Sosyal Medya

Cilt Bakımı

Yoğun Stres Saçkıran Yapıyor!

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Saçkıran Neden Olur?

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Oktay Taşkapan, “saçkıran-alopesi areata” adı verilen bölgesel saç dökülmelerinin genellikle yoğun stresli olaylardan sonra ortaya çıktığını belirtti.Günümüzde birçok hastalığın tetikleyicisi olarak bilinir stres. Bunlara ek olarak, stres saçkıran yapıyor. Taşkapan, saçkıranın en önemli nedeninin psikosomatik olduğunu ifade ederek, çok yoğun sıkıntı, üzüntü ve stres yaşayan kişilerin saçlarının belirli bölgelerinde açılmalar geliştiğini söyledi.

Prof. Dr. Taşkapan, hastanın bu odaksal dökülmeleri birden bire farkettiğini, hatta bazen kendisinin değil kuaförün sorunu gördüğünü dile getirdi. Saçkıran vakalarının artmasının nedeninin, bu rahatsızlık nedeniyle hekimlere başvuran insan sayısının çoğalmasından kaynaklandığını anlatan Taşkapan, eskiden özellikle kırsal bölgelerde insanların kendi kendini tedavi ettiğini belirtti.

Sarımsak saç köklerine zararlı

Taşkapan, insanların saçlarının döküldüğü bölgelere sarımsak sürdüğünü vurgulayarak, “Gerçi bu da bir tedavi yöntemi, deri irite ediliyor. Doğal olarak bu tıbbi bir yöntem değil. Ayrıca bu sırada deriye ve kıl köklerine zarar verilebilir ve o bölgede bir daha saç çıkmayabilir” dedi.

Saçkıranın otoimmün bir hastalık olduğuna işaret eden Taşkapan, “İnsan dokusu normalde kendine karşı reaksiyon vermez ama saçkıranda tolerans bozuluyor.Vücut kendi kıl köklerini yabancı gibi algılayıp, oralara antikor gönderiyor ve kıllar dökülmeye başlıyor. Genellikle saçlı deride, sakal ve bazen kaşlarda dökülme nedeniyle boşalma oluyor. Neden yüzde 90 psikolojik. Hastalık, sıkıntı,gerginlik, travma ve bir yakının kaybı gibi çok stresli dönemlerden sonra ortaya çıkar. Aile öyküsü ve genetik faktörler çok etkili. Hastalık erken yaşlarda başladığında, özellikle başın arka ve kulakların üst bölümü tutulduğunda, eşlikeden astım, saman nezlesi gibi alerjik hastalıkların varlığında saç kıran tedavilere daha dirençli oluyor” değerlendirmesinde bulundu.

Prof. Dr. Taşkapan, hastalıkta ortada bir mikrop olmadığına ve vücudun kendi kendine reaksiyon verdiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Saçkıran, ender de olsa bazen tiroit hastalıkları, vitiligo ve bağ dokusu hastalıkları gibi bazı ciddi hastalıklarla birlikte olabilir. O nedenle hasta geldiğinde, muayene bulgularının ışığında, gerekirse bazı tarama testleri istiyoruz. Zira vücut kendi saç köklerine verdiği reaksiyonu başka organlara da verebilir. Ancak bunlar çok düşük olasılıklar. Genellikle hastalığın nedeni psikolojik, burada bazen bir kısır döngü de olabiliyor. Psikolojik faktörler hem hastalığı tetikliyor hem de gelişen saçkıran hastanın ruhsal durumu üzerine olumsuz etkilerde bulunuyor. Dirençli durumlarda psikososyal destek ve psikiyatri konsültasyonları önem kazanıyor.”

“Özellikle orta yaşlı kişilerde alopesi areatasiyah saçları daha çok etkiliyor, beyaz saçlar dökülmeye daha dirençli. Hasta geldiğinde muayenesini yapıyoruz, saç dökülmesi sınırlı bir alandaysa, ilk aşamada genellikle saçlı deriye belli oranlarda sulandırarak kortizon enjekte ediyor ve gerekirse aldığımız klinik yanıta göre ayda bir kez bu tedaviyi yineliyoruz. Ya da doğrudan kortizonlu kremler sürdürüyoruz. Bunlar genelde hastaya iyi geliyor. Tedavinin ardından, önce ‘vellüs’ dediğimiz ince tüyler geliyor, daha sonra bunlar kalınlaşıp normal saça dönüyor. Ağır ve ilerleyici olgularda daha farklı tedaviler uygulanmalı. Hiçbir şey yapmasanız da bu saç dökülmeleri belli bir süreden sonra normale dönüyor. Hastaların yüzde 30-50’sibir yıl içinde kendiliğinden iyileşir. Ancak hiçbir şey yapmayıp bekleyemezsiniz, çünkü hastalık kaygı yaratıyor, yayıldığı durumlarda önemli psikolojik sorunlara yol açabiliyor.”

“En temel neden demir eksikliği”

“Kadınlardaki saç dökülmesinin en temel nedeni demir eksikliği” Kadınlarda görülen genel saç dökülmelerine de değinen Taşkapan, kadınlardaki saç dökülmesinin en temel nedeninin demir eksikliği olduğunu söyledi. Taşkapan, adet dönemlerinin uzun ve yoğun olmasının, bazen de beslenmesorunlarının demir eksikliğine ve saç dökülmelerine neden olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:

“Ağır ateşli hastalıklar ve yoğun zayıflama diyetlerinden sonra bazende tiroit hastalıkları nedeniyle çok hızlı saç dökülmeleri görülüyor. Saçı dökülen bir hasta geldiğinde önce nedenlerin araştırılması gerekiyor. Demir eksikliğinin yanı sıra ilaç kullanımı (doğum kontrol hapları, bazı tansiyonilaçları) tiroit hastalıkları, iç organ hastalıkları, bağ dokusu hastalıkları, hatta frengi bile saç dökülmesine neden olabilir. Kısacası ciddi hastalıkların hepsinin ardından saç dökülür. Ayrıca stresin de etkisi var.”

Kadınlardaki saç dökülmesi genetik

“Bazı kadınlarda ise “erkek tipi saç dökülmesi-patern alopesi” olduğuna ve çok erken yaşlarda bile görülebildiğine vurgu yapan Taşkapan, “Butür durumlarda saç dökülmesine eşlik eden bir tüylenme artışı, uzamış bir akne,deride yağlanma ve adet düzensizliği gibi bulguların varlığında hastanın endokrinoloji uzmanına yönlendirilmesi gerekebiliyor. Kadınlarda erkek tipi saç dökülmesinin tam ve net bir tedavisi henüz yok.Bu genetik bir durum” değerlendirmesinde bulundu.

“Çok sıcak su ve sert fırçalardan kaçınılmalı”

Saç dökülmelerine karşı reklamı yapılan birçok ürünün pek işe yaramadığına vurgu yapan Taşkapan, özellikle nedenin ortaya konulabildiği yaygın saç dökülmelerinde ve saç kıranda gerçekten başarılı tedavi yaklaşımlarının var olduğunu söyledi. Prof. Dr. Taşkapan, saçın çok sıcak suyla yıkanmaması ve sert fırçalarla fırçalanmaması gerektiğini belirterek, “Saçı aşırı boya ve fön gibi işlemlerden koruyun” dedi.Yetersiz beslenmenin saç dökülmelerine neden olabildiğini anlatanTaşkapan, saçların gürleşmesi için de özel bir diyetin söz konusu olmadığını kaydetti.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Cilt Bakımı

Cilt Lekelerine Dikkat

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Cilt Lekelerine Dikkat

Güneşin sağlığa faydalarını artık neredeyse hepimiz biliyoruz. Özellikle yaz mevsiminde neredeyse güneşe maruz kalmamız imkansız. Güneşin sağlığa olan faydalarının yanında yaz aylarının bitiminde bıraktığı sağlık sorunlarından birisi de güneş lekeleri oluyor. Derinin üst kısmında ortaya çıkan çil, solar lentigo ya da melazma olarak tanımlanan farklı çeşitlerde güneş lekeleri oluşabiliyor. Cilt lekelerine dikkat edip, gerekli önlemleri almalıyız.

Bazen yeni ortaya çıkan bu sorunlar bazı kişilerde de var olan lekelerin yoğunlaşması şeklinde kendini gösteriyor. Altta yatan ne olursa olsun güneş koruyucu kremlerin çok yoğun sürülmesi ve sık sık tekrarlanması gerektiğinin altını çizen Acıbadem International Hastanesi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Hülya Sağlam, yüzde 100 korumanın sağlanamamasından dolayı da güneşlenmemek, şapka ve giysiler gibi fiziksel olarak korunmak gerektiğine dikkat çekiyor. Yaz aylarında görülme sıklığında artış görülen cilt lekelerinden korunma ve tedavi yöntemlerini anlattı.

Melazma

Melazma, güneşe maruz kalan bölgelerde, özellikle yüzde ortaya çıkan ve deride renk koyulaşmasıyla seyreden bir cilt sorunu. Güneşten gelen ultraviyole ışınları veya kuvvetli lambalardan yayılan ışık, deride renk pigmentlerini üreten “melanositleri” uyarıyor ve melanin sentezini artırarak rengin koyulaşmasına neden olabiliyor. Koyu tenli kişilerde melanositler daha aktif olduğundan etkisi de daha fazla oluyor. Bazı ilaçlar ya da hamilelik gibi hormonal değişimlerin yaşandığı dönemlerde de melanositler normal seviyenin üzerinde pigment ürettiği için ciltte koyu lekeler ortaya çıkabiliyor.

Etkili sonuçlar için erken müdahale gerekiyor

Yeni başlayan lekelerde daha iyi yanıt alınabildiği gibi lekenin oluşma süresi uzadıkça tedavi de o ölçüde zorlaşıyor. Tedavinin sonucuna etki eden bir diğer unsur ise lekenin derinliği oluyor. Yüzeysel lekeler tedavilerle kolayca yok olurken derin lekeler ısrarla kalabiliyor. Bununla birlikte cildin tipi de tedavi açısından zorlayıcı olabildiği için ten rengi çok koyu, cildi hassas veya kızarık yapıda olanlarda dikkatli olunması gerekiyor. Melazma tedavisinde, leke açıcı kremler, Karbonpeeling (Q-Switched ND-YAG Lazer), Thulium Lazer, Fraksiyonel Lazer, Dermapen, kimyasal peelingler ve mezoterapi gibi farklı uygulamalardan hasta için uygun olan belirlenerek kullanılabiliyor.

Güneş lekesi (Lentigo)

Lentigo olarak tanımlanan bu tür güneş lekesinin daha çok çillerle karışan bir hiperpigmentasyon hastalığı olduğunu söyleyen Dr. Hülya Sağlam, genel olarak 40 yaş sonrası görülen bu tür güneş lekelerinin bazen 20’li yaşlardan sonra da ortaya çıkabileceğini söylüyor. Hem daha koyu renkli hem de boyutlarının daha büyük olması, güneş lekesini çilden ayıran özellikler olarak sıralanıyor. Lentigolar, her mevsim derine kalıcı olmakla birlikte güneşe maruziyet nedeniyle yaz aylarında renginde koyulaşma gözleniyor.

Lekelerin özellikle açık tenli kişilerde güneşe maruz kalan el sırtı, yüz, omuz, sırt ve göğüs ön yüzü gibi cilt bölgelerinde ortaya çıktığını belirten Dr. Hülya Sağlam, şu bilgileri veriyor: “Değişik boyutlarda olabilen bu kahverengi lekelerin net sınırları bulunur. Özellikle akut güneş yanıklarından sonra, sırt, omuz ve gövdede derinin soyulmasını takiben yaygın bir şekilde beliriyor. El sırtında ve yüzde ortaya çıkan ve yaşlılık güneş lekeleri olarak da tanımlanan lekeler genellikle 40 yaş sonrası görülür.”

Aniden büyüyen lekeleri ciddiye alın!

Güneş lekelerinin kansere dönüşme riski bulunmuyor ve tedaviler de bu nedenle estetik amaçla yapılıyor. Ancak bazı güneş lekeleri, lentigo maligna olarak adlandırılan deri kanseri ile karışabileceği için aniden büyüyen lekelerde bilgisayarlı dermaskopik inceleme yapılması önem taşıyor. Lentigoların tedavisinde kimyasal peeling ve lazer tedavileri kullanılıyor.

Çiller

Güneş nedeniyle ortaya çıkan bir başka cilt lekesini ise çiller oluşturuyor. Erken çocukluk döneminden itibaren ortaya çıkan çiller genellikle net sınırlı ve kahverengi küçük lekeler olarak görülüyor. Cildin güneş ışığına aşırı renk üreterek tepki vermesi sonucu ortaya çıkan yüz çilleri en çok alın, yanak, burun üzerinde görülüyor. Ancak bazı kişilerde tüm yüzü kaplayacak derecede şiddetli olabiliyor. En çok sarışın, kızıl ve açık tenli kişilerde görülmekle beraber koyu tenlilerde ortaya çıkabiliyor. Açık ya da koyu kahverengi olan çillerin güneş temasından sonra koyulaştığı ve güneşlenilmediği zaman da renginin solduğu görülüyor.

Çillerin de kansere dönüşme riski olmasa da bu kişilerin güneş ışığına daha duyarlı oldukları da biliniyor. Lazer tedavileri ve kimyasal peeling uygulamaları çillerin tedavisinde kullanılan yöntemler arasında yer alıyor.

Güneş lekelerinde kullanılabilen yöntemler

Güneş lekelerinde ciltteki melanin pigmentlerinin yerleşimine göre de farklı planlamalar gerektiğinin altını çizen Acıbadem International Hastanesi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Hülya Sağlam, kullanılan yöntemleri şöyle sıralıyor…

1 -Leke açıcı kremler

Leke giderici kremlerin çoğu renk hücresinde renk maddesi yapımını engelleyerek etkili oluyor. Ancak tedaviden istenilen sonuca ulaşabilmek için kremleri düzenli ve uzun süre kullanmak gerekiyor.

2-Karbon peeling

Renk hücrelerine etki eden lazer, nanosaniye gibi çok kısa bir sürede yüksek enerji verdiği için renk maddesi ve hücrelerini parçalayabiliyor. Bu nedenle güneş lekesi tedavisinde ve dövme silmede tercih edilebiliyor. Karbon peeling yöntemi ile kollajen doku canlanıyor ve cilt tazeleniyor. Dolayısıyla yaz boyunca güneşin zararlı etkilerine maruz kalan cildin ışık kazanması ve lekelerden kurtulmak için bu tedavi kullanılabiliyor.

3- Thulium Lazer

Leke tedavisi ve cilt yenileme alanlarında kullanılan etkili olan bu sistemde lazer ışınları ile deride 100 mikron çapında mikro-kanallar açılarak C vitamini, kök hücre içeren nano partiküküllü ürünler kişinin sorununa göre seçilerek cilde yediriliyor. Tedavi süresinin kısalığı, ağrısız bir yöntem olması ve kişinin günlük yaşamına hemen dönebilmesitedavinin avantajları arasında sıralanıyor.

4-Fraksiyonel Lazer

Genellikle açık ten rengi olan kişilerde tercih edilen bir yöntem. Ancak kılcal damarı fazla, hassas cildi olanlarda ve esmerlerde fraksiyonel lazer leke tedavisinde kullanılmaması gerekiyor. En çok akne izleri, yara, yanık izleri ve cilt yenilemede yararlanılabiliyor.

5- Dermapen

İnce çelik iğnelerden oluşan Dermapen ile deride çok sayıda gözle görülmeyen delikçikler açılıyor. Hem cildin kendi onarım mekanizmasının tetiklenmesi hem de işlem esnasında kullanılan serum ve maskeler ciltte toparlanma sıkılaşmanın yanı sıra lekelerde de önemli bir azalmaya neden oluyor.

6- Kimyasal peelingler

Üst derinin yenilenmesini hızlandırarak lekenin üst deriden atılmasını sağlayan kimyasal peelingler, leke tedavisinde de kullanılabiliyor. Ancak koyu tenlilerde, kızarık ve hassas ciltlerde kimyasal peeling aşırı soyulma yaparsa lekelenmeyi tetikleyebileceği için uygulanmaması gerekiyor.

7-Enzimatik peeling

Birden fazla kimyasal ve bitkisel peeling yapan ürünlerin bir araya getirilerek maske şeklinde 8-10 saat bekletilerek yapılan bir işlem.

8-PRP

Bu yönteminde, pıhtı hücreleri tarafından salınan, tüm yara iyileşmesi ve doku yenilenmesi süreçlerini başlatan büyüme faktörlerini elde edilmesi amaçlanıyor. Hastanın tamamı kendisine ait pıhtı hücreleri ve büyüme faktörleri içeren serumuyla cilt yenilemesi sağlanabiliyor. PRP yöntemiyle elde edilen serum cilt altına veya cilt içine minik enjeksiyonlarla veriliyor.

9- Mezoterapi

Burada leke giderici maddeler lekenin içine direk verilerek etkinlikleri arttırılıyor. Ayrıca cilt yenileyen maddeler hasarlı olan leke bölgesini yenileyerek lekenin açılmasını sağlıyor. Leke tedavisinde lazer ve diğer yöntemlerle bir arada mezoterapi uygulamak leke tedavisinin etkinliğinin de artmasını sağlıyor. Yüz mezoterapisi, başlangıçta 1-2 hafta aralıklarla ortalama 4-6 seans uygulanıyor.

Cilt lekeleriyle ilgili farklı bir yazıyı okumak için burayı tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Cilt Bakımı

Yazın Artan Cilt Lekeleri

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

yazın artan cilt lekeleri

Yaz mevsiminde güneş ışınlarının etkisiyle en fazla artış gösteren cilt problemlerinden birisi de cilt lekeleridir. Yazın artan cilt lekelerinin nasıl tedavi edilmesi gerektiğiyle ilgili bilgi veren Dermatolog Dr. Yelda Bice; konuyla ilgili önemli uyarılarda bulundu.

Yaz aylarında sıcak hava ve güneş ışınlarından dolayı ciltteki lekelerin arttığını söyleyen Dermatolog Dr. Yelda Bice, medikal tedavi ile lekelerin silinebileceğini söyledi. Leke tedavilerinde planlamada lekenin tipinin, oluşma şeklinin, derinliğinin önemli olduğunun altını çizen Bice, “Lekeye yaklaşımımızda ağırlıklı olarak lazerli tedaviler özellikle de q anahtarlı lazerler hala dünyada da bizde de ağırlıklı olarak kullanılmakta. Bu tedavileri PRP, leke mezoterapileri bazen yüzeysel lekeler için soyucu tedaviler ile de destekleyebiliyoruz” dedi. Bu tedavilerin kişinin genetik olarak lekeye yatkınlığını ortadan kaldırmadığını söyleyen Dermatolog, güneşten koruyucu önlemlerin alınmasının büyük önemi olduğunu belirtti.

Cilt düşmanı güneş ışınları

Güneşin cilt üzerinde birçok hasara sebep olduğunu söyleyen Dermatolog Dr. Yelda Bice,“Genetik faktörlerinde yeri tabi ki tartışmasız ancak dış etkenlerden en çok bilimsel olarak da kanıtlı ‘’foto yaşlanma” ya neden olan güneş hasarı ilk sıraya oturuyor diyebiliriz. Ciltte oluşturduğu lekelerden, nem kaybına, yapıtaşlarının hasarının artmasına, hatta prekanseröz yani kanser öncülü lezyonların oluşmasına kadar ciltte birçok hasara sebebiyet verebilmektedir. Bu yüzden birçok tedavinin seyrinde ya da günlük yaşantıda güneşten korunmanın önemi üzerinde biz dermatologlar bu kadar durmaktayız” dedi.

“Cilt için en önemli şey; düzenli ve dengeli beslenmek”

Cildimizin sağlıklı olması ve her türlü hastalıktan bizi koruyabilmesi için tavsiye veren Dermatolog Dr. Yelda Bice “Ana kurallar koymak gerekirse düzenli ve dengeli beslenmek, zararlı alışkanlıklardan uzak durmak, gün içinde yeterli sıvı tüketimine önem göstermek, uyku düzenimize dikkat etmek, stresten uzak durmak kişinin yaşam kuralları arasında olmalı” dedi. Bice, sağlıklı bir cilde sahip olmak için; cildi temizlemek, cilde uygun ürün kullanmak ve zararlı ışınlardan düzenli korumanın önemine dikkat çekti.

Cilt bakımı ile ilgili bir başka yazıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Cilt Bakımı

Koltuk Altı Botoksu

Bilgehan Aydın

Yayınlanma:

,

koltuk altı botoksu

Sadece sıcak havalarda değil her mevsim sizi zor durumda bırakan koltuk altı terlemenizden mustaripseniz terleme botoksuna “Merhaba!” deyin. Koltuk altı terlemesi sorunu sadece özel yaşamı olumsuz etkilemekle kalmıyor aynı zamanda sosyal ortamlarda da özgüven eksikliğine neden olabiliyor. Peki, bunu önlemek için ne yapmak gerekiyor? ” Koltuk altı botoksu, hayatımızı kolaylaştıran bir uygulama.” diyen Plastik ve Estetik Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Bilgehan Aydın, aşırı terlemenin toplumun yüzde üçünün bu problemi yaşadığını söylüyor.

Aşırı terleme sorunu nedir?

Aşırı terlemeye tıp dilinde hiperhidrosis denmektedir.  Terleme iki şekilde ortaya çıkar. Biricisi psikolojik faktörlerle yani stres,  utanma, heyecan gibi duygusal değişikliklerde oluşan aşırı terleme durumu. İkincisi ise altta yatan bazı hastalıklara bağlı olarak ve ilaç kullanımına bağlı ortaya çıkan aşırı terleme durumudur. Vücudumuzun her yerinde aynı anda aşırı terleme durumu görülmez. Çoğunlukla aşırı terlemenin yaşandığı bu bölgeler koltuk altı, avuç içi, ayak ve ayak tabanıdır.

Koltuk altı botoksu nedir?

“Koltuk altı botoksu, terleme sorunundan kişiyi kurtaracak yöntemlerden biridir. Botoks, sadece bilindiği üzere sadece yüzdeki kırışıklıklar için kullanılmıyor. Medikal estetikten önce botoks, göz ve nörolojik hastalıkların tedavisinde zaten kullanılmaktaydı. Medikal estetikle beraber artan botoks kullanımı son yıllarda aşırı terleme problemi olan insanlarda terlemeyi durdurmak için koltuk altı, el ve ayakta uygulanıyor.Artık sadece pürüzsüz ve genç görünmek için değil, aynı zamanda aşırı terleme sorununa da çözüm olarak botoks uyguluyoruz.

Kimlere Koltuk Altı Botoksu uygulanmalıdır?

Sadece sıcakta değil her mevsim terleme şikayeti olan, istediği hiçbir kıyafeti giyemeyen, ter lekesini saklamak için sürekli siyah veya beyaz mı giyinmek zorunda kalan biriyseniz, heyecanlandığınızda, sevindiğinizde, strese girdiğinizde bu durum kıyafetinizin koltuk altında kendini gösteriyorsa ve sabah kat kat sürdüğünüz deodorantlar da üstüne terle birlikte durumu daha da ifşa ediyorsa koltuk altı botoksu için ideal bir adaysınız.

Koltuk Altı Botoksu Nasıl Uygulanıyor?

Uygulama yapılacak alana öncelikle uyuşturucu özelliği olan bir krem uyguluyoruz. Yarım saat sonra koltuk altında gerçekten terleyen bölgeleri tespit etmek için terleme yapıyoruz. Ardından terleyen bölgelere botoksuna uyguluyoruz. Aynı zamanda avuç içi ve ayak tabanına da terleme botoksu yapabiliyoruz. Son derece ince uçlu iğneler aracılığıyla problemli olan bölge içine botoks enjekte ediyoruz. Bu sayede aşırı çalışan ter bezlerinin aktivitesini durdurarak terleme sorununu gideriyoruz.

İşlem Ne Kadar Sürüyor?

Uygulama yapılacak alana göre dozaj belirleniyor.Koltuk altına yapılan botoks uygulaması yaklaşık 10-20 dakika arasında sürüyor.

İşlemi ne kadar süreyle yaptırmak gerekiyor ?

Botoksun etkisi ise genellikle 6- 9 ay devam ediyor. Bu süreç takip edilerek terleme durumuna göre işlem tekrarlanır.

Yaş Sınırı Var Mı?

18 yaşından büyük olmak koşuluyla herkese uygulanan bir yöntemdir. Hamilelere ve emziren annelere tavsiye etmiyoruz.

Koltuk altı botoksu yan etkisi var mıdır?

Çok nadir olarak uygulama bölgesinde hafif morarma ve kızarıklık olabilir. Ter bezlerine de herhangi bir kalıcı zarar verilmiyor. Sadece aşırı terleme olan ter bezlerine enjekte yapıldığı için terleme sorunu gideriliyor. Koltuk altına botoks uygulamaları bu konuda deneyimli bir doktor tarafından yapılıyorsa güvenlidir ve riski yoktur.

Ağrılı bir işlem midir?

Deri içine yapılan bütün enjeksiyonlarda olduğu gibi botoksta da bir miktar ağrı olur, ancak bunu gidermek için işlem öncesi lokal anestezik içeren kremler uyguluyoruz.

Sosyal hayata ne zaman dönüş yapılır?

İşlem sonrası hasta hemen sonrasında işine ya da günlük yaşantısına dönebilir.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.