Connect with us

Beslenme

Reflünün Nedenleri

Tarih:

on

reflünün nedenleri

Halk arasında mide yanması olarak bilinen reflünün nedenleri arasında kötü beslenme bulunuyor. Çikolata, turunçgiller, alkol, sigara, domates ve sakızdan uzak durun. Ayrıca geç saatlerde abur cubur yemeyin.

Reflü ile yaşamak, son derece zor ve yorucudur. Halk arasında mide yanması olarak bilinen reflünün dikkat edilmesi gereken farklı belirtileri vardır. Bu belirtiler arasında; boğaz yanması, ses kısıklığı, boğulma ya da baskı hissi ile uyanma, ağızda asit tadı, yutmada problem yaşama ve kronik öksürük sayılabilir. Basit tetkiklerle teşhis edilebilen reflünün sebepleri arasında kötü beslenme ilk sırada yer alıyor. Yapılan araştırmalar, tüm dünya genelinde reflü ile yaşayanların sayısında ciddi artış olduğuna dikkat çekiyor. Bilim adamları, işlenmiş gıdalardaki kimyasalların, mide kaslarını etkileyerek reflüye sebep olabileceğini söylüyor. Ayrıca beslenmede yapılan hatalar, reflü şikayetlerini ciddi oranda artırıyor. Konuyla ilgili yapılan araştırmalar; kafein, çikolata, alkol, gazlı içecekler ve meyve sularının reflü şikayetini artıran gıda maddeleri listesinde ilk sıralarda yer aldığını gösteriyor.

BUNAMA OLABİLİR

Reflü tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar kişiyi rahatlatıyor ancak çok sık kullanılmaları, farklı tehlikeleri de beraberinde getiriyor. Reflü tedavisinde kullanılan ilaçların etkilerini araştıran bilim adamları; uzun vadede B12 Vitamini eksikliğine, hatta nörolojik problemlere ve bunamaya sebep olabildiklerini ortaya çıkardı. Göğüste yanma, ağıza acı-ekşi su gelmesi gibi belirtilerle kendini gösteren reflüye; kış aylarında TV karşısında fazla zaman geçirilmesi ve dolayısıyla fazla abur cubur tüketilmesi nedeniyle sık rastlanıyor. Uzmanlar, ne yediğinizden çok ne zaman yediğinizin önemli olduğunu düşünüyor. Yemeğinizi, yatmadan en az iki-üç saat önce yemeye çalışın. Günün her saati sakız çiğnemekten kaçının. Çünkü sakız çiğnerken farkında olmadan hava yutarsınız ve bu durum, reflü şikayetinizin artmasına sebep olur. Sigarada bulunan nikotin, yutma borusunun alt ucunu gevşetip mide asidini artırır ve reflü şikayetinizin artmasına sebep olur. Birçoğumuz, akşam yemeğinden sonra yağlı ve şekerli atıştırmalıklar yemeyi severiz. Ancak bunlar, reflü hastalarının kesinlikle vazgeçmeleri gereken gıdalar arasında yer alır. Yapılan araştırmalar, meyve sularının genel olarak mide problemlerine sebep olduğunu gösteriyor. Çağımızın -bence- en büyük sağlık problemlerinden biri olan fazla kilolar da reflüye sebep oluyor.

YAŞAM TARZINIZI DEĞİŞTİRMELİSİNİZ

Reflüyü tedavi etmek için beslenme şeklinizi yeniden düzenlemelisiniz. Ayrıca şunlara dikkat etmelisiniz:

