Connect with us

Featured

Saç Dökülmesini Önlemek

Tarih:

on

Saç dökülmesini önlemek

Saç bakımı söz konusu olduğunda, gelişen teknoloji ve tıp bilimi çeşitli alternatifler üretmeye devam ediyor. Ama tüm bu gelişmelerin yanı sıra, saç dökülmesini önlemek için doğal yollara da başvurabilirsiniz. Jojoba, havuç, biberiye gibi bitkilerin yağlarıyla da saçınızı güçlendirerek dökülmeyi önleyebilirsiniz.

Saç, bedenin görsel açıdan en çok önemsenen parçasıdır. Saç bakımı denildiğinde, saçların daha parlak ve gür olmasını isteyen hanımların ilgi alanına, saç dökülmesi denildiğinde ise erkeklerin ilgi alanına girmiş olursunuz. Bu durum, son yıllarda değişmeye başladı. Saç dökülmesi artık kadınların da korkulu rüyası. Saç bakımı söz konusu olduğunda, gelişen teknoloji ve tıp bilimi çeşitli alternatifler geliştirmeye devam ediyor. Konu hakkında yapılan araştırmalar, sağlıklı saçlara kavuşmanın yollarının çeşitliliğini ortaya koyuyor. Beslenmeden yıkamaya, kurutmadan kesmeye kadar sayısız püf noktasına ulaşmak mümkün. Yapılan araştırmalar, erkeklerde kadınlara oranla daha fazla saç dökülmesi görüldüğünü belirtiyor. Erkeklerde saç dökülmesi, -genelde- ön saç çizgisinin sol ve sağ yanından içeri doğru açılmalar şeklinde başlar ve ön kısımda kelleşmeye neden olur. Ardından vertex adı verilen tepe kısma doğru açılma başlar ve kellik, başın arka kısmına doğru yayılır. Bu sürecin genelde bu düzende gerçekleşiyor olması tesadüf değildir. Genetik saç dökülmesi olarak adlandırılan bu dökülme tipi, androgenetik tip olarak da bilinir. Androgenetik saç dökülmesi, kalıtsal özellik gösterir. Genelde aileden mirastır. Yapılan araştırmalar, yüzde 95 oranında genetik sebeplere bağlı olan bu dökülmenin ilaç ve benzer yöntemlerle tedavisinin oldukça güç olduğunu gösteriyor. Bu sebeple saçlarınız henüz başınızdayken onlara ihtiyacı olan özeni göstermeniz gerekir.

Bitkisel yağlarla masaj yapın

1. Saç diplerine saf zeytinyağı ile masaj yapılır. Yarım saat kadar sonra, nötr bir bitkisel şampuanla saçlar yıkanır. 2. Eşit miktarlarda (yaklaşık 5’er ml) alınacak kekik, biberiye, lavanta, sedir, üzüm çekirdeği ve tatlı badem yağları küçük bir cam şişe içinde karıştırılır. Bu karışımla saçlı deriye masaj yapılır. Burada dikkat edilecek husus, alınacak yağların mutlaka doğal olmasıdır. Sentetik yağların tedavi değeri yoktur. 3. Aşağıdakilerin karışımı ile, saçlı deriye günde iki defa masaj yapılır:
100 ml jojoba yağı
10 ml biberiye yağı
10 ml havuç tohumu yağı
1 ml lavanta esansı 4. Terebentin esansı; antiseptik ve cilde kan toplayıcı özelliklerinden dolayı, saç bakımı ve korunmasında kullanılan değerli bir drogdur. Saç diplerindeki bakteri faaliyetini durdurarak, kaşıntı ve kepeklenmeyi sona erdirir. Kafa derisinin hemen altındaki kılcal damarlara kanı toplamak suretiyle de saçların beslenmesini sağlar. Bu şekilde saç dökülmelerini önler. Saç bakımı için herhangi bir bitkisel şampuana yüzde 1 oranında terebentin esansı ilave edilerek iyice karıştırılır. Bu şampuanla her gün saçlar yıkanır. Kepeklenme ve saç dökülmelerinin önlenmesi için önce birkaç damla terebentin esansı ile saç diplerine masaj yapılır. Bir saat beklendikten sonra, 100 gr. bitkisel bir şampuana 10 damla terebentin esansı konularak hazırlanmış olan preparatla saçlar yıkanır. Bu işlem her gün tekrarlanır.

Kadınların da saçı dökülür

Saç tellerinin incelmesi ve dökülmesi, her üç kadından birinde görülüyor. Yapılan araştırmalar, kadınlarda görülen saç dökülmesinin genetik faktörlerle yakından ilişkili olduğunu gösterdi. Bu sebeple genetik sebeplere bağlı dökülmelere, kadın tipi dökülme de deniyor. Kadınlarda saç dökülmesi tetikleyicileri arasında; demir eksikliği, kansızlık, hormon dengesizlikleri, kronik hastalıklar, saç bakımı yanlışları ve beslenme gibi farklı nedenler sayılabilir. Kadınların saç dökülmesini engellemek için önerilen tedaviler saçlı deriye lokal uygulanan ilaç, vitamin ve diğer tetikleyiciler; ağızdan alınan besin takviye tabletleri ya da saç dökülmesinin ileri boyutlara ulaşması durumunda diğer tedavilerle eş güdümlü yürütülecek bir saç nakli olarak özetlenebilir. İnsan bedeni hayatı boyunca dört aşamadan oluşan saç döngüsünü yaklaşık 20 kez yaşar.

Saç uzaması için bitkisel formül

1 tutam rendelenmiş taze zencefil 125 ml suda kaynatılır. Ilık bir şekilde temiz saç diplerine sürülür. 70 ml jojoba ve 30 ml çörek otu yağı ile masaj uygulaması yapılır.

SARI KANTARON YAĞI İLE SAÇKIRANI ENGELLEYİN

Saçkıran, genelde bozuk para büyüklüğünde alanlarda saç dökülmesine neden olan bir bağışıklık sistemi hastalığıdır. Farklı tipleri vardır. Bilim adamlarının yaptığı saçkıran tanımı şu şekildedir: Bağışıklık sistemi vücudu dışarıdan gelen tehditlere karşı korumak için tasarlanmıştır. Ancak bazı kişilerin bağışıklık sistemi; dışarıdan gelen tehditlerin, hastalıkların dışında vücudun kendisine karşı da saldırıya geçer. Bağışıklık sisteminin bu kendi kalesine karşı yaptığı saldırılardan kaynaklanan hastalıklara otoimmün hastalıklar denir ve saçkıran da bunlardan biridir.

Nedeni tam olarak bilinmiyor

Nedeni tam olarak bilenmeyen saçkıran hastalığı hakkında yapılan araştırmalar; bağışıklık sisteminin zayıflaması, genetik faktörler ve stresin bu hastalıkta etkili olduğunu ifade ediyor. Saçkıran sebebiyle kelleşen bölgede tekrar saç çıktığı biliniyor ancak bu durum, hastalığın tekrarlamayacağı anlamına gelmiyor. Yaşam şartları ve gerekli faktörlerin bir araya gelmesiyle saçkıran tekrar edebilen bir hastalık halini alıyor. Saçkıranın en bilinen etkisi, insan psikolojisi üzerindeki etkisidir. Ağrıya sebep olmadığı gibi bulaşıcı da değildir. Saçkıran ile mücadelede atılması gereken ilk adım, bir uzmana başvurmaktır ancak bitkisel çözümlerden de kaçmamak gerekir. 85 ml sarı kantaron yağı ve 10 damla çay ağacı yağı ile hazırlanan karışım ile ilgili bölgeye hafif masaj yapmak, saçkıran tedavisinde fayda sağlayan kürlerden biridir.

Saç dökülmesinin olası nedenlerinden bahsettiğimiz bir yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

COVID-19

Sigara Kullanımı Gençleri Covid-19’a Karşı Açık Hedef Yapıyor

Tarih:

on

Yapılan bir araştırmada 18-25 yaş arasındaki her üç genç yetişkinden birinin yüksek risk altında olduğu bulundu. Bu sayının sigara içmeyenlerde altıda bire düştüğü görüldü. Yani sigara kullanımı risk altındaki genç yetişkinlerin sayısını ikiye katlıyor.

Daha önce karşılaşmadığımız ve hakkında bilgi sahibi olmadığımız yeni coronavirüs tüm dünyayı etkiledi, milyonlarca kişi enfekte oldu, yüzbinlerce kişi hayatını kaybetti. Herkesi şaşkına uğratan bu virüs hakkında ilk vakalara bakarak yapılan genellemeler ve olasılıklar dışında elimizde bir şey yoktu.

İlk öğrendiğimiz virüsün en çok 65 yaş üzeri kesim için risk oluşturduğu bilgisiydi. Yaşanan ölümlerin ortalama yüzde 75’ini 65 yaş üzerindekiler oluşturuyor. Daha gençlerde belirtiler genellikle daha hafif görülüyor. Yaşa ek olarak kronik rahatsızlıklar da risk durumunu değiştiren faktörlerden. Şiddetli Covid-19 enfeksiyonunda şartların değişmesinde en önemli tek faktör ise sigara veya elektronik sigara gibi solunabilir madde kullanımı.

Sigara kullanan gençler yüksek risk altında

Sigara ve elektronik sigara kullanımının genç yetişkinler üzerindeki Covid-19 riskini değerlendirmek için bir araştırma yapıldı. Journal of Adolescent Health’de yayımlanan çalışmada Amerika’da 18-25 yaş arasındaki her üç genç yetişkinden birinin yüksek risk altında olduğu bulundu. Bu sayının sigara içmeyenlerde altıda bire düştüğü görüldü. Yani sigara ve muadillerinin kullanımı risk altındaki genç yetişkinlerin sayısını ikiye katlıyor.

Bu risk sınıflandırması teoriden ibaret değil. Sigara ve elektronik sigara gibi solunan maddeler akciğer hasarına neden olur. Ayrıca bu tür maddelerin kullanımı bağışıklık sistemini zayıflatarak vücudun enfeksiyonla mücadelede şansını düşürür.

Araştırmalar sigara ve elektronik sigara kullanan ergenlerin ve genç yetişkinlerin akranlarına kıyasla Covid-19’a yakalanma oranlarının 7 kat daha fazla olduğunu ve belirtileri 5 kat daha yoğun yaşadıklarını ortaya koydu. Birden fazla çalışmadan elde edilen verileri kullanan bir analizde ise, Covid-19 ile enfekte kişiler arasında sigara kullanan veya geçmişte kullanmış olanlarda hastalığın ilerlemesi olasılığının iki kat daha fazla olduğu bulundu.

Sigara içmek viral partikülleri daha uzağa taşır

Ergenlik ve genç yetişkinlik dönemlerinde gelişen beyinler nörolojik ödüller arar ve bu da risk alma ile sonuçlanır. Çoğu genç yetişkin için bu risk madde kullanımı olarak ortaya çıkar. Bu yaşlarda madde kullanımından kaynaklı fiziksel zararlara tolerans göstermek gözle görülür bir etkisi olmadığı için daha kolay. En azından Covid-19 salgınından önce durumun bu olduğu varsayılıyordu.

Diğer risk faktörlerinin aksine tütün ve mamullerini kullanmak doğal olarak solunum yolu virüsü bulaşma riskini artırır. Sigara ve elektronik sigara gibi maddeler zorla nefes vermeyi içerir. Bu da viral partikülleri taşıyan damlacıkların normal nefes vermeye göre daha uzağa gitmesine neden olur.

Sigara kullanımının maske takmakla uyumsuz olduğunu söylemeye gerek yok. Bu durum da gençlerin bir araya geldiği yerlerde yüksek risk oluşturuyor.

Gençler de güvende değil

Diğer yandan gençler özellikle sağlık söz konusu olduğunda aşırı özgüvenli olabiliyor. Genel olarak sağlıklı ve zinde olmalarının yanında bir durumu kontrol etme yeteneklerini abartarak kendilerini yenilmez olarak görme eğiliminde olurlar. Mesela istedikleri zaman sigarayı bırakabileceklerini düşünürler.

Yetişkinliğe geçişte biraz fazla özgüven faydalı olsa da pandemi sırasında büyük sorunlara yol açabilir. Gençlerin Covid-19’a karşı güvende olduklarını düşünmeleri gibi.

Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin bir raporuna göre, enfekte olan 20-44 yaş aralığındaki her beş kişiden biri hastaneye kaldırılıyor ve yaklaşık yüzde 4’ü yoğun bakıma alınıyor.

Sigara ve elektronik sigara gibi madde kullanımını bırakmaları için özellikle ebeveynlerin gençlere destek olması önemli. Nikotin kullanım bozukluğu için etkili tedaviler mevcut. Doktorların yazacağı yoksunluk belirtilerini hafifletmeye ve nikotin isteğini önlemeye yardımcı olan ilaçlar kullanılabilir ve süreç boyunca psikolojik destek alınabilir.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

COVID-19

Covid-19’un Neden Olduğu Kalp Problemleri Sporcuları Tehdit Ediyor

Tarih:

on

Covid-19 ile enfekte olan bazı kişilerde hiçbir belirti görülmüyor, bazılarında ise hafif ve orta şiddetli belirtiler ortaya çıkıyor. Ancak bu virüsün vücuda zarar vermediği anlamına gelmiyor. Miyokardit, yani kalp duvarının orta tabakasının iltihaplaması riski enfekte olan kişilerde görülebiliyor ve bu kalbi zayıflatarak kalp yetmezliğine, anormal kalp atışına ve hatta ani ölüme neden olabiliyor.

Covid-19 ile enfekte iken spor yapmanın hastalığı kötüleştirebileceğine dair bazı kanıtların ortaya çıktığını daha önce yazmıştım. Bu yazımda da tam olarak nasıl sonuçlar ortaya çıkabileceğini anlatmaya çalışacağım. Sanırım ilk kez spor yapmanın zararları olarak bir konu ele alıyorum. Tabi ki bu sadece Covid-19 için geçerli.

Sağlıklı, güçlü ve formda olmak, akut solunum sıkıntısı sendromu gibi ciddi Covid-19 semptomlarından korunmak için spor büyük öneme sahip ancak hastalığın daha sinsi etkilerine karşı spor yapmanın pek de yardımcı olmayacağını görüyoruz.

Covid-19’dan iyileşenlerde kalp sorunları ortaya çıkabiliyor

Covid-19 ile enfekte olan bazı kişilerde hiçbir belirti görülmüyor, bazılarında ise hafif ve orta şiddetli belirtiler ortaya çıkıyor. Ancak bu virüsün vücuda zarar vermediği anlamına gelmiyor. Miyokardit, yani kalp duvarının orta tabakasının iltihaplaması riski enfekte olan kişilerde görülebilen bir durum ve bu risk hastalığı hafif olanlar hatta enfekte olduğunu bilmeyen asemptomatikler için de geçerli. Miyokardit, kalbi zayıflatarak kalp yetmezliğine, anormal kalp atışına ve hatta ani ölüme neden olabiliyor.

Jama Cardiology dergisinde yayımlanan bir çalışma virüsün kalp üzerindeki etkilerini ortaya koydu. Araştırmacılar Covid-19’dan iyileşen 100 yetişkin üzerinde kardiyak MR görüntülemesi yaptı. Araştırmaya katılanların yaklaşık yarısı hastalıkları sırasında hafif ila orta dereceli belirtilere sahipti. Yüzde 18’i ise hiç belirti göstermedi. Katılımcıların yüzde 67’si Covid-19’u evde atlatırken, yüzde 33’ünün ise hastaneye yatması gerekti.

MR görüntülemesi, katılımcıların pozitif tanı almalarından iki ila üç ay sonra yapıldı. Hastalıkları sırasında yeni coronavirüs ile ilgili kalp sorunları yaşamayan katılımcıların yüzde 78’inin kalplerinde yapısal değişiklikler ve yüzde 60’ında miyokardit görüldü. Yüzde 71’inde ise yüksek hassasiyetli tropinin T (genellikle kalp krizi ve çeşitli sağlık sorunları nedeniyle kan dolaşımına salınan protein) bulundu.

Miyokardit daha çok sporcuları tehdit ediyor

Uzmanlara göre, özellikle sporcular miyokardit için risk altında olabilir. Çünkü virüs vücutta aktif haldeyken yoğun aktivite virüsün daha hızlı çoğalmasına neden olabiliyor. Hiçbir belirti olmasa da bu durum geçerli.

Egzersiz sırasında kalp debisi artar. Eğer vücutta virüs varsa bu teoride kalp kasında viral replikasyonu, yani virüsün burada çoğalmasını arttırabilir. Burada oluşan yüksek virüs yükü miyokardit, aritmi ve kalp yetmezliği gibi kardiyak hasar riskini arttırabilecek sonuçlara neden olabilir.

Kendinizde olası bir Covid-19 belirtisi görürseniz hemen sporu bırakın ve vakit kaybetmeden doktora başvurun. Zira oldukça sağlıklı kişilerde bile ölümcül sonuçlar ortaya çıkabiliyor.

New York’ta 30’lu yaşların başındaki bir kadın atlet bu duruma örnek. Yorgunluk ve halsizlik şikâyetiyle hastaneye başvurdu ve Covid-19 tanısı aldı. Genç kadın kendini daha iyi hissetmek için koşuya çıktı ve kalp krizinden öldü. Sağlıklıydı ve bilinen bir kalp hastalığı geçmişi yoktu.

Aktif kişilerde kan pıhtılaşması daha sık görülebiliyor

Miyokardit kadar korkutucu bir diğer tehlike, derin ven trombozu gibi kanın pıhtılaşması durumu. Uzun bir araba yolculuğu gibi hareketsiz uzun süre oturulduğunda, düşük kalp hızı nedeniyle kan üst bacaklarda (baldırlarda) birikebilir. Bu da derin ven trombozuna neden olabilir.

Aşırı egzersiz iltihabı arttırır ve başka risk faktörleri olmasa da pıhtılaşmayı etkiler. Bu nedenle maraton gibi yoğun fiziksel aktivite gerektiren yarışlara katılanlarda, sonrasında birkaç saat araba yolculuğu yaptığında daha yüksek oranda kan pıhtılaşması görülebiliyor. Susuzluk ve yaralanmalar da kan pıhtılaşması riskini arttırır.

Özellikle aktif olarak yoğun spor yapanlar Covid-19 ile ilgili olabilecek hiçbir belirtiyi görmezden gelmemeli. Baldır ağrısı, şişlik veya bu bölgedeki hassasiyet tehlike habercisi olabilir.

Coronavirüs ile enfekteyseniz düşük tempolu kolay yürüme gibi bir egzersiz ile veya uzun süre hareketsiz oturmaktan kaçınarak pıhtılaşmaya karşı önlem alabilirsiniz. Öte yandan pozitif tanı aldıysanız, belirtileriniz varsa geçtikten sonra, belirtileriniz yoksa teşhis konduktan sonra en az iki hafta yoğun egzersiz ve spor yapmayın.

Kişiler Covid-19’a karşı iki aşamalı bir tepkiye sahip olabiliyor. Semptomlar geliştikten birkaç gün sonra azalabiliyor ve kişi iyileştiğini düşünebiliyor. Ancak sonrasında semptomlar yeniden ortaya çıkabiliyor ve durumu kötüleştiren de bu ikinci atak. Spora en az iki hafta ara vermek de zaten kötü olan durumu daha da kötüleştirmemek adına önemli. Spora devam etmek için kalbinizin virüsten etkilenip etkilenmediğini kontrol ettirmenizde fayda var.

Covid-19’u atlattıktan sonra güvenle spora devam etmek için;

-Spora adım adım, aşamalı olarak dönüş yapın

-İlk üç ila altı ayı doktor kontrolünde geçirin

-Aktivitelerinizi doktorunuza danışarak düzenleyin

-Spora geri döndüğünüzde ilk hafta normalin yarısı kadar spor yapın

-İlerleyen haftalarda her şey yolunda giderse yoğunluğu kademeli olarak arttırın

-Virüse karşı güvenlik önerilerine uymaya devam edin.

 

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

COVID-19

Covid-19 Tedavisi Hakkında Bilmeniz Gerekenler

Tarih:

on

Covid-19 yayılmaya ve vakalar artmaya devam ettikçe doktorlar bazı tedavilerin diğerlerinden daha çok işe yaradığını keşfetti. Covid-19 tedavisi için uygulanan yöntem mükemmel olmasa da işe yarıyor. Ancak altını çizerek belirtmek istiyorum Covid-19 kesinlikle yakalanmak istemeyeceğiniz türden bir hastalık.

Coronavirüs Türkiye’ye ilk sıçradığında aslında şanslıydık diyebilirim. İlk vakanın virüsün ortaya çıkışından yaklaşık üç ay sonrasına denk gelmesi bize zaman kazandırdı. Bu süre içinde salgına hazırlandık, tedavi denemelerini gözlemledik.

Amerika’da bile ilk vakalar ortaya çıkmaya başladığında doktorlar nasıl müdahale edeceklerini, nasıl bir tedavi uygulayacaklarını bilmiyorlardı. Bu yeni ortaya çıkan, hakkında hiçbir şey bilinmeyen virüs sadece Amerika’yı değil tüm dünyayı hazırlıksız yakaladı aslında. Ancak salgından ilk etkilenen ülkelerde deneme yanılma usulü tedaviler nedeniyle ağır kayıplar yaşandı.

Salgın Türkiye’ye ulaştığında artık en olası tedavi yöntemi uygulanmaya, bu virüsü etkisiz kılabilecek eldeki en olası ilaçlar kullanılmaya başlanmıştı. Artık her ilde coronavirüs vakaları görülüyor. Covid-19’un kesin bir tedavisi bulunamamış olsa da doktorlar, neden olduğu belirtileri nasıl tedavi edebileceklerini artık biliyor.

Hastalığın şiddetine göre tedavi uygulanıyor

Coronavirüs karşısında uygulanan tedavi yöntemi mükemmel olmasa da işe yarıyor. Ancak altını çizerek belirtmek istiyorum Covid-19 kesinlikle yakalanmak istemeyeceğiniz türden bir hastalık.

Covid-19 yayılmaya ve vakalar artmaya devam ettikçe doktorlar bazı tedavilerin diğerlerinden daha çok işe yaradığını keşfetti. Tabi bilinmesi gereken, hastalık herkeste aynı şiddette seyretmiyor ve Covid-19 tedavisi bu doğrultuda değişebiliyor.

Hafif durumlarda hastalar genellikle evde iyileşebiliyor. Ateş, yorgunluk, kas ağrıları ve öksürük görülse de pek çok Covid-19 vakası hafif kabul ediliyor. Covid-19’u hafif geçiriyor olsanız bile başka birine virüsü yayabilirsiniz. Bu nedenle evde kalmalı, mümkünse hane halkından bile kendinizi soyutlamalısınız. Vücut bu yabancı patojenle uğraşırken bol bol dinlenin. Ağır egzersizlerden yapmayın ve bol sıvı tüketmeye çalışın. Belirtileriniz birkaç hafta içinde geçmez ya da daha kötüye giderse bir sağlık kuruluşuna başvurun.

Orta şiddetli durumlarda doktor muayenesinden geçmeniz gerekir. Hafif olarak kabul edilen belirtilerin ilerlemesi ve nefes darlığı gibi yeni belirtilerin ortaya çıkması durumunuzu hafiften orta şiddetliye çıkarır. Semptomlarınıza ve akciğer fonksiyonlarınızın durumuna bağlı olarak hastaneye yatırılabilir ya da eve gönderilebilirsiniz.

Şiddetli ve kritik durumlarda hastalar hastaneye yatırılarak gözetim altında tutulur. Bu durumdaki hastaların birçoğu kendi kendine nefes alamadıkları için solunum cihazına bağlanır. Oksijeni akciğerlere eşit olarak dağıtmak için de hastayı yüzüstü bir şekilde yatırmak gerekir.

Belirtilerin şiddetine göre iyileşme de farklılık gösteriyor. Genel olarak iyileşme sürecini sakin geçirmeye çalışın; bol su içerek ve dinlenerek. Belirtileriniz hafif seyrediyorsa kısa sürede normal hissetmeye başlamanız gerekir. Ancak unutmayın ki Covid-19 kalıcı semptomlara neden olabiliyor. Yorgunluk, nefes darlığı, eklem ağrıları, göğüs ağrısı ve öksürük gibi belirtiler, virüs vücudunuzu tamamen terk ettikten sonra da devam edebiliyor. Üstelik hastalığın asemptomatik veya şiddetli geçirilmiş olması fark etmiyor. Ayrıca iyileşme sonrası belirtilerin ne kadar sürebileceği şu an için büyük bir bilinmez.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar