Sosyal Medya

Bilinçli hasta

Yürüyüş Yapmanın Püf Noktaları

Yayınlanma:

,

Düzenli ve tempolu yürüyüş yapmak, daha çok yemenize sebep olan hormonlarla mücadelede en iyi yardımcınız olabilir. Araştırmacılara göre, düzenli ve tempolu yürüyüş yaptığınız günlerin gecelerinde çok daha kaliteli uyku uyuyabilirsiniz

Günümüz şartları malum, hiç kimsenin düzenli ve zaman alan egzersizleri yapacak vakti -maalesef- yok. Bu sebeple uzmanlar, yapılması en kolay egzersizlerden biri olan düzenli yürüyüşleri sıklıkla tavsiye ediyorlar. Hemen hemen hepimiz yürüyüş yapmanın en kolay spor olduğunu, diğer egzersiz tipleri gibi uzun listelerle kaidelendirilmediğini düşündüğümüzden ‘yürüyüş yapmak tam bana göre’ diyerek spor ayakkabılarımızı giyiyoruz. Ancak söylemek zorundayım ki yürüyüş yapmak, sandığınız kadar basit bir egzersiz tipi değil! Beklenen faydanın elde edilmesi için uzmanlar tarafından belirlenen kurallara mutlaka uyulmalı.

YAĞ KAYBETTİLER

Virginia Üniversitesi’nde düzenli yürüyüş yapan kadınlar üzerinde yapılan bir araştırmada, haftada üç kez kısa süreli ve hızlı, iki kez daha uzun süreli ve orta tempoda yürüyüş yapan kadınların, haftada beş kez ancak temposuz yürüyenlere göre (gezinti yapar gibi) göbek çevresi yağlarını tam beş kat hızlı kaybettikleri tespit edildi! Ayrıca ilk grup üyeleri, bel çevrelerinden iki kat, kalçalarından üç kat ve toplam vücut yağlarından dört kat fazla kaybettiler. 16 hafta boyunca takip edilen iki grup arasında kilo kaybı karşılaştırmasına göre ilk grup üyeleri, -minimum diyet desteğiyle- 4 kilo vermeyi de başarmışlar. Araştırmada ilginç olan bir sonuç var ki o da, her iki grup üyelerinin de eşit miktarda kalori yakmış olmaları.
Doğru yapılan yürüyüşün hatalı yapılana göre ne gibi farkları olduğunu araştıran bilim adamları, tempolu ve düzenli yapılan (hatta yüksek tempoda) yürüyüş egzersizinin, sayısız hastalığı beraberinde getiren iç organ yağlanmalarını da azalttığını gösterdi. Yani tempolu ve düzenli yürüyüş yaptığınızda, sadece görünen yağlarınızdan değil, tüm beden sağlığınızı yakından ilgilendiren organ yağlanmalarından da kurtulabilirsiniz.
Uzmanlar yürüyüş yapmanın, hayata bağladığını, depresyon ve benzer duygu karışıklıklarından arındırdığını ve güzel duygularla yaşama motivasyonunu artırdığını belirtiyorlar. Diyetisyenlerin de dahil olduğu bir grup bilim adamı, yürüyüşün ardından kendini daha enerjik hisseden kişilerin, junk food yani abur cuburdan uzaklaştıklarını tespit ettiler. Yürüyüş yapmayı bir görev olmaktan öte, yaşam tarzı haline getirmeyi başaranlar, önlerinde duran bir kase şekerlemeye ellerini bile uzatmıyorlar!

UYKU ÇOK ÖNEMLİ

Düzenli uyku son derece önemli! Uzmanlar, doğru ve yeter miktarda uyku uyunmadığında, açlık hissini doğuran ghrelin adlı hormonun salgılanmasında artış olduğunu ve tokluk hissi veren leptin adlı hormonu bastırdığını gösterdi. Yani, düzenli uyku uyuyamayanların, diğerlerine göre daha fazla yedikleri tespit edildi. Amerikan Epidemiyoloji Dergisi’nde yayınlan bir araştırmaya göre, günde beş saat ve altında uyuyanlar, yedi saat uyuyanlara göre yüzde 15 oranında daha fazla obez oluyorlar. Düzenli ve tempolu yürüyüş yapmak, daha çok yemenize sebep olan bu hormon dengesizliğiyle mücadelede en iyi yardımcınız olabilir. Araştırmacılara göre, düzenli ve tempolu yürüyüş yaptığınız günlerin gecelerinde çok daha kaliteli ve uzun uykular uyuyabilirsiniz.

İSKELETİ KORUYUN

Yürüyüş yapmayı alışkanlık haline getirmek de maalesef yetmiyor. yürüyüş yaparken tek hedefiniz zayıflamak ya da bedeninizi şekle sokmak olmamalı. Aynı zamanda kas ve iskelet sisteminizi de korumalısınız. Yapılan araştırmalar, yanlış pozisyon ve hareketleri benimseyerek fark etmeden sürekli tekrar etmenin kalıcı ya da zor iyileşen sakatlıklara sebep olduğuna işaret ediyor.

BOYNUNUZU YERE EĞMEYİN

Yürüyüş yaparken postürünüz doğru olmalı. Yani bedeniniz olması gerektiği gibi doğru düzlemde durmalıdır. Amerika’da yaşayan yürüyüş koçları, yürüyüş esnasında iki temel postür bozukluğu gözlemlediklerini söylüyorlar. Bunlardan ilki, baş pozisyonu ile ilgili hatalar…
Yapılan araştırmalar, birçok kişinin yürüyüş yaparken başlarını öne eğdiklerini ya da tam tersi bir pozisyon alarak geriye doğru tuttuklarını belirtiyor. Her iki pozisyon da boyun sağlığınız için son derece tehlikeli. Yürürken bakışlarınızı kontrol edebilirseniz, bu tehlikeden muaf olmanız mümkün olabilir. Yürürken asla yere ya da fazla yukarıya bakmayın. Bakışlarınız, göz seviyenizde tam karşınıza odaklanmalı. Yürüyüş yaparken, bedeniniz tek bir düzlemde, karnınız içe doğru çekilmiş ve bakışlarınız tarif edildiği gibi doğru yöne odaklamalıdır. Bu temel duruş kaidelerine uyduğunuzda, bedeniniz olması gereken pozisyonda demektir.

YÜRÜYÜŞ YAPARKEN ELLER BOŞ OLMALI

Birçoğumuz yürüyüş yaparken ellerinde birtakım ağırlıklar taşıyan kimseler görmüşüzdür. Oysa yapılan araştırmalar, yürüyüş yaparken ellerin boş olmasının, ağırlık taşımaya oranla çok daha düşük riskli olduğunu gösterdi. Özellikle omuz ve kol sakatlanmaları açısından ellerin boş olması son derece önemli. Ancak yürüyüş esnasında ihtiyacınız olabilecek su şişesi ve benzer ağırlık kaynaklarını da yanınızda bulundurmanız gerekebilir. Uzmanlar bu gibi malzemeleri taşımanın en sağlıklı ve düşük riskli yolunun, uygun sırt çantası ya da bol cepli bir üst giysisi olduğunu söylüyorlar. Yürüyüş esnasında duyulan su ihtiyacını araştıran bilim adamları, normal terleyen birinin her 30 dakikada bir, bir bardak su içmesi gerektiğini söylüyorlar. Eğer çok terleyen bir yapınız varsa bu aralık, her 15-20 dakikada bire düşürülmeli.

BİR TARZINIZ OLSUN

Yürüyüş yaparken dikkat edilmeyen bir diğer husus ise tarzınızla ilgili. Evet yanlış okumadınız, yürüyüşünüzün bir tarzı olmalı! Kendinizi dışarıdan izlemek, hatalarınızı tespit etmenin en kolay yolu, yürüyüşe çıktığınızda birkaç dakika için bile olsa videonuzu çektirmek ve ardından kendinizi izlemek. Yürürken tüm uzuvlarınızı kontrol ediyor olmalısınız. Özellikle kollarınız, sizden bağımsızmış gibi gelişi güzel sallanmamalı, her adımınızda yere uyguladığınız basınç ve aralık denk ve düzenli olmalıdır. Kısaca, çarşı-pazar dolaşan biri gibi değil de tüm azalarına hakim bir beden antrenörü gibi hareket etmelisiniz.

Bilinçli hasta

Çocuk Sağlığını Tehdit Eden Yerler : Ortak Kullanım Alanları

Yayınlanma:

,

Hastalıklar kapalı ortamlarda daha hızlı yayılır. Pek çok hastalığın temelinde ise kişisel hijyen vardır. Ebeveynler, çocuklarına, başta el yıkama olmak üzere her türlü hijyen kuralını öğretmeli

Okullar, çocuk eğitimi için şüphesiz en ideal öğretim alanlarıdır.
Ancak çocuk sayısının fazla olması ve pek çok ortak kullanım alanlarının bulunması, hastalık riskini de beraberinde getirir. Özellikle mevsim geçişleriyle birlikte bağışıklık sisteminin zayıflaması, okul çağındaki çocukları hastalıklara karşı savunmasız hale getirebilir. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere, hastalıklar en hızlı kapalı ortamlarda yayılır ve pek çok hastalığın temelinde kişisel hijyen yer alır. Söz konusu okullar olunca, ebeveynlerin, çocuk hijyeni konusunda daha duyarlı olması gerekebilir. Nitekim, kalabalık ortamlar hastalığın yaygınlaşmasında aktif rol oynar. Çocuğunuzun kişisel hijyenine önem vermesi hem kendi sağlığı, hem de diğer okul arkadaşlarının sağlığı açısından önemlidir. Çocuğunuzun okuldaki enfeksiyon ve mikroplarla temasını engelleyemezsiniz.
Ancak hijyen alışkanlıkları edinmesini sağlayarak hastalık riskini azaltabilirsiniz.

HİJYEN NEDEN ÖNEMLİDİR?
Çocuğunuz hastalığa yakalandıktan sonra, mikroplar evinizdeki ailenin geri kalanına çabucak yayılabilir. Çocuklarda sık görülen soğuk algınlığı ve bağırsak enfeksiyonu, diğer aile bireylerine de geçebilir. Bu nedenle, çocuğunuzun hijyen konusunu anlamasına yardımcı olmak; onun ve ailenin geri kalanının sağlıklı kalmasını sağlar.

El yıkama alışkanlığı kazanmalı 
Ellerin sık sık dezenfekte edilmesi, iyi bir hijyenin olmazsa olmazıdır. Özellikle okul gibi ortak kullanım alanlarının yaygın olduğu kurumlarda kapı kulpları, masa, sıra, tahta, tebeşir, tuvalet gibi alanlar enfeksiyon riski barındırır. Dolayısıyla el yıkama, okul kaynaklı enfeksiyonlarınönlenmesinin en etkili yoludur. Bu noktada sizlere düşen görev; çocuğunuza, ellerini hangi sıklıkla ve nasıl yıkaması gerektiğini öğretmektedir. İşe, çocuğunuza ortak kullanım alanları ve eşyalarını anlatmakla başlayın. Ellerin, ovuşturularak ve parmak aralarına su geçirilerek ortalama 20 saniye yıkanması gerektiğini söyleyin. Çocuğunuza ayrıca aşağıdaki durumlardan sonraellerin yıkanması gerektiğinden bahsedin: 
 Tuvaleti kullandıktan sonra 
 Yemekten önce 
 Dışarıda oynadıktan sonra 
 Kirli bir şeye dokunduktan sonra 
 Öksürdükten, hapşırdıktan veya burnuna dokunduktan sonra 
 Hayvanları okşadıktan sonra 
 Eller kirli görünüyorsa 

Kahvaltıyı geçiştirmeyin 
Kahvaltı, günün en önemli öğünüdür.
Yataklarından çıkmakta zorlanan çocuklarınızın beş dakika daha uyumalarına izin vererek, kahvaltılarını geçiştirmelerine neden olduğunuzu unutmayın. Okul çağı çocuklarının tükettiği besinlerde çeşitliliğin sağlanması gerekir. Unutmayın, çocukların boyları bu dönemde uzar. Bu dönemde, nişastalı karbonhidratlar ile liften zengin besinlerin sık tüketilmesi, yağ ve şekerin sınırlandırılması, vitamin ve minerallerin yeterli düzeylerde alınması gerekir.
Çocuğunuzun üç ana, üç ara olmak üzere günde altı öğün beslenmesine ve yediklerinin evde pişirilmiş olmasına özen göstermeniz yeterli. 7-14 yaş arası, en hızlı boy uzamasının yaşandığı dönemdir. Bu yaş grubundaki çocuklar, diğerlerine oranla çok daha fazla kalsiyuma ihtiyaç duyarlar.
Süt, yoğurt, peynir ve ayran gibi gıdalar bu yaş aralığındaki çocukların günlük diyetlerinde mutlaka yer almalıdır.

Kantin ve yemekhaneler önemli 
Eminim okul seçiminde öncelikli kriterleriniz farklıdır ancak çocuğunuzun başarısı için okullarda sunulan yemek alternatifleri, mutlaka ilk üçte yer almalıdır.
Özel okulların birçoğunda, tabldot usulü yemek servisi yapılıyor. Böyle durumlarda yemeklerin nereden geldiğini ve nasıl bir ortamda hazırlandığını mutlaka irdeleyin. Yemek servisi yapılmayan okullarda durum daha tehlikeli. Çocuğunuz, genelde fastfood mönülerin bulundurulduğu okul kantinlerine mahkumlarsa, üşenmeyecek ve beslenme çantası hazırlayacaksınız demektir! Unutmayın, çocuklar duyduklarından çok gördüklerini yaparlar.

Alerjik hastalıklara göre yiyecek listesi yapın
Aktif enfeksiyon kadar alerjik rahatsızlıklar da eğitim döneminin aksamasına neden olabilecek bir konudur. Alerjik rahatsızlıklar yetişkin bireylerin keyfini kaçırabildiği gibi çocuklarda da huysuzluğa neden olabilir. Bu nedenle çocuğunuzu okul öncesinde doktor kontrolüne götürün ve alerjik durumu ile ilgili bilgi alın. Ayrıca okul evinize uzaksa, olabilecek alerjik reaksiyonlara karşı okulun bulunduğu konuma yakın hastanelere göz gezdirin. Çocuğunuzun gıda alerjisi bulunuyorsa, evden ayrılmadan önce bir yemek listesi hazırlamanız size yardımcı olacaktır. Çocuğun beslenme çantasında, alerjisi bulunmayan aperatif yiyecekler, meyveler ve gıdalar yer almalıdır. Ayrıca olası bir alerjik reaksiyon durumunda ilaçlarının yanında olduğundan emin olun.

Su tüketimine teşvik edin
Çocuğunuza su tüketimi için, susamayı beklememesini aşılayın. Su, hem insan bedeni, hem de ekolojik dengenin devamı için hayati öneme sahip en önemli şeydir desek abartmış olmayız. Eminim birçoğunuz, insan bedeninin dörtte üçünün sudan oluştuğunu söyleyen birilerini duymuşsunuzdur. İnsan bedeni, yaşamsal fonksiyonlarını yerine getirebilmek için gün boyu su kaybına (dehidrasyon) uğrar. Dehidrasyon yok sayılacak olduğunda insan bedeni, tüm fonksiyonlarını yerine getirebilmek için günde 2-6 litre suya ihtiyaç duyar. Ayrıca suyun bağışıklık sistemini hastalıklara karşı koruma gücü bulunuyor.

Devamını Oku...

Alternatif Sağlık

Refleks Terapi ile İlgili Sık Sorulan Sorular

Yayınlanma:

,

1-Refleks Terapi Nedir?

Tamamlayıcı Tıp yöntemlerinden birisi olarak kullanılan refleks terapi genelde yüzden yapılan el ve ayaktan da uygulamaları olan beyinle ilgili sinir noktalarının uyarılması ile beynin yeniden eğitilmesini, adapte olmasını, hücreler arası bağlantıların artmasını sağlayan bir tedavi şeklidir.

2-Refleks Terapinin, Refleksolojiden farkı nedir?

Refleks terapi de beyinle ve organlarla ilgili sinir noktaları direk yüzde olduğu için refleksolojiye göre daha etkili bir yöntemdir. En önemli farklı ise refleksoloji genelde tek düzedir ve refleksolojiye ait ayakaltından uygulanan harita herkese, her hastalığa aynı şekilde uygulanır. Bu da farklı hastalık grupları için aynı şekilde uygulanan refleksoloji tedavisinin ne kadar etkili olabileceği noktasında soru işareti oluşturmaktadır. Ancak refleks terapi tamamen kişiye özgü olarak planlanan içerisinde sinir noktaları, organ haritaları, lenfatik sistem, hormonal sistem, kas iskelet sitemi, beyin loblarının olduğu daha komplike bir tedavi seçeneğidir. Refleks terapinin en büyük gücü ise kişinin ihtiyaçlarına göre tedavi programının belirlenmesidir. Refleksolojinin tekdüze, refleks terapinin ise daha komplike bir sistem olması refleks terapi için başarı ihtimalini arttırmaktadır. Bizler refleks terapi sonrası yüzden yaptığımız uygulamalara ek olarak bazı hasta gruplarında ayakaltından çalışmaktayız ancak yaptığımız bu çalışmada tespit edilen blokasyonlara göre belirlenip kişiye uygulanmaktadır. Bu yüzden tamamlayıcı tıp yöntemleri arasında kullanılan refleks terapi oldukça etkili bir yöntemdir.

3- Blokasyon nedir?

Tedavi sırasında terapistin elinin altında hissettiği kum tanesi veya fındık büyüklüğünde olan bölgelerdir. Bu noktaların en çok veya en büyük olanına göre tedavi şekillenir. Blokasyon oluşan noktalar oluştuğu bölgeye göre o meridyenin sağlıklı bir şekilde çalışmasına engel olurlar.

4-Şuan hangi organa çalışıyorsunuz hissetme imkanım var mı?

Tedavi sırasında en çok sorulan soru olabilir. Örneğin kişiye mide cevabını verdiğimiz zaman kişi ‘mideme çalıştığınız için bu değişimi hissedebilir miyim’ diye sormaktadır. Aslında blokasyon nedir kısmında bu soruyu kısmen de olsa cevaplamıştık. Biz sadece mide bölgesine değil mide ile bağlantılı olan meridyene çalışıyoruz. Bu sistemi içerisinde sıvı akan bir boruya benzetirsek herhangi bir bölgede oluşan problem tüm meridyeni etkileyebilir. O yüzden mide üzerine yapılan çalışmayı genelde kişiler hissetmezler.

5-Refleks Terapi nasıl etki ediyor?

Refleks terapi de yüz, el ve ayakta ki sinir noktalarına yapılan uyarılar ile ilgili organ/kas/hormon merkezi sinir sistemi sayesinde uyarılır ve sonuç olarak kaslarda, organlarda ve hormonlarda dengeleme cevabı açığa çıkar.

6-Refleks Terapiden sonra ne yapmam gerekir?

Tedavi sonrası terapistler olarak bizler kişiyi 5 dakika yatırıyoruz kalktıklarında bir anda baş dönmesi yaşamamaları için. Kişi terapi sonrası bol su içmelidir.

7-Yan etkisi var mı?

Herhangi bir yan etkisi yoktur. Sadece terapi sonrası uzun süre yatmaya bağlı kısa süreli baş dönmesi yaşanabilir. Aynı zamanda metabolizma hızlandığı için kişi daha fazla tuvalete çıkabilir. Bu ufak detaylar dışında genel olarak hiçbir yan etkisi yoktur.

8- Seans süresi ne kadar?

Seans sayıları kişiden kişiye değişmektedir. Mesela migren hastalığında ortalama 10-15 seans sürerken, nörolojik hastalıklarda 6 ay/ birkaç yıla kadar çıkmaktadır bu süre.

9-En çok hangi tip hastalar size başvuruyor?

Genel olarak nörolojik hastalıklar, engelli çocuklar, demans, alzeimer, zayıflama, hamilelik sonrası depresyon, öğrenme güçlüğü hatta kanser hastalarına bile çalışıyoruz. Ancak özellikle yüz felci konusunda birçok kişi kliniğimize başvuruyor. Bunun sebebi de refleks terapi bu alanda çok başarılı ve genel olarak da baktığımızda yüz felci geçirmiş hastaların birçoğu ilaç veya fizik tedaviden fayda göremedikleri için alternatif olarak refleks terapiye yöneliyorlar.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Bel Ağrısı Nelerden Kaynaklanabilir?

Yayınlanma:

,

Tüm yapıları sağlıklı bir belde ağrı görülmez. Belim ağrıyor diyorsanız mutlaka herhangi bir yapıda; kas, eklem, bağ, omurlar arasındaki yastıkçıkların herhangi birinde patoloji var demektir.

Bel ağrısı yetişkinlerde çok yaygın görülen bir semptomdur. Her insan yaşamı boyunca bir defa da olsa bel ağrısı yaşamıştır. Az da olsa bilinemeyen sebeplerden dolayı oluşabilen bel ağrıları da vardır. Ağrı aniden başlayabilir, gittikçe şiddetlenebilir, tek veya çift taraflı olabilir veya kalçadan aşağıya doğru yayılabilir.

Peki bel ağrıları nelere bağlı oluşmaktadır?

Omurlarda, kalça kemiğinde, karında veya sinir çıkışlarında meydana gelen travmalardan kaynaklı olabilir.

Bel fıtığı veya postürel değişiklerden kaynaklı mekanik bel ağrısı olabilir

Omurilik kökenli bir hastalıktan kaynaklı olabilir; MS

Omurilikte, omurganın içinde veya dışında, karın içi bölgede veya bacağa giden sinirlerde tümörden kaynaklı olabilir.

Diyabet hastalarında bacağa giden sinirlerin etkilenmesine bağlı olabilir.

Osteoporoz gibi kemik dejenerasyonundan kaynaklı olabilir.

Enfeksiyona bağlı tüberküloz, brusella, diskit gibi durumlarda açığa çıkabilir.

Kalça kemiğinde ve omurlarda meydana gelen kırıklar ağrının kaynağı olabilir.

Bel ağrılarının kaynağı genelde disklere binen yüke bağlıdır. Disklerin zamanla deforme olması, hastalığa bağlı etkilenmesi veya travmatik yaralanmaları sonucu diğer yapılarda da problem açığa çıkmasına sebep olur.

Bu ağrıların %30’u kronikleşmektedir ve sürekli meydana gelmektedir. Doğru teşhis ve tedaviyle ortadan kaldırılabilir.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.