  • Yaşam tarzı değişiklikleri, beslenme şeklindeki değişiklikler ve ilaçlara bağlı olarak reflü tedavisi çoğunlukla değişkenlik gösterir.
  • Öğünlerinizin zamanını ve içeriğini ayarlamak, reflüyü tedavi etmede yardımcı olabilir. Örneğin, öğünlerinizi yatmadan en az üçdört saat önce yemek ve uyku öncesi atıştırmalıklardan kaçınmak, özofagusta oluşabilecek mide asidi miktarının azalmasına neden olabilir.
  • Yatağınızın başını 15 santime kadar yükseltmek de, yer çekimi sayesinde mide asidinin özofagusa çıkmasına engel olarak reflü belirtilerinin azalmasına yardımcı olabilir.
  • Mide asidi ve reflü belirtilerini artıran yiyeceklerden uzak durmalısınız.
  • Beslenmenizle ilgili değişikliklerin yanı sıra, reflü tedavisinde işe yarayabilecek diğer yaşam tarzı değişiklikleri de vardır. Sigara içmek, özofagustaki kasların elastikiyetini azalttığından ve mide asidinin özofagusa yükselmesini kolaylaştırdığından reflü semptomlarını daha da kötüleştirebilir.
  • Sağlıklı bir kiloya sahip olmak da çok önemlidir. Çünkü karındaki yağların artması, karın içi basıncını ve mide asidinin özofagusa geriye akışını artırır.

BU ÇAYLARLA RAHATLAYIN

Karaağaç çayı: Reflü tedavisinde sık sık önerilen karaağaç çayı, mideyi yatıştırıp mide zarı ile yemek borusu üzerinde ince bir tabaka oluşturarak reflüye bağlı belirtileri hafifletir. Karaağaç çayını hazırlamak için; iki bardak sıcak suya, iki yemek kaşığı karaağaç kabuğu tozu döküp yoğun kıvama gelinceye kadar karıştırın. İki-üç dakika demlenmesi yeterli olacaktır. Bu çayı yemeklerden sonra günde üç kez içebilirsiniz. Hatmi kökü de aynı karaağaç çayında olduğu gibi yemek borusunda koruyucu bir katman yaratarak mide asitlerinin yakıcı etkisine karşı korur. Hatmi kökü çayını, bir büyük su bardağında üç-dört tatlı kaşığı kurutulmuş yaprak atarak hazırlayabilirsiniz.
Papatya çayı: İshal, gaz, şişkinlik ve mide bulantısı gibi sindirim sistemi sorunlarına karşı kullanılan papatya çayı; reflü belirtilerini hafifletmek ve mideyi rahatlatmak için de kullanılabilir. Papatya çayının hazırlanması, kullanımı ve yan etkileri hakkında detaylı bilgileri papatya çayının faydaları yazımızda bulabilirsiniz. Bu çayları tek tek kullanabileceğiniz gibi mideyi rahatlattığı bilinen rezene gibi diğer bitkilerle de karıştırabilirsiniz.

HASTALIĞI TETİKLEYEN YİYECEKLER

Yediklerimiz, reflüyü üç şekilde tetikleyebilir: Midedeki asit miktarını artırabilir, özofagustaki kasların elastikiyetini azaltarak asidin geri kaçmasını kolaylaştırabilir veya midenin boşaltma sürecini yavaşlatarak midede asit birikmesine yol açabilir. Herkesin bünyesi farklıdır ve herkes yediği yiyeceklere birbirinden farklı tepkiler gösterir. Hangi yiyeceklerin reflünüzü tetiklediğini belirlemenin en iyi yolu, yediklerinizi yazdığınız bir günlük tutmak ve belirli yiyecekleri semptomlarınızla bağdaştırmaktır. Reflüye neden olan yiyecekleri şöyle sıralayabiliriz:

  • Baharatlı yiyecekler (acılı sos ve biberler gibi)
  • Kızartmalar
  • Yağlı yiyecekler
  • Kafein (çay, kahve ve gazlı içeceklerde bulunur)
  • Domates ve domatesten yapılan yiyecekler
  • Turunçgiller ve turunçgillerden elde edilen meyve suları
  • Çikolata
  • Nane
  • Sarımsak ve soğan
  • Alkol (özellikle şarap)

Reflünün belirtilerinden bahsettiğimiz yazımızı okumak için buraya tıklayınız.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Beslenme

Hayatın Ritmi 88. Bölüm – Covid-19 Savunma Planı – Egzersiz Reçetesi – Kemik Erimesi

Tarih:

on

← ÖNCEKİ BÖLÜM                                                                       SONRAKİ BÖLÜM →

Covid-19 savunma planında bu bölümde sıra egzersiz reçetesinde. Bu egzersizleri evde kolaylıkla yapabilirsiniz. Ayrıca kemik erimesi hakkında merak ettiklerinizi de bu bölümde bulacaksınız.

Covid-19 savunma planının 3. günü…

Vücudumuzu koruyacak, evde yapabileceğimiz egzersizler neler? Hangi egzersiz akciğerlerimize faydalı? Dr. Halit Yerebakan Covid-19 savunma planına uygun basit ve sağlıklı hareketleri gösteriyor.  

Herkesi ilgilendiren teşhisi zor hastalık, kemik erimesi… İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Küçükardalı, kemik erimesinin neden olabileceği hastalıkları açıklıyor.

Menopoz ve kemik erimesi arasındaki bağlantı ne? İç Hastalıkları ve Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Hasan Aydın kemik erimesinin bilinmeyenlerini anlatıyor. 

Uzman Diyetisyen Yekbu Köseoğlu‘ndan K vitamini zengini vitaminler listesi… 

Fizyoterapi Uzmanı Canan Akar, kemik yoğunluğunu arttıran evde yapılabilecek basit egzersizleri gösteriyor.

Hepsi ve daha fazlası ‘Dr. Halit Yerebakan ile Hayatın Ritmi’nde…

Dr. Halit Yerebakan ile Hayatın Ritmi” programının tüm bölümleri ve diğer içerikleri için youtube sayfamızı da takip edebilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bağışıklık

Bağışıklığı Korumak İçin Dengeli Beslenme Şart

Tarih:

on

Tüketilen  besinler bağışıklık sistemi üzerinde büyük bir etkiye sahip. Tek bir besin grubunun bağışıklık sistemini güçlendirmesi olası değil.

İnsan vücudu her gün milyonlarca mikroorganizmaya maruz kalır. Bu mikroorganizmaların kötü etkilerinden bağışıklık sistemimiz sayesinde korunuruz. İşlevini iyi bir şekilde yerine getiren bağışıklık sistemi, sağlığımızı sürdürmemiz açısından oldukça önemli. Peki, bağışıklık sistemimizi nasıl daha güçlü kılabiliriz?

Tükettiğimiz besinler bağışıklık sistemimiz üzerinde büyük bir etkiye sahip. Tek bir besin grubunun bağışıklık sistemimizi güçlendirmesi olası değil. Diyet, temelde tüm besin gruplarından yeterli ve dengeli bir biçimde oluşmalı. Yeterli miktarda vitamin ve mineral tüketimi, bağışıklık sistemini kuvvetlendirmenin kilit noktası dersek yanlış olmaz.

Vitaminler bağışıklığı destekliyor

Bağışıklık hücrelerinin büyümesi ve gelişmesine önemli ölçüde katkı sağlayan vitamin ve minerallerin başında, C vitamini, A vitamini, D vitamini, E vitamini, bakır, çinko, selenyum, folik asit ve demir gelir. Ayrıca kaliteli protein (amino asit glutamin dahil) bağışıklık için oldukça önemli.

Bu besinler bağışıklık sistemine; antioksidan görevi yapıp sağlıklı hücreleri koruyarak, bağışıklık hücrelerinin büyümesini ve aktivitesini destekleyip antikor üreterek yardımcı olur.

Meyve, sebze, kepekli tahıllar, baklagiller ve liften zengin diyetlerin, faydalı mikropların büyümesini ve korunmasını desteklediği biliniyor. Protein vücudun bağışıklık sisteminde iyileşme ve yenilenme açısından önemli rol oynar. Biyolojik değeri yüksek proteine, özellikle, süt, süt ürünleri, yumurta, deniz ürünleri, yağsız et, kümes hayvanları, fasulye, bezelye, soya ürünleri, tuzsuz fındık ve yağlı tohumlar gibi çeşitli protein kaynaklarına diyetimizde yer vererek bağışıklık sistemimizi destekleyebiliriz.

A vitamini

Ağız, mide, bağırsak ve solunum sistemindeki deri ve dokuları sağlıklı tutarak bağışıklık sistemini düzenlemeye ve enfeksiyonlara karşı korumaya yardımcı olur. Bu vitamini tatlı patates, havuç, brokoli, ıspanak, kırmızı dolmalık biber, kayısı, yumurta gibi gıdalardan veya “A vitamini ile zenginleştirilmiş” etiketli bazı gıdalardan sağlayarak diyetimize ekleyebiliriz.

C vitamini

Antikor oluşumunu uyararak bağışıklık sistemini destekler. Portakal, greyfurt ve mandalina gibi turunçgiller veya kırmızı dolmalık biber, papaya, çilek, kivi, domates suyu gibi yiyecekleri seçerek bu sağlıklı vitamini sıklıkla tüketerek bağışıklık sistemimizi güçlendirebiliriz. Ayrıca, işlenmiş gıdaların ağırlıklı olduğu, besin çeşitliliği bakımından sınırlı, vitamin ve mineral bakımından fakir diyetler, sağlıklı bir bağışıklık sistemini olumsuz yönde etkiler.

Bağırsak sağlığı ve bağışıklık birbiriyle derinlemesine bağlantılıdır. Fermente gıdalar ve probiyotikler, zararlı patojenlerin tanımlanmasına ve hedeflenmesine yardımcı olarak bağışıklık sistemimizi güçlendirir. Probiyotik gıdalar arasında; yoğurt, kefir, lahana turşusu, doğal olarak fermente edilmiş ürünler ve bazı peynir çeşitleri bulunur. Vücut direncini arttırmak adına diyette düzenli tüketilmeleri gerekir.

E vitamini

Antioksidan görevi yaparak bağışıklık fonksiyonunu destekler. Takviyeli tahıllar, ayçiçeği çekirdeği, badem, bitkisel yağlar (ayçiçeği veya aspir yağı gibi), fındık ve fıstık ezmesi ile diyetinize E vitamini ekleyebilirsiniz.

Çinko, bağışıklık sisteminin düzgün çalışmasına ve yaraların iyileşmesine yardımcı olur. Çinko; yağsız et, kümes hayvanları, deniz ürünleri, süt, tam tahıllı ürünler, fasulye, tohumlar ve kuruyemişlerde bulunur.

Omega-3’ün anti-inflamatuar özelliklere sahip olduğu bir süredir bilinirken, yeni araştırmalar bağışıklık sistemi hücrelerinin işleyişini etkileyerek bağışıklık sistemini daha da desteklediğini gösteriyor. Haftada 2-3 gün balık tüketerek omega-3 ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz Ayrıca ceviz, chia tohumu, zeytinyağı, somon, keten tohumu, ve avokado gibi esansiyel yağ asitlerinden zengin sağlıklı yağlar, iltihabı azaltarak vücudunuzun patojenlere karşı bağışıklık tepkisini arttırır ve bağışıklık sistemini güçlendirir.

Yakın dönemde yapılan araştırmalar, rafine şeker ve kırmızı et bakımından zengin diyetlerin, sağlıklı bağırsak mikroorganizmalarında rahatsızlıkları teşvik edebileceğini ve bunun sonucunda bağırsakta kronik iltihaplanmaya sebep olarak bağışıklık sistemini negatif yönde etkileyeceğini gösteriyor. Son olarak rafine ve ilave şeker kullanımı, obezite, tip 2 diyabet ve kalp hastalığına önemli ölçüde katkıda bulunur. Bu kronik hastalıkların tümü bağışıklık sistemini baskılar. Şeker alımını düşürmek, iltihaplanmayı ve bu hastalıklara yakalanma riskini azaltır.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Şok Diyetlerin Zararlarını Biliyor musunuz?

Tarih:

on

Şok diyetlerin vücudunuza verdiği zararları duyunca çok şaşıracaksınız…

Covid-19 pandemi sürecinde uzunca bir süre fiziksel aktiviteden uzak kaldık.

Günlük rutinler değişti. Stres nedeniyle düzensizleşen yeme içme alışkanlıkları da pek çok kişide kilo alma gibi etkilere sebep oldu.

Bu durumla başa çıkmak ve eski formuna geri dönmek isteyenler kilo vermek için şok diyetlere yönelebiliyor. Ancak kilo verme sürecinde, özellikle şok diyet uygulamalarında dikkat edilmesi gereken önemli unsurlar var. Sizler için bir araya getirdik.

Sağlıkla kalın…

 

Sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirici içerik paylaşımı yaptığımız youtube sayfamızı görüntülemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar