinde şeker hastalığının göz damarlarını etkileyip etkilemediği izlenir.

YEDİKLERİNİZİ GÖZDEN GEÇİRİN

Şeker hastalarının en önemli sorunları aslında hastalıklarının onları fazla etkilemediği başlangıç dönemlerinde sanki hiçbir problemleri yokmuş gibi beslenmeye devam etmeleridir. O esnada kendimizi hasta hissetmiyorsak gerekli önlemleri almayız genelde. Tıpkı sigara veya alkolü hasta olana ve içemeyecek duruma gelene kadar bırakmamak gibi şeker hastaları da doğru beslenmeye başlamakta geç kalıyorlar. Son günlerde yediklerinizi gözden geçirmelisiniz. Kan şekerini sadece şeker ve şekerli yiyecekler yükseltmez. Şeker, bal, reçel, pekmez, marmelat, tatlılar, dondurma ve meşrubatlar; kan şekerini hızlı bir şekilde yükseltir ve beslenme alışkanlıklarınızın arasından mutlaka çıkartılmalıdırlar. Daha yavaş olmakla birlikte ekmek, pilav, makarna, çorba, simit, leblebi, kuru baklagiller, meyve, sebze, süt ve yoğurt gibi yiyecekler de kan şekerini yükseltir. Vücudun karbonhidrat ihtiyacını karşılayabilmek için ikinci gruptaki kan şekerini yavaş yükselten yiyecekler tercih edilmeli ve bunlar belirli ölçülerde yenmelidir.

KARBONHİDRATI AZALTIN

Özellikle karbonhidratlı yiyecekleri artırdıysanız, bunları kabul edilebilir düzeye indirmeniz gerekir. Şeker hastalarında günlük kalorinin yüzde 50’si karbonhidrattan oluşmalıdır. 1600 kalori alınıyorsa 800 kalorisi karbonhidrat olmalıdır. Bu karbonhidratın da glisemik indeksi düşük olan yani şeker oranı düşük (yüzde 50 ve altında) olanlar tercih edilmelidir. Glisemik indeksi düşük olan karbonhidratlara başlıca kompleks karbonhidrat diyoruz. Çünkü bedenimiz bunları sindirim esnasında parçalarken daha fazla zaman harcıyor ve emilim geciktiği için de kan şekeri ani yükselmeleri ile karşılaşmıyoruz. Rafine şeker, şeker ile yapılan tatlılar, glikoz veya früktoz şurupları ihtiva eden her türlü hazır gıda, beyaz unla yapılan gıdalar, pilav, patates, börek ve çörek tüketilmemelidir. Günlük öğünlerin içermesi gereken beş besin grubu vardır. Bunlar; tahıl ve nişasta, et ve alternatifleri, sebze, meyve, süt ve alternatifleridir. Bu da; çeyrek tabak meyve, çeyrek tabak sebze, çeyrek tabak protein, çeyrek tabak tahıl ve bir bardak süttür.

ÇOK SUSUYORSANIZ …

Şeker tadında olup da enerji vermeyen tatlandırıcıları; çay, kahve, ıhlamur, süt gibi içeceklerle komposto, sütlaç, muhallebi gibi yiyecekleri tatlandırmada kullanabilirsiniz. Tablet tatlandırıcılar, pişirme ile tat değişikliğine uğrayabileceğinden, hazırlanan yiyecek ocaktan indirildikten sonra ilave edilmelidir. Alınan su miktarı gözden geçirilmelidir. Beklenmeyen sıvı kayıpları (kusma, aşırı terleme, ishal, aşırı idrar) olmadığı sürece 70 kg ağırlığında bir insan için ortalama 1.5-2 litre sıvı tüketilmelidir. En iyi içecek sudur, ancak kafeinsiz ve şekersiz diğer sıvılar da tüketilebilir. Diyet ve su tüketiminde anormallik yoksa bir hastalık başlangıcı kan şekerini yükseltmiş olabilir. Özellikle kusma, ishal gibi durumlar, infeksiyon, infarktüsler kan şekerinde yükselmeye yol açabilir. Zaman geçirmeden bu hastalıkların tedavisinin yapılması gerekir. Bahsetmiş olduğumuz durumların normal olduğu ve kurallara uyulduğu halde kan şekeriniz yüksek seyrediyorsa, belki de artık kullandığınız ilaçlar şekeri kontrol etmekte yetersiz olabilir; bu durumda doktorunuz ile görüşmeniz gerekir.

BİLGİLENDİRME KARTI CÜZDANINIZDA OLSUN

Umulmadık zamanlarda kan şekeri çok yüksek veya düşük olabiliyor. Özellikle şeker hastalarında yanlış beslenme ile ani ve çok yükselen şeker veya insülin dozu problemi ile oluşan ani şeker düşmeleri ciddi sağlık problemlerini beraberinde getirebilir. Şekerin yüksekliği bazen kanın fazla asitli hale gelmesi ile koma gibi bir duruma sebebiyet verebilirken diğer taraftan ani düşen ve düşük seyreden şeker beyninizde sorun yaparak metabolik kaynaklı şuur kayıplarına sebep olabilir. Bu sebeple şeker hastalarına hep, yanlarında şeker hastası olduklarını belirten bir tanıtım kartını bulundurmaları gerektiği önerisinde bulunuyorum. Bu özellikle hipoglisemi yani şeker düşüklüğü komasında çok işe yarayacaktır. Bu kartınıza endokrinoloğunuzun ve yakın ailenizin irtibat bilgilerini de yazabilirsiniz. Unutmayın ki baygın bir hastaya yapılacak olan doğru yardımı ancak o kişinin sağlık geçmişini bilmek sağlar. Bu sebeple bilgilendirme kartlarının cüzdanınızda olması hayatınızı kurtarabilir.

HİPOGLİSEMİ İÇİN ŞEKER YİYİN

Kan şekeri düşüklüğü yani hipoglisemi atağı için üç-dört kesme şeker yiyebilirsiniz. 15 dakika sonra şekeri ölçün; hâlâ düşük ise tekrar aynı şekeri alın. 15 dakika sonra ölçün yine düşük ise artık sağlık yardımı almanız gerekiyor demektir. Kan şekeri yüksekliği ile ilgili sorun yaşamamak için şeker ilaçlarınızı yanınızdan eksik etmemelisiniz. Eğer insülin kullanıyorsanız yanınızda her daim yeterli miktarda insülin bulunmalıdır. Kan şekeri düzenlenmesinde her hastanın kendine göre bir normali var. Kimisi 200-250 mg arasını kendisi için normal görüyor, kimisi ise 180-200 mg değerlerini normal görüyor. Esas olarak bizler için kan şekeri normalleri hiç değişmiyor ve hastaların da bu normallere riayet etmelerini istiyoruz. Kan şekeri hedefleri açlık 70-130 mg, yemekten bir-iki saat sonra 180 mg altında olmalıdır. Her ölçümde tutturamayabilirsiniz belki ama normal değerleri yakalayana kadar tedaviniz sürekli olarak düzenlenmelidir.

MUTLAKA BİR DOKTORA DANIŞIN

Tüm hastalıklarda olduğu gibi bazen doktorunuza danışmanız gerekmektedir. Özellikle kan şekerinde karşılaştığınız yukarı veya aşağı yönlü aşırı anormallikler başta olmak üzere şeker doktorunuz adeta diğer sağlık problemlerinizde de size yönlendirme konusunda yardımcı olacaktır. Kan şekeriniz, ölçümlerde iki kezden daha çok sayıda 250 mg/dl den yüksekse, kan şekeriniz sürekli düşük seyrediyorsa, başka bir hastalığa maruz kaldıysanız, yan etkiler sebebiyle başka ilaç kullanamıyorsanız, kalıcı midebağırsak sistemi ile ilgili şikayetleriniz varsa veya ne yapacağınızı bilemez haldeyseniz; mutlaka doktorunuza danışmalısınız.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Beslenme

Hayatın Ritmi 88. Bölüm – Covid-19 Savunma Planı – Egzersiz Reçetesi – Kemik Erimesi

Tarih:

on

← ÖNCEKİ BÖLÜM                                                                       SONRAKİ BÖLÜM →

Covid-19 savunma planında bu bölümde sıra egzersiz reçetesinde. Bu egzersizleri evde kolaylıkla yapabilirsiniz. Ayrıca kemik erimesi hakkında merak ettiklerinizi de bu bölümde bulacaksınız.

Covid-19 savunma planının 3. günü…

Vücudumuzu koruyacak, evde yapabileceğimiz egzersizler neler? Hangi egzersiz akciğerlerimize faydalı? Dr. Halit Yerebakan Covid-19 savunma planına uygun basit ve sağlıklı hareketleri gösteriyor.  

Herkesi ilgilendiren teşhisi zor hastalık, kemik erimesi… İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Küçükardalı, kemik erimesinin neden olabileceği hastalıkları açıklıyor.

Menopoz ve kemik erimesi arasındaki bağlantı ne? İç Hastalıkları ve Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Hasan Aydın kemik erimesinin bilinmeyenlerini anlatıyor. 

Uzman Diyetisyen Yekbu Köseoğlu‘ndan K vitamini zengini vitaminler listesi… 

Fizyoterapi Uzmanı Canan Akar, kemik yoğunluğunu arttıran evde yapılabilecek basit egzersizleri gösteriyor.

Hepsi ve daha fazlası ‘Dr. Halit Yerebakan ile Hayatın Ritmi’nde…

Dr. Halit Yerebakan ile Hayatın Ritmi” programının tüm bölümleri ve diğer içerikleri için youtube sayfamızı da takip edebilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bağışıklık

Bağışıklığı Korumak İçin Dengeli Beslenme Şart

Tarih:

on

Tüketilen  besinler bağışıklık sistemi üzerinde büyük bir etkiye sahip. Tek bir besin grubunun bağışıklık sistemini güçlendirmesi olası değil.

İnsan vücudu her gün milyonlarca mikroorganizmaya maruz kalır. Bu mikroorganizmaların kötü etkilerinden bağışıklık sistemimiz sayesinde korunuruz. İşlevini iyi bir şekilde yerine getiren bağışıklık sistemi, sağlığımızı sürdürmemiz açısından oldukça önemli. Peki, bağışıklık sistemimizi nasıl daha güçlü kılabiliriz?

Tükettiğimiz besinler bağışıklık sistemimiz üzerinde büyük bir etkiye sahip. Tek bir besin grubunun bağışıklık sistemimizi güçlendirmesi olası değil. Diyet, temelde tüm besin gruplarından yeterli ve dengeli bir biçimde oluşmalı. Yeterli miktarda vitamin ve mineral tüketimi, bağışıklık sistemini kuvvetlendirmenin kilit noktası dersek yanlış olmaz.

Vitaminler bağışıklığı destekliyor

Bağışıklık hücrelerinin büyümesi ve gelişmesine önemli ölçüde katkı sağlayan vitamin ve minerallerin başında, C vitamini, A vitamini, D vitamini, E vitamini, bakır, çinko, selenyum, folik asit ve demir gelir. Ayrıca kaliteli protein (amino asit glutamin dahil) bağışıklık için oldukça önemli.

Bu besinler bağışıklık sistemine; antioksidan görevi yapıp sağlıklı hücreleri koruyarak, bağışıklık hücrelerinin büyümesini ve aktivitesini destekleyip antikor üreterek yardımcı olur.

Meyve, sebze, kepekli tahıllar, baklagiller ve liften zengin diyetlerin, faydalı mikropların büyümesini ve korunmasını desteklediği biliniyor. Protein vücudun bağışıklık sisteminde iyileşme ve yenilenme açısından önemli rol oynar. Biyolojik değeri yüksek proteine, özellikle, süt, süt ürünleri, yumurta, deniz ürünleri, yağsız et, kümes hayvanları, fasulye, bezelye, soya ürünleri, tuzsuz fındık ve yağlı tohumlar gibi çeşitli protein kaynaklarına diyetimizde yer vererek bağışıklık sistemimizi destekleyebiliriz.

A vitamini

Ağız, mide, bağırsak ve solunum sistemindeki deri ve dokuları sağlıklı tutarak bağışıklık sistemini düzenlemeye ve enfeksiyonlara karşı korumaya yardımcı olur. Bu vitamini tatlı patates, havuç, brokoli, ıspanak, kırmızı dolmalık biber, kayısı, yumurta gibi gıdalardan veya “A vitamini ile zenginleştirilmiş” etiketli bazı gıdalardan sağlayarak diyetimize ekleyebiliriz.

C vitamini

Antikor oluşumunu uyararak bağışıklık sistemini destekler. Portakal, greyfurt ve mandalina gibi turunçgiller veya kırmızı dolmalık biber, papaya, çilek, kivi, domates suyu gibi yiyecekleri seçerek bu sağlıklı vitamini sıklıkla tüketerek bağışıklık sistemimizi güçlendirebiliriz. Ayrıca, işlenmiş gıdaların ağırlıklı olduğu, besin çeşitliliği bakımından sınırlı, vitamin ve mineral bakımından fakir diyetler, sağlıklı bir bağışıklık sistemini olumsuz yönde etkiler.

Bağırsak sağlığı ve bağışıklık birbiriyle derinlemesine bağlantılıdır. Fermente gıdalar ve probiyotikler, zararlı patojenlerin tanımlanmasına ve hedeflenmesine yardımcı olarak bağışıklık sistemimizi güçlendirir. Probiyotik gıdalar arasında; yoğurt, kefir, lahana turşusu, doğal olarak fermente edilmiş ürünler ve bazı peynir çeşitleri bulunur. Vücut direncini arttırmak adına diyette düzenli tüketilmeleri gerekir.

E vitamini

Antioksidan görevi yaparak bağışıklık fonksiyonunu destekler. Takviyeli tahıllar, ayçiçeği çekirdeği, badem, bitkisel yağlar (ayçiçeği veya aspir yağı gibi), fındık ve fıstık ezmesi ile diyetinize E vitamini ekleyebilirsiniz.

Çinko, bağışıklık sisteminin düzgün çalışmasına ve yaraların iyileşmesine yardımcı olur. Çinko; yağsız et, kümes hayvanları, deniz ürünleri, süt, tam tahıllı ürünler, fasulye, tohumlar ve kuruyemişlerde bulunur.

Omega-3’ün anti-inflamatuar özelliklere sahip olduğu bir süredir bilinirken, yeni araştırmalar bağışıklık sistemi hücrelerinin işleyişini etkileyerek bağışıklık sistemini daha da desteklediğini gösteriyor. Haftada 2-3 gün balık tüketerek omega-3 ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz Ayrıca ceviz, chia tohumu, zeytinyağı, somon, keten tohumu, ve avokado gibi esansiyel yağ asitlerinden zengin sağlıklı yağlar, iltihabı azaltarak vücudunuzun patojenlere karşı bağışıklık tepkisini arttırır ve bağışıklık sistemini güçlendirir.

Yakın dönemde yapılan araştırmalar, rafine şeker ve kırmızı et bakımından zengin diyetlerin, sağlıklı bağırsak mikroorganizmalarında rahatsızlıkları teşvik edebileceğini ve bunun sonucunda bağırsakta kronik iltihaplanmaya sebep olarak bağışıklık sistemini negatif yönde etkileyeceğini gösteriyor. Son olarak rafine ve ilave şeker kullanımı, obezite, tip 2 diyabet ve kalp hastalığına önemli ölçüde katkıda bulunur. Bu kronik hastalıkların tümü bağışıklık sistemini baskılar. Şeker alımını düşürmek, iltihaplanmayı ve bu hastalıklara yakalanma riskini azaltır.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Şok Diyetlerin Zararlarını Biliyor musunuz?

Tarih:

on

Şok diyetlerin vücudunuza verdiği zararları duyunca çok şaşıracaksınız…

Covid-19 pandemi sürecinde uzunca bir süre fiziksel aktiviteden uzak kaldık.

Günlük rutinler değişti. Stres nedeniyle düzensizleşen yeme içme alışkanlıkları da pek çok kişide kilo alma gibi etkilere sebep oldu.

Bu durumla başa çıkmak ve eski formuna geri dönmek isteyenler kilo vermek için şok diyetlere yönelebiliyor. Ancak kilo verme sürecinde, özellikle şok diyet uygulamalarında dikkat edilmesi gereken önemli unsurlar var. Sizler için bir araya getirdik.

Sağlıkla kalın…

 

Sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirici içerik paylaşımı yaptığımız youtube sayfamızı görüntülemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar