Connect with us

Bilinçli hasta

Mutlu Olmanın Sırları

Tarih:

on

Mutlu olmanın sırları

Yapılan araştırmalar, insanların ‘haline şükretmeye’ odaklandıklarında, daha mutlu olduklarını gösterdi. Şükretmek, hayattan şikayet etmeyi de azaltıyor.

Geçtiğimiz günlerde kutlanan, ilk olarak 2012 yılında BM tarafından kabul edilen ‘Dünya Mutluluk Günü’nü geride bıraktık. Peki, mutlu olmak mümkün mü? Mutlu olmanın sırları nelerdir? Sosyal medya bizi mutlu etmeye yeter mi? Ya da tam tersi; mutluluğumuzu elimizden mi alır? Gerçek sevgiyi bulmak gibi, gerçekten mutlu olabilmek de çoğu zaman zor olabilir. Öncelikle mutluluğun her insana göre değişen bir tanım olduğunu bilmek gerekir. Yani sizin için mutluluk verici bir olay, bir başkası için pek de bir anlam ifade etmeyebilir. Peki mutlu olmak için neler yapmalıyız? Araştırmalara göre; mutluluk için çabalamak, tam aksi yönde bir etki sağlayarak mutsuzluğa neden olabilir. Bizleri gerçekten neler mutlu eder? Mutluluğun nedeni diye bildiklerimiz, aslında mutsuz olmamıza mı neden oluyor? Bu haftaki yazımda tüm bu soruların cevaplarını bulabilirsiniz.

FAZLA SEÇENEK MUTLU ETMİYOR

Çoğu zaman iyi ya da kötü olması fark etmeden elimizde fazla seçenek olmasının bizi daha fazla mutlu edeceğini düşünürüz. Ancak araştırmalar gösteriyor ki; daha fazla seçenek aslında bizi mutlu etmiyor, aksine kararsız kalmamızı sağlayarak daha fazla strese girip mutsuz olmamıza neden olabiliyor. Örneğin, internetten bir alışveriş esnasında fazla seçenek arasında kaldınız. Bu durum tercihte zorlanmanıza ve karar vermede güçlük çekmenizi sağlar. Ayrıca daha fazla seçenek arasında kalmak hem verimliliğimizi düşürür, hem de daha fazla yorulmamızı sağlar; dolayısıyla mutlu etmek yerine mutsuzluğa neden olur.

MUTLULUK SİZİ BULSUN

Emotion Dergisi’nde yapılan yeni bir araştırmaya göre, mutlu olmaya çok fazla önem vermek sizi mutsuz edebilir. Araştırmacılar, bir grup insana ‘Mutlu olmak benim için son derece önemli’ ifadesinin ne anlama geldiğini sordu. Daha sonra bireylerden, stresli olaylardan oluşan bir günlük tutmaları ve duygularını kaydetmelerini istediler. Araştırmacılar, mutluluğa ulaşmanın çok önemli olduğunu söyleyenlerin, stres zamanlarında yalnız hissetme olasılıklarının daha yüksek olduğunu buldular. Bu durum, mutluluk için bile aşırıya kaçmanın aslında mutsuzluğa neden olabileceğini ifade ediyor.

MUTLU OLMANIN SIRRI ŞÜKRETMEK

Birçok insan, mutlu insanların çok daha minnettar olduklarını varsayar, bu varsayım doğrudur da. Bir dizi araştırmada, insanların ‘haline şükretmeye’ odaklandıklarında, güçlükleri veya şikayetleri karşısında neşe, mutluluk ve genel olarak iyi olma duygularını önemli ölçüde artırdıklarını bulmuşlardır. Minnettarlık duyan çalışma katılımcıları; daha sağlıklı bir şekilde uyuduklarını, başkalarına karşı kendilerini daha fazla bağlı hissettiklerini, başkalarına daha fazla duygusal destek vermeyi önerdiklerini ve daha iyimser hissettiklerini söyledi. Hatta başka bir gruba kıyasla ağrı skorlarında yüzde 8’lik bir düşüş bile yaşadılar.

MUTLULUK ÖMRÜ UZATIR MI?

Araştırmalara göre, mutlu olmak hayatınızı uzatmayacaktır. Öte yandan yapılan diğer araştırmalar, olumlu bir bakış açısının insanların diyabet gibi kronik hastalıkları yönetmesine yardımcı olabileceğini gösteriyor. Hayatınıza pozitif düşünceyi dahil etmenizi istememiz işte bu sebepten…

PARA MUTLULUĞU ALAMAZ

Zenginlik, herkes için mutlak bir gereklilik olmasa da, bazı durumlarda gülümsemenizin nedeni olabilir. Harvard Business School’da yapılan bir çalışmada, katılımcılardan giyim gibi önemli bir maddeye 40 dolar para harcaması istendi. Bir sonraki hafta sonu, aynı katılımcılardan, zaman kazandıran bir hizmet için para harcaması istendi. Hizmet satın alındıktan sonra katılımcılar, daha az kaygı ve zamanla ilgili daha az stres duyduklarını bildirdiler. Yani para, ancak size zaman kazandırarak mutlu edebilir.

SOSYAL MEDYA MUTLU EDER Mİ?

Sosyal medya, tabiri caizse hayatımızın hemen her yerinde. Öyle ki; sabah kalktığımızda ilk iş Instagram hesabımızı kontrol ediyor, Twitter’dan haberlere bir göz atıyor, arkadaşlarımızın doğum günlerini takip etmek için bile günlük olarak Facebook hesabımızı kurcalıyoruz. Peki sizce sosyal medya bizi gerçekten mutlu ediyor mu? Yoksa aslında gerçekte öyle olmasa dahi herkesin hayatının sosyal medyada ne kadar mükemmel göründüğünü görmek bizi sersemletebilir mi? İşte bu noktada araştırmalar imdadımıza yetişiyor. Araştırma için kurulan ekip, iki farklı Facebook kullanıcısı grubunu analiz etti. Bir grup, sosyal mecralara bir hafta ara verdi; diğer grup ise mesajları kontrol etmekte ve sosyal medyaya girmekte serbestti. Araştırma sonunda Facebook’tan kaçan grubun, kendini kontrol grubundan daha az stresli hissettiği ortaya çıktı.

SOSYAL MEDYA DİYETİNE NE DERSİNİZ?

Sosyal medyada gereğinden fazla zaman geçirmek bizi yalnızlaştırarak, mutsuz olmamıza neden olabilir. Öyle ki, sanal arkadaşlıklardan ve mesajlarınızdan kısa süreli uzaklaşmak bile size huzur sağlayabilir. Mesajlaşmanın, sosyal ağların ve yeni medya araçlarının birbirimizle etkileşimde bulunma, iş yapma ve hayatlarımızı yaşama biçimimizi değiştirmesinde aslında hiçbir sorun yok diyebiliriz. Ancak bu durum sağlığınızı ve psikolojinizi nasıl etkiliyor? Sosyal medyanın aşırı kullanımı yönetim kurulu üyesi olduğum Yeşilay’ın bağımlılıkla ilgili başlıklarında da yer alan teknoloji bağımlılığını kapsamaktadır.

Teknolojinin insan hayatına getirdiği sayısız fayda olduğu şüphesiz. Ancak kişinin teknoloji kullanımında aşırıya kaçarak kontrolünü kaybetmesi ve teknolojiyi ölçüsüz ve sınırsız kullanması çok ciddi zararlara sebep olabilir. İnternet ve teknoloji bağımlılığı; diğer bağımlılıklarda olduğu gibi kişinin bağımlısı olduğu konuya ulaşamadığında yoksunluk yaşadığı bir durum olarak tanımlanmaktadır. Yeşilay’ın uluslararası hakemli, akademik dergisi olan Addicta’da (The Turkish Journal on Addictions) yer alan araştırmaya göre; Türkiye’de 12-18 yaş aralığındaki ergenlerin yüzde 3.6’sının internet ve teknoloji bağımlısı olduğu, ergenlerin yüzde 21.8’inin ise bağımlılık sınırında olduğu ifade ediliyor. Bu durumun hayatınızı ele geçirip sizi mutsuzluğa sürüklememesi için yapmanız gereken şey sosyal medya diyetidir.

İLK ŞEY SINIRLARI BELİRLEMEK

Facebook’u kapatmadan önce bir-iki dakika geçirin. 15 dakika boyunca bir alarm kurun ve alarm bittiğinde birkaç dakika daha oturum açın. Yavaş yavaş, alarm zamanınızı 15 dakikadan 20-30 dakika arasında artırın. Bu sınırlar, daha az endişeli hissetmenize yardımcı olacaktır.

MOLA VERİN

Küçük bir kahve molası, beyninizi sakinleştirir. Sürekli Facebook’u kontrol etmek yerine, kısa bir yürüyüş veya en sevdiğiniz şarkıları dinleme gibi sakinleştirici aktiviteleri tercih edin.

ARKADAŞ LİSTENİZE BİR BAKIN

Facebook hesabınızda 1000’e yakın arkadaşınız varsa, günde bir ton mesaj ve yazı okuyorsunuz demektir. En iyisi, arkadaş listenizi gözden geçirip eleme yapın.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bilinçli hasta

Uzun Süren Öksürükten Kurtulun

Tarih:

on

Bir solunum yolu enfeksiyonu ile karşılaştığınızda öksürük diğer belirtilerden daha uzun süre devam edebilir. Hiç bitmeyecek gibi görünen öksürüğü önlemenin bazı yolları var.

Son haftalarda en çok Covid-19’dan korkuyoruz, konuşuyoruz ve korunuyoruz. Ancak kış mevsimi geldi. Bu kış kendinizi fazladan koruyor olsanız da grip veya soğuk algınlığına yakalanabilirsiniz.

Daha önce yaşayanlar bilir. Soğuk algınlığı veya gripten sonra kalan öksürük hiç bitmeyecek gibi görünebilir. Belirtilerin çoğu 7 ila 10 gün içinde kaybolur. Ancak araştırmalar, çoğu kişide 18. günde hala öksürük olduğunu gösteriyor. Peki, bu öksürükten nasıl kurtulacaksınız?

Öksürüğü önleyecek en önemli kural: hastalanmaktan kaçının

Bir solunum yolu enfeksiyonu ile karşılaştığınızda öksürük diğer belirtilerden daha uzun süre devam edebilir. Bunun anlamı bağışıklık sistemi hava yollarını normale döndürmeye çalışıyor. Tıkanıklığınız düzelirken geniz akıntısı da öksürüğü tetikleyebilir.

Hiç bitmeyecek gibi görünen öksürüğü önlemenin bazı yolları var. En kolay yolu da ilk başta hastalanmaktan kaçınmak. Halka açık yerlerde bulunduktan, ortak yüzeylere dokunduktan veya hasta insanların yanında olduktan sonra ellerinizi yıkamak konusunda dikkatli olun. Semptomların arttığını hissederseniz, çinko veya mürver deneyin.

Vücut uykuda kendini onarır ve hasta olduğunuzda bağışıklık sisteminize savaşması için zaman verir. Dinlenerek belirtilerin genel süresini azaltabilirsiniz. Eğer öksürüğünüz sizi uyutmuyorsa, başınızın altına fazladan yastık koyun. Bu, hava yollarını açmaya yardımcı olur, böylece daha kolay nefes alabilir ve boğazınızda mukus birikmesini önleyebilirsiniz.

Öksürüğünüzü kötüleştirebilecek tahriş edici maddelerden kaçının. Duman, parfüm ve alerjiniz olan her şeyden uzak durun. Hava temizleyicileri, boğazınızı gıdıklayabilecek tozu, tüyleri ve diğer parçacıkları temizleyebilir. Isıtıcılarsa havayı kurutur, bu da öksürüğü arttırır.

Öksürük iki aydan uzun sürerse dikkat!

Ballı ılık çay boğazın kaşınmasını yatıştırır. Sıcak sıvı göğüs ve sinüslerdeki mukusu parçalar ve bal da doğal antibakteriyel özellikleri sayesinde enfeksiyonla savaşmaya yardımcı olur. Yapılan bir çalışmada, 2 yaş ve üzeri çocuklarda balın öksürük baskılayıcılarının ana bileşenlerinden biri olan dekstrometorfan kadar etkili olabileceği bulundu. Yani bir kaşık bal kendi başına öksürüğü hafifletebilir.

Sıcak bir duşun temizlenmek ve vücudu rahatlatmak dışında da faydaları var. Sıcak, nemli hava, öksürüğe neden olan mukusu temizlemeye yardımcı olur ve daha kolay nefes almak için burun geçişlerini ve solunum yollarını nemlendirir. Bir diğer önerim de kaynar suya birkaç damla okaliptüs yağı ekleyin ve buharı soluyun.

İnatçı bir öksürükle mücadele ediyorsanız öksürük kesici ve balgam söktürücü içeren reçetesiz ilaçları deneyin. Reçetesiz satılan soğuk ilaçlarını sadece bir hafta kullanmalısınız. Bundan sonra, bu ilaçlar daha az etkili hale gelir.

Elbette unutulmaması gereken önemli noktalar var. Öksürük iki aydan daha uzun sürerse bu durum başka bir sorunun sebebi olabilir. Tabi bir de bu dönemde öksürüğün yanında herhangi bir Covid-19 belirtisi yaşarsanız bir sağlık kuruluşuna başvurmanızda fayda var.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Coronavirüs Yeniden Enfekte Edebiliyor

Tarih:

on

Covid-19’a bir kez yakalanan yeniden yakalanır mı yakalanmaz mı diye düşünülürken, bilim adamları bu konuda araştırma yaparken Hong Kong’da bir kişinin yeniden enfekte olduğu haberi geldi.

Clinical Infectious Diseases dergisinde vaka raporu olarak ele alınan olayda, söz konusu 33 yaşındaki adamın ilk olarak 26 Mart’ta Covid-19’a yakalandığı bilgisi yer aldı. Virüsü hafif belirtilerle hastanede atlatan adam, 14 Nisan’da testi negatif sonuçlandıktan sonra izolasyondan çıkarıldı. Öte yanda yapılan antikor testinde antikor oluşmadığı görüldü.

15 Ağustosta İspanya gezisinden dönen adama havaalanında virüs için tükürük testi yapıldı ve sonuç pozitif çıktı. Vaka raporunun yazarlarına göre adamın ikinci kez yakalandığı virüs, ilkinin farklı bir versiyonu. Araştırmacılar virüsün dizilenmiş genomlarını her iki enfeksiyonda karşılaştırarak adamın bunu doğruladı. Covid-19’a neden olan corornavirüsün bu alt türüne Temmuz ve Ağustos aylarında Avrupa’da sıkça rastlandı. Adam ikinci enfeksiyonu sırasında hiçbir belirti yaşamadı.

Covid-19’a karşı bağışıklığın süresi bilinmiyor

Bu durum biraz endişe verici ancak panik yapmaya gerek de yok. Şu ana kadar resmi olarak açıklanan tek vaka var. Bu vakada da adamın ikinci enfeksiyon sırasında belirti göstermemesi bir çeşit bağışıklık tepkisi olabilir. Ancak ilk enfeksiyonun ardından antikor üretmemesi nasıl bir bağışıklık edindiği sorusunu akla getiriyor. Adamın ikinci kez geçirdiği hastalığın ardından ise antikor oluştu.

Coronavirüs hakkında öğrenilen her yeni bilgi bu olayda olduğu gibi başka soru işaretleri bırakıyor. Bağışıklık burada nasıl çalıştı? Bir de tabii tek kişide görülmüş olması, bu soru işaretleri konusunda veri sağlamıyor. Şu anda bir kişinin SARS-CoV-2’ye karşı ne kadar süre bağışıklığa sahip olacağı bilinmiyor. Ancak soğuk algınlığına neden olan diğer insan coronavirüsleri ile enfekte olmuş kişilerin üç ay içinde yeniden enfekte olma olasılığının çok düşük olduğunu biliyoruz. Covid-19 hastalarında nasıl bir bağışıklık koruması gözlenecek bunu da zaman gösterecek.

Şu anda Covid-19’dan iyileşen ya da virüse yakalanan bir kişiyle temasta bulunanlar virüs bulaştıktan sonra üç aya kadar semptomları olmadığı sürece karantinaya alınmıyor veya yeniden test yapılmıyor.

Maske, mesafe ve hijyen şart

İkinci kez enfekte olan adamın bu sırada bulaştırıcı olup olmadığı ya da başkalarına bulaştırıp bulaştırmadığı bilinmiyor. Ancak Dünya Sağlık Örgütü bu konuda uyarıyor: Semptomları olmayan kişiler bile virüsü bulaştırabilir.

Bu sebeple Covid-19’a yakalanmamak veya tekrar enfekte olmamak ya da başkalarına yaymamak için tüm korunma önlemleri uygulanmaya devam edilmeli. Daha önce enfekte olmuş olmanız sizin için de çevrenizdekiler içinde bir garanti değil. Yani maske, mesafe ve hijyen şart.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Grip İçin Riskli Gruplar

Tarih:

on

Grip İçin Riskli Gruplar

Yüksek risk sınıflaması Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi tarafından yapılan araştırmalar ile hastalığa yakalanma ihtimali ve komplikasyon ihtimalinin eş zamanlı artış gösterdiği grupların tanımlanması ile hazırlanmıştır. Bu sınıflamaya göre 4 temel grubun  daha dikkatli bir şekilde grip sezonuna girmesini tavsiye etmektedir.

Grip için riskli gruplar; griple veya soğuk algınlığı ile güne başlamak gerçekten hiç hoş bir durum değil. Ani başlangıçlı ateş, boğaz ağrısı üşüme-titreme, ve bedeninize yayılan kas ve eklem ağrıları yüzünden günlük rutininizi aniden bir kenara koyma isteği gribe yakalanan herkes için normal bir durum. Boşuna paçavra hastalığı demiyorlar. Gripten hastalanan çoğu insan tıbbi bakıma veya anti-viral ilaçlara ihtiyaç duymayacak hafif bir hastalığa yakalanmıştırlar, ve iki haftadan daha kısa sürede iyileşirler. Her ne kadar hastaların çoğu iki haftadan daha kısa bir sürede gripten iyileşebilseler de, bazı yüksek riskli kişilerin, hastaneye yatışına yol açabilecek zatürre veya bronşit gibi daha ciddi bir hastalık haline gelmesi de olasılıklar içerisindedir. Ayrıca, astım veya özellikle kalp kapak hastalığı gibi sağlık durumlarınız varsa, grip olmak semptomlarınızı kötüleştirebilir.

Öyle ki bizler için tedavi olmamış bir orta-ileri seviye mitral kapak yetersizliği hastası için gribe yakalanmak hayatını tehdit edebilecek bir hastalık durumunu beraberinde getirir. Kendinizin veya ailenizden birinin böyle bir riskli gruba dahil olup olmadığını merak ediyorsanız, özellikle hangi grup insanlara bakmanız gerektiğini beraber inceleyelim. Yüksek risk sınıflaması Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi tarafından yapılan araştırmalar ile hastalığa yakalanma ihtimali ve komplikasyon ihtimalinin eş zamanlı artış gösterdiği grupların tanımlanması ile hazırlanmıştır. Bu sınıflamaya göre 4 temel grubun daha dikkatli bir şekilde grip sezonuna girmesini tavsiye etmektedir.

Hamile kadınlar

Hamilelik, anneleri bronşit veya zatürre gibi griple ilgili komplikasyonlara daha yatkın hale getiren bağışıklık sistemini içine alan bununla birlikte dolaşım yani kalpte ve solunum yani akciğerlerde önemli değişikliklere neden olur. Bu değişiklikler artan kan hacmi, kalp performansı, solunum yapısı, dokularda ödem, ve doğrudan bağışıklık sistemi zayıflaması olarak sıralanabilir. Gribin en çok korkulan bu kompilasyonları aslında başlı başına ciddi birer hastalık oldukları için bu durumlar hamileleri düşük riski, prematüre doğum, ve düşük doğum ağırlığı gibi risklerle karşı karşıya bırakabilmektedir.

2 Yaş altı çocuklar

Grip, daha büyük çocuklara veya yetişkinlere kıyasla beş yaşın altındaki çocuklarda (ve özellikle 2 yaşın altındaki çocuklarda risk en yüksek olup, hastane yatış oranı ve ölüm riski ise 6 ay altındaki bebeklerde en yüksektir) tehlikeli bir hastalığa dönüşme olasılığı yüksektir. Bu çocuklar henüz daha bağışıklık sistemleri gelişmekte olduğundan, enfeksiyonlarla mücadelede oldukça zayıftırlar. Bu, bir grip vakasının zatürree veya enfsefelopati adını verdiğimiz beyin enfeksiyonu gibi daha ciddi bir komplikasyonlu hastalığa dönüşmesi veya yüksek ateş sebebi ile aşırı su kaybına yol açması ihtimalini artırır.

65 Yaş üzeri erişkinler

Yaşlandıkça, bağışıklık sisteminiz zararlı mikroplardan kurtulmak için daha zorlu bir mücadeleye girer ve bu sebeple daha fazla kronik bir sağlık sorunu geliştirebilirsiniz. Bu, durum tabi diğer taraftan gribe yakalanma olasılığınızı arttırdığı gibi bronşit, zatürre veya viral gribin üzerinde ikincil bakteriyel enfeksiyonlar gibi komplikasyonlar geliştirme ihtimalinizi de arttırmaktadır. Bu nedenle 65 yaş üstü kişilerin grip aşıları için yüksek öncelikli bir grup olduğu düşünülmektedir.

Kronik hastalığı veya bağışıklık sistemi güçsüz olan kişiler

Astım, kalp damar veya kapak hastalığı, kalp yetersizliği, KOAH, diyabet, kan, karaciğer veya böbrek hastalıkları gibi kronik bir sağlık sorununuz varsa, grip kaynaklı komplikasyon geliştirme riskiniz diğer hastalara göre daha yüksektir. Komplikasyonlar zatürre, bronşit, sinüs ve kulak enfeksiyonları gibi şeyleri içerebilir. Özellikle ileri salgın diye tabir edebileceğimiz belirli coğrafi bölgeye yayılmış salgınlarda bu tip komplikasyonlar daha çok bildirilmiştir. Peki bu riskli gruptaki kişiler ne yapmalı?
Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi’nin yayınladığı kılavuzlara göre bu riskli gruptaki herkesin grip aşısı olması gerekiyor. Hatta son yayınlanan bildirisine göre ise 6 ay yaş üzeri herkesin olması lazım. Ancak grip aşısının koruyuculuğu konusunda pek çok spekülasyon elbette yapılıyor fakat gerçeği merak edenlere yine cevabı aynı merkez kendi çalışmalarında veriyor.

Grip aşısı tam olarak korumuyor!

Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi bir çok araştırma yapıyor ve elde ettiği verilerle yapılan aşıların etkisini raporluyor. Bu raporlamada risklerden arındırılmış yani seçilere ayıklanmış verilerle elde edilen sonuca göre 5 yıl öncesine kadar %50 oranında bir koruma sağlıyordu aşılar. Günümüzde bu oranın daha da azaldığını görüyoruz (zaman zaman yüzde %20’lerin altına düştüğü bile rapor ediliyor). Tabi ki, hiçbir aşı mükemmel değildir. Yine de, yüzde 50 korunma sağlayan bir aşıyı yaptırmak bence son derece etkilidir. Bu tabi şahsi yorumum, bugüne kadar grip ile ilişkili bir çok hastanın hayatını kaybetmesine şahitlik eden bir kalp doktoru olarak söylüyorum. Bu sebeple aşı tartışmasında kendinizi daha ciddi hastalıklara karşı korumanıza yardımcı olabileceği için koruma etkisi düşük olduğunu düşünsek de evet diyorum.

Tabi bu genel olarak standart tip grip aşısı ile yapılan çalışmaların sonuçları, ancak ilaç endüstrisi burada yine farklı arayışlara girerek özellikle risk grubundaki kişileri daha çok koruyabileceği hipotezini ortaya koyarak iki farklı daha etkili aşı geliştirdiler. Bunların biri yüksek doz grip aşısı verilen bir doz, daha fazla antikor cevabı oluşturmak adına 4 kat antijen içeriyor. Diğer aşı ise adjuvan yani bana göre destekli aşı. Bunda ise MF59 denilen bir madde var ve daha fazla bağışıklık yanıtı olacağı vurgulanıyor.

Yüksek doza bakıldığında hastalık koruması %24 daha artmış ama tabi ki seçtiğiniz aşı ilave riskleri beraberinde getiriyor. Açıktan söylenen riskler baş ağrısı, kas ağrısı, uygulama bölgesinde hassasiyet artışı, ve günlük yaşantınızdan alıkoyma gibi grip benzeri bulgular olarak adlandırılıp sıralanıyor, ancak bahsedilmeyenleri pek bilmiyoruz!

Grip aşısının tehlikesi varmı?

Grip aşısının tehlikeli olduğuna ve insanlığa aslında büyük zararı olduğuna dair bir çok komplo teorisini özellikle internette sizde okuyorsunuzdur. Gerçek şu ki, grip aşısı teorik ve pratik olarak gribin kendisinden daha güvenli sayılabilir. Bu, grip hastalığının amansız bir hastalık olması veya aşının tamamen güvenli olduğu anlamına elbette gelmez. Tıpta şahsen tamamen güvenli olan hiçbir şey yoktur aslında, olasılık bilimi üzerine karşıt verilerle hasta için hep en doğrusu yapılmaya çalışılır. Bu nedenle söyle özetleyebiliriz, grip aşısından zarar görmek mümkündür, ancak bu oldukça uzak bir ihtimaldir. Ben kendim için her yıl bu “riski” kolayca kabul ediyorum. Ufak bir hatırlatma yapalım, grip aşısı oldum ve hemen hasta oldum acaba aşı ile ilgisi var mı diye soranlara kısa ve net cevap vermek gerekirse grip aşısı gribe neden olmaz. Aşılamadan hemen sonra hastalanırsanız, muhtemelen benzer bir hastalık zaten vücudunuzda kuluçka dönemindeydi, yani aşıdan bağımsız bir durum yaşıyorsunuz demektir.

Grip tehdidini ciddiye alın

1918’deki grip salgını, I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı’nın toplamından daha fazla ölüme neden olduğunu vurgulayan bir çok makaleye denk gelmişsinizdir. Ancak, gündelik hayatımızda karşılaştığımız grip bile Hastalık Kontrol Merkezi verilerine göre yalnızca ABD’de her yıl yaklaşık 30.000 ölüme neden olmaktadır. Bu rakamları korkutmak ve panik oluşturmak için vermiyorum. Grip tehdidini ciddiye almanız ve önüne geçmeniz için önleyici stratejiler oluşturmak adına vermek istedim.

Aşı olmanın dışında gerçek olarak hayatınızı doğru yaşarsanız yani uygun şekilde dinlenirseniz, günde ortalama 7 saat uyursanız, özellikle hijyenik olmayan alanlarda ve toplu yaşam alanlarında sık sık ellerinizi yıkarsanız, ellerinizler göz burun ağız gibi mikropların rahat girebilecekleri alanlara dokunmazsanız, hasta insanlarla yakın temastan kaçınırsanız, ve sağlıklı beslenirseniz gripten pek ala korunabilirsiniz. Yine de bulaştı mı? Bunları yaptığınız için bağışıklığınız sizi yarı yolda bırakmayacaktır emin olabilirsiniz.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar