Bizimle iletişime geçin

Bilinçli hasta

Yürüyüş Yapmanın Püf Noktaları

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Düzenli ve tempolu yürüyüş yapmak, daha çok yemenize sebep olan hormonlarla mücadelede en iyi yardımcınız olabilir. Araştırmacılara göre, düzenli ve tempolu yürüyüş yaptığınız günlerin gecelerinde çok daha kaliteli uyku uyuyabilirsiniz.

Günümüz şartları malum, hiç kimsenin düzenli ve zaman alan egzersizleri yapacak vakti -maalesef- yok. Bu sebeple uzmanlar, yapılması en kolay egzersizlerden biri olan düzenli yürüyüşleri sıklıkla tavsiye ediyorlar. Hemen hemen hepimiz yürüyüş yapmanın en kolay spor olduğunu, diğer egzersiz tipleri gibi uzun listelerle kaidelendirilmediğini düşündüğümüzden ‘yürüyüşe çıkmak tam bana göre’ diyerek spor ayakkabılarımızı giyiyoruz. Ancak söylemek zorundayım ki yürüyüş yapmak, sandığınız kadar basit bir egzersiz tipi değil! Beklenen faydanın elde edilmesi için uzmanlar tarafından belirlenen kurallara mutlaka uyulmalı.

YAĞ KAYBETTİLER

Virginia Üniversitesi’nde düzenli yürüyüşe çıkan kadınlar üzerinde yapılan bir araştırmada, haftada üç kez kısa süreli ve hızlı, iki kez daha uzun süreli ve orta tempoda yürüyüş yapan kadınların, haftada beş kez ancak temposuz yürüyenlere göre (gezinti yapar gibi) göbek çevresi yağlarını tam beş kat hızlı kaybettikleri tespit edildi! Ayrıca ilk grup üyeleri, bel çevrelerinden iki kat, kalçalarından üç kat ve toplam vücut yağlarından dört kat fazla kaybettiler. 16 hafta boyunca takip edilen iki grup arasında kilo kaybı karşılaştırmasına göre ilk grup üyeleri, -minimum diyet desteğiyle- 4 kilo vermeyi de başarmışlar. Araştırmada ilginç olan bir sonuç var ki o da, her iki grup üyelerinin de eşit miktarda kalori yakmış olmaları.

Doğru yapılan yürüyüşün hatalı yapılana göre ne gibi farkları olduğunu araştıran bilim adamları, tempolu ve düzenli yapılan (hatta yüksek tempoda) yürüyüş egzersizinin, sayısız hastalığı beraberinde getiren iç organ yağlanmalarını da azalttığını gösterdi. Yani tempolu ve düzenli yürüyüş yaptığınızda, sadece görünen yağlarınızdan değil, tüm beden sağlığınızı yakından ilgilendiren organ yağlanmalarından da kurtulabilirsiniz.

Uzmanlar yürüyüş yapmanın, hayata bağladığını, depresyon ve benzer duygu karışıklıklarından arındırdığını ve güzel duygularla yaşama motivasyonunu artırdığını belirtiyorlar. Diyetisyenlerin de dahil olduğu bir grup bilim adamı, yürüyüşün ardından kendini daha enerjik hisseden kişilerin, junk food yani abur cuburdan uzaklaştıklarını tespit ettiler. Yürüyüş yapmayı bir görev olmaktan öte, yaşam tarzı haline getirmeyi başaranlar, önlerinde duran bir kase şekerlemeye ellerini bile uzatmıyorlar!

UYKU ÇOK ÖNEMLİ

Düzenli uyku son derece önemli! Uzmanlar, doğru ve yeter miktarda uyku uyunmadığında, açlık hissini doğuran ghrelin adlı hormonun salgılanmasında artış olduğunu ve tokluk hissi veren leptin adlı hormonu bastırdığını gösterdi. Yani, düzenli uyku uyuyamayanların, diğerlerine göre daha fazla yedikleri tespit edildi. Amerikan Epidemiyoloji Dergisi’nde yayınlan bir araştırmaya göre, günde beş saat ve altında uyuyanlar, yedi saat uyuyanlara göre yüzde 15 oranında daha fazla obez oluyorlar. Düzenli ve tempolu yürüyüş yapmak, daha çok yemenize sebep olan bu hormon dengesizliğiyle mücadelede en iyi yardımcınız olabilir. Araştırmacılara göre, düzenli ve tempolu yürüyüş yaptığınız günlerin gecelerinde çok daha kaliteli ve uzun uykular uyuyabilirsiniz.

İSKELETİ KORUYUN

Yürüyüşe çıkmayı alışkanlık haline getirmek de maalesef yetmiyor. Yürüyüşe çıkmanızdaki tek hedefiniz zayıflamak ya da bedeninizi şekle sokmak olmamalı. Aynı zamanda kas ve iskelet sisteminizi de korumalısınız. Yapılan araştırmalar, yanlış pozisyon ve hareketleri benimseyerek fark etmeden sürekli tekrar etmenin kalıcı ya da zor iyileşen sakatlıklara sebep olduğuna işaret ediyor.

BOYNUNUZU YERE EĞMEYİN

Yürüyüş yaparken postürünüz doğru olmalı. Yani bedeniniz olması gerektiği gibi doğru düzlemde durmalıdır. Amerika’da yaşayan yürüyüş koçları, yürüyüş esnasında iki temel postür bozukluğu gözlemlediklerini söylüyorlar. Bunlardan ilki, baş pozisyonu ile ilgili hatalar…
Yapılan araştırmalar, birçok kişinin yürüyüş yaparken başlarını öne eğdiklerini ya da tam tersi bir pozisyon alarak geriye doğru tuttuklarını belirtiyor. Her iki pozisyon da boyun sağlığınız için son derece tehlikeli. Yürürken bakışlarınızı kontrol edebilirseniz, bu tehlikeden muaf olmanız mümkün olabilir. Yürürken asla yere ya da fazla yukarıya bakmayın. Bakışlarınız, göz seviyenizde tam karşınıza odaklanmalı. Yürüyüş yaparken, bedeniniz tek bir düzlemde, karnınız içe doğru çekilmiş ve bakışlarınız tarif edildiği gibi doğru yöne odaklamalıdır. Bu temel duruş kaidelerine uyduğunuzda, bedeniniz olması gereken pozisyonda demektir.

YÜRÜYÜŞ YAPARKEN ELLER BOŞ OLMALI

Birçoğumuz yürüyüş yaparken ellerinde birtakım ağırlıklar taşıyan kimseler görmüşüzdür. Oysa yapılan araştırmalar, yürüyüşe çıkarken ellerin boş olmasının, ağırlık taşımaya oranla çok daha düşük riskli olduğunu gösterdi. Özellikle omuz ve kol sakatlanmaları açısından ellerin boş olması son derece önemli. Ancak yürüyüş esnasında ihtiyacınız olabilecek su şişesi ve benzer ağırlık kaynaklarını da yanınızda bulundurmanız gerekebilir. Uzmanlar bu gibi malzemeleri taşımanın en sağlıklı ve düşük riskli yolunun, uygun sırt çantası ya da bol cepli bir üst giysisi olduğunu söylüyorlar. Yürüyüş esnasında duyulan su ihtiyacını araştıran bilim adamları, normal terleyen birinin her 30 dakikada bir, bir bardak su içmesi gerektiğini söylüyorlar. Eğer çok terleyen bir yapınız varsa bu aralık, her 15-20 dakikada bire düşürülmeli.

BİR TARZINIZ OLSUN

Yürüyüşe çıkarken dikkat edilmeyen bir diğer husus ise tarzınızla ilgili. Evet yanlış okumadınız, yürüyüşünüzün bir tarzı olmalı! Kendinizi dışarıdan izlemek, hatalarınızı tespit etmenin en kolay yolu, yürüyüşe çıktığınızda birkaç dakika için bile olsa videonuzu çektirmek ve ardından kendinizi izlemek. Yürürken tüm uzuvlarınızı kontrol ediyor olmalısınız. Özellikle kollarınız, sizden bağımsızmış gibi gelişi güzel sallanmamalı, her adımınızda yere uyguladığınız basınç ve aralık denk ve düzenli olmalıdır. Kısaca, çarşı-pazar dolaşan biri gibi değil de tüm azalarına hakim bir beden antrenörü gibi hareket etmelisiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bilinçli hasta

Şah Damarı ve İnme

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Şah Damarı ve İnme

Şah damarı (karotis), boynumuzun her iki yanında bulunan ve beynimize kan taşınmasını sağlayan atardamarlardır. Beynimizin ihtiyacı olan kanın çok büyük bir kısmını taşıyan şah damarın tıkanması ya da daralmasının en önemli sebebi, damar sertliği olarak karşımıza çıkmaktadır. Damar sertliği ise sadece şah damarımızı değil, vücudumuzda yer alan diğer damarları etkileyen bir durumdur.

Şah damarının duvarı esnektir ve iç yüzeyi ise pürüzsüz bir yapıdadır. Ancak yüksek kan kolesterol seviyesi ve sigara kullanımı nedeniyle şah damarının duvarında yağ, kireç ve kolesterol gibi maddeler birikmeye başlar. Bu maddelerin birikmesi de şah damarının duvarında kalın bir kireç tabakasının oluşmasına neden olur. Damarın sertleşmesine neden olan kireç tabakası kan akımının da azalmasına neden olabilir. Şah damarındaki kan akımının kritik düzey altına düşmesi ise, beynin beslenememesine ve beraberinde inme gibi durumlara neden olabilmektedir.

Şah Damarı Darlığı-Tıkanması Sonucu İnme Belirtileri

Şah damarı daralması inmeye neden olabilecek ciddi bir durumdur. Bunun ilk nedeni damarın kireç tabakası nedeniyle tam olarak tıkanması ve beyne giden kan akımının durmasıdır. Yine şah damarında meydana gelen bu kireç tabakası üzerinde pıhtılar oluşabilir ve bu da beyne giden kan akımını engelleyebilir. Ayrıca kireçlenme tabakasından küçük kireç parçalarının kopması, bu parçaların kan akımı ile ince beyin damarının içine kaçması ile ani tıkanmalar ve inme meydana gelebilir.

Şah damarı tıkanıklığı, damar çapının ciddi oranda daralmasına kadar belirti vermeyebilir. Bu daralmanın kritik düzeye gelmesi sonucunda beynin ihtiyacı olan kan karşılanamaz ve “geçici iskemik atak” yani inme yaşanabilir. Geçici iskemik atak belirtileri ise şunlardır:

  • Kolda, bacakta ve yüzde uyuşma
  • Kolda, bacakta ya da vücutta kuvvet kaybı
  • Yüz yarısında felç,
  • Görme kaybı ya da bulanık görme
  • Konuşma güçlüğü,
  • Konuşulanları anlayamama,
  • Baş dönmesi,
  • Bilinç kaybı,

Bu geçici inme hali uyarıcı niteliğindedir. Hastayı, yaklaşan daha kalıcı bir inme durumuna karşı uyarır niteliktedir. Bu duruma neden olan karotis damar darlığı doğru şekilde tedavi edilemez ise hastanın kalıcı iskemi yani inme/felç durumu ile karşılaşması olağandır.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Güncel tedavi yöntemleri ile hastalığınızdan kurtulmak için hemen randevu alın.  +90 551 379 72 56

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Obezite Cerrahisi Hakkında Bilinmeyenler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Obezite Cerrahisi Hakkında Bilinmeyenler

Çağımızın hastalıklarından birisi olan obezite, vücuttaki yağ oranının aşırı artmasına denir. Tedavi edilmediği takdirde kalp rahatsızlıkları, yüksek kolesterol, şeker hastalığı, yüksek tansiyon gibi birçok rahatsızlığa yol açan bu hastalık, aynı zamanda hastaların hareket özgürlüklerini de kısıtlamaktadır. Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Abdulcabbar Kartal, obezite cerrahisi hakkında bilinmeyenler hakkında bilgi verdi.

Şişmanlık Cerrahisi Nedir?

Beden kitle indeksi ya da vücuttaki yağ oranı ölçülerek şişman oldukları belirlenen hastaların kilo vermelerine yardımcı olmak amacıyla sindirim sistemine cerrahi müdahalede bulunulmasına “obezite cerrahisi” ya da “bariatrik cerrahi” denmektedir.

En Uygun Adaylar Kimlerdir?

Öncelikle kişinin en az üç yıldır devam eden obezite şikayetinin bulunması, kronik alkol ve ilaç bağımlılığının bulunmaması ve kabul edilebilir ameliyat riski sınırları içinde olması gerekir. Obezite cerrahisi yapılacak bir hastanın aktif bir psikiyatrik hastalığı olmamalıdır. Yaş sınırlaması olmamakla beraber 20-60 yaşları arasında daha güvenle ameliyat yapılabilir. Cerrahi, kilo vermede son çare olarak düşünülmelidir. Obezite cerrahisi, hormonal rahatsızlığı olmadığı halde kilo veremeyen, diğer tedavi yöntemlerinde başarı sağlayamayan ya da tekrar kilo almış kişilerin, sağlık durumları bozulmaya başladığında yapılmalıdır.

Şişmanlık Cerrahisi Ameliyatı Nasıl Etkili Oluyor?

Obezite tedavisinde cerrahi yöntemleri temelde gıda alımını azaltan, besinlerin emilimini kısıtlayan ya da her ikisini birden sağlayan yöntemler olarak sınıflandırılabiliriz. Kısıtlayıcı ameliyatlarda, midenin hacmi küçültülür; mideye giren gıdaların miktarı ve kişinin yediği gıda miktarı azaltılır. Emilimi azaltan ameliyatlarda, besin emilimini azaltmak için bağırsakların bir kısmı bypass edilir. Ameliyat olan hastanın yapılan ameliyat tipine bağlı olarak aldığı günlük gıda miktarı ve alınan gıdanın bağırsaklarda emilim oranı azalır. Böylece hasta hızlıca kilo verir. Fakat obezite cerrahisinin kilo verme konusunda kesin ve kalıcı bir etki sağlaması için kişinin önemli bir operasyon geçirdiğinin bilincinde olması, ameliyat sonrasında beslenmesine ve egzersizlerine devam etmesi gerekir.

En Sık Hangi Ameliyat Yapılıyor?

Günümüzde obezite cerrahisinde en sık yapılan iki ameliyat gastrik bypass (mide baypası) ve sleeve gastrektomi (tüp mide) ameliyatlarıdır. Bu ameliyatlar laparoskopik olarak, küçük deliklerden yapılabiliyor. Bu yöntem ile daha küçük kesiler ile daha az ağrılı ve güvenli bir şekilde ameliyat gerçekleştirilebiliyor. Gastrik bypass ameliyatında ilk olarak mide hacmi küçültülerek hastanın alabileceği yiyecek miktarı azaltılmaktadır. Buna ilave olarak ince bağırsakların bir kısmı bypass edilmektedir. İnce bağırsakta gıdaların kat ettiği yol kısaldığı için besinlerin emilimi azalmaktadır. Bu ameliyat tekniği yüksek kalorili diyet ile beslenme alışkanlığı olan hastalarda daha fazla tercih edilmelidir. Çünkü bu tip hastalar, az miktarda ama yüksek kalorili gıdalarla beslenme alışkanlığına sahiptirler.

Tüp Mide Ameliyatında Ne Yapılıyor?

Sadece gıda alımını azaltan ameliyatlar ile yeterli kilo kaybına ulaşmak mümkün olmayabilir. Sleeve Gastrektomi (Tüp Mide) ameliyatında ise midenin büyük kenarı kesilip çıkartılarak bir mide tüpü oluşturulur. Bu teknik ile hem midenin hacmi azaldığı için alınan gıda miktarı azalır hem de çıkartılan mide bölümünden salgılanan ve açlık hormonu olarak tanımlanan ‘Ghrelin’ hormon seviyesinde düşme sağlandığı için tokluk hissi oluşumu gerçekleşmektedir. Böylece hastaların normal sindirim sistemi bütünlüğü korunarak hızlıca kilo verebilmeleri sağlanabilir.

Dünyada En Çok Gastrik Bypass Ameliyatı mı Uygulanıyor?

Gastrik bypass ameliyatı yakın zamana kadar Amerika Birleşik Devletleri’nde en sık uygulanan ameliyat tekniğiydi. Fakat tüp mide ameliyatı hem daha kolay olması hem de bypass ameliyatına benzer sonuçlar elde edilmeye başlanması nedeniyle hem dünyada hem de ülkemizde en sık uygulanmaya başlanan ameliyat olmuştur.

Ameliyat Uzun Sürüyor mu?

Ameliyat süresi yapılan ameliyatın tipine, hastanın şişmanlık derecesine ve cerrahi ekibin deneyim ve tecrübesine göre farklılık gösterebilir. Tüp mide ameliyatları genellikle 60-90 dk kadar sürmektedir. Ayrıca hastanın ameliyata hazırlanması ve uyutulması 20-25 dk ve hastanın ameliyattan sonra uyandırılması da 20-25 dk kadar sürmektedir. Gastrik bypass ameliyatında bu süre bir miktar daha uzun olabilmektedir.

Obezite Cerrahisi Sonrası Ne Kadar Sürede Ne Kadar Kilo Verilir?

Laparoskopikgastrik bypass ameliyatlarında iki yıl sonunda beklenen kilo kaybı yaklaşık yüzde 70, sleeve gastrektomi ameliyatında yaklaşık yüzde 60 civarında olup verilen toplam kiloda hastanın ameliyat sonrasındaki uyumu çok önemlidir. Kilo vermedeki başarı hastanın ameliyat sonrası diyet ve egzersiz programına uyması ile doğru orantılıdır.

Ameliyat Sonrası Ne Zaman İşe Dönmek Mümkün?

Obezite ameliyatlarından sonra genellikle hastalarımıza 15 gün ev istirahati önermekteyiz. Hasta masa başı çalışıyor ise 15 gün sonra işine dönebilmektedir. Yoğun fiziksel aktivite gerektiren işler için ve spora başlamak için yaklaşık 30 gün beklenmesi tavsiye edilir.

Tekrar Kilo Alma Riski Var mı?

Obezite ameliyatlarından sonra kilo verme yaklaşık 1,5-2 sene kadar devam etmektedir. Bazı durumlarda hastalar fazla kilolarını bu süreç tamamlanmadan bir yıl gibi kısa bir sürede verebilmektedir. Ameliyat sonrasında sağlıklı kilo verme ve ideal kilonun korunması için en önemli faktörler dengeli beslenme ve egzersizdir. Bununla beraber uzun dönemde asıl başarı size önerilen tüm kurallara ne kadar uyduğunuza da bağlıdır. Eski beslenme alışkanlıklarını değiştirip, sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlığı edinmek, düzenli egzersiz yapmak, ameliyat sonrası kontrollerini aksatmamak, motivasyonunu bozmamak ve gerekirse psikolojik destek almak verilen kiloların geri alınmaması için önemlidir.

Bu Ameliyatların Riski Nedir?

Obezite cerrahisi tüm diğer ciddi cerrahi müdahaleler gibi belirli riskler taşır. Standart risk faktörleri hastanın genel sağlık durumu, hastanenin teknik imkanları ve cerrahi ekibin deneyimidir. Obezite ameliyatlarının en sık görülen riskleri kanama, anastomoz kaçakları (zımba hattında kaçak), demir, kalsiyum, vitamin D ve B12 eksiklikleri, beslenme bozuklukları ve safra kesesi taşı oluşumudur. Tüm laparoskopik obezite ameliyatlarından sonra açık cerrahiye dönme ve vücudun belli yerlerinde sarkmalar görülmesi mümkündür.

Obezite cerrahisiyle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Bilinçsiz Yapılan Sporlar Fıtığa Dönüşebilir

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Bilinçsiz Yapılan Sporlar Fıtığa Dönüşebilir

Fıtıklar en sık kasık fıtıkları şeklinde görülür. Ağır yük taşımaktan ağır sporlara kadar pek çok nedeni olabilir. Unutmayın, bilinçsiz yapılan sporlar fıtığa dönüşebilir. Bazen hayati risk yaratacak kadar önemli bir hale dönüşebilen fıtıklar hakkında Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Ertem’den bilgi aldık.

Fıtık, karın içi organların kendisini çevreleyen karın zarının (periton) oluşturduğu fıtık kesesi ile birlikte, normal anatomik yapıdan dışarıya çıkması durumuna deniyor. Toplumda sık görülen sorunlardan biri olan fıtığın tek bir tedavisi var; cerrahi. Sık görülmesi, farklı türlerinin olması ve laparoskopik fıtık onarım tekniklerin gelişmesi bu alandaki eğitimi de önemli hale getiriyor. Bu nedenle Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Ertemtarafından ilki Mayıs 2018 ayında düzenlenen ve ikincisi de Eylül ayında gerçekleştirilen International Hernia School İstanbul’da katılımcı cerrahlar yeni teknikler konusunda eğitim aldı; katılamayanlar ise tüm ülkelerden izlenen canlı ameliyat yayınlarını uzaktan izlediler. Fıtık konusunda merak edilenleri de aktaran Prof. Dr. Metin Ertem, fıtığın birçok türü bulunmakla beraber en sık rastlananın karın duvarı fıtıkları olduğuna dikkat çekti.

Ağır sporlar fıtığa yol açıyor

Sık rastlanan karın duvarı fıtıkları oluşumunda başlıca nedenler var. Bunlar; ağır eşyaları kaldırmak veya taşımak, spor yaparken zorlanmak, kronik öksürük, kronik kabızlık, çok doğum yapmış olmak, işeme zorluğunun olması (prostat hipertrofisi vb) yanında geçirilmiş ameliyat kesilerinden ortaya çıkabileceği gibi tek başına ileri yaşa bağlı olarak da oluşabiliyor.

Hayati risk oluşturabiliyor

Ağır yük taşınması esnasında karın duvarı kasları kasılıyor ve karın içi basıncı artıyor. Doğuştan veya sonradan oluşan etkenlerle zayıflamış olan özellikle göbek ve kasık bölgesinde artan basınç, yırtılmalara neden oluyor. Daha ileri safhada fıtık kesesi içine giren organlarda, halk arasında barsak düğümlenmesi denilen ileus gelişebiliyor. Bu durumda aşırı kusma, gaz ve dışkı çıkaramama gözleniyor ve ölüme kadar gidebilen olaylar birbirini takip edebiliyor.

Erkeklerde daha sık görülüyor

Karın duvarı fıtıkları içinde ise en görüleni kasık fıtıkları. Ülkemizde istatistiksel bir bilgi bulunmamakla beraber karın duvarı fıtıkları için yapılan cerrahi girişimler diğer cerrahi işlemler arasında sık uygulanması açısından ilk sırayı alıyor. Bu fıtıklar arasında yine sık görülen kasık fıtığı, kadınlara oranla erkeklerde çok daha fazla ortaya çıkıyor.

Tek tedavi yöntemi: Cerrahi

Kasık fıtığının belirtilerinin kasık bölgesindeki belirgin şişlik, ağrı, hareket veya eğilip doğrulma sırasında kasık bölgesinde rahatsızlık olabileceğini vurgulayan Prof. Ertem, tek tedavi yönteminin de cerrahi operasyonlar olduğunu söylüyor. Prof. Ertem hastaya en az zarar veren ve günümüzde en ideal cerrahi yöntemin ise ‘Laparoskopik Fıtık Tamiri’ tabir edilen teknik olduğuna değinerek sözlerine şöyle devam ediyor: “Laparoskopik fıtık tamiri tekniğinin, diğer fıtık tamir yöntemlerine göre oldukça fazla ve belirgin üstünlükleri söz konusudur. Bu yöntemle yapılan ameliyat sonrasında hastalar ameliyattan bir gün sonra hatta aynı gün hastaneden yürüyerek taburcu olabilmektedirler. Hastalar ameliyat sonrası daha az ağrı duymakta ve en önemlisi merdiven çıkmak, otomobil kullanmak, işine erken başlamak, cinsel yaşamına çabuk dönebilmek gibi aktif yaşamlarına devam edebilmektedirler. Hastalığın tekrarlama (nüks) oranı da diğer tekniklere oranla çok daha azdır.”

3 ayrı kasık fıtığı var!

Kasık fıtıklarının 3 ayrı tipi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Metin Ertem, bu fıtık türleri hakkında şu bilgileri verdi:

İndirekt fıtıklar: Çocuklarda ve gençlerde görülüyor

Sıklıkla doğuştan oluşuyor. Erkek bebeklerde daha anne karnındayken yumurtalıklar (testisler) karın içerisinden bir kanal eşliğinde aşağı inmektedir. Yumurtalıkların yerine inmesi tamamlandıktan sonra bu kanalın kapanması gerekir. Kapanmadığı taktirde ilerleyen yaşlarda ağır kaldırma, spor, öksürme, kabızlık, idrar güçlüğü ve zorlanma gerektiren benzeri durumlarda kapanmayan kanal daha da açılır ve karındaki organlar bu açıklıktan dışarı çıkarlar. Bu tip daha çok çocuklarda ve gençlerde görülür.

Direkt fıtıklar: İlerleyen yaşların hastalığı

İlerleyen yaşlarda kollajen sentezin (doku aralarındaki protein kompleksleri) zayıflamasıyla oluşan fıtıklardır. Erişkinlerde görülen bu tip fıtıklar sıklıkla ileri yaşa bağlı olarak karın duvarındaki doku zayıflığı ve beraberindeki karın içi basıncı artıran nedenlerdir. (kronik öksürük, kabızlık, idrar güçlüğü, ağır kaldırma-taşıma, kronik sigara içiciliği) Karın içi basıncının artmasıyla yine kasık bölgesinde zayıflamış ve gevşemiş karın duvarından fıtık gelişmektedir. Sigara kullanımı ileri yaşlarda görülen fıtıkların hazırlayıcısı olabilmektedir. Sigara, kollajen sentezini bozarak dokuların direncini azaltmaktadır.

Femoral Fıtık: Sık doğum yapanlarda rastlanıyor

Bacak damarlarının yanında yer alan dar bir halkadan çıkan femoral fıtıklardır. Bu tip daha çok kadınlarda, özellikle çok doğum yapanlarda görülmektedir.

Fıtık tedavisiyle ilgili videoma burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar