Bizimle iletişime geçin

Beslenme

Yemek Sonrası Ağzınıza Gelen Acı Tat, Reflü Belirtileri!

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Reflü belirtileri

Aslında yemek sonrası ağzınıza gelen o acı tat, yani mide asidi düşünüldüğü kadar kötü değil. Mide asidini azaltmak ilk etapta iyi bir fikir olsa da, bu durum mide ekşimenizi şiddetlendirebilir!

Reflü belirtileri kişiden kişiye göre farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Hatta daha önce mide ekşimesi geçirmiş fakat farkında bile varmamış olabilirsiniz. Hoşunuza gitmeyen bir yemek ya da stresli bir gün, mide ekşimesine neden olabilir. Ancak eğer kronik asit reflüsü yaşıyorsanız, bu durum sizi zorlayabilir. İlaçlarla semptomları örtbas etmek yerine, mide yanması sorununuzun köküne inmek gerekir.

BAĞIMLILIK YARATIR

Mideniz, yiyecekleri parçalamaya ve sindirmenize yardımcı olması amacıyla mide asidi salgılar. Sadece üretim çok yüksek veya çok düşük olduğunda işler rahatsız edici olmaya başlar. Mide ekşimesi, hazımsızlık ve asit reflüsü aynı nedenden dolayı yanma hissine sebep olur. Bu neden, midenizdeki asidin yemek borunuza çıkma eylemidir. Yukarı yön, sindirim sıvıları için yanlış yöndür. Asit reflünüzü fark etmeden yaşamış olabilirsiniz.

Asit reflüsü göğsünüzde yanmaya ek olarak aşağıdakilere neden olabilir:

 Yemek sırasında veya sonrasında geğirme
 Boğazda bir yumru hissi
 Ağzınızda kalan acı tat
 Yutma sorunları
 Kuru öksürük
 Yemek sonrası kusma hissi Bu gibi semptomlarla sık sık karılaşıyorsanız siz de reflü hastası olabilirsiniz, en yakın zamanda doktorunuza danışın. Birçok şey, asit hazımsızlığının bir kere de olsa tetiklenmesine neden olabilir. Asit hazımsızlığına neden olan tetikleyiciler şunlardır:
 Stresli bir gün
 Yoğun aktivite
 Yedikten çok kısa bir süre sonra yatmak
 Mideniz için pek de iyi gelmeyecek bir yemek yemek, mide ağrınızı bir kere de olsa tetikleyebilir. Yine de ara sıra hafif hazımsızlıkla, uykunuzun ortasında solunum yollarınızdaki bir ateş hissiyle düzenli olarak uyanmak arasında bir fark var. Eğer haftada birkaç kez asit reflüsü yaşıyorsanız veya göğüs, boğaz ya da akciğerlerinizde yanma hissederseniz, bu konuda bir şeyler yapmanız gerekir. Çoğu doktor, midenizde yanık şikayetiyle gittiğinizde, fazlasıyla mide asidine sahip olduğunuzu söyleyecek ve size asit engelleyici ya da antiasit ilaçlar tavsiye edecek. Bu öneriyi takiben hızlıca bir düzelme hissedebilirsiniz, ancak bu tedaviler zamanla sorunu daha da kötüleştirecektir. PPI olarak bilinen asit engelleyici mide asidi üretimini azaltır ve antiasitler asitleri nötralize eder. Mide asidini azaltmak ilk etapta iyi bir fikir olabilir, fakat bu durum mide ekşimenizi şiddetlendirebilir.

İLAÇLARIN YAN ETKİLERİ NEDİR?

Kemiklerin kırılma riski artar: Asit engelleyici ilaçların üzerinde yüksek dozlarda veya uzun süreli kullanımının kemik kırığı riskini artırdığına dair uyarılar olmalıdır. ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA); ilaç etiketlerine, bu ilaçların kullanımı ile doğabilecek kalça, bilek ve omurga kırığı olasılığı hakkında güvenlik bilgileri eklemiştir. Bazı çalışmalar, kemik kırığı riskinin uzun süreli kullanımla üç kat arttığını göstermektedir. 2006 yılında American Medical Association Journal’da yayınlanan diğer çalışmada, PPI terapisinin bir yıldan daha fazla sürmesi ile kalça kırığı riskinin arttığı gözlemlenmiştir.

Enfeksyon riski artar: Asit engelleyici ilaç kullanıcıları; çok tehlikeli, potansiyel olarak ölümcül enfeksiyon türleri için yüksek risk altındadır. Harvard merkezli bir araştırmada, hastaneye yatırıldığında asit engelleyici kullanan hastalarda hastane kökenli zatürree riskinin yüzde 30 arttığı bildirildi.

Vitamin ve mineral yetersizlikleri yaşanır: Daha önce de değindiğim gibi asit engelleyici tedavilerin, demir ve vitamin B12 gibi kritik vitamin ve minerallerin emilimini engellediği iyi bilinmektedir. Asit, vücudumuzun soğurması için bu besinleri yiyeceklerden ayırmak adınagereklidir. Özellikle B12 vitamini, nörolojik sistem için önemli bir besin öğesidir ve yaşlı hastalarda B12 eksiklikleri, bunama ve bilişsel düşüş riskinde artışla ilişkilidir.

BAĞIMLILIK YARATIR

Her şeyin üstünde, vücut asit engelleyici ilaca bağımlı hale gelir. Reflü ilacı kesildiğinde, mide hormonunun yükselmiş seviyesi midede büyük miktarda asit üretir ve reflü belirtileri alevlenir. Mide asidinizi düşürmek çok da iyi bir fikir değildir. Çok fazla asit olması yemek borunuzda yanma hissetmenize sebep olabilir ama çoğu asit reflüsü, midenizde çok fazla asit olmasından kaynaklı değil, çok az asit olmasından kaynaklıdır. Midenizde doğru köpürmeyi geriye önleyen bir grup kas bulunuyor. Bu kaslar midenizde yiyecek olmadığında serbest kalır, yiyeceğinizi midenizde sindirebileceği yerlerde tutmaya yardımcı olmak için asit üretirken kendini sıkıştırır. Yemeği sindirmek için midenizde yeterli miktarda asit olmadığında vücudunuz şaşırır. Kaslar serbest kalır ve mide içeriği yemek borusuna doğru tırmanır.

REFLÜ BELİRTİLERİ İLAÇ KULLANMADAN  NASIL YOK EDİLEBİLİR?

Midenize kötü geldiğini bildiğiniz gıdaları tüketmeyin. Çoğu kişi, bazı gıdaları yemenin reflü semptomlarını kötüleştirebileceğinin farkında. Domates ve narenciye gibi asidik ve baharatlı gıdalar yemek borusunu ve midede zaten yanmış olan yüzeyi tahriş eder. Yüksek oranda yağ içeren gıdalar da mide asidini artıran yiyeceklerdendir. Yüksek yağlı veya baharatlı gıdalar ile beslenmek reflü hastaları için kötü bir kombinasyondur.

MEYAN KÖKÜ VE SAKIZ

Doğanın size sunduğu doğal reflü tedavilerini kullanın. Tahriş olmuş dokuları iyileştirmek ve optimal gastrointestinal fonksiyonu desteklemek için vücutla birlikte çalışan birçok doğal madde bulunur. Bu araçlar tehlikeli asit önleyici ilaçlara başvurmadan geri akışın tersine çevrilmesi ve yönetilmesinde anahtardır. Meyan kökü, reflüyle savaşta başta gelen bitkilerdendir. Diğer bir doğal çözüm ise damla sakızı. Sakız ağacından edilen bu reçine mide ve bağırsak ülserlerinin tedavisinde uzun süredir kullanılmaktadır. New England Journal of Medicine dergisinde yayınlanan bir habere göre, damla sakızının laboratuvar ortamında yedi farklı helikobakter piloriyi öldürme kabiliyeti vardır. Damla sakızı güçlü anti-iltihap özelliklere sahiptir ve mide ya da yemek borusunda oluşan tahrişlerin iyileşmesine yardımcı olur.

 

Reflüye neler sebep olabilir?

İlaçlar: Bazı ilaçlar reflüye neden olabilir. Ve hatta durumu daha da kötüleştirebilir.
Stres: Stresli durumlarda reflünüzün ortaya çıktığını veya kötüleştiğini fark ederseniz, strese verdiğiniz reaksiyonu yönetmenin yollarını öğrenin. Stres altında midenizde yanma hissettiğinizde, stresin etkilerini azaltmak için solunum teknikleri uygulayın veya kısa bir yürüyüş yapmayı deneyin. Derin solunum, yaklaşık 30 saniye içinde kalp atış hızınızı normale döndürebilir.
Yaş: Yaşlandıkça mide asidi üretimi yokuş aşağı gidiyor.
Gıda intoleransı: Herhangi bir gıdaya duyarlı olabilirsiniz, ancak glüten ve süt birçok insanın büyük düşmanıdır. Glüten ve sütün sizi nasıl etkilediğinden emin değilseniz, semptomların azalıp yavaşladığını gözlemlemek için onları yaklaşık 30 gün boyunca öğünlerinizden çıkartın.
Hastalıklar: Birtakım tıbbi durumlar, mesela düşük tiroid, SIBO, adrenal yorgunluk gibi hastalıklar; mide asidi üretimine müdahale edebilir.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Beslenme

Kestanenin Sağlığa Yararları

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Kestanenin Sağlığa Yararları

Kestanenin sağlığa yararları arasında kemik sağlığına olan katkısı, bağırsak rahatsızlıklarının hafifletilmesi, serbest radikallerin ve toksinlerin vücuttan temizlenmesi ve hastalıkları önlenmesi sayılabilir. Ayrıca solunum yolu hastalıklarını hafifletir, sağlıklı tiroid fonksiyonunu destekler ve enerji sağlar.

Özellikle kış aylarının vazgeçilmez atıştırmalığı olan kestane vitamin, mineral ve lif açısından oldukça zengin bir besin kaynağıdır. 28 gramında 70’den biraz daha düşük kalori içeren ve düşük yağ oranına sahip (yalnızca 1 gram) tek kuruyemiştir. Narenciye grubunda rastlamaya alışık olduğumuz C vitamini, kestanede de bulunur. Bu özelliğiyle dahil olduğu besin grubunda tektir. Kestane aynı zamanda kandaki kolesterol seviyesini düşürmeye yardımcı diyet lif bakımından zengindir. Faydalarını maksimum düzeye çıkarmak için günde yaklaşık 85 gram kestane tüketmelisiniz.

Kemik Erimesini Önler

Kestanede bulunan C vitamini ve diğer antioksidan bileşikler bağışıklık sisteminizin daha güçlü hale gelmesine katkıda bulunur. Aynı zamanda kestane mineral açısından da zengin bir gıdadır. İçeriğinde bulunan minerallerden biri olan bakır, kırmızı kan hücresi oluşumunu destekler. Böylece bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etki görülür. Günlük yeterli miktarda C vitamini tüketimi, soğuk havalarda ortaya çıkan vücut yorgunluğunu azaltır.

Kestanenin içeriğindeki antioksidanlar kronik hastalıklarla mücadele konusunda yardımcıdır. Kronik hastalıklar, hücresel solunumun doğal yan ürünü olan serbest radikallerin salınmasından kaynaklanır. Bunlar, kanserin, oksidatif stresin ve bazı kronik hastalıkların ortaya çıkmasına neden olarak sağlıklı hücrelerde mutasyona neden olabilir. Yapılan araştırmalar, kestane çiçeği özünün antioksidan özellikleri sayesinde cilt kanserine karşı savaşmaya yardımcı olabildiğini göstermiştir.

Bakır ve magnezyum, kemik büyümesi ve gelişimi için çok önemlidir. Magnezyum, kemik mineral yoğunluğunu arttırmaya yardımcı olur. Kestanede bulunan bu oldukça değerli minerallerle, osteoporoz gibi yaşla ilgili birçok hastalığın başlaması önlenebilir.

Diyabetliler Dikkat!

Çoğu kişi lifin bağırsak sağlığında önemli rol oynadığını bilir. Bağırsaklarınızda biriken faydasız artıklardan kurtulmanın yolu, lif ağırlıklı beslenmekten geçer. Lif; sistemde adeta su vazifesi görerek, bağırsaklarınızın olması gerektiği şekilde boşalmasına yardımcı olur. Liften zengin beslenmek, sindirim sisteminizin sağlığı için altın değerindedir. Ayrıca lif, diyabetin düzenlenmesi, önlenmesi ve yönetiminde de etkin bir role sahiptir. Kestane gibi, lif yönünden zengin olan gıdalar, düşük glisemik gıda olarak da kabul edilir, bu da kan şekerinin yüksek glisemik gıdalara kıyasla yavaşça yükselmesine neden oldukları anlamına gelir. Ancak diyabet hastaları kestane tüketirken porsiyonuna dikkat etmelidir.

Hamilelikte Bulantıyı Azaltır

Hamilelik sırasında kestane tüketimi de vücut için gerekli besinleri sağladığı için önemlidir. Yeterli miktarda vitamin ve kalsiyum, elektrolitler arasındaki dengeyi sağlar ve annenin vücudunda istenmeyen bir durumun oluşmasını önler. Ayrıca hamilelerin kestane tüketmesi, tüm kronik hastalıklardan uzak tutarak fetüsün sağlıklı gelişiminin desteklenmesine yardımcı olur. Aynı zamanda bulantıdan kaynaklanan stres ve kasılmayı da azaltır.

Gluten içermeyen kestane, ince bağırsağa zarar veren bir hastalık olan çölyak hastalığına sahip hastalar için de oldukça faydalıdır.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Güçlü Bir Hafıza için Zerdeçal Tüketin

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Güçlü Bir Hafıza için Zerdeçal Tüketin

Stres, hava kirliliği, kötü beslenme gibi etmenlerden beynimiz olumsuz etkilenebiliyor, hafızamız zayıflayabiliyor ya da bir işe odaklanmamız güçleşebiliyor. Öncelikle güçlü bir hafıza için zerdeçal tüketin. Acıbadem Taksim Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker, güçlü bir beyin ve hafıza için antioksidanlardan, vitamin ve minerallerden zengin, sağlıklı yağlar içeren dengeli bir beslenmenin önemine dikkat çekiyor. İçerdikleri besin öğelerinden dolayı onları birer beyin dostu yapan 8 besini ise şu şekilde sıralıyor.

Zerdeçal

“Kurkumin” adı verilen etken maddesi ile zerdeçal, güçlü ve doğal bir antioksidan. Tarih boyunca tedavi amaçlı olarak kullanılmış olan bu kök bitkisi, beynin oksijenlenmesine, bilgiyi öğrenmenize ve işlemenize yardımcı oluyor. Zerdeçalda bulunan kurkuminden tam olarak faydalanmak içinse zerdeçalı yağ içinde hafif ısıya maruz bırakmak gerekiyor. Sebze veya et yemeklerinizi bitkisel yağ ve zerdeçalla sote etmek bunun için çok ideal bir yöntem. Kurkumin içeren bir gıda takviyesi kullanımında ise emilimi yüksek ve standartlara uygun olanları seçmeye özen göstermelisiniz.

Yağlı tohumlar-Kuruyemişler

Yağlı tohumlar “beyin dostu” nitelemesini sonuna kadar hak ediyorlar. Sağlıklı yağ asitleri, antioksidanlar, mineraller ve vitaminler açısından oldukça zengin olan ceviz, badem, fındık, keten tohumu ve çörek otu özellikle yüksek oranda vitamin E içeriyorlar. Antioksidan kapasitesi yüksek olan vitamin E, hücre zarlarını serbest radikallerden koruyor ve zihinsel gerilemeyi yavaşlatıyor. Beyin sağlığı için gerekli yüksek Omega-3 içeriğiyle cevizin bir adım öne çıktığı yağlı tohumları günde 1 avuç içi kadar ve çiğ olarak tüketmenizde sayısız fayda var.

Yeşil yapraklı sebzeler

A ve K vitaminlerinden zengin ıspanak, karalahana, pazı, brokoli, roka, dereotu, maydanoz gibi yeşil yapraklı sebzeler posa ve yüksek antioksidan içerikleriyle sadece beyni değil ‘ikinci beyin’ olarak nitelenen bağırsakları da destekleyen harika besinler. Aynı zamanda C vitamini deposu ve lif kaynağı olan yeşil yapraklı sebzeler anti-inflamatuar özellikleriyle beyni hasarlara karşı korumaya da yardımcı oluyorlar. 1 kase yeşil yapraklı sebze tavsiye edilen günlük C ve K vitamini alımının tamamını karşılıyorlar. Yeşil yapraklı sebzeleri çiğ ya da hafif pişirerek – örneğin buharda tüketmenin vitamin kaybını önleyeceği ise unutulmamalı.

Yaban mersini

Yaban mersini ve diğer koyu renkli çileksi meyveler, tıpkı yeşil yapraklı sebzeler gibi anti-inflamatuar ve antioksidan etkilerinin oldukça güçlü besinler. Antioksidanlar beynin yaşlanmasına ve nörodejeneratif hastalıklara zemin hazırlayan oksidatif strese karşı savaş açarlar. Özellikle yaban mersininin, içindeki antioksidanlarla beyin hücreleri arasındaki sinyal iletimini geliştirebileceği gösterilmiştir. Yaban mersini aynı zamanda hafızayı iyileştirmeye ve kısa süreli hafıza kaybını geciktirmeye de yardımcı oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker, “Mevsiminde taze yemenizin önerildiği koyu renkli çileksi meyvelerden, mevsimi dışında dondurulmuş ya da kurutulmuş olarak tüketerek de faydalanabilirsiniz” diyor.

Kakao

Kakao ve çikolatanın mutluluk hormonu olarak da bilinen serotonin üretimini arttığı biliniyor. Aynı zamanda beyni ve bilişsel işlevlerini destekleyici flavonoidlerden zengin kakao, özellikle beynin öğrenme ve hafıza işlevlerine ek olarak kısa süreli belleği güçlendirmeye katkı sağlıyor. Araştırmalar, kakaodaki flavonoidlerin hafızayı geliştirmeye ve yaşla ilişkili zihinsel gerilemeyi yavaşlatmaya yardımcı olabileceğini gösteriyor. Bu özelliklerden faydalanmak için ise beyaz ve sütlü çikolataları bir kenara bırakıp en az yüzde 70 oranında kakao içeren bitter çikolataları ya da kakao tozunun kendisini tercih etmeniz gerekiyor.

Yağlı balıklar

Omega-3 yağ asidi kaynağı yağlı balıklar, hafızayı geliştirmede ve beyin gücünü artırmada en önemli besin öğelerinin belki de başında yer alıyor. Omega-3 yağ asitleri, sinir hücreleri arasındaki elektrik sinyalini teşvik ederek beynin daha iyi ve hızlı şekilde iletişim kurmasını sağlıyor. Ayrıca zihinsel konsantrasyonu ve hafızayı iyileştirmeye yardımcı oluyor. Yeterli Omega-3 alımı için tercihen küçük ve yüzey balıklarını mevsiminde haftada 2 veya 3 defa tüketmek ve yüksek ısıda kızartmadan uzak durmak gerekiyor. Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) balık tüketiminin yetersiz olduğu durumlarda ise Omega 3 takviyesi alınmasını öneriyor.

Yumurta sarısı

Yumurta, beyin sağlığı ile ilişkili besin öğelerinin küçük bir kabuk içinde toplandığı mucizevi bir besin. Özellikle yumurta sarısı, beyin fonksiyonlarını ve gelişimini desteklemek ve ruh halini düzenlemek için önemli olan B grubu vitaminleri, folik asit ve kolin açısından zengin bir kaynak. Yumurta, içeriğindeki kolin maddesinin, mutlulukla ilgili hormon üreten bir kimyasal olan betaine parçalanması özelliğiyle de öne çıkıyor.

Kemik suyu

Doğru teknikle hazırlanan kemik suyunun bağışıklık sistemini ve beyin sağlığını destekleyebilecek bir başka besin olduğunu belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Dilan Eker sözlerine şöyle devam ediyor: “Kolojen ve hyaluronik asit içeriğiyle kemik suyu, oksidatif stresin azalmasına yardımcı oluyor. Prolin ve grisin amino asitleriyle de beynin ve bağ dokunun iyileştirilmesine katkı sağlıyor. İlikli kemiklerin en az 12 saat kısık ateşte kaynatılmasıyla elde edilebilecek besin değeri yüksek kemik suyuna tercihen biberiye, soğan ve sarımsak eklenerek beyin sağlığını desteklemek mümkün. Kemik suyunu 1 hafta kadar buzdolabında, 3 aya kadar ise derin dondurucuda muhafaza ederek tüketebilirsiniz.”

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Kış Aylarında Kilo Almayı Önlemenin 8 Yolu

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Kış Aylarında Kilo Almayı Önlemenin 8 Yolu

Kış aylarında hemen hepimizin ortak derdi, kilo almak. Havanın soğumasına paralel olarak pek çok alışkanlığımız değişiyor. Yapılan çalışmalar, havalar soğudukça hareket etme seviyemizin düştüğünü, daha yağlı ve karbonhidrat oranı yüksek besinlere yöneldiğimizi gösteriyor. Ayrıca güneş ışınlarına maruz kalma süremiz de kısalıyor. Tüm bunlar da vücudumuzun biyolojik ritmini ve hormonal dengesini etkileyerek bizi kilo almaya daha yatkın bir hale getiriyor. Aslında soğuk kış aylarını kilo almadan geçirmeniz mümkün. Üstelik bunun için fazla çaba sarf etmemiz de gerekmiyor. Peki kilomuzu korumak için neler yapmalı, nelerden kaçınmalıyız? Acıbadem Maslak Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Öçal kış aylarında kilo almayı önlemenin 8 yolu nedir anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Kilo Başına 30 ml Su İçin

Havalar soğudukça terleme oranımız azalıyor. Vücuttan kaybettiğimiz su miktarının azalması da susama refleksimizi yavaşlatıyor. Ancak hücrelerimizin çalışmaları için yeterli düzeyde su alabiliyor olmaları çok önemli. Çünkü su hem vücudumuzun çalışması hem de toksik öğelerden arınması için şart. Bu yüzden pratik olarak aldığınız 1 kkal enerji başına 1 ml su veya kilogram başına 30 ml su içmeye özen gösterin. Örneğin bu değer 70 kg ağırlığında bir kişi için 70 x 30 = 2100 ml oluyor.

Ara Öğünleri Atlamayın

Hepimiz 3 ana ve 3 ara öğün olacak şekilde beslenmek zorunda değiliz. Ancak açlık durumlarında vücudumuzu dinlememiz çok önemli. Özellikle 4 saatten uzun süren açlıklarda, eğer kan şekerimiz düşmüşse, yediğimiz ilk öğünle beraber insülin seviyemiz de hızla yükselebiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Öçal artan insülin seviyesinin de özellikle bel ve karın bölgesi yağlanmasıyla sonuçlandığına işaret ederek, “Özellikle öğle ve akşam yemekleri arasında, proteinden zengin (tam buğday ekmeğe beyaz peynirli tost veya meyve ile beraber tüketeceğimiz bir yoğurt) bir ara öğün yapmak hem akşam yemeklerinde fazla enerji alımının önüne geçecek hem de metabolizmanızın çalışmasına destek olacaktır” diyor.

Öğlen Protein, Akşam Sebze Tüketin

Unutmayın; kolay pişen kolay sindirilir. Özellikle amacınız kilo vermek ise kırmızı et, tavuk, balık gibi hayvansal protein kaynaklarını öğlen tüketmeye özen gösterin. Çünkü proteinlerin sindirimi karbonhidratlara göre uzun sürüyor. Akşam saatlerinde ise sebze ağırlıklı beslenmeniz sindirim sisteminizi rahatlatacak ve ertesi güne daha dinlenmiş kalkmanızı sağlayacaktır.

Günde 2 Fincan Yeşil Çay

Özellikle ana öğünlerden sonra içilen yeşil çay, karbonhidrat emilimini yavaşlatarak kan şekerinizin hızla yükselmesinin, dolayısıyla insülin seviyenizin de hızla artmasının önüne geçiyor. Ayrıca içerisindeki antioksidanlar sayesinde vücutta oksidatif stres oluşumunu azaltarak kilo kaybına destek oluyor. Eğer tansiyon probleminiz yoksa günde 2 fincan yeşil çay içmeye gayret edin.

Probiyotikleri İhmal Etmeyin

“Sağlıklı bir bağırsak, sağlıklı bir insan” demektir, bunu unutmayın. Yoğurt ve kefir, içerdikleri yararlı bakteriler sayesinde sindirim sisteminizin daha düzenli çalışmasına destek oluyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Özge Öçal özellikle zararlı bakterilerin yararlı bakterilere göre daha baskın olduğu bağırsak florasında obezite ve tip 2 diyabet riski arttığı uyarısında bulunarak, “Bu yüzden günde 2 su bardağı kadar yoğurt veya kefir mutlaka tüketmeye çalışın” diyor.

Tuz Yerine Baharat Kullanın

Bazı besinler içerdikleri moleküller sayesinde metabolizmamızın hızlanmasına destek oluyorlar. Özelikle kırmızıbiber içerdiği kapseisin sayesinde yağ yakımına yardımcı oluyor. Ayrıca taze öğütülmüş karabiberin yağ hücrelerinin büyümesini yavaşlattığına dair yapılan çalışmalar da mevcut. Eğer herhangi bir mide probleminiz yoksa, yemeklerinizi tuz ile değil, kırmızı biber, karabiber, zencefil ve zerdeçal gibi baharatlarla lezzetlendirebilirsiniz. Böylelikle sodyum (tuz) tüketimini kısarak vücutta ödem riskini azaltırsınız. Ayrıca baharatların antioksidan özelliklerinden yararlanarak yemeklerinizin lezzetine de lezzet katmış olursunuz.

Düzenli Uyku Şart

Vücudun hormonal dengesinin düzenlenmesi ve iştah regülasyonunun sağlanması adına uyku en elzem etkenlerden biri. Özellikle uykuda salgıladığımız leptin hormonu, gün içinde tokluk merkezimizi uyararak gereğinden fazla enerji alımının önüne geçebiliyor. Uyku ihtiyacı yaşa ve bireysel özelliklere göre değişse de, günde ortalama 7-8 saat kadar uyumaya özen gösterin.

Egzersiz Yapın

Vücudu çalıştıran ve metabolizmamızı hızlandıran ana etken, kas oranımızın yüksek olması. Kas; vücudun enerji harcamasını arttırarak kilo alımının önüne geçebiliyor. Eğer hipotiroid gibi hormonal bir hastalığınız yoksa kas oranınızı arttırarak bazal metabolizma hızınızı arttırmaz mümkün. Bu yüzden kaslarınızı çalıştırmak için mutlaka düzenli olarak egzersiz yapmalısınız.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar