Connect with us

Bilinçli hasta

Diyabet Kalbinizi Yormasın

Halit Yerebakan

Tarih:

on

Diyabet Kalbinizi Yormasın

Çağımızın hastalıklardan biri olan diyabet; sağlıksız beslenme, aktif bir yaşam tarzını benimsememe gibi nedenlerden dolayı günümüzde giderek artmaktadır. Güzel haber ise hayat tarzında yapılacak bazı değişiklikler ve hastalığın belirtilerini önceden bilerek diyabet hastalarının uzun ve sağlıklı bir yaşam sürmesinin mümkün olabilmesi. Diyabet kalbinizi yormasın, gerekli önlemleri daha hastalığa yakalanmadan alın…

Vücudun enerji için gıdalardan aldığı şekeri etkili bir şekilde kullanamaması sonucu kan şekeri yükselir ve diyabet oluşur. Farklı türlere sahip diyabet hastalığı, dünyada ve ülkemizde en sık rastlanan hastalıklardan biri olup, hatta dünyada meydana gelen ölümlerin önde gelen sebeplerinden biri olarak kabul edilmektedir. Kan şekerinin yükselmesi sonucu görmede bulanıklık söz konusu olabileceği gibi zamanla körlük ve kalp rahatsızlığı gibi problemlere yol açabilir.

1980 yılından bu yana şeker hastalığına sahip kişilerin sayısı yaklaşık olarak dört katına çıkmıştır. Araştırmacılar nedenlerini çok çeşitli sebeplere bağlasalar da söz konusu olan bu artışın genel olarak fiziksel aktivite eksikliği olan ve aşırı kilolu (obez) kişilerin sayısındaki artıştan kaynaklandığını belirtmektedir. Diyabetin her türü vücudun birçok yerinde komplikasyonlara yol açabildiği gibi erken ölüm riskini de artırabilir. 2012 yılı kayıtlarına göre diyabet, dünya genelinde 1,5 milyon kişinin ölümünün doğrudan sebebi olarak belirtilmiştir. Diyabet ve komplikasyonlarının büyük bir kısmı, sağlıklı bir diyet, düzenli fiziksel aktivite, normal vücut ağırlığını korumak ve tütün kullanımından kaçınmak suretiyle önlenebilir.

Kanda glikoz seviyesi yükseldikçe kardiyovasküler hastalık riski de artar. Diyabetin olası komplikasyonlar arasında böbrek yetmezliği, görme kaybı, kalp krizi, felç, sinir hasarı ve bacak ampütasyonu yer alır.

Diyabet Hastalığının Belirtileri

İstemsiz Kilo Kaybı Yaşıyorsanız Dikkat! 

Diyabet hastası olan kişilerde genel olarak görülen belirtiler; ağızda kuruluk, aşırı su içme isteği, sık idrara çıkma, doymama ve fazla yemek yeme isteği olarak sıralanabilir. Bu belirtilerin dışında; sabahları uyanmakta güçlük çekmek ve gündüzleri yaşanan uyku halleri, ani öfkelenme ve sinirlenme halleri, ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, bulanık görme, sürekli yorgun hissi, terleme, depresyona girme, istemsiz kilo kaybı yaşanması bulunmaktadır.

Geceleri Sık Sık İdrara Çıkıyor musunuz?

Hücre içerisinde enerji kaybı sebebiyle kişi kendini huzursuz ve yorgun hisseder. Geceleri sık sık idrara çıkma isteği de uyku bozukluğuna sebebiyet vereceğinden bu da durumu daha da kötüleştirebilmektedir.

Ani Kilo Kayıplarında Hemen Bir Doktora Danışın…

Vücutta insülin eksikliği yaşandığında, aslında glikozdan sağlanması gereken enerjinin elde edilebilmesi için, vücut kas ve yağ dokularını yıkmaya başlar. Bu da ciddi kilo kaybının yaşanmasına sebep olur.

Bitmek Tükenmek Bilmeyen Bir Açlık Hissiniz Varsa, Diyabet Hastası Olabilirsiniz

Vücudunuz yeterli insülini üretmediği zaman organlarınız ve kaslarınız enerji kaybeder ve bu da enerji kazanmak için kalori arayışı girmenize neden olur. Yemekten sonra bile açlık hissiniz devam eder. Besinlerin içerisinde yer alan şekerler tek başına insülin kullanılmadan enerji açlığı çeken vücut dokularını doyurmaya yetmez.

Ağız Kuruluğu, Diyabet Habercisi…

Kan şekeriniz yükseldiğinde böbreklerin şekeri atmak istemesiyle birlikte yaşanan dehidrasyon vücudunuzun ihtiyacı olan sıvıyı kaybetmesidir. Bu da vücudun su ihtiyacını artırıp diyabet hastalığının ilk belirtilerinden biri olan ağızda kuruluğun yaşanmasına neden olur. Özellikle gece boyunca sık sık idrara çıkma isteği vücudun insülin üretmekte sıkıntı yaşaması ve kandaki fazla şekerin idrara karışmasından kaynaklanması ile açıklanabilir.

Görme Bulanıklığı En Sık Karşılaşılan Belirtilerinden

Pek çok belirtisi bilinen diyabet kendini görme bulanıklığı ile de gösterebiliyor.  Kan şekeri yükseldiğinde ya da ani düşüşler yaşandığında retinadaki damarlar olumsuz etkilenerek diyabetik retinopati hastalığına neden olabilir.  Özellikle diyabet hastalığının ilk dönemlerinde bulanık görme problemi ile oldukça sık karşılaşılıyor. Bunun sebebi ise retinopati değil, kandaki glikoz seviyesinin yükselmesi olarak tanımlanabilir. Kontrol sağlanıp kandaki glikoz seviyesi normale döndüğünde yaşanan geçici görme bulanıklığı problemi de ortadan kalkar.

Eller ve Ayaklarda Karıncalanma Olursa Şüphelenin

Şeker hastalığının vücutta sinirlere verdiği hasar “diyabetik nöropati” ayaklarda, bileklerde ve ellerde görülür. Diyabetik hastaların hemen hemen yarısında görülmektedir.

Diyabet Türleri Nelerdir?

Peki, diyabet hastalığının türleri konusunda ne kadar bilgi sahibiyiz? İşte detaylar…

Prediyabet kelimesini daha önce duymamış olanlar ne demek olduğunu merak edecektir. Prediyabet, kan şekerinizin yüksek olduğu ancak Tip 2 diyabet tanısı alacak seviyeye henüz çıkmadığı anlamına gelir. Kan şekeri seviyenizin yüksek seyrettiğini bu aşamada yakaladıysanız, diğerlerine göre şanslısınız demektir.

Tip 1 Diyabet (İnsüline bağımlı): Her yaşta görülebilme olasılığı olsa da genellikle genç yaşlarda ve aniden ortaya çıkan, insülin üretiminin yetersizliği veya hiç olmamasından dolayı dışarıdan insülin alma zorunluluğu oluşan diyabet türüdür. Vücudun bağışıklık sistemi bilinmeyen bir nedenle vücudun insülin üreten hücrelerine saldırır ve tahrip eder. Bu tahribat %80’lere ulaştığında ise şikayetler kendini göstermektedir.

Tip 2 Diyabet: Tip 1 diyabete oranla çok daha yaygındır ve dünya çapında diyabet vakalarında en yüksek orana sahiptir. Genel olarak 40 yaş üstü erişkinlerde görülür ve özellikle düzensiz beslenme alışkanlığına sahip olanlar, egzersiz yapmaktan uzak aşırı kilolu (obez) olanlar Tip 2 diyabet riski taşırlar. Hastalığın tedavisinde, sağlıklı beslenme ve sağlıklı bir şekilde kilo verme, düzenli yapılan egzersizler, ilaç tedavisi önemlidir.

Önlenebilir bir tür olan Tip 2 diyabette, özellikle her gün yarım saat yapılan orta yoğunluktaki egzersizler ve sağlıklı bir beslenme programı ile hastalığın riskini büyük ölçüde azaltabilirsiniz.

Gestasyonel Diyabet: Hamilelik sırasında oluşan kan şekeri yükselmesidir. Gebelik öncesinde yaşanan bir diyabet rahatsızlığı söz konusu değildir ancak hamilelik süresince bebeğin gelişimi için bazı hormonlar normalden daha fazla salgılanır. Bu durum da kan şekerinin yükselmesine neden olur ve hem anne hem de çocukta tip 2 diyabet oluşumu için risk teşkil eder.

MODY (Maturity Onset Diabetes): Gençlerde, çocuklarda ve hatta bebeklerde görülebilen Tip 2 ile benzerlik taşıyan diyabet hastalığıdır. Bu sebepler Tip 2 diyabetin bir türü olarak da tanımlanabilir.

LADA Diyabet (Latent Autoimmune Diabetes in Adults): Genelde 30 ila 50 yaş arasındaki yetişkinlerde görülen ve bağışıklık sisteminde meydana gelen çalışma bozukluğu nedeniyle vücudun kendisine zarar vermesi sonucu oluşan Tip 1 Diyabet benzeri diyabet hastalığı türüdür ve insülin bağımlılığı yaşanır.

LADA bazı zamanlarda benzer özelliklerinden dolayı Tip 2 diyabet türü olarak da teşhis edilebilir. Bu sebeple, LADA diyabet türü için Tip 1 ve Tip 2 diyabet türlerinin arasında yer alan bir diyabet hastalığı tanımını yapabiliriz.

Oldukça yavaş seyreden bu hastalıkta; kişinin kendisini sürekli yorgun ve bitkin hissetmesi, sık sık idrara çıkma ve ağızda kuruluk uzun bir zaman sonrasında kendini gösterir.

Diyabet Kalbinizi Yormasın!

Diyabet hastalığında kan şekerinin kontrolünün sağlanamaması sonucunda istenmeyen durumlarla karşı karşıya kalabilirsiniz. Kısa ve uzun dönemde ortaya çıkabilecek bu durumlar yaşamınızı olumsuz yönde etkileyecektir ve damarlarda tıkanma yaşanması bunlardan biridir. Kan şekerinin yükselmesi kalp ve damar sağlığını olumsuz yönde etkilerken, inmeye ve kalp krizine neden olabilmektedir. Bilinmelidir ki, diyabet hastalarında kalp rahatsızlığı veya felç riski daha fazladır.

Diyabetle ilgili farklı bir yazıyı burayı tıklayarak okuyabilirsiniz.

Bilinçli hasta

Uzun Süren Öksürükten Kurtulun

Halit Yerebakan

Tarih:

on

Bir solunum yolu enfeksiyonu ile karşılaştığınızda öksürük diğer belirtilerden daha uzun süre devam edebilir. Hiç bitmeyecek gibi görünen öksürüğü önlemenin bazı yolları var.

Son haftalarda en çok Covid-19’dan korkuyoruz, konuşuyoruz ve korunuyoruz. Ancak kış mevsimi geldi. Bu kış kendinizi fazladan koruyor olsanız da grip veya soğuk algınlığına yakalanabilirsiniz.

Daha önce yaşayanlar bilir. Soğuk algınlığı veya gripten sonra kalan öksürük hiç bitmeyecek gibi görünebilir. Belirtilerin çoğu 7 ila 10 gün içinde kaybolur. Ancak araştırmalar, çoğu kişide 18. günde hala öksürük olduğunu gösteriyor. Peki, bu öksürükten nasıl kurtulacaksınız?

Öksürüğü önleyecek en önemli kural: hastalanmaktan kaçının

Bir solunum yolu enfeksiyonu ile karşılaştığınızda öksürük diğer belirtilerden daha uzun süre devam edebilir. Bunun anlamı bağışıklık sistemi hava yollarını normale döndürmeye çalışıyor. Tıkanıklığınız düzelirken geniz akıntısı da öksürüğü tetikleyebilir.

Hiç bitmeyecek gibi görünen öksürüğü önlemenin bazı yolları var. En kolay yolu da ilk başta hastalanmaktan kaçınmak. Halka açık yerlerde bulunduktan, ortak yüzeylere dokunduktan veya hasta insanların yanında olduktan sonra ellerinizi yıkamak konusunda dikkatli olun. Semptomların arttığını hissederseniz, çinko veya mürver deneyin.

Vücut uykuda kendini onarır ve hasta olduğunuzda bağışıklık sisteminize savaşması için zaman verir. Dinlenerek belirtilerin genel süresini azaltabilirsiniz. Eğer öksürüğünüz sizi uyutmuyorsa, başınızın altına fazladan yastık koyun. Bu, hava yollarını açmaya yardımcı olur, böylece daha kolay nefes alabilir ve boğazınızda mukus birikmesini önleyebilirsiniz.

Öksürüğünüzü kötüleştirebilecek tahriş edici maddelerden kaçının. Duman, parfüm ve alerjiniz olan her şeyden uzak durun. Hava temizleyicileri, boğazınızı gıdıklayabilecek tozu, tüyleri ve diğer parçacıkları temizleyebilir. Isıtıcılarsa havayı kurutur, bu da öksürüğü arttırır.

Öksürük iki aydan uzun sürerse dikkat!

Ballı ılık çay boğazın kaşınmasını yatıştırır. Sıcak sıvı göğüs ve sinüslerdeki mukusu parçalar ve bal da doğal antibakteriyel özellikleri sayesinde enfeksiyonla savaşmaya yardımcı olur. Yapılan bir çalışmada, 2 yaş ve üzeri çocuklarda balın öksürük baskılayıcılarının ana bileşenlerinden biri olan dekstrometorfan kadar etkili olabileceği bulundu. Yani bir kaşık bal kendi başına öksürüğü hafifletebilir.

Sıcak bir duşun temizlenmek ve vücudu rahatlatmak dışında da faydaları var. Sıcak, nemli hava, öksürüğe neden olan mukusu temizlemeye yardımcı olur ve daha kolay nefes almak için burun geçişlerini ve solunum yollarını nemlendirir. Bir diğer önerim de kaynar suya birkaç damla okaliptüs yağı ekleyin ve buharı soluyun.

İnatçı bir öksürükle mücadele ediyorsanız öksürük kesici ve balgam söktürücü içeren reçetesiz ilaçları deneyin. Reçetesiz satılan soğuk ilaçlarını sadece bir hafta kullanmalısınız. Bundan sonra, bu ilaçlar daha az etkili hale gelir.

Elbette unutulmaması gereken önemli noktalar var. Öksürük iki aydan daha uzun sürerse bu durum başka bir sorunun sebebi olabilir. Tabi bir de bu dönemde öksürüğün yanında herhangi bir Covid-19 belirtisi yaşarsanız bir sağlık kuruluşuna başvurmanızda fayda var.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Coronavirüs Yeniden Enfekte Edebiliyor

Halit Yerebakan

Tarih:

on

Covid-19’a bir kez yakalanan yeniden yakalanır mı yakalanmaz mı diye düşünülürken, bilim adamları bu konuda araştırma yaparken Hong Kong’da bir kişinin yeniden enfekte olduğu haberi geldi.

Clinical Infectious Diseases dergisinde vaka raporu olarak ele alınan olayda, söz konusu 33 yaşındaki adamın ilk olarak 26 Mart’ta Covid-19’a yakalandığı bilgisi yer aldı. Virüsü hafif belirtilerle hastanede atlatan adam, 14 Nisan’da testi negatif sonuçlandıktan sonra izolasyondan çıkarıldı. Öte yanda yapılan antikor testinde antikor oluşmadığı görüldü.

15 Ağustosta İspanya gezisinden dönen adama havaalanında virüs için tükürük testi yapıldı ve sonuç pozitif çıktı. Vaka raporunun yazarlarına göre adamın ikinci kez yakalandığı virüs, ilkinin farklı bir versiyonu. Araştırmacılar virüsün dizilenmiş genomlarını her iki enfeksiyonda karşılaştırarak adamın bunu doğruladı. Covid-19’a neden olan corornavirüsün bu alt türüne Temmuz ve Ağustos aylarında Avrupa’da sıkça rastlandı. Adam ikinci enfeksiyonu sırasında hiçbir belirti yaşamadı.

Covid-19’a karşı bağışıklığın süresi bilinmiyor

Bu durum biraz endişe verici ancak panik yapmaya gerek de yok. Şu ana kadar resmi olarak açıklanan tek vaka var. Bu vakada da adamın ikinci enfeksiyon sırasında belirti göstermemesi bir çeşit bağışıklık tepkisi olabilir. Ancak ilk enfeksiyonun ardından antikor üretmemesi nasıl bir bağışıklık edindiği sorusunu akla getiriyor. Adamın ikinci kez geçirdiği hastalığın ardından ise antikor oluştu.

Coronavirüs hakkında öğrenilen her yeni bilgi bu olayda olduğu gibi başka soru işaretleri bırakıyor. Bağışıklık burada nasıl çalıştı? Bir de tabii tek kişide görülmüş olması, bu soru işaretleri konusunda veri sağlamıyor. Şu anda bir kişinin SARS-CoV-2’ye karşı ne kadar süre bağışıklığa sahip olacağı bilinmiyor. Ancak soğuk algınlığına neden olan diğer insan coronavirüsleri ile enfekte olmuş kişilerin üç ay içinde yeniden enfekte olma olasılığının çok düşük olduğunu biliyoruz. Covid-19 hastalarında nasıl bir bağışıklık koruması gözlenecek bunu da zaman gösterecek.

Şu anda Covid-19’dan iyileşen ya da virüse yakalanan bir kişiyle temasta bulunanlar virüs bulaştıktan sonra üç aya kadar semptomları olmadığı sürece karantinaya alınmıyor veya yeniden test yapılmıyor.

Maske, mesafe ve hijyen şart

İkinci kez enfekte olan adamın bu sırada bulaştırıcı olup olmadığı ya da başkalarına bulaştırıp bulaştırmadığı bilinmiyor. Ancak Dünya Sağlık Örgütü bu konuda uyarıyor: Semptomları olmayan kişiler bile virüsü bulaştırabilir.

Bu sebeple Covid-19’a yakalanmamak veya tekrar enfekte olmamak ya da başkalarına yaymamak için tüm korunma önlemleri uygulanmaya devam edilmeli. Daha önce enfekte olmuş olmanız sizin için de çevrenizdekiler içinde bir garanti değil. Yani maske, mesafe ve hijyen şart.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Grip İçin Riskli Gruplar

Halit Yerebakan

Tarih:

on

Grip İçin Riskli Gruplar

Yüksek risk sınıflaması Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi tarafından yapılan araştırmalar ile hastalığa yakalanma ihtimali ve komplikasyon ihtimalinin eş zamanlı artış gösterdiği grupların tanımlanması ile hazırlanmıştır. Bu sınıflamaya göre 4 temel grubun  daha dikkatli bir şekilde grip sezonuna girmesini tavsiye etmektedir.

Grip için riskli gruplar; griple veya soğuk algınlığı ile güne başlamak gerçekten hiç hoş bir durum değil. Ani başlangıçlı ateş, boğaz ağrısı üşüme-titreme, ve bedeninize yayılan kas ve eklem ağrıları yüzünden günlük rutininizi aniden bir kenara koyma isteği gribe yakalanan herkes için normal bir durum. Boşuna paçavra hastalığı demiyorlar. Gripten hastalanan çoğu insan tıbbi bakıma veya anti-viral ilaçlara ihtiyaç duymayacak hafif bir hastalığa yakalanmıştırlar, ve iki haftadan daha kısa sürede iyileşirler. Her ne kadar hastaların çoğu iki haftadan daha kısa bir sürede gripten iyileşebilseler de, bazı yüksek riskli kişilerin, hastaneye yatışına yol açabilecek zatürre veya bronşit gibi daha ciddi bir hastalık haline gelmesi de olasılıklar içerisindedir. Ayrıca, astım veya özellikle kalp kapak hastalığı gibi sağlık durumlarınız varsa, grip olmak semptomlarınızı kötüleştirebilir.

Öyle ki bizler için tedavi olmamış bir orta-ileri seviye mitral kapak yetersizliği hastası için gribe yakalanmak hayatını tehdit edebilecek bir hastalık durumunu beraberinde getirir. Kendinizin veya ailenizden birinin böyle bir riskli gruba dahil olup olmadığını merak ediyorsanız, özellikle hangi grup insanlara bakmanız gerektiğini beraber inceleyelim. Yüksek risk sınıflaması Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi tarafından yapılan araştırmalar ile hastalığa yakalanma ihtimali ve komplikasyon ihtimalinin eş zamanlı artış gösterdiği grupların tanımlanması ile hazırlanmıştır. Bu sınıflamaya göre 4 temel grubun daha dikkatli bir şekilde grip sezonuna girmesini tavsiye etmektedir.

Hamile kadınlar

Hamilelik, anneleri bronşit veya zatürre gibi griple ilgili komplikasyonlara daha yatkın hale getiren bağışıklık sistemini içine alan bununla birlikte dolaşım yani kalpte ve solunum yani akciğerlerde önemli değişikliklere neden olur. Bu değişiklikler artan kan hacmi, kalp performansı, solunum yapısı, dokularda ödem, ve doğrudan bağışıklık sistemi zayıflaması olarak sıralanabilir. Gribin en çok korkulan bu kompilasyonları aslında başlı başına ciddi birer hastalık oldukları için bu durumlar hamileleri düşük riski, prematüre doğum, ve düşük doğum ağırlığı gibi risklerle karşı karşıya bırakabilmektedir.

2 Yaş altı çocuklar

Grip, daha büyük çocuklara veya yetişkinlere kıyasla beş yaşın altındaki çocuklarda (ve özellikle 2 yaşın altındaki çocuklarda risk en yüksek olup, hastane yatış oranı ve ölüm riski ise 6 ay altındaki bebeklerde en yüksektir) tehlikeli bir hastalığa dönüşme olasılığı yüksektir. Bu çocuklar henüz daha bağışıklık sistemleri gelişmekte olduğundan, enfeksiyonlarla mücadelede oldukça zayıftırlar. Bu, bir grip vakasının zatürree veya enfsefelopati adını verdiğimiz beyin enfeksiyonu gibi daha ciddi bir komplikasyonlu hastalığa dönüşmesi veya yüksek ateş sebebi ile aşırı su kaybına yol açması ihtimalini artırır.

65 Yaş üzeri erişkinler

Yaşlandıkça, bağışıklık sisteminiz zararlı mikroplardan kurtulmak için daha zorlu bir mücadeleye girer ve bu sebeple daha fazla kronik bir sağlık sorunu geliştirebilirsiniz. Bu, durum tabi diğer taraftan gribe yakalanma olasılığınızı arttırdığı gibi bronşit, zatürre veya viral gribin üzerinde ikincil bakteriyel enfeksiyonlar gibi komplikasyonlar geliştirme ihtimalinizi de arttırmaktadır. Bu nedenle 65 yaş üstü kişilerin grip aşıları için yüksek öncelikli bir grup olduğu düşünülmektedir.

Kronik hastalığı veya bağışıklık sistemi güçsüz olan kişiler

Astım, kalp damar veya kapak hastalığı, kalp yetersizliği, KOAH, diyabet, kan, karaciğer veya böbrek hastalıkları gibi kronik bir sağlık sorununuz varsa, grip kaynaklı komplikasyon geliştirme riskiniz diğer hastalara göre daha yüksektir. Komplikasyonlar zatürre, bronşit, sinüs ve kulak enfeksiyonları gibi şeyleri içerebilir. Özellikle ileri salgın diye tabir edebileceğimiz belirli coğrafi bölgeye yayılmış salgınlarda bu tip komplikasyonlar daha çok bildirilmiştir. Peki bu riskli gruptaki kişiler ne yapmalı?
Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi’nin yayınladığı kılavuzlara göre bu riskli gruptaki herkesin grip aşısı olması gerekiyor. Hatta son yayınlanan bildirisine göre ise 6 ay yaş üzeri herkesin olması lazım. Ancak grip aşısının koruyuculuğu konusunda pek çok spekülasyon elbette yapılıyor fakat gerçeği merak edenlere yine cevabı aynı merkez kendi çalışmalarında veriyor.

Grip aşısı tam olarak korumuyor!

Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi bir çok araştırma yapıyor ve elde ettiği verilerle yapılan aşıların etkisini raporluyor. Bu raporlamada risklerden arındırılmış yani seçilere ayıklanmış verilerle elde edilen sonuca göre 5 yıl öncesine kadar %50 oranında bir koruma sağlıyordu aşılar. Günümüzde bu oranın daha da azaldığını görüyoruz (zaman zaman yüzde %20’lerin altına düştüğü bile rapor ediliyor). Tabi ki, hiçbir aşı mükemmel değildir. Yine de, yüzde 50 korunma sağlayan bir aşıyı yaptırmak bence son derece etkilidir. Bu tabi şahsi yorumum, bugüne kadar grip ile ilişkili bir çok hastanın hayatını kaybetmesine şahitlik eden bir kalp doktoru olarak söylüyorum. Bu sebeple aşı tartışmasında kendinizi daha ciddi hastalıklara karşı korumanıza yardımcı olabileceği için koruma etkisi düşük olduğunu düşünsek de evet diyorum.

Tabi bu genel olarak standart tip grip aşısı ile yapılan çalışmaların sonuçları, ancak ilaç endüstrisi burada yine farklı arayışlara girerek özellikle risk grubundaki kişileri daha çok koruyabileceği hipotezini ortaya koyarak iki farklı daha etkili aşı geliştirdiler. Bunların biri yüksek doz grip aşısı verilen bir doz, daha fazla antikor cevabı oluşturmak adına 4 kat antijen içeriyor. Diğer aşı ise adjuvan yani bana göre destekli aşı. Bunda ise MF59 denilen bir madde var ve daha fazla bağışıklık yanıtı olacağı vurgulanıyor.

Yüksek doza bakıldığında hastalık koruması %24 daha artmış ama tabi ki seçtiğiniz aşı ilave riskleri beraberinde getiriyor. Açıktan söylenen riskler baş ağrısı, kas ağrısı, uygulama bölgesinde hassasiyet artışı, ve günlük yaşantınızdan alıkoyma gibi grip benzeri bulgular olarak adlandırılıp sıralanıyor, ancak bahsedilmeyenleri pek bilmiyoruz!

Grip aşısının tehlikesi varmı?

Grip aşısının tehlikeli olduğuna ve insanlığa aslında büyük zararı olduğuna dair bir çok komplo teorisini özellikle internette sizde okuyorsunuzdur. Gerçek şu ki, grip aşısı teorik ve pratik olarak gribin kendisinden daha güvenli sayılabilir. Bu, grip hastalığının amansız bir hastalık olması veya aşının tamamen güvenli olduğu anlamına elbette gelmez. Tıpta şahsen tamamen güvenli olan hiçbir şey yoktur aslında, olasılık bilimi üzerine karşıt verilerle hasta için hep en doğrusu yapılmaya çalışılır. Bu nedenle söyle özetleyebiliriz, grip aşısından zarar görmek mümkündür, ancak bu oldukça uzak bir ihtimaldir. Ben kendim için her yıl bu “riski” kolayca kabul ediyorum. Ufak bir hatırlatma yapalım, grip aşısı oldum ve hemen hasta oldum acaba aşı ile ilgisi var mı diye soranlara kısa ve net cevap vermek gerekirse grip aşısı gribe neden olmaz. Aşılamadan hemen sonra hastalanırsanız, muhtemelen benzer bir hastalık zaten vücudunuzda kuluçka dönemindeydi, yani aşıdan bağımsız bir durum yaşıyorsunuz demektir.

Grip tehdidini ciddiye alın

1918’deki grip salgını, I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı’nın toplamından daha fazla ölüme neden olduğunu vurgulayan bir çok makaleye denk gelmişsinizdir. Ancak, gündelik hayatımızda karşılaştığımız grip bile Hastalık Kontrol Merkezi verilerine göre yalnızca ABD’de her yıl yaklaşık 30.000 ölüme neden olmaktadır. Bu rakamları korkutmak ve panik oluşturmak için vermiyorum. Grip tehdidini ciddiye almanız ve önüne geçmeniz için önleyici stratejiler oluşturmak adına vermek istedim.

Aşı olmanın dışında gerçek olarak hayatınızı doğru yaşarsanız yani uygun şekilde dinlenirseniz, günde ortalama 7 saat uyursanız, özellikle hijyenik olmayan alanlarda ve toplu yaşam alanlarında sık sık ellerinizi yıkarsanız, ellerinizler göz burun ağız gibi mikropların rahat girebilecekleri alanlara dokunmazsanız, hasta insanlarla yakın temastan kaçınırsanız, ve sağlıklı beslenirseniz gripten pek ala korunabilirsiniz. Yine de bulaştı mı? Bunları yaptığınız için bağışıklığınız sizi yarı yolda bırakmayacaktır emin olabilirsiniz.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar