Connect with us

Beslenme

Balın Faydaları

Tarih:

on

Sofraların en önemli besinlerinden balın faydaları saymakla bitmiyor. Antioksidanlar, mineraller ve vitaminler bakımından zengin olan bal; öksürükten cilt bakımına pek çok konuda yararlı.

Bal, neredeyse insanlık tarihi kadar eski en tatlı şifa kaynağıdır. Balın oluşumundaki mucize bile, onu diğer besinlerden farklı kılmaya yetiyor. Ancak son yıllarda para kazanma hırsıyla gelen ticari kaygılar; sahte ya da katkılı bal üretimini ciddi bir şekilde artırdı. Bu durum, baldan beklenen faydanın elde edilememesinin yanı sıra çok daha ciddi sağlık problemlerine zemin hazırlıyor. Bu sebeple bal alırken, çok dikkatli olunması gerekiyor.
Amerika’da yayınlanan Food Safety News’e göre; ABD piyasasında satılan balların yüzde 75’i katkı maddesi içeriyor! Amerika Birleşik Devletleri ve farklı bazı ülkelerde; bal, piyasaya sürülmeden önce büyük çaplı bir filtrasyon (süzme) işleminden geçiriliyor. Bu işlem sırasında balı şifa kaynağı yapan en önemli içeriklerinden biri olan polen miktarı, ciddi oranda azalıyor. Dünyanın birçok ülkesinde kabul gören gıda güvenliği standartlarına bakıldığında polen miktarı bu oranda azaltılmış bal, teknik olarak bal sayılmıyor.

POLEN ÖNEMLİ

Polen, aynı zamanda balın geldiği yere ve üretim şartlarına dair ipuçlarını barındıran bir kaynaktır. Polen miktarı bu denli azaldığında, balın kaynağı hakkında bilgi edinilebilmesi de zorlaşıyor. 10 farklı eyalette bulunan market ve benzeri satış noktalarından rastgele toplanan yaklaşık 60 farklı marka ve ambalajdaki balın incelenmesi sonucu gerçekleştirilen bu araştırmada toplanan örnekler, Texas Üniversitesi’ndeki uzmanlarca incelendi. İncelemeyi yapan uzmanlar; içeriğindeki azalan polen miktarı sebebiyle balın izlenebilirliğinin imkansız olduğunu ortaya çıkardı.
Balın maruz kaldığı bu filtrasyon işlemi, yüksek ısı gerektiren bir işlemdir ve bu denli yüksek ısı; balın içerisinde bulunan faydalı diğer maddelerin de kaybolmasına sebep olabilecek ölçüdedir.
Ancak bu ölçümler sizi korkutmasın. Bal alırken, doğal ürün marketlerinden, gerekli belge ve takip normlarına sahip markalardan ya da direkt üreticiden bal aldığınızda; tabiri caizse içi boşaltılmış bal almaktan korunabilirsiniz. Şeffaf şişelerde ambalajlanmış tamamen homojen yapıdaki ballar her zaman doğal bal aldığınız anlamına gelmez. Ülkemizde de sıklıkla satılan peteği ile yoğrulmuş kara kovan ballarında birtakım pürüzler olabilir. Bu; balın katkılı olduğu değil, aksine doğal olduğu anlamına gelebilir.

MUCİZEVİ BİR BESİN KAYNAĞI

Daha önce de dediğim gibi bal, neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir şifa ve lezzet kaynağıdır. Tarihin önemli karakterlerinden biri olan Kleopatra’nın süt ve bal dolu küvetlerde yıkandığı ve güzelliğini buna borçlu olduğu efsanesini hepiniz duymuşsunuzdur. Yapılan araştırmalar; balın güzellik iksiri olmanın dışında, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve sindirime yardımcı olduğunu gösteriyor.
Son yıllarda ülke pazarlarının neredeyse birleşerek geniş bir dünya pazarı oluşturduğu malum. Bu durum, faydalanmasını bilen için adeta bir nimet. Son yıllarda çok uzaklardan, Yeni Zelanda’dan gelen Manuka balı, en faydalı ballar arasında ilk sıralarda yer almaya başladı. Bu balın en önemli özelliği; ham ve koyu renkli olması. Özellikle antioksidan özelliği yüksek olan bu bal cinsi, adeta yeni şifa kaynağı olarak gösteriliyor.

HASTALIK DÜŞMANI BAL

Hemen hemen hepimiz, öksüren birine bir kaşık bal yemesini tavsiye edenleri duymuşuzdur. Deneyenler bilir, bal boğazın yumuşamasına yardımcı olup öksürüğün şiddetini azaltır. Kaynağını dahi bilmediğimiz bu tavsiyenin gerçeklik derecesini araştıran bilimadamları, balın (elbette saf balın) boğazı yumuşatarak öksürüğü azalttığını ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğini ispatladılar.
Balın içeriğini inceleyen bilimadamları, B vitamini, aminoasit, faydalı enzim, mineraller, yüksek oranda kalsiyum, magnezyum, antioksidan ve bioflavonoid içerdiğini tespit ettiler. Saydığım bu maddeler, bazı alerji cinsleri için adeta bir şifa kaynağıdır.
Balın içerdiği bu mucizevi maddelerden yeterince faydalanmak için her gün bir kaşık bal tüketmeniz yeterli ve gereklidir. Yediğiniz bu bir kaşık bala bir miktar elma sirkesi de ilave edecek olursanız, fayda derecenizi maksimuma çıkarabilirsiniz.

Cildi güzelleştirir

Cilt bakımı uzmanları balın, son derece faydalı bir nemlendirici olduğunu söylüyor. Bal, cildi nemlendirmekle kalmayıp elde ettiği nemi uzun süre hapsediyor. Saf (ham) bal, nemlendirme özelliği en yüksek bal olarak biliniyor. Yapmanız gereken çok basit. İki-üç kaşık saf balı, ince bir tabaka halinde cildinize sürün ve 10 dakika bekleyin. Ardından ılık su ile yüzünüzü yıkayın. Eğer doğal (kimyasal içermeyen) bir nemlendiriciniz varsa, durulama işleminin ardından uygulayabilirsiniz.

Sindirim sisteminin dostu bir besin

Bal, asidik içeriği sayesinde (yüksek şeker barındırmasına rağmen) bakteri gelişimini engelleyip çoğalmasını durdurur. Balın sindirim sistemi üzerindeki etkilerini araştıran bilimadamları; balın bağırsak kasları üzerinde etkili olduğunu, böylece kabızlık ve ishal sorunlarını gidermede etkili olduğunu gösterdi.
Su ile inceltilmiş balın, bağırsakta bulunan zararlı bakterileri ortadan kaldırırken faydalı bağırsak bakterilerinin çoğalmasına yardımcı olduğu da kanıtlandı. Özellikle medikal tedavilerde fayda sağlayan balın, ham bal olduğunu belirten bilimadamları; en iyi ham bal cinsinin Manuka balı olduğunu da ekliyorlar. Manuka balı bulamıyorsanız, yapmanız gereken çok basit: Medikal amaçla bal tüketecekseniz, mutlaka koyu renkli balları tercih etmelisiniz.

Aft tedavisinde etkili

Özellikle ağızda oluşan ve ciddi rahatsızlık veren aftın tedavisinde baldan faydalanmak mümkün. Suudi Arabistan’da bulunan Salman Bin Abdülaziz Üniversitesi’nde görevli bilimadamları, aft şikayeti bulunan 94 gönüllüyü bir araya getirmiş ve üç gruba ayırmışlar. İlk grup üyelerinin yaralarına yalnızca bal, ikinci grup üyelerinin yaralarına kortikosteroid merhem, üçüncü grup üyelerinin yaralarına ise reçetesiz satılan ve aft oluşan bölgeyi adeta koruyucu bir tabakayla kaplayan farklı bir çeşit merhem sürmüşler. Belirlenen tedavi yöntemi günde üç kez uygulanmış. Yalnızca dört gün sonra bal tedavisi görenlerin aftları tamamen yok olurken ikinci ve üçüncü grupta kayda değer bir iyileşme gözlenmemiş.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Beslenme

Hayatın Ritmi 88. Bölüm – Covid-19 Savunma Planı – Egzersiz Reçetesi – Kemik Erimesi

Tarih:

on

← ÖNCEKİ BÖLÜM                                                                       SONRAKİ BÖLÜM →

Covid-19 savunma planında bu bölümde sıra egzersiz reçetesinde. Bu egzersizleri evde kolaylıkla yapabilirsiniz. Ayrıca kemik erimesi hakkında merak ettiklerinizi de bu bölümde bulacaksınız.

Covid-19 savunma planının 3. günü…

Vücudumuzu koruyacak, evde yapabileceğimiz egzersizler neler? Hangi egzersiz akciğerlerimize faydalı? Dr. Halit Yerebakan Covid-19 savunma planına uygun basit ve sağlıklı hareketleri gösteriyor.  

Herkesi ilgilendiren teşhisi zor hastalık, kemik erimesi… İç Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Yaşar Küçükardalı, kemik erimesinin neden olabileceği hastalıkları açıklıyor.

Menopoz ve kemik erimesi arasındaki bağlantı ne? İç Hastalıkları ve Endokrinoloji Uzmanı Prof. Dr. Hasan Aydın kemik erimesinin bilinmeyenlerini anlatıyor. 

Uzman Diyetisyen Yekbu Köseoğlu‘ndan K vitamini zengini vitaminler listesi… 

Fizyoterapi Uzmanı Canan Akar, kemik yoğunluğunu arttıran evde yapılabilecek basit egzersizleri gösteriyor.

Hepsi ve daha fazlası ‘Dr. Halit Yerebakan ile Hayatın Ritmi’nde…

Dr. Halit Yerebakan ile Hayatın Ritmi” programının tüm bölümleri ve diğer içerikleri için youtube sayfamızı da takip edebilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bağışıklık

Bağışıklığı Korumak İçin Dengeli Beslenme Şart

Tarih:

on

Tüketilen  besinler bağışıklık sistemi üzerinde büyük bir etkiye sahip. Tek bir besin grubunun bağışıklık sistemini güçlendirmesi olası değil.

İnsan vücudu her gün milyonlarca mikroorganizmaya maruz kalır. Bu mikroorganizmaların kötü etkilerinden bağışıklık sistemimiz sayesinde korunuruz. İşlevini iyi bir şekilde yerine getiren bağışıklık sistemi, sağlığımızı sürdürmemiz açısından oldukça önemli. Peki, bağışıklık sistemimizi nasıl daha güçlü kılabiliriz?

Tükettiğimiz besinler bağışıklık sistemimiz üzerinde büyük bir etkiye sahip. Tek bir besin grubunun bağışıklık sistemimizi güçlendirmesi olası değil. Diyet, temelde tüm besin gruplarından yeterli ve dengeli bir biçimde oluşmalı. Yeterli miktarda vitamin ve mineral tüketimi, bağışıklık sistemini kuvvetlendirmenin kilit noktası dersek yanlış olmaz.

Vitaminler bağışıklığı destekliyor

Bağışıklık hücrelerinin büyümesi ve gelişmesine önemli ölçüde katkı sağlayan vitamin ve minerallerin başında, C vitamini, A vitamini, D vitamini, E vitamini, bakır, çinko, selenyum, folik asit ve demir gelir. Ayrıca kaliteli protein (amino asit glutamin dahil) bağışıklık için oldukça önemli.

Bu besinler bağışıklık sistemine; antioksidan görevi yapıp sağlıklı hücreleri koruyarak, bağışıklık hücrelerinin büyümesini ve aktivitesini destekleyip antikor üreterek yardımcı olur.

Meyve, sebze, kepekli tahıllar, baklagiller ve liften zengin diyetlerin, faydalı mikropların büyümesini ve korunmasını desteklediği biliniyor. Protein vücudun bağışıklık sisteminde iyileşme ve yenilenme açısından önemli rol oynar. Biyolojik değeri yüksek proteine, özellikle, süt, süt ürünleri, yumurta, deniz ürünleri, yağsız et, kümes hayvanları, fasulye, bezelye, soya ürünleri, tuzsuz fındık ve yağlı tohumlar gibi çeşitli protein kaynaklarına diyetimizde yer vererek bağışıklık sistemimizi destekleyebiliriz.

A vitamini

Ağız, mide, bağırsak ve solunum sistemindeki deri ve dokuları sağlıklı tutarak bağışıklık sistemini düzenlemeye ve enfeksiyonlara karşı korumaya yardımcı olur. Bu vitamini tatlı patates, havuç, brokoli, ıspanak, kırmızı dolmalık biber, kayısı, yumurta gibi gıdalardan veya “A vitamini ile zenginleştirilmiş” etiketli bazı gıdalardan sağlayarak diyetimize ekleyebiliriz.

C vitamini

Antikor oluşumunu uyararak bağışıklık sistemini destekler. Portakal, greyfurt ve mandalina gibi turunçgiller veya kırmızı dolmalık biber, papaya, çilek, kivi, domates suyu gibi yiyecekleri seçerek bu sağlıklı vitamini sıklıkla tüketerek bağışıklık sistemimizi güçlendirebiliriz. Ayrıca, işlenmiş gıdaların ağırlıklı olduğu, besin çeşitliliği bakımından sınırlı, vitamin ve mineral bakımından fakir diyetler, sağlıklı bir bağışıklık sistemini olumsuz yönde etkiler.

Bağırsak sağlığı ve bağışıklık birbiriyle derinlemesine bağlantılıdır. Fermente gıdalar ve probiyotikler, zararlı patojenlerin tanımlanmasına ve hedeflenmesine yardımcı olarak bağışıklık sistemimizi güçlendirir. Probiyotik gıdalar arasında; yoğurt, kefir, lahana turşusu, doğal olarak fermente edilmiş ürünler ve bazı peynir çeşitleri bulunur. Vücut direncini arttırmak adına diyette düzenli tüketilmeleri gerekir.

E vitamini

Antioksidan görevi yaparak bağışıklık fonksiyonunu destekler. Takviyeli tahıllar, ayçiçeği çekirdeği, badem, bitkisel yağlar (ayçiçeği veya aspir yağı gibi), fındık ve fıstık ezmesi ile diyetinize E vitamini ekleyebilirsiniz.

Çinko, bağışıklık sisteminin düzgün çalışmasına ve yaraların iyileşmesine yardımcı olur. Çinko; yağsız et, kümes hayvanları, deniz ürünleri, süt, tam tahıllı ürünler, fasulye, tohumlar ve kuruyemişlerde bulunur.

Omega-3’ün anti-inflamatuar özelliklere sahip olduğu bir süredir bilinirken, yeni araştırmalar bağışıklık sistemi hücrelerinin işleyişini etkileyerek bağışıklık sistemini daha da desteklediğini gösteriyor. Haftada 2-3 gün balık tüketerek omega-3 ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz Ayrıca ceviz, chia tohumu, zeytinyağı, somon, keten tohumu, ve avokado gibi esansiyel yağ asitlerinden zengin sağlıklı yağlar, iltihabı azaltarak vücudunuzun patojenlere karşı bağışıklık tepkisini arttırır ve bağışıklık sistemini güçlendirir.

Yakın dönemde yapılan araştırmalar, rafine şeker ve kırmızı et bakımından zengin diyetlerin, sağlıklı bağırsak mikroorganizmalarında rahatsızlıkları teşvik edebileceğini ve bunun sonucunda bağırsakta kronik iltihaplanmaya sebep olarak bağışıklık sistemini negatif yönde etkileyeceğini gösteriyor. Son olarak rafine ve ilave şeker kullanımı, obezite, tip 2 diyabet ve kalp hastalığına önemli ölçüde katkıda bulunur. Bu kronik hastalıkların tümü bağışıklık sistemini baskılar. Şeker alımını düşürmek, iltihaplanmayı ve bu hastalıklara yakalanma riskini azaltır.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Şok Diyetlerin Zararlarını Biliyor musunuz?

Tarih:

on

Şok diyetlerin vücudunuza verdiği zararları duyunca çok şaşıracaksınız…

Covid-19 pandemi sürecinde uzunca bir süre fiziksel aktiviteden uzak kaldık.

Günlük rutinler değişti. Stres nedeniyle düzensizleşen yeme içme alışkanlıkları da pek çok kişide kilo alma gibi etkilere sebep oldu.

Bu durumla başa çıkmak ve eski formuna geri dönmek isteyenler kilo vermek için şok diyetlere yönelebiliyor. Ancak kilo verme sürecinde, özellikle şok diyet uygulamalarında dikkat edilmesi gereken önemli unsurlar var. Sizler için bir araya getirdik.

Sağlıkla kalın…

 

Sağlıklı yaşam konusunda bilinçlendirici içerik paylaşımı yaptığımız youtube sayfamızı görüntülemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar