Bizimle iletişime geçin

Çocuk Sağlığı

Yüksek Ateşte Dikkat Edilmesi Gerekenler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Yüksek Ateşte Dikkat Edilmesi Gerekenler

Özellikle kış aylarında okul gibi kalabalık ortamlarda bulunmaları, alışveriş merkezleri gibi kapalı ortamlarda daha çok zaman geçirmeleri, bakteri ve virüslerin soğuk havada daha fazla güçlenmeleri çocukların kış aylarında pek çok mikropla karşılaşmalarına neden oluyor. Bağışıklık sisteminin ilk koruması yeterli olmayınca vücut bu mikropları yok etmek için sıcaklığını yükseltmeye başlıyor. Çocuklarda yüksek ateş hiç kuşkusuz her ebeveynin kâbusu. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Korkmaz, aslında vücuttaki ateş ölçülü olduğu sürece endişelenmeye gerek olmadığına dikkat çekerek, “Çünkü ateş bağışıklık sistemini uyarıyor ve enfeksiyonlara karşı vücudun savaşını daha da artırıyor. Toplumdaki yaygın inanışın aksine yüksek ateşin beyne zarar vermesi için 41,5 derecenin üzerine çıkması gerekiyor. Bu tablo da genelde enfeksiyonlarda çok çok nadir olan bir şeydir. Yani ateş beyne zarar vermez, felce neden olmaz, kendi başına ölüme yol açmaz. Yüksek ateş havale yapabilir ama bu korkulacak bir hastalık değildir ve çocuğunuzun beyninde kalıcı bir hasar bırakmaz” diyor. Ancak çocukların ateşi yükseldiğinde ebeveynlerin yine de bazı hatalı davranışlardan kaçınmaları gerekiyor. Gereksiz yere ve hızlı ateş düşürmek vücudun mikroplarla savaşma gücünü azaltıyor. Bunun yanı sıra vücudun hızlı düşen ısıya adaptasyonu zor olacağı için ateşli nöbet riskini artırıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Korkmaz yüksek ateşte dikkat etmesi gereken maddeleri hataları anlattı, önemli uyarılarda bulundu!

 Sirke ve soğuk su kullanmayın!

 Pansuman veya banyo için alkol, sirke veya soğuk su kullanmayın. Çünkü çok soğuk su ile sirke damarlarda büzüşmeye ve mikropları öldürecek olan makrofajların enfeksiyon bölgesine iletilmesinde zorluğa veya titreme sonucu ısı üretiminin artışına yol açıp ateşli havale riskini artırıyor. Alkol de deriden emilerek zehirlenmeye yol açabiliyor. Ilık suyla ıslatmış olduğunuz bir bezle boyun, yüz, el bilekleri, diz, koltuk altı, kasık kıvrımları ve karın üzerine pansuman yapın. Pansuman yerine çocuğunuza ılık suyla duş da aldırabilirsiniz.

Vücudunun susuz kalmasını engelleyin

 Vücudumuzun yüzde 80’den fazlası sudan ibaret ve ateş yükseldiğinde vücuttan ısı kaybederiz. Bu yüzden sıvı alımını artırarak vücudun kaybettiği sıvıyı yerine koyup ateşin düşmesini ve toksinlerin atılmasını sağlarız. Sıvı kaybını karşılamak için çocuğunuza bol sıvı verin.

Titriyor diye Üzerini sıkıca giydirmeyin

Çocuğunuza ince ve gevşek giysiler giydirin. “Titriyor diye üşüdüğünü düşünerek üzerini sıkıca giydirmeyin ve sakın sıkıca sarmayın” uyarısında bulunan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Neslihan Korkmaz, “Çünkü sıcaklık yüksek ateşin artmasına yol açıyor ve bunun sonucunda ateşli havale riskini yükseltiyor. Üşüyor veya titriyorsa üzerine ince bir örtü örtmeniz yeterli gelecektir” diyor. Ateş sırasında vücut mikroplarla savaşırken zor sindirilen ağır besinleri parçalamakta zorlanıyor ve bunu yaparken metabolizmayı hızlandırdığı için ateşi artırıyor.

Oda ısısını yükseltmeyin

 Çocuğunuz yüksek ateş nedeniyle titriyorsa ortam ısısını kesinlikle yükseltmeyin. Bunun nedeni ise vücut ısısının yükselmesi sonucu ateşli havale riskini artırması. Oda ısısını 21-22 derece arasında tutmaya çalışın.

Bu belirtilerde zaman kaybetmeyin:

* Üç-dört aylıktan daha küçükse,

* Ateşle birlikte kasılma, şuurda bir değişiklik olduysa, dalgınlık varsa,

* Yediği her besini kusuyorsa,

* Yoğun bir solunum sıkıntısı varsa, yani sık nefes alıyorsa ya da nefes almada zorluk çekiyorsa,

* Vücutta döküntü varsa,

* Daha önce ateşli havale geçirdiyse ya da diğer çocuklarınızda ateşli havale hikâyesi varsa,

* Burun akıntısı ve hapşırık gibi yakınmaların yanı sıra 38 derece civarında seyreden ateşi 3 günü geçtiğinde zaman kaybetmeden doktora başvurmanız çok önemli.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çocuk Sağlığı

Çocuklarda Göz Travması Glokom Nedeni

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Çocuklarda Göz Travması, Glokom Nedeni

Genellikle yetişkin hastalığı olarak bilinen glokom, çocukluk çağındaki travmalara bağlı olarak da gelişebiliyor. Bu konuda aileleri uyaran Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç, çocuklarda göz travması glokom nedeni olabilir dedi. Göz travmasının uzun dönemde glokom hasarının başlamasına ve ilerlerse görme kaybı yaşanabileceğine işaret etti.

Göz içi basıncının (GİB) artmasına bağlı olarak ortaya çıkan glokom, sinsi ilerleyen önemli bir sorun. Ancak glokomun önemini artıran nokta, yükselen GİB nın görme sinirine kalıcı ve geri dönüşümsüz zarar vermesi olarak gösteriliyor. Künt veya delici göz yaralanmaları sonrasında çıkış kanallarının tahrip olmasına bağlı olarak glokom ortaya çıkabiliyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç, “Glokom nedeniyle gözde oluşan hasar geri döndürülemez. Ancak mevcut olan sağlıklı dokuların korunmasına yönelik tedavi yapılabilir. Önem taşıyan bir durum mümkün olduğunca erken dönemde tedavi edilmelidir.” dedi.

Tedavi Yaklaşımı Nasıl?

Kanama kısmen vücut tarafından temizlenirken, kısmen de cerrahi olarak yapılacak kanama temizliğiyle kontrol altına alınabiliyor. Özellikle çocukluk çağında ortaya çıkan yaralanmalar sonrasında, çocukların göz muayenesinin düzenli olarak yapılamadığı durumlarda sinsi olarak ilerleyerek ikincil glokom tablosunun kolaylıkla ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç, tedavi yaklaşımı konusunda şu bilgileri verdi: “Travma sonrası gelişen glokom tedavisi medikal ve cerrahi olarak uygulanmaktadır”. Göz içi kanamaları için topikal steroidler inflamasyonu azaltır. Ancak yeniden oluşabilecek kanama üzerine etkinlikleri kesin değildir. Aynı zamanda yatak istirahati ve etkilenen gözün kapatılması da hızlı iyileşmeyi sağlar. Glokom ortaya çıktığında göz tansiyonunu düşürücü ilaçların da ilave edilmesi gereklidir. Tıbbi tedaviyle uzun dönemde göz tansiyonunun kontrol altına alınamadığı durumlarda laser ve çeşitli glokom ameliyatları tedavi tercihleri arasında yer alır.”

Ebeveynlere Büyük Görev Düşüyor

Çocukluk çağında travmaların azaltılması konusunda ebeveynlere önemli görevler düştüğünü söyleyen Yeditepe Üniversitesi Hastaneleri Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç,  önerilerini şöyle sıraladı:

“Çocukların eline oyuncak olarak delici ve kesici aletlerin verilmemesi bu konuda alınacak ilk önlemdir. Göz travmaların önemli bir kısmı sportif faaliyetler sonucu ortaya çıktığı için, spor sırasında koruyucu gözlüklerin kullanılması da önemlidir. Ailelerin, göz travmasıyla karşılaştıklarında göz hekimine başvurmalarını, çocuğun muayene olmasını sağlamasını öneriyoruz.”

Tedavinin Başarısı Erken Tanıya Bağlı

Sıklıkla 40 yaşın üzerinde oluşan glokom genellikle yıllar içinde sinsi ilerliyor. Bu süre içinde hastalığa ait herhangi bir belirti vermediği gibi, glokomda görme kaybı oluştuktan sonra geri dönüş olmadığından, erken tanı önem taşıyor. Normal göz muayenesi sırasında tespit edilen göz içi basıncı artışının hastalığın ilk belirtisi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ilgaz Yalvaç, sözlerine şöyle devam etti: “Düzenli aralıklarla yapılan muayeneler glokomun erken tanı ve tedavisi için en iyi yol. Daha nadir olarak yine ileri yaşlarda ani olarak krizle ortaya çıkan bir başka glokom tipi de dar açılı glokomdur. Şiddetli göz ağrısı, görme azalması, gözde kızarıklık ve bulantı, kusma ile karakterize bir tablo oluşturur. Acil tedavi gerektirir. Ayrıca bebeklikte ve çocukluk çağında izlenen glokomlarda gözde büyüme, sulanma, ışığa karşı hassasiyet izlenir. Glokom nedeniyle gözde oluşan hasar geri döndürülemez. Ancak mevcut olan sağlıklı dokuların korunmasına yönelik tedavi yapılabilir. Önem taşıyan bir durum mümkün olduğunca erken dönemde tedavi edilmelidir.”

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Çocuk Sağlığı

Çocuklara Sebzeyi Sevdirmenin Yolları

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Çocuklara Sebzeyi Sevdirmenin Yolları

Ispanak, karnabahar, kereviz, bamya ve daha niceleri… Sebzeler içerdikleri vitamin, mineral ve liflerle çocukların sağlıklı büyüme ile gelişimlerinde anahtar rol üstleniyorlar. Öyle ki hücrelerin yenilenmesi, doku onarımı ve sağlıklı gözler, kemikler, dişler ile saçlar için düzenli olarak sebze yemek şart! Ayrıca vitamin ve mineralden zengin sebzeleri tüketmek vücudun bağışıklığını artırarak hastalıklardan korunmaya da yardımcı oluyor. Ancak çocukların çoğu tabakta o çok sevdikleri köfteler, makarnalar, patates kızartmaları veya çeşitli abur cuburlar yerine sebzeleri gördüklerinde, inatla direniyorlar. Elinde tabakla bir lokma daha sebze yesin diye çocuğunun ardından koşturan, sebzeleri çorbanın veya makarna sosunun içine ekleyerek gizlice yedirmeye çalışan ebeveynlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. Ancak dikkat! Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz sebzeleri kamufle ederek yedirmeye çalışmanın çocuğun o sebzeyi tek başına tanımamasına, tadını bilmemesine ve ilerleyen zamanlarda sebzeyi tek başına yemeyi reddetmesine neden olabileceği uyarısında bulunuyor. 

İNATLAŞMAYIN, SABIRLI OLUN

Çocuklara sebzeleri sevdirmenin yolu öncelikle kararlı ve sabırlı bir tutum içerisinde olmanızdan geçiyor. “Ancak bu, ısrarlı davranmak ve onunla inatlaşmak anlamına gelmiyor” uyarısında bulunan Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz sözlerine şöyle devam ediyor: “Çocuğunuza sebze yemesi veya sebze yemeğini bitirmesi konusunda ısrarcı davranırsanız, onun gerginlik dolu yemek deneyimi sebzeleri her zaman reddetmesine neden olabiliyor. Çocuğu zorlayarak zıt bir tepkiyle karşılaşmaktansa yemeğin bir ihtiyaç olmasından yola çıkmalı ve ona ‘Bu yemekten yemek ister misin?’ gibi sorular sorarak söz hakkı tanımalısınız. Eğer istemediğini belirtirse sebzelerin faydalarını anlatabilir, bir sonraki sebze alışverişine birlikte çıkarak onun istediği, ilgisini çeken sebzeleri alabilirsiniz. 

SEBZELERİ TANIMASINA FIRSAT VERİN

Genellikle çocuğumuza 2-3 kez sebze yedirmeye çalışıyor, sonra da ”Bu sebzeyi sevmiyor, aç kalmasın, sevdiği yiyecekleri hazırlayayım.” şeklinde hatalı bir düşünceye kapılıyoruz. Aslında, çocuğunuzun bir besini sevebilmesi için onu en az 8-9 kez sofrada görmesine ve tanımasına fırsat vermeniz gerekiyor. Her gün sofrada gördüğü bir yemeği merak edip, tadına bakmak isteyebilir ve o yemeği sevebilir. 

SOFRAYA HEP BİRLİKTE OTURUN

Çocuklara sebzeyi sevdirmenin en önemli yollarından biri de, sofraya hep birlikte oturmanız ve yemek yemeye zaman ayırmak gerektiğini ona aşılamanız. Oyun oynarken, televizyon izlerken, elinde tablet varken yemeğe zorlanan çocuklar için yemek yemek eziyete dönüşüyor. Bu nedenle, bebeklikten başlayarak sizinle birlikte sofraya oturmalı. Her gün düzenli saatlerde sofrada birlikte olarak sağlıklı ve düzenli yeme alışkanlığını çocuğunuza kazandırmanız gerekiyor. 

SEBZELER ÜZERİNE SOHBET EDİN

Sofrada birlikte otururken, çocuğunuzun yanında eşiniz veya yakınlarınızla sebzelerin lezzeti ve yararlarına yönelik sohbet edin. Böylelikle sebzelere özenmesini sağlayabilirsiniz. 

ÖRNEK OLUN

Hareketlerimiz her zaman söylediklerimizden çok daha etkili oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz bu nedenle çocukların yanında herkesin mutlaka sebze yemesi gerektiğini hatırlatarak, “Örneğin baba sebze yemeği istemeyerek tabağını bulgur pilavıyla doldurduğunda çocuk hem sebzenin kötü olduğunu düşünüyor, hem de başka seçenekleri olduğunu bilerek ona göre davranabiliyor.” diyor. 

SEBZELERİ ÇEKİCİ HALE GETİRİN

Çocuklar için yemeklerin sunumunun da çok önemli olduğunu atlamamak gerekiyor. Çocuğunuz karışık bir yemek yerine daha sade ve tek renk yemekleri seviyor olabilir ya da renkli bulduğu yemekler daha çok ilgisini çekebilir. 

YEMEĞİ BİRLİKTE HAZIRLAYIN

Yemeği birlikte hazırlamanız çocuğunuzun sebzenin her aşamasını görmesini sağladığı gibi, kendisi de emek harcadığı için yerken reddetmek istemeyecektir. Yemek hazırlık süreci onun için bir oyun haline dönüşerek keyifli zaman geçirdiği bir aktivite gibi olduğunda yaptığı yemeğin tadını merak edecektir. 

BİRLİKTE ALIŞVERİŞ YAPIN

“Çocuğunuzla birlikte alışverişe çıkmak, yiyecekleri ona tanıtarak alışveriş yapmak ilgisini çekecektir.” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz şu önerilerde bulunuyor: “Özellikle sebze ve meyve reyonları rengarenk halleriyle dikkat çekici olacaktır. Akşam yemeğini onun seçeceği sebzelerle hazırlayacağınızı söyleyerek seçimi çocuğunuza bırakın. Hangi sebzelerden nasıl yemekler yapabileceğinizi anlatın, menüyü birlikte oluşturun.”

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Çocuk Sağlığı

Çocuğunuzun Sürekli Hastalanma Nedeni Alerji Olabilir

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Çocuğunuzun Sürekli Hastalanma Nedeni Alerji Olabilir

Kış aylarında, sık sık nezle ve grip olan, burun akıntısı, tıkanıklığı, kaşıntısı yaşayan; geceleri geçmeyen öksürük, öksürüğe bağlı hırıltı ya da nefes darlığı sorunları olan çocuklarda, altta yatan neden ‘alerji’ olabilir. Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Çocuk İmmünoloji ve Alerji Uzmanı Prof. Dr. Hülya Ercan Sarıçoban, alerjik çocuklarda enfeksiyonların, diğer çocuklara göre daha uzun sürdüğüne işaret ediyor. Çocuğunuzun sürekli hastalanma nedeni alerji olabilir.

Bahar aylarında sık görülen alerjiler, kışın kapalı ortamlarda daha fazla zamanının geçirilmesi, özellikle ev tozu gibi iç ortam alerjenleriyle maruziyeti artıyor. Prof. Dr. Hülya Ercan Sarıçoban, bu nedenle 3 haftadan daha uzun süren burun akıntısı, öksürük ve öksürüğe bağlı hırıltıların alerjik kökenli olabileceğine işaret ediyor. Ayrıca,  bir yaş altındaki bebeklerde daha sık rastlanan besin alerjileri de, tıpkı polenler veya ev tozu akarları gibi burun tıkanıklığı, burun akıntısı, öksürük, hırıltılı solunum şikâyetleriyle kendini gösteriyor. Bu bebekler kış aylarında viral enfeksiyonlara daha yatkın oluyor. Geçirdikleri enfeksiyonlar bronşiolit’e ilerleyebiliyor. Astım ve alerjik rinit gibi hastalıklar, enfeksiyon hastalıklarıyla karıştırılırsa, gereksiz antibiyotik kullanımına ve asıl hastalığın tedavisinin gecikmesine yol açabiliyor.

Bu belirtilere dikkat!

Alerjik reaksiyonda, değişik organ ve sistemler farklı derecelerde etkilendiğinden, alerjik hastalıkların belirtileri çok farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor.

  • Solunum sistemi etkilenmesi durumunda:
  • Uzun süren ve gece artış gösteren öksürük,
  • Göğüsten gelen hırıltı,
  • Nefes darlığı,
  • Burun akıntısı ve tıkanıklığı,
  • Aksırık,
  • Tekrarlayan orta kulak ve sinüzit sorunları ortaya çıkabiliyor.
  • Dolaşım sistemi etkilenmesi durumunda:
  • Ani gelişen yüzde solgunluk,
  • Tansiyon düşmesi ve çarpıntı ortaya çıkabiliyor.

Bazı durumlarda birden fazla sistemin etkilenmesine bağlı olarak, bu belirtilerin çoğu ve hatta tümü birden görülebiliyor. Bu belirtiler çocukta görüldüğünde uzman hekime başvurulması gerekiyor. Hekimin yapacağı çeşitli kan ve deri testleriyle alerji tanısı konulabiliyor.

Alerji, kronik bir hastalık olduğundan, akut dönemdeki tedavisi kadar, şikâyetin olmadığı dönemde verilen koruyucu tedavi de önem arz ediyor. Tedavinin temeli, alerjiye neden olan etken ya da etkenlerin ortadan kaldırılmasına dayanıyor. Semptomları hafifletmek için de ilaç tedavisinden yararlanılabiliyor.

Alerjik Hastalıkları Önlemek İçin De Mucizenin Adresi Anne Sütü!

Çocuklarda alerjik hastalıkların gelişmemesi için anne sütünün çok önemli olduğunun altına çizen Prof. Dr. Hülya Ercan Sarıçoban, bebeklerin ilk 6 ay mutlaka anne sütü alması gerektiğini söylüyor ve mümkünse 2 yaşına kadar devam edilmesini öneriyor. Çocuğun bağışıklık sistemi ancak 5 yaş civarında tam olarak gelişebiliyor. Bu dönemde yapılan çocukluk dönemi aşıları, hastalıklardan korunmada önemli yer tutuyor.

Alerjik Olmak, Okula Gitmeyi, Spor Yapmayı veya Günlük Aktiviteleri Engellemiyor

Kontrol altında alerjik hastalığı olan çocukların, diğer çocuklardan farkı bulunmadığını vurgulayan Prof. Dr. Hülya Ercan Sarıçoban sözlerine şöyle devam ediyor:

“Alerjinin neye karşı olduğunu bilmek, alerji zamanı gelmeden önlemlerini almak, gerekiyorsa alerji koruyucu ilaçları kullanmak gerekiyor. Gereksiz antibiyotik kullanımının önüne geçilmesi ve çocukların fast-food yerine sebze, meyve ağırlıklı beslenmesi önemli. Çocukların, alerjen ve enfeksiyonlarla daha kolay karşılaşabilecekleri kreş, alışveriş merkezi gibi ortamlara mümkünse erken yaşlarda sokulmaması gerekiyor. Kullanılan vitaminler, bitkisel ilaçlar bağışıklığı zayıf olan çocuğu koruyamıyor. Sık sık el yıkamak da çok önemli.”

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

web tasarım beyaz eşya servisi endüstriyel mutfak