Connect with us

Beslenme

Guatr Hastalığı ve Tedavi Yöntemleri

Tarih:

on

guatr hastalığı

Ülkemizde yüzde 40 oranında görülen guatrın en önemli sebebi iyot eksikliği. Her hastalıkta olduğu gibi guatrda da erken teşhis yaşam kalitesini artırıyor. Guatrın tedavi yöntemleri arasında ilaçla tedavi ve ameliyat bulunuyor.

İnsan vücudu, kusursuz bir sisteme sahiptir. Sistemde yer alan parçalardan biri gerektiği şekilde çalışmadığında, zamanla diğer parçalarda da bozulmalar başlar. Tiroid bezi gibi vücutta adeta ateşleyici vazife gören bir organın düzenin dışına çıkması, tüm sistemde sıkıntılara sebep olur. Nefes ve yemek borusunu adeta saran iki parçalı bir salgı bezi olan troid bezi; tiroksin, yani tiroid hormonu salgılar. Bu hormon, vücudun çalışma ritmini direkt etiler. Fazla hormon üretilmesi vücudun çalışma hızını artırır, az hormon üretilmesi ise yavaşlatır. Bu salgı bezinin kanser ve iltihaplanma dışı sebeplerle büyümesi, guatr hastalığı olarak adlandırılır. Tiroid bezinin büyümesi, beraberinde nodülleri de getirebilir. Gözlemlenen nodüllerin büyük kısmı iyi huyludur. Sadece yüzde 5’i kötü huyludur. Nodüllerin kesinlikle dikkatli takip edilmesi gerekir. İki santim üzerinde büyüyen, kireçlenme görülen ve şekil bozukluğu olanlar nodüller asla ihmal edilmemeliler. Ülkemizde guatr hastalığına rastlanma oranı yaklaşık yüzde 40 olarak açıklandı.

İYOT EKSİKLİĞİ EN ÖNEMLİ NEDEN!

Troid bezi, gıdalardan ihtiyacı olan iyotu temin edemezse, hormon sentezleyebilmek için büyümeye başlar. Bu büyüme, neredeyse sarılı vaziyette bulunduğu nefes ve yemek borusu üzerinde ciddi bir baskı yapar. Bu da nefes darlığı ve yutkunma zorluğuna neden olur. Guatr türleri incelendiğinde, belirti ve tedavi yöntemleri değişiklik gösterir. Erken teşhis hayati öneme sahiptir. Guatrın en önemli belirtisi, boynun ön kısmında, adem elması da denilen noktanın hemen altında meydana gelen dikkat çekici şişliktir. Guatr tiplerini incelediğimizde bu şişliğin oluşmadığı durumların da var olduğunu görebiliriz. İltihap ve kanser dışı sebeplerle oluşan guatr iki ana grupta toplanabilir:

Yavaş çalışan

Halk arasında yavaş çalışan guatr olarak bilinen bu tip, hipotroidi olarak adlandırılır. Hipotroidide tiroid bezi, troksin adlı hormonu gereğinden az salgılar ve bu sebeple vücudun çalışma hızı yavaşlar. Hipotroidi görülen hastalarda karşılaşılan en önemli belirtiler; hareketlerde yavaşlama, ellerde kuruma, saç dökülmesi, ses kısıklığı, kilo alma, kabızlık, kadınlarda adet düzensizliği ve sürekli yorgun hissetme sayılabilir. Bu tip guatrda da tiroid bezi büyümesi görülebilir.

Hızlı çalışan (Zehirli guatr)

Tiroid bezinin salgıladığı tiroksin hormonunun fazla sentezlenmesi durumunda ortaya çıkan bu tip; iştah artmasına rağmen hızlı kilo kaybı, sık idrara çıkma, kadınlarda seyrek adet görme, sürekli sinirlilik, ellerde titreme, nabız yüksekliği, aşırı terleme ve gözlerde büyüme gibi belirtiler gösterir. Bu tip guatrda da boğazda belirgin şişlik gözlemlenir. Zehirli guatr, bezin tamamının büyüdüğü, fazla hormon salgılayan tek bir yumrunun olduğu ve çok sayıda yumru ile karşılaşılan birbirinden farklı üç tipi içinde barındırır.

GUATR TEŞHİSİ VE TEDAVİSİ

Guatr, teşhisi oldukça kolay bir hastalık. Kan testiyle belirli hormon seviyelerinin ve varsa nodül yapısının ultrason muayenesi ile incelenmesi; teşhis için yeterli. Bunun yetmediği durumlarda, sintigrafi ve iğne biyopsisi de başvurulan yöntemler arasında yer alıyor. Bu hastalığın tedavisinde ilaçla hormon desteği en sık uygulanan tedavi yöntemidir. Doktorunuzun belirlediği dozda ilacı düzenli aldığınızda, şikayetlerinizin hemen hemen hepsinden kurtulmanız mümkün. Halk arasında en çok bilinen ve korkulan ameliyatla nodüllerin alınması; tamamen hastalığınızın geldiği nokta ve özelliklerine bağlıdır. Unutmayın ki hastalık tek, hasta çoktur. Ameliyatla tedavi yönteminin uygulanması için; kanser şüphesi, estetik görüntüyü bozan derecede şişlik, yemek ve soluk borusu üzerindeki aşırı baskı ve aşırı hormon düzensizliğine sebep olması yeterli sebepler arasındadır. Ameliyat sonrası ilaç kullanımına devam edip etmemek tamamen kişiye özel gelişen bir durumdur. Bu sebeple, konunun uzmanı tarafından takip edilmek son derece önemlidir.

AMELİYAT SONRASI SES KISILABİLİR

Günümüzde ameliyat olması gerektiği söylenen birçok guatr hastasının korkuya kapılmasındaki en önemli sebep, ses kısılması ihtimalidir. Bu ihtimal elbette vardır. Çünkü tiroid bezinin bulunduğu nokta, ses tellerine oldukça yakın bir bölgedir. Tiroid bezinin büyüme ve yayılma şekli; riskin değerlendirilmesi açısından çok önemlidir. Ancak günümüzde gelişen tıp bilimi ve ameliyat tenolojileri, bu riski yüzde 3-5 seviyelerine kadar geriletmeyi başarmıştır.

İÇ GUATRDA ŞİŞLİK GÖRÜLMEZ

Guatr, temelde hormon dengesizliği ihtiva eden bir hastalık türü olsa da hormon dengesizliğine sebep olmadan da görülebilir. Bu tip guatrın da bezin tamamının büyüdüğü, tek ya da birden çok nodül geliştiren türleri vardır. Bu tipte hormon dengesizliği söz konusu olmadığı için daha az belirti gözlemlenir ve bunların içinde sayılabilecek en önemlisi, şişliktir.

VÜCUDUNUZU DİNLEYİN

Vücudumuzdan gelen sinyalleri dinlemede maalesef çok da yetenekli bir toplum değiliz. Guatr hastaları, boğazlarında şişlik olmadığında gelen sinyalleri okumakta gecikebiliyorlar. Oysa yukarıda saydığım belirtiler, şişlikle beraber gelmek zorunda değil! Tıbbi olarak böyle bir sınıflandırma olmamakla beraber, hormon düzensizliği olduğu halde şişlik görülmeyen bu tip guatr, halk arasında iç guatr olarak tanımlanıyor.

HASTALIK TEKRAR ORTAYA ÇIKABİLİR

Bir hastalığın tekrar etme ihtimali, sahibini her zaman korkutur ve tedavi sürecine olan inancını azaltır. Ancak bu durum, tedaviye olan inancı kesinlikle eksiltmemelidir. Guatr, maalesef tekrar edebilen bir hastalıktır. İlaçla kontrol altına alınan guatr hastalığında, başlangıçta düzene giren hormon seviyeniz, tekrar bozulma gösterebilir. Bu durumda panik yapmak yerine sizi takip eden doktorunuza gitmeli ve ilaç dozunuzu yeniden ayarlatmlısınız. Hastalıkla gelen nodüller de ameliyatla alındığı halde tekrar gelişebilirler. Bu duruma genelde çok sayıda nodül geliştiren bünyelerde rastlanır. Ameliyat sonrası tiroid dokusunda nodül kalmış olması, aynı yerden yeniden büyümesine sebep olabilir.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Beslenme

Hayatın Ritmi 88. Bölüm – Covid-19 Savunma Planı – Egzersiz Reçetesi – Kemik Erimesi

Tarih:

on

← ÖNCEKİ BÖLÜM                                                                       SONRAKİ BÖLÜM →

Covid-19 savunma planında bu bölümde sıra egzersiz reçetesinde. Bu egzersizleri evde kolaylıkla yapabilirsiniz. Ayrıca kemik erimesi hakkında merak ettiklerinizi de bu bölümde bulacaksınız.

Covid-19 savunma planının 3. günü…

Vücudumuzu koruyacak, evde yapabileceğimiz egzersizler neler? Hangi egzersiz akciğerlerimize faydalı? Dr. Halit Yerebakan Covid-19 savunma planına uygun basit ve sağlıklı hareketleri gösteriyor.  

Herkesi ilgilendiren teşhisi zor hastalık, kemik erimesi… İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Küçükardalı, kemik erimesinin neden olabileceği hastalıkları açıklıyor.

Menopoz ve kemik erimesi arasındaki bağlantı ne? İç Hastalıkları ve Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Hasan Aydın kemik erimesinin bilinmeyenlerini anlatıyor. 

Uzman Diyetisyen Yekbu Köseoğlu‘ndan K vitamini zengini vitaminler listesi… 

Fizyoterapi Uzmanı Canan Akar, kemik yoğunluğunu arttıran evde yapılabilecek basit egzersizleri gösteriyor.

Hepsi ve daha fazlası ‘Dr. Halit Yerebakan ile Hayatın Ritmi’nde…

Dr. Halit Yerebakan ile Hayatın Ritmi” programının tüm bölümleri ve diğer içerikleri için youtube sayfamızı da takip edebilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bağışıklık

Bağışıklığı Korumak İçin Dengeli Beslenme Şart

Tarih:

on

Tüketilen  besinler bağışıklık sistemi üzerinde büyük bir etkiye sahip. Tek bir besin grubunun bağışıklık sistemini güçlendirmesi olası değil.

İnsan vücudu her gün milyonlarca mikroorganizmaya maruz kalır. Bu mikroorganizmaların kötü etkilerinden bağışıklık sistemimiz sayesinde korunuruz. İşlevini iyi bir şekilde yerine getiren bağışıklık sistemi, sağlığımızı sürdürmemiz açısından oldukça önemli. Peki, bağışıklık sistemimizi nasıl daha güçlü kılabiliriz?

Tükettiğimiz besinler bağışıklık sistemimiz üzerinde büyük bir etkiye sahip. Tek bir besin grubunun bağışıklık sistemimizi güçlendirmesi olası değil. Diyet, temelde tüm besin gruplarından yeterli ve dengeli bir biçimde oluşmalı. Yeterli miktarda vitamin ve mineral tüketimi, bağışıklık sistemini kuvvetlendirmenin kilit noktası dersek yanlış olmaz.

Vitaminler bağışıklığı destekliyor

Bağışıklık hücrelerinin büyümesi ve gelişmesine önemli ölçüde katkı sağlayan vitamin ve minerallerin başında, C vitamini, A vitamini, D vitamini, E vitamini, bakır, çinko, selenyum, folik asit ve demir gelir. Ayrıca kaliteli protein (amino asit glutamin dahil) bağışıklık için oldukça önemli.

Bu besinler bağışıklık sistemine; antioksidan görevi yapıp sağlıklı hücreleri koruyarak, bağışıklık hücrelerinin büyümesini ve aktivitesini destekleyip antikor üreterek yardımcı olur.

Meyve, sebze, kepekli tahıllar, baklagiller ve liften zengin diyetlerin, faydalı mikropların büyümesini ve korunmasını desteklediği biliniyor. Protein vücudun bağışıklık sisteminde iyileşme ve yenilenme açısından önemli rol oynar. Biyolojik değeri yüksek proteine, özellikle, süt, süt ürünleri, yumurta, deniz ürünleri, yağsız et, kümes hayvanları, fasulye, bezelye, soya ürünleri, tuzsuz fındık ve yağlı tohumlar gibi çeşitli protein kaynaklarına diyetimizde yer vererek bağışıklık sistemimizi destekleyebiliriz.

A vitamini

Ağız, mide, bağırsak ve solunum sistemindeki deri ve dokuları sağlıklı tutarak bağışıklık sistemini düzenlemeye ve enfeksiyonlara karşı korumaya yardımcı olur. Bu vitamini tatlı patates, havuç, brokoli, ıspanak, kırmızı dolmalık biber, kayısı, yumurta gibi gıdalardan veya “A vitamini ile zenginleştirilmiş” etiketli bazı gıdalardan sağlayarak diyetimize ekleyebiliriz.

C vitamini

Antikor oluşumunu uyararak bağışıklık sistemini destekler. Portakal, greyfurt ve mandalina gibi turunçgiller veya kırmızı dolmalık biber, papaya, çilek, kivi, domates suyu gibi yiyecekleri seçerek bu sağlıklı vitamini sıklıkla tüketerek bağışıklık sistemimizi güçlendirebiliriz. Ayrıca, işlenmiş gıdaların ağırlıklı olduğu, besin çeşitliliği bakımından sınırlı, vitamin ve mineral bakımından fakir diyetler, sağlıklı bir bağışıklık sistemini olumsuz yönde etkiler.

Bağırsak sağlığı ve bağışıklık birbiriyle derinlemesine bağlantılıdır. Fermente gıdalar ve probiyotikler, zararlı patojenlerin tanımlanmasına ve hedeflenmesine yardımcı olarak bağışıklık sistemimizi güçlendirir. Probiyotik gıdalar arasında; yoğurt, kefir, lahana turşusu, doğal olarak fermente edilmiş ürünler ve bazı peynir çeşitleri bulunur. Vücut direncini arttırmak adına diyette düzenli tüketilmeleri gerekir.

E vitamini

Antioksidan görevi yaparak bağışıklık fonksiyonunu destekler. Takviyeli tahıllar, ayçiçeği çekirdeği, badem, bitkisel yağlar (ayçiçeği veya aspir yağı gibi), fındık ve fıstık ezmesi ile diyetinize E vitamini ekleyebilirsiniz.

Çinko, bağışıklık sisteminin düzgün çalışmasına ve yaraların iyileşmesine yardımcı olur. Çinko; yağsız et, kümes hayvanları, deniz ürünleri, süt, tam tahıllı ürünler, fasulye, tohumlar ve kuruyemişlerde bulunur.

Omega-3’ün anti-inflamatuar özelliklere sahip olduğu bir süredir bilinirken, yeni araştırmalar bağışıklık sistemi hücrelerinin işleyişini etkileyerek bağışıklık sistemini daha da desteklediğini gösteriyor. Haftada 2-3 gün balık tüketerek omega-3 ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz Ayrıca ceviz, chia tohumu, zeytinyağı, somon, keten tohumu, ve avokado gibi esansiyel yağ asitlerinden zengin sağlıklı yağlar, iltihabı azaltarak vücudunuzun patojenlere karşı bağışıklık tepkisini arttırır ve bağışıklık sistemini güçlendirir.

Yakın dönemde yapılan araştırmalar, rafine şeker ve kırmızı et bakımından zengin diyetlerin, sağlıklı bağırsak mikroorganizmalarında rahatsızlıkları teşvik edebileceğini ve bunun sonucunda bağırsakta kronik iltihaplanmaya sebep olarak bağışıklık sistemini negatif yönde etkileyeceğini gösteriyor. Son olarak rafine ve ilave şeker kullanımı, obezite, tip 2 diyabet ve kalp hastalığına önemli ölçüde katkıda bulunur. Bu kronik hastalıkların tümü bağışıklık sistemini baskılar. Şeker alımını düşürmek, iltihaplanmayı ve bu hastalıklara yakalanma riskini azaltır.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Şok Diyetlerin Zararlarını Biliyor musunuz?

Tarih:

on

Şok diyetlerin vücudunuza verdiği zararları duyunca çok şaşıracaksınız…

Covid-19 pandemi sürecinde uzunca bir süre fiziksel aktiviteden uzak kaldık.

Günlük rutinler değişti. Stres nedeniyle düzensizleşen yeme içme alışkanlıkları da pek çok kişide kilo alma gibi etkilere sebep oldu.

Bu durumla başa çıkmak ve eski formuna geri dönmek isteyenler kilo vermek için şok diyetlere yönelebiliyor. Ancak kilo verme sürecinde, özellikle şok diyet uygulamalarında dikkat edilmesi gereken önemli unsurlar var. Sizler için bir araya getirdik.

Sağlıkla kalın…

 

Sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirici içerik paylaşımı yaptığımız youtube sayfamızı görüntülemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar