Bizimle iletişime geçin

Bilinçli hasta

Parlak bir cildin sırrı yediklerinizde saklı

Avatar

Düzenleyen

on

Parlak bir cildin sırrı yediklerinizde saklı ve genç görünmek herkesin hayali. Bunun için birçok farklı yol var; estetik dokunuşlar, kremler, maskeler ve daha onlarca başvurulabilecek yöntem. Bunların neredeyse tamamı cilde dışarıdan müdahale gerektiriyor. Tabi ki cilt bakımı önemli ama dış görünüşün değişimi içerden başlamalı. Nasıl mı? Tabi ki doğru beslenmeyle.

Cildinizin daha genç, taze ve parlak görünmesi için su çok önemli, gün içinde susamayı beklemeden su tüketmeyi alışkanlık haline getirin. Beslenmenize taze sebze meyveleri ekleyin ve yeterli miktarda tükettiğinizden emin olun. Uykunuzun düzenli ve yeterli olmasına özen gösterin ve tabi ki egzersizi ihmal etmeyin. Zaten bunları yapıyorsunuz, ama yine de bir sonuç elde edemiyor musunuz? O zaman beslenmenize eklediklerinizin yanında bir de beslenmenizden çıkarmanız gerekenlere bakalım. Evet, cilt güzelliğinizin düşmanı bazı yiyecek ve içecekler de var.

Kahve türevleri

Karamel, krema gibi ürünler eklenerek çeşitlendirilen ve çoğu zaman güne başlamak için tercih ettiğiniz kahve çeşitleri maalesef cildinizin düşmanlarından biri. Orta büyüklükteki bu tür bir kahve karışımında 40 ila 85 gram arasında şeker bulunabiliyor. Bu tür kahveleri her gün tüketiyorsanız eğer, bu alışkanlık ‘ileri glikasyon son ürünleri’ne (İGS) neden olabilir. Yani, aşırı şekere maruz kalmanın bir sonucu olarak, gençlikle ilişkilendirilen kolajen ve elastin gibi proteinleri hasara uğratabilir.

Kırmızı et

İGS bazı gıdalarda da bulunuyor. Hayvansal kaynaklı yüksek yağ içeren bazı protein kaynakları zararlı İGS’lerin ana kaynağıdır. Bunlar aşırı şekere tüketimine benzer şekilde enflamasyon ve oksidatif stresi tetikleyebilir. Sığır eti, protein kaynakları arasında en fazla İGS’ye sahip olanı. Bir de kızartarak ya da ızgarada pişirerek tüketiyorsanız fazladan İGS oluşumuna neden oluyorsunuz demektir. Tabi ki kırmızı eti hayatınızdan tamamen çıkarmanız gerekmiyor, pişirme yöntemini değiştirmeniz yeterli. Haşlama veya buharda pişirme gibi yöntemler İGS sayısını önemli ölçüde azaltır.

Hazır çorbalar ve soslar

Hazır çorbalar, soslar ve salata sosları gibi ürünler gizli birer şeker kaynağı. Aslında tatlı değiller ama bu şeker içermediği anlamına gelmiyor. Hatta bu tür gıda bazlı çeşniler bir çikolatadan daha fazla şeker içerebiliyor. Olağan şekerli yiyecekleri hayatınızdan çıkarmış olsanız da, aklınıza bile gelmeyen gıdalardaki şeker oranı azımsanmayacak kadar yüksek. Bu da cilt için çok da tatlı olmayan yan etkilere sahip.
Öyle ki glikozun cilt üzerindeki etkisi 2011 yılında, Leiden Üniversitesi’nin yürüttüğü Uzun Ömür Çalışması ile ölçüldü. Çalışmada diyabetik olmayan denekler arasında daha yüksek oranda glikoz alanların olduklarından daha yaşlı göründükleri ortaya çıktı.

Paketli atıştırmalıklar

Kraker, cips ve bisküvi gibi yiyecekler tüketmek İGS oranını fazlaca arttırır. Trans yağ, yüksek oranda tuz ve şeker içeren işlenmiş gıdaların tüketiminin vücudumuza zarar vermekten başka yaptığı bir şey yok.

Alkol

Vücudumuzun her parçasına olduğu gibi cildimize de zararı büyük. Alkol tüketimi antioksidan ağının koruma verimliliğini azaltır, bu da cildi UV ışığına karşı savunmasız bırakır. Ardından gelen güneş yanığı da cildin hızlı yaşlanmasına neden olur. Hatta melanom ve melanom dışı cilt kanseri riskini arttırabilir.

Tereyağı ve margarin

Kahvaltı sofranıza ya da yemeklerinize tereyağı ve margarin koymadan önce bir kez daha düşünmenizi öneririm. Zira yüksek oranda doymuş yağ alımı cilt kırışıklıklarına neden olabiliyor. Özellikle margarin tarzı yağlar oldukça fazla İGS içeriyor. Ev yapımı olması şartı ile tereyağı tüketebilirsiniz ama minimumda tutmanızda fayda var.

Kızarmış yiyecekler

Lezzetli ve yemesi zevkli. Ama bir de cildinize sorun. Trans yağlar deyim yerindeyse vücudunuzun baş düşmanı. Ticari olarak işlenmiş gıdalar ve kısmen hidrojene edilmiş pişirme yağlarının kullanımı, vücudumuza giren trans yağların baş sorumlusu. Fazla yağda kızartılan yiyeceklerin aşırı tüketimi zamanla cildin kolajen yapısına zarar verir. Ayrıca yapılan araştırmalar aşırı trans yağ alımının, cildi güneşin UV ışınlarına karşı savunmasız bırakabileceğini gösteriyor.

Daha genç görünen bir cilt için beslenmenizin yanında bu alışkanlıklarınızı da değiştirin.

-Yeterince uyumamak
-Sürekli stresli olmak
-Tütün ve türevleri kullanmak
-Günü hareketsiz geçirmek
-Aşırı bronzlaşma

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aile Sağlığı

COVID-19’a Karşı Savunma Bireysel Yapılmalı

Avatar

Düzenleyen

on

Söz konusu COVID-19 gibi ölümcül olabilen bir virüs olduğunda risk değerlendirmesini sadece kendinize göre yapamazsınız. Sizin kararlarınız başkalarını, başkalarının kararları da sizi etkileyebilir.

Evimizden dışarıya çıktığımızda, herhangi bir yüzeye dokunduğumuzda, girdiğimiz her yeni ortamda, insanlarla sohbet ettiğimizde, kısacası nefes aldığımız her an coronavirüse karşı risk altındayız. Bu durum kısa süre içinde bitecek gibi de görünmüyor. Ancak bir şekilde hayat devam etmeli.

Salgının başlarında uygulanan sıkı önlemler gevşetildi ve coronavirüs ile mücadelede bireysel korunma ön plana çıktı. İnsanlar kendi kararlarını vermek durumunda kaldıkça yeni sorular da ortaya çıkıyor:

-Otobüs ya da uçak yolculuğu yapmak ne kadar güvenli? Tatile gidilebilir mi?

-Akraba/arkadaş ziyaretleri yapılabilir mi? Ne sıklıkla insanlarla bir araya gelinebilir?

-Alışveriş merkezi, kafe ve restoranlara gidilebilir mi?

Virüsün bulaş şekli ve korunma yöntemleri sık sık birçok mecrada paylaşıldı ve paylaşılmaya da devam ediyor. Tüm bu yöntemler korunmaya yardımcı olsa da bireysel olarak alacağınız bazı kararlarda ne yapmanız gerektiğine dair cevaplar içermez. Yani riski kendi başınıza hesaplamalı ve değerlendirmelisiniz.

“Birine sarılabilir misiniz?”

İzolasyon ve eve kapanma sürecinde insanları en zorlayan faktörlerden biri de fiziksel temas yoksunluğu oldu. Çünkü biz sosyal varlıklarız ve asosyal bir hayat ruh sağlığımızı olumsuz etkiler. Kısıtlamalar genişledi ama fiziksel temasa ilişkin kesin cevaplar yok. Uzmanlar şu aşamada sarılmaya karşı değil ama önermiyorlar da. Sarılmak virüse kesin yakalanılacağı anlamına gelmiyor. Burada da bireysel risk değerlendirilmesi yapılmalı.

-Ne kadar fazla kişiyle sarılacaksanız risk de o kadar yüksek olur.

-Virüs yoğunluğu açık alanda daha düşük olacağından sevdiklerinize açık alanda sarılın.

-Sarılmanın ardından yakın kalıp konuşmak yerine güvenli mesafeyi araya koyun. Maske kullanıyor olsanız bile yüzde yüz koruma sağlamadığını unutmayın.

 

Alacağınız riski değerlendirin

Söz konusu COVID-19 olduğunda risk değerlendirmesini sadece kendinize göre yapamazsınız. Ölümcül olabilen bir virüse yakalanmak ve bunu yayabilecek olmak sadece sizin sağlığınızı değil çevrenizdeki herkesin sağlığını ilgilendiren bir durum. Sizin kararlarınız başkalarını, başkalarının kararları da sizi etkileyebilir.

Bireysel olarak günlük hayatınızda uygulayabileceğiniz bazı kısıtlamalar, alacağınız riski değerlendirme konusunda size yardımcı olabilir. Öncelikle ciddi bir COVID-19 enfeksiyonuna karşı risk grubunuzu belirleyin. Aynı değerlendirmeyi iletişim kuracağınız kişiler için de yapın. Yaşadığınız yerde virüs yayılımının yaygın olup olmadığını ve virüsün etkinliğini öğrenin. Bunların yanında kişisel risk toleransınızı doğru belirleyin. Kendiniz için kişiliğinize uygun kısıtlamalar koyun. Çok dışa dönük biriyseniz çok katı kurallar yerine daha makul çizgiler belirlemek sizin için daha uygun olabilir. Riskinizi mümkün olduğunca yayın. Yani bugün alışverişe gidiyorsanız, dışarıda yemek yemeyi başka bir güne bırakın.

COVID-19’a karşı kesin bir tedavi ya da aşı geliştirilene kadar, her gün kendimizi savunmaya devam etmek zorunda kalacağız. Bireysel olarak risk yönetimini öğrenmemiz gerekli. Bu durum aylarca belki de yıllarca sürebilir. Bu nedenle uzmanların önerilerine ve virüsle ilgili yeni bilgilere kulak verin.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Restoranlarda nelere dikkat edilmeli?

Avatar

Düzenleyen

on

Covid-19 sürecinde restoranlarda yemek yerken nelere dikkat etmeliyiz?

Yeni normal sürecinde restorana gitmeyi düşünüyorsanız, bu 10 ipucunu aklınızdan çıkarmayın.

Sağlıkla kalın…

 

“Açık Alanlarda Dikkat Edin” konulu yazıya ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirici içerik paylaşımı yaptığımız youtube sayfamızı görüntülemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Coronavirüs Hala Etkili

Avatar

Düzenleyen

on

Havaların giderek ısınması alınması gereken önlemler bakımından zorlayıcı olabiliyor. Ancak asıl zorlayıcı olan ölüm oranlarının yeniden yüzde 50’lerin üzerine çıkması ve bir sevdiğimizi kaybederek bu durumun rakamlardan ibaret olmadığının tanığı olmak olur.

Normalleşme sürecine başladığımız Haziran ayının ilk gününden itibaren vaka sayıları yükselmeye başlamıştı. İlk günlerde görülen bu hızlı yükseliş yavaş da olsa yön değiştirmeye başladı. Seyahat kısıtlamasının kalması bazı illerdeki vaka sayılarını yükseltse de ülke genelinde özellikle son bir haftadır düşüş görülebiliyor.

Elbette tablonun dalgalanması normalleşme sürecinin başında, insanların bir anda sokaklara dökülmesi, ardından uyarıların sıklaşması ve vakaların artmaya başlamasıyla önlemlere geri dönülmesi olarak yorumlanabilir. Maske kullanımının önemine yönelik ısrarlı uyarılar ve kullanmayanlara cezai yaptırımlar uygulanacak olması (maalesef buna gerek duyulması) bugün sonuçlarını göstermeye başladı.

Tedavide başarılıyız

Geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın da açıkladığı gibi salgının başlarında entübe edilen hastaların yüzde 67’si, yoğun bakım hastalarının ise yüzde 53’ü vefat ediyordu. Covid-19 ile verdiğimiz mücadelede geldiğimiz noktanın başarısı rakamlarla ortaya çıkıyor. Bugün entübe edilen hastaların yüzde 4’ü, yoğun bakım hastalarının ise yüzde 2’si vefat ediyor. Yine Sayın Koca vefat sayılarının düşme nedeni olarak tedavideki başarıya dikkat çekti. Çünkü virüs etkisini kaybetmiş değil.

Mart ayı başında virüs ile henüz karşılaşmamıştık ve gereken önlemleri alarak hayatımıza devam etmiyorduk. Bugün yine aynı şekilde yaşamaya kalkarsak buna en çok coronavirüsün sevineceği kesin. Havaların giderek ısınması alınması gereken önlemler bakımından zorlayıcı olabiliyor elbette. Ancak asıl zorlayıcı olan ölüm oranlarının yeniden yüzde 50’lerin üzerine çıkması ve bir sevdiğimizi kaybederek bu durumun sadece rakamlardan ibaret olmadığını görmek olur.

Tat ve koku kaybı kalıcı olabilir

Coronavirüsün neden olduğu tat ve koku kaybı hızlıca düzelebilir ya da hiç geri gelmeyebilir.

İngiliz tahtının varisi Prens Charles Nisan ayı başında COVID-19’a yakalandığını duyurmuştu. Prens Charles virüs atlattı ancak üzerinden haftalar geçmesine rağmen hala yan etkileri ile uğraşıyor. Virüse maruz kaldığında tat ve koku duyularını kaybeden 70 yaşındaki Charles, tat ve koku duyularının geri gelmemesinden mustarip.

Bir şekilde COVID-19 ile enfekte olarak koku ve tat duyusunu kaybetmiş olanlar coronavirüsten arındıklarında koku ve tat duyuları geri geliyor mu?

Aslında bu sorunun bir cevabı yok. Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme merkezi tat ve koku kaybını belirti olarak listeliyor ancak kalıcılığı hakkında bilinmezlik hâkim. Bu güne kadar elde edilen verilere göre hastaların yüzde 27’si virüsten kurtulduktan sonra 7-10 gün içinde iyileşebiliyorken bazıları uzun süreler tat ve koku kaybıyla mücadele etmek zorunda kalıyor. Kayıtlar arasında duyularını kısmi olarak geri kazananlar ve hiç iyileşemeyenler de var.

Tat ve koku duyusunu geri kazanmak için yapılabilecek bir şey var mı?

Bu duyuları geri kazanmak için kullanılabilecek bir ilaç maalesef ki yok. Ancak uzmanlara göre koku eğitimi sürece olumlu etki sağlayabilir. Koku eğitimi güçlü kokulara maruz kalarak koku duyusunu geri getirmeyi hedefler.

Limon, okaliptüs, karanfil ve gül gibi güçlü kokular aralarında dinlenerek yaklaşık 10 saniye boyunca koklanır ve nasıl koktuğu hatırlanmaya çalışılır. Bu eğitimin kısa sürede sonuç vermesini beklemeyin. Aylarca denemeniz gerebilir. Günde en az iki kez uygulanmalı ve birkaç ay sonra kokular değiştirilmeli. Bir sonuca ulaşmak kişiden kişiye farklılık gösterebilir.

Bu egzersizlerin COVID-19 geçirmiş kişiler üzerinde işe yaradığına dair kesin bir kanıt yoktur.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar