Connect with us

Gazete Yazıları

Göz Sağlığı Hurafeleri

Tarih:

on

göz sağlığı hurafeleri

Gözlerini şaşı yapma, öyle kalırsın’ veya ‘Karanlıkta kitap okumak gözleri bozar’ gibi cümlelerle siz de karşılaşmışsınızdır. Bu gibi göz sağlığı hurafeleri yıllardır dilden dile dolaşıyor ama işte bunlara inanmamanız için bilimsel sebepler…

Bugün, okurken az da olsa eğleneceğinizi düşündüğüm bir yazıyı kaleme almaya karar verdim. Genellikle komşu teyzelerden sıklıkla duyduğunuz sağlık tavsiyelerinin büyük kısmı, maalesef hurafelerden ibaret. Ancak bu tip tavsiyeleri öylesine küçük yaşlardan itibaren duyuyoruz ki; gerçek olmadıklarına inanmak, ihanet etmek gibi geliyor. Bu yazımın konusu, göz sağlığıyla ilgili doğru olduğunu sandığınız yanlışları içeriyor. Özellikle uykuya geçmeden önce kitap okumayı sevenler ve kendilerine ayırdıkları bu kısacık zaman dilimini bir dinlenme fırsatı olarak görenler, karanlık sayılabilecek ortamlarda bir şeyler okumayı alışkanlık haline getirirler. Siz de bunu yapanlardansanız, hayatınız boyunca en az bir kez, loş ortamlarda kitap okumanın gözlerinizi bozacağını söyleyen biriyle karşılaşmışsınızdır.

GÖZÜ KISIYORUZ

Loş ortamlarda bir şeyler okumanın göz üzerindeki etkilerini araştıran bilim adamları, çeşitli sonuçlar elde etmişler. Bu araştırmalar neticesinde, karanlık sayılabilecek ortamlarda bir şeyler okumanın; daha fazla odaklanmaya, doğal olarak da tekrarladığımız göz kırpma hareketinde fark edilir bir azalmaya, gözlerde kuruluk hissine ve uzun süre gözleri kısmaya sebep olduğu tespit edilmiş. Peki bu etkiler kalıcı mı? Yukarıda sıralanan etkiler, bir arada hissedildiğinde ciddi anlamda huzursuz edicidirler. Kalıcı hale gelmeleri, gerçekten yaşam kalitesinde düşmeye sebep olabilir. Bu etkilerin devamlılığını araştıran bilim adamları, tekrar ışıklı bir ortama geçildiğinde bu şikayetlerin ortadan kalktığını tespit etmişler.

KURULUK OLUŞUYOR

Karanlıkta bir şeyler okumanın gözlerde kalıcı etki bırakıp bırakmadığına dair yapılan araştırmaları yorumlayan göz hastalıkları uzmanları da aynı kanıda birleşmişler. Böylece bu davranışın gözleri zorladığı, rahatsız edici etkiler ortaya çıkardığı ancak bu etkilerin kalıcı olmadığı bir kez daha belirtilmiş. Bir başka bilim adamı ekibi, bu alandaki çalışmalarını detaylandırarak uzun süre karanlık ortamda bir şeyler okumanın gözde geliştirdiği kuruluk etkisinin, hali hazırda göz kuruluğu şikayeti olan Sjöngren Sendromu hastaları üzerindeki etkisini incelemişler. Karanlık sayılabilecek bir ortamda belli bir süre okuma aktivitesi gerçekleştiren bu hastaların görme kalitesinde, kayda değer bir düşüş olduğu saptanmış. Ancak araştırmanın ilerleyen safhalarında bu etkinin de geçici olduğu, yeniden aydınlık bir ortama geçildiğinde hastaların kişisel görme seviyelerine geri döndükleri belirtilmiş. Bu durumda, hali hazırda göz kuruluğu ve benzer şikayeti olanların, karanlık sayılabilecek ortamlarda bir şeyler okumamaları tavsiye edilebilir.

MİYOP İLERLEYEBİLİR

Karanlıkta kitap okuyan insanlar, daha net görebilmek için okudukları şeyi yüzlerine mümkün olduğu kadar yakın tutarlar. Bu konuda yapılan çalışmalara göre bu durum, miyop gelişimine sebep olmaz ancak hali hazırda miyop olanların hastalıklarının ilerlemesine yol açabilir.

GÖZLERİNİ ŞAŞI YAPANLARIN ÖYLE KALACAĞINA İNANMALARI SAÇMALIK!

Yaramazlık yapmayı seven çocuklar, birbirlerini korkutmak için gözlerini şaşı yapıp yüzlerini şekilden şekle sokarlar. Bu esnada civarda bulunan anneler, buna gerçekten inandıklarından mı, yoksa korkarak ağlayan diğer çocuğu kurtarmaya çalıştıklarından mı bilinmez, gözlerini şaşı yapmış olan çocuğa bunu yapmaya devam ederse öyle kalacağını söylerler. Şaşılık, sık rastlanan bir rahatsızlık. Dünya genelinde, insanların yüzde 2-4’ünde şaşılık olduğu tespit edilmiş. Doğuştan şaşı olunabileceği gibi ilerleyen yaşlarda kapılan bir enfeksiyon ya da beynin ilgili alanında gelişen bir çeşit tümörün de şaşılık oluşumunun sebepleri arasında olduğu gösterilmiş. Gözlerdeki şaşılık ve oluşma sebepleri hakkında araştırmalar yapan bilim adamları, bilinçli olarak gözleri şaşı yapmanın kalıcı şaşılığa sebep olduğuna dair hiçbir kanıta rastlamamışlar. Ancak araştırmalar sonunda, gözleri uzun süre bu halde tutmanın, ilgili kasları germesi sebebiyle ağrı ve bulanık görmeye sebep olduğu da ispatlanmış. Görme yeteneğinin verildiği bu organ, birbiriyle uyum içinde çalışan üç çift kas tarafından kontrol edilir. Bu kaslardan biri gözü sağa ve sola, ikincisi yukarı ve aşağı, üçüncüsü ise çapraz konuma getirme görevi görür. Gözleri şaşı yapmanın öyle kalacağına sebep olmasına inanmak, kolumuzu kaslarımız yardımıyla herhangi bir konuma getirdiğimizde öyle kalacağına inanmak kadar abestir.

GÖZLERİ OVUŞTURMANIN BİRÇOK ZARARI VAR

Birçoğumuz gözlerimizi ovuşturmayı alışkanlık haline getiririz. Hatta küçük yaştaki çocukların bazıları bu davranışı tik sayılabilecek seviyede tekrar ederler. Toplum genelinde; tam olarak ne yaptığı, hangi göz fonksiyonuna zarar verdiği bilinmeden, gözlerini ovuşturan biri ile karşılaşıldığında sadece ‘Yapma, çok zararlı’ gibi kısa bir cümleyle engellenmeye çalışılır. Ancak bu kez ben de haklı olduklarını söyleyebilirim.

HASTALIĞI TETİKLEYEBİLİR

Bilim adamları bu ikazın gerekliliği konusunda birtakım araştırmalar yapmışlar. Literatürlere geçen bazı araştırma sonuçları, gözleri uzun süre ovuşturmanın çeşitli zararları olduğunu ispatlamış. Keratokonus adı verilen ve korneanın şeklinde birtakım değişiklikler oluşmasına sebep olan bir göz hastalığının tekrarlama sebepleri arasında, düzenli ve uzun süre göz ovuşturmanın olduğu belirtilmiş. Yapılan araştırmalarda dikkate alınan hasta şikayetleri, uzun süre ve azımsanmayacak bir basınçla göz ovuşturmanın migren sebeplerinden biri olabileceği belirtilmiş.

HÜCRESEL BOZULMALAR OLUŞUR

Bu konu, hasta verileri dışında deney hayvanları üzerinde de araştırılmış. Deneklerin gözleri beş dakika boyunca aralıksız ovuşturularak öncesi ve sonrasındaki veriler karşılaştırılmış. Beş dakika aralıksız ovuşturulan gözün, konjuktiva yüzeyinde hücresel bozulmalar olduğu tespit edilmiş. Aranızda bunu alışkanlık haline getirenleriniz vardır ve gözlerini çok daha kısa süre -belki birkaç saniye- ovuşturduklarını ve bunu yaparken ciddi bir basınç uygulamadıklarını söyleyebilirler. Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, uyguladığınız basınç gözünüz tarafından iki katı kuvvette hissediliyor. Hatta bu etki, ilave davranışlarla 10 katına kadar çıkabiliyor.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Covid-19

Ateşsiz Covid-19 Geçirmek Mümkün

Tarih:

on

Yüksek ateş gibi bazı Covid-19 belirtileri diğerlerinden daha yaygın görünür. Bu günlerde kendinizi hasta hissediyorsanız doktora gidip test yaptırmak için en ayırt edici belirti ateş. Peki ya ateşiniz yoksa?

Çok değil, bundan bir yıl önce öksürük, vücut ağrıları ve halsizlik yaşamak gribin olağan belirtileriydi. Ancak coronavirüs hayatımıza girdi ve her kış en az bir kez yaşadığımız bu belirtiler değim yerindeyse kâbusumuz oldu.

Genel olarak solunum yolu hastalıkları hakkında bildiklerimiz yeni coronavirüs Sars-CoV-2 ile birlikte oldukça gelişti. Virüs dünyanın üzerine kara bir bulut gibi çökerken sağlık otoriteleri 3 belirtiye özellikle dikkat çekti; ateş, kuru öksürük ve nefes darlığı.

Covid-19 belirtilerini içeren listeye her geçen gün yeni bir bulgu eklendi. Şuan Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin yayımladığı listede 11 resmi Covid-19 semptomu bulunuyor ve bunlar hala olası her belirtiyi kapsamıyor.

Diğer belirtilerle birlikte ateş görülmeyebiliyor

Yüksek ateş gibi bazı Covid-19 belirtileri diğerlerinden daha yaygın görünür. Ancak bazı belirtiler de neredeyse kişiye özel ortaya çıkıyor. Bu günlerde kendinizi hasta hissediyorsanız doktora gidip test yaptırmak için en ayırt edici belirti ateş. Peki ya ateşiniz yoksa?

Ateşinizin olması vücut ısınızın normalden yüksek olduğu anlamına gelir. 38 dereceden yüksek vücut ısısı, vücudunuzda bir terslik olduğunu doğrular. Ateş, vücudun Covid-19 da dâhil olmak üzere bir enfeksiyona verdiği doğal tepkidir. Bağışıklık sistemi istenmeyen bir patojeni, genellikle bir virüsü veya bakteriyi öldürmeye çalıştığı için vücut ısısı aniden yükselir. Normal vücut sıcaklığında, bu hastalığa neden olan istilacılar kolayca çoğalabilir, ancak ortam ısındığında hayatta kalmaları zorlaşır.

Coronavirüs vücuda girdiğinde de bağışıklık sisteminin tepki göstermesi ve vücut ısısının yükselmesi beklenir. Bu virüs hakkında öğrendiğimiz son gelişmeye göre ise Covid-19 ateşsiz de görülebiliyor.

Asemptomatik kişilerde genel olarak ateş dâhil hiçbir belirti görülmediğini biliyoruz. Uzmanlara göre Covid-19 geçiren birçok insanda diğer belirtiler görülürken ateş görülmüyor. Öte yandan enfekte bir kişi teknik olarak ateşi yükseldiğinde ya da düştüğünde bunu fark etmeyebilir.

Ateşiniz olmasa da kendinizi izole edin

Ateş veya titreme, öksürük, nefes darlığı veya nefes almada güçlük, yorgunluk, kas veya vücut ağrıları, baş ağrısı, tat veya koku kaybı, boğaz ağrısı, burun tıkanıklığı veya akıntısı, mide bulantısı ya da kusma ve ishal gibi belirtilerle birlikte deri döküntüleri ve göz kızarıklığı gibi daha nadir semptomlar da Covid-19 ile ilişkilendiriliyor.

Bu belirtilerden bazılarının bir arada görülmesi ilk olarak yüksek ateşi sorgulamayı akıllara getirebilir. Ancak ateş Covid-19 varlığının göstergesi olarak değerlendirilmemeli.

Olağandışı belirtiler yaşıyorsanız ancak ateşiniz yoksa yine de kendinizi izole edin. Bir sağlık kurulusu ile iletişime geçerek, testler, izolasyon yönergeleri ve tedavi seçenekleri hakkında bilgi alın. Yaşadığınız soğuk algınlığı veya grip de olabilir. Ancak vaka artışlarını göz önünde bulundurun, sağlık durumunuz hakkında daha fazla bilgi alana kadar güvende olmak ve çevrenizdekileri güvende tutmak için izole olmaya devam edin.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Covid-19

Neden Çin Aşısı?

Tarih:

on

Çin aşısı ile Çin’de yüz binlerce kişi aşılandı. Sağlık çalışanları, pandemi önleme personeli ve sınır denetim personeli gibi belirli gruplar aşılanarak bir bakıma bağışıklık bariyeri oluşturuldu. 

Bir önceki yazımda Çin’de yapılan aşı çalışmalarının anlatmaya çalıştım. Bu yazımda ise bu çalışmaların sonuçlarının değerlendireceğim.

Daha önce bahsettiğim gibi; Çin aşı çalışmalarını bir adım önde götürüyor. Henüz virüs ortaya çıkalı bir yıl bile olmamışken, Çinli aşı üreticileri aşı adaylarını piyasaya sürmeye başladı.

Çinli üreticiler aşı dağıtımına başladı

Sinovac, 46 milyon doz Covid-19 aşısını Brezilya’ya ve 50 milyon doz Türkiye’ye sağlamak için anlaşma imzaladı. Ayrıca 40 milyon dozluk aşı konsantresi Endonezya’ya yerel olarak tedarik edilecek ve son ürün orada üretilecek.

CanSino, aşısının 35 milyon dozunu Meksika’ya teslim edecek, CNBG ise Orta Doğu ve Güney Amerika pazarlarına bakıyor. BAE, 2021’de CNBG ile ortaklaşa yaklaşık 100 milyon doz üretecek, diğer ülkelerle görüşmeler devam ediyor. CNBG, 2021’de bir milyardan fazla doz üretebileceğini açıkladı. Çin ayrıca, herhangi bir ürünün güvenli olduğunun kanıtlandığından emin olmak için Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve küresel Salgın Hazırlık Yenilikleri Koalisyonu (CEPI) liderliğindeki Covid-19 Aşı Küresel Erişim (COVAX) grubuna de katıldı.

Çin, ulusal aşılama programıyla ilgili olarak bu üç şirketin her birinde yapılan araştırmalardan memnun görünüyor. Haziran ayında CanSino, orduyu aşılama yetkisini aldı ve o zamandan beri hem Sinovac hem de CNBG, devam eden klinik denemelerin dışında Çin’deki büyük nüfusu aşılamak için onay aldı.

Sonuç olarak Çin’de yüz binlerce kişi aşılandı. Sağlık çalışanları, pandemi önleme personeli ve sınır denetim personeli gibi belirli gruplar aşılanarak bir bakıma bağışıklık bariyeri oluşturuldu. CNBG’nin aşı çalışmaları sonucu ciddi bir istenmeyen yan etki görülmedi. Sinovac’e göre ise şirket çalışanlarının yüzde 90’ından fazlası yüksek risk grubu olarak görüldükleri için aşı olmayı kabul ediyor. Şirket Ekim ayında, Zhejiang eyaletinde Şangay yakınlarındaki Yiwu’da iki dozluk aşısını satmaya başlamıştı.

Sinovac aşısının başarı oranı yüksek

Devlete ait aşı üreticisi ve Sinovac’ın Endonezya’daki ortağı Bio Farma, Sinovac’ın COVID-19 adayının 3. aşama klinik deneylerinde yüzde 97’ye kadar etkili olduğunu açıkladı. Ancak Sinovac, Bloomberg’e yüzde 97’lik rakamın aşının etkinliğine atıfta bulunmadığını açıkladı ve bunun yerine aşının serokonversiyon oranını temsil ettiğini söyledi. Serokonversiyon oranı, aşının COVID-19 antikorları üretip üretmediğini saptar, yani aşının, onu alan gönüllülerinin yüzde 97’sinde antikorları tetiklediği anlamına gelir. Ancak aşının COVID-19’a karşı koruma sağladığını kanıtlamaz.

Yüzde 97 etkinlik, şu ana kadar bildirilen en iyi klinik araştırma verisi. ABD merkezli Pfizer ve Moderna, ABD’deki Faz 3 denemelerinde sırasıyla yüzde 94 ve yüzde 95 etkinlik oranları bildirdi. Ancak Bio Farma, Sinovac’ın etkinliği hakkındaki sonucunu daha küçük bir katılımcı havuzundan (yaklaşık 1.600 kişi) ve daha kısa bir zaman çerçevesinde aldı.

Adayını Almanya’nın BioNTech’iyle birlikte geliştiren Pfizer, Kasım ayında açıkladığı yüzde 94 etkinlik rakamını, Temmuz ayında başlayan 43.000 katılımcılı Faz 3 denemesinden elde etti. Moderna’nın Faz 3 denemesi de o ay başladı ve aşı 30.000 gönüllü üzerinde denendi.

Sinovac’ın 3. aşama denemesinin tüm sonuçlarının Ocak 2021’de gelmesi bekleniyor. 16 Nisan – 25 Nisan 2020 tarihleri ​​arasında 144 katılımcı faz 1 denemesine ve 3 Mayıs – 5 Mayıs 2020 tarihleri ​​arasında 600 katılımcı faz 2 denemesine kaydoldu. 743 katılımcıya en az bir doz aşı yapıldı.

Faz 1 denemesinde, aşı olan gönüllülerin ortalama yüzde 33’ünde ilk iki hafta içinde istenmeyen yan etkiler görüldü. İlk 4 hafta içinde gönüllerde görülen yan etki oranı ise ortalama yüzde 14 oldu. Aşılamadan sonraki 14. günde gönüllülerin ortalama yüzde 48’inde antikor oluşumu belirlendi. 28. günde ise katılımcıların ortalama yüzde 81’inde antikorlara rastlandı.

Faz 2 denemesinde, 14. güne kadar katılımcıların ortalama yüzde 30’unda yan etki görüldü. 28. güne kadar yan etki geliştiren katılımcı oranı ise ortalama yüzde 19. 14. günde gönüllülerin ortalama yüzde 95’inde, 28. günde ise yüzde 99’unda antikor oluştuğu görüldü.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Covid-19

Aşı Yarışında Çin Bir Adım Önde

Tarih:

on

Çin’de Covid-19 aşısı geliştirme ve uygulama ihtiyacı, virüsün yayılmasını etkili bir şekilde durdurduğu için diğer ülkelerden farklı. Çin hükümeti pandemiyle erken başa çıkabildi ve sonuç olarak aşı geliştirmeye zaman ayırabildi.

Şiddetli akut solunum sendromu, yani SARS hastalığına sebep olan yeni tip coronavirüsün neden olduğu ve devam eden Covid-19 pandemisi, dünya çapında yüksek morbidite ve mortaliteye yol açtı.

Salgın başladığından beri, dünyanın dört bir yanındaki araştırmacılar, şu anda klinik öncesi veya klinik geliştirme aşamasında olan 200’den fazla çalışma ile Covid-19 için aşılar geliştirmeye çalışıyor. Öte yandan salgının başladığı yerde, aşı çalışmaları da bir adım önde gidiyor. Peki, Çin aşıları ne kadar güvenli ve bu aşılar hakkında ne biliyoruz?

Çin aşıları 16 ülkede deneniyor

Çin’de Covid-19 aşısı geliştirme ve uygulama ihtiyacı, virüsün yayılmasını etkili bir şekilde durdurduğu için diğer ülkelerden farklı. Sınırların kısmen açık olmasına ve uluslararası seyahatin ciddi şekilde kısıtlanmasına rağmen, Çin hükümeti pandemiyle erken başa çıkabildi ve sonuç olarak aşı geliştirmeye zaman ayırabildi.

Çin’deki aşı yarışında dört ana üretici var; Tianjin merkezli CanSino, Wuhan’dan CNBG, Pekin’deki Sinovac ve Anhui merkezli ZFLongkema. Ülkede çok az COVID-19 vakası varken, Çinli aşı üreticileri ürünlerinin etkinliğini denizaşırı ülkelerde test etmek zorunda kaldı; beş aday en az 16 ülkede etkinlik (aşama 3) denemelerinde bulunuyor.

Covid-19 için ilk aşı denemesi Çin’de başladı

Uygulanabilir bir aşı elde etmek için farklı yaklaşımlar ortaya çıktı. CanSino, aşı adayını, Covid-19’un yüzey proteini için bir gen parçasını ekledikleri adenovirüs 5 (Ad5) olarak bilinen yaygın ve büyük ölçüde zararsız bir virüs kullanarak geliştirdi. Mart ayında şirket, güvenliğini ve bağışıklık tepkilerini tetikleme yeteneğini test etmek için dünyanın ilk Covid-19 aşı denemesini Wuhan’da başlattı ve dünyada Covid-19 aşısını deneyen ilk şirket oldu.

Sinovac Biotech ve CNBG ise Sars-CoV-2’nin öldürülmüş hali ile insanları aşılamak üzerine yoğunlaştı. Bu, karmaşık bir protein veya RNA tasarımı veya genetik mühendisliği gerektirmez. Bilim adamları, virüsü basitçe bir kimyasal (beta propiolakton) ile etkisiz hale getirir ve onu tahriş ederek bağışıklık sistemini etkili bir şekilde tam alarm durumuna geçiren bir yardımcı madde ile karıştırır. Teorik olarak, bu tür aşılar, başak gibi tek bir viral protein setinden ziyade tüm viral protein setini içerdikleri için daha geniş antikor ve T hücresi tepkileri üretebilir. Ve sıfırın altındaki sıcaklıklarda saklanması gereken mRNA aşılarının aksine, inaktive edilmiş virüsler, sıradan soğutmadan fazlasını gerektirmez. Bu, Rus Sputnik V aşısına benzer bir aşı.

Sıfırın altındaki soğutma ve depolamanın birçok tropikal ve subtropikal ülkede sorunlu olabileceğinden inaktive aşıların lojistik avantajları var. Ancak dezavantajları da olabilir; Bu aşılar iki dozun uygulanmasını gerektiriyor, ancak küçük bir ihtimal de olsa hastalar bu tür aşılara karşı kronik reaksiyonlardan mustarip olabilir ve hatta hastalığı geliştirebilir.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar