Bizimle iletişime geçin

Beslenme

Yemek Sonrası Ağzınıza Gelen Acı Tat, Reflü Belirtileri!

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Reflü belirtileri

Aslında yemek sonrası ağzınıza gelen o acı tat, yani mide asidi düşünüldüğü kadar kötü değil. Mide asidini azaltmak ilk etapta iyi bir fikir olsa da, bu durum mide ekşimenizi şiddetlendirebilir!

Reflü belirtileri kişiden kişiye göre farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Hatta daha önce mide ekşimesi geçirmiş fakat farkında bile varmamış olabilirsiniz. Hoşunuza gitmeyen bir yemek ya da stresli bir gün, mide ekşimesine neden olabilir. Ancak eğer kronik asit reflüsü yaşıyorsanız, bu durum sizi zorlayabilir. İlaçlarla semptomları örtbas etmek yerine, mide yanması sorununuzun köküne inmek gerekir.

BAĞIMLILIK YARATIR

Mideniz, yiyecekleri parçalamaya ve sindirmenize yardımcı olması amacıyla mide asidi salgılar. Sadece üretim çok yüksek veya çok düşük olduğunda işler rahatsız edici olmaya başlar. Mide ekşimesi, hazımsızlık ve asit reflüsü aynı nedenden dolayı yanma hissine sebep olur. Bu neden, midenizdeki asidin yemek borunuza çıkma eylemidir. Yukarı yön, sindirim sıvıları için yanlış yöndür. Asit reflünüzü fark etmeden yaşamış olabilirsiniz.

Asit reflüsü göğsünüzde yanmaya ek olarak aşağıdakilere neden olabilir:

 Yemek sırasında veya sonrasında geğirme
 Boğazda bir yumru hissi
 Ağzınızda kalan acı tat
 Yutma sorunları
 Kuru öksürük
 Yemek sonrası kusma hissi Bu gibi semptomlarla sık sık karılaşıyorsanız siz de reflü hastası olabilirsiniz, en yakın zamanda doktorunuza danışın. Birçok şey, asit hazımsızlığının bir kere de olsa tetiklenmesine neden olabilir. Asit hazımsızlığına neden olan tetikleyiciler şunlardır:
 Stresli bir gün
 Yoğun aktivite
 Yedikten çok kısa bir süre sonra yatmak
 Mideniz için pek de iyi gelmeyecek bir yemek yemek, mide ağrınızı bir kere de olsa tetikleyebilir. Yine de ara sıra hafif hazımsızlıkla, uykunuzun ortasında solunum yollarınızdaki bir ateş hissiyle düzenli olarak uyanmak arasında bir fark var. Eğer haftada birkaç kez asit reflüsü yaşıyorsanız veya göğüs, boğaz ya da akciğerlerinizde yanma hissederseniz, bu konuda bir şeyler yapmanız gerekir. Çoğu doktor, midenizde yanık şikayetiyle gittiğinizde, fazlasıyla mide asidine sahip olduğunuzu söyleyecek ve size asit engelleyici ya da antiasit ilaçlar tavsiye edecek. Bu öneriyi takiben hızlıca bir düzelme hissedebilirsiniz, ancak bu tedaviler zamanla sorunu daha da kötüleştirecektir. PPI olarak bilinen asit engelleyici mide asidi üretimini azaltır ve antiasitler asitleri nötralize eder. Mide asidini azaltmak ilk etapta iyi bir fikir olabilir, fakat bu durum mide ekşimenizi şiddetlendirebilir.

İLAÇLARIN YAN ETKİLERİ NEDİR?

Kemiklerin kırılma riski artar: Asit engelleyici ilaçların üzerinde yüksek dozlarda veya uzun süreli kullanımının kemik kırığı riskini artırdığına dair uyarılar olmalıdır. ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA); ilaç etiketlerine, bu ilaçların kullanımı ile doğabilecek kalça, bilek ve omurga kırığı olasılığı hakkında güvenlik bilgileri eklemiştir. Bazı çalışmalar, kemik kırığı riskinin uzun süreli kullanımla üç kat arttığını göstermektedir. 2006 yılında American Medical Association Journal’da yayınlanan diğer çalışmada, PPI terapisinin bir yıldan daha fazla sürmesi ile kalça kırığı riskinin arttığı gözlemlenmiştir.

Enfeksyon riski artar: Asit engelleyici ilaç kullanıcıları; çok tehlikeli, potansiyel olarak ölümcül enfeksiyon türleri için yüksek risk altındadır. Harvard merkezli bir araştırmada, hastaneye yatırıldığında asit engelleyici kullanan hastalarda hastane kökenli zatürree riskinin yüzde 30 arttığı bildirildi.

Vitamin ve mineral yetersizlikleri yaşanır: Daha önce de değindiğim gibi asit engelleyici tedavilerin, demir ve vitamin B12 gibi kritik vitamin ve minerallerin emilimini engellediği iyi bilinmektedir. Asit, vücudumuzun soğurması için bu besinleri yiyeceklerden ayırmak adınagereklidir. Özellikle B12 vitamini, nörolojik sistem için önemli bir besin öğesidir ve yaşlı hastalarda B12 eksiklikleri, bunama ve bilişsel düşüş riskinde artışla ilişkilidir.

BAĞIMLILIK YARATIR

Her şeyin üstünde, vücut asit engelleyici ilaca bağımlı hale gelir. Reflü ilacı kesildiğinde, mide hormonunun yükselmiş seviyesi midede büyük miktarda asit üretir ve reflü belirtileri alevlenir. Mide asidinizi düşürmek çok da iyi bir fikir değildir. Çok fazla asit olması yemek borunuzda yanma hissetmenize sebep olabilir ama çoğu asit reflüsü, midenizde çok fazla asit olmasından kaynaklı değil, çok az asit olmasından kaynaklıdır. Midenizde doğru köpürmeyi geriye önleyen bir grup kas bulunuyor. Bu kaslar midenizde yiyecek olmadığında serbest kalır, yiyeceğinizi midenizde sindirebileceği yerlerde tutmaya yardımcı olmak için asit üretirken kendini sıkıştırır. Yemeği sindirmek için midenizde yeterli miktarda asit olmadığında vücudunuz şaşırır. Kaslar serbest kalır ve mide içeriği yemek borusuna doğru tırmanır.

REFLÜ BELİRTİLERİ İLAÇ KULLANMADAN  NASIL YOK EDİLEBİLİR?

Midenize kötü geldiğini bildiğiniz gıdaları tüketmeyin. Çoğu kişi, bazı gıdaları yemenin reflü semptomlarını kötüleştirebileceğinin farkında. Domates ve narenciye gibi asidik ve baharatlı gıdalar yemek borusunu ve midede zaten yanmış olan yüzeyi tahriş eder. Yüksek oranda yağ içeren gıdalar da mide asidini artıran yiyeceklerdendir. Yüksek yağlı veya baharatlı gıdalar ile beslenmek reflü hastaları için kötü bir kombinasyondur.

MEYAN KÖKÜ VE SAKIZ

Doğanın size sunduğu doğal reflü tedavilerini kullanın. Tahriş olmuş dokuları iyileştirmek ve optimal gastrointestinal fonksiyonu desteklemek için vücutla birlikte çalışan birçok doğal madde bulunur. Bu araçlar tehlikeli asit önleyici ilaçlara başvurmadan geri akışın tersine çevrilmesi ve yönetilmesinde anahtardır. Meyan kökü, reflüyle savaşta başta gelen bitkilerdendir. Diğer bir doğal çözüm ise damla sakızı. Sakız ağacından edilen bu reçine mide ve bağırsak ülserlerinin tedavisinde uzun süredir kullanılmaktadır. New England Journal of Medicine dergisinde yayınlanan bir habere göre, damla sakızının laboratuvar ortamında yedi farklı helikobakter piloriyi öldürme kabiliyeti vardır. Damla sakızı güçlü anti-iltihap özelliklere sahiptir ve mide ya da yemek borusunda oluşan tahrişlerin iyileşmesine yardımcı olur.

 

Reflüye neler sebep olabilir?

İlaçlar: Bazı ilaçlar reflüye neden olabilir. Ve hatta durumu daha da kötüleştirebilir.
Stres: Stresli durumlarda reflünüzün ortaya çıktığını veya kötüleştiğini fark ederseniz, strese verdiğiniz reaksiyonu yönetmenin yollarını öğrenin. Stres altında midenizde yanma hissettiğinizde, stresin etkilerini azaltmak için solunum teknikleri uygulayın veya kısa bir yürüyüş yapmayı deneyin. Derin solunum, yaklaşık 30 saniye içinde kalp atış hızınızı normale döndürebilir.
Yaş: Yaşlandıkça mide asidi üretimi yokuş aşağı gidiyor.
Gıda intoleransı: Herhangi bir gıdaya duyarlı olabilirsiniz, ancak glüten ve süt birçok insanın büyük düşmanıdır. Glüten ve sütün sizi nasıl etkilediğinden emin değilseniz, semptomların azalıp yavaşladığını gözlemlemek için onları yaklaşık 30 gün boyunca öğünlerinizden çıkartın.
Hastalıklar: Birtakım tıbbi durumlar, mesela düşük tiroid, SIBO, adrenal yorgunluk gibi hastalıklar; mide asidi üretimine müdahale edebilir.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Beslenme

Enginarın Sağlığa 7 Faydası

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Enginarın Sağlığa 8 Faydası

Acıbadem Eskişehir Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gözde Gence, enginarın insan vücuduna çok sayıda yararının olduğunu söyledi. İşte enginarın sağlığa 8 faydası…

Yaprağından kalbine tam bir şifa deposu olan enginarın birçok hastalıkta sağladığı yararın araştırmalarla da gösterildiğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Gözde Gence, mineral ve vitamin deposu olmasının yanında zengin bir lif kaynağı olan enginara gereken saygıyı göstermenin nedenleri ise şöyle sıraladı;

 “Güçlü Bir Antioksidan”

Enginarın bağışıklık sistemini kuvvetlendirmeden kalp ve kanser hastalıklarından korunmaya kadar birçok konuda faydası olduğunu belirten Gence, “Enginarda bulunan phytonutrientler antioksidan özellik sağlıyor. Yapılan çalışmalar, enginarın bilinen en güçlü antioksidan kaynaklarından olan yaban mersini, kızılcık, üzüm, kivi, brokoli ve bitter çikolata gibi besinlerle yarışacak kadar iyi bir kaynak olduğunu gösteriyor. Antioksidanlar, vücudumuzun serbest radikallerle mücadele etmesinde ve özellikle yaşlılıkta ortaya çıkan hastalıklara karşı savaşmada önemli bir yardımcı. Dolayısıyla bağışıklık sistemini kuvvetlendirmeden kalp ve kanser hastalıklarından korunmaya kadar birçok konuda enginar fayda sağlıyor” diye belirtti.

“Lif Kaynağı”

Enginarın güçlü lif kaynağı olduğunu vurgulayan Gözde Gence, “Sindirim sistemimizin sağlığı ve işlevi açısından en yararlı besinlerden biri olarak gösterilen enginar güçlü bir lif kaynağı. Mide bağırsak sistemi sorunları ve kalın bağırsak kanserinden korunmak için liften zengin ürünlerle beslenmeye ağırlık vermek gerekiyor. 120 gr enginar yaklaşık 10-11 gr posa içeriyor. Düzenli tüketildiğinde de sindirim sağlığımızı geliştirmeye yardımcı oluyor. Kilo vermek isteyenler için de güzel bir alternatif. Bir orta boy haşlanmış enginar yaklaşık 64 kalori. Aynı zamanda zengin lif içeriği nedeniyle de diyet listelerine güvenle eklenilebilecek bir ürün” ifadelerini kullandı.

“Sindirim Sistemine Yardımcı”

Enginarın kullanımının az olması durumunda; bitkinin bazı işlemlerle bitki özlerine ulaşılması ile enginar yaprağı ekstresi oluşturuluyor. Enginar yaprağı ekstresinin hazımsızlık ve mideyi rahatlatıcı etkisi bulunduğunu söyleyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Gözde Gence şunları aktardı;

“Yapılan bir çalışmada, enginar yaprağı ekstresi takviyesi kullanımından sonra gaz ve şişkinlik şikayetlerinde tatmin edici oranda iyileşmeler görülmüş. Enginarda bulunan liflerin başlıca kaynaklarından biri olan inulin, insan vücudunda kalın bağırsaklarda fermente ediliyor ve bağırsaktaki iyi bakteri sayısının artmasına yardımcı oluyor.”

“Kolesterol Düşürücü”

Gence, kanserle mücadeledeki etkisinin yanı sıra enginarın kalp sağlığını koruyucu diyette de faydalı olduğu düşünülüyor. Enginar yapraklarının, kardiyovasküler hastalıklar ve hipertansiyon açısından önemli olan kolesterolü düşürücü etkisi bulunuyor. Bu konuda yapılan bir çalışmada da enginarın kötü kolesterolü (LDL) yüzde 20 ve toplam kolesterolü yüzde 18 düşürdüğü net bir şekilde gösterilmiş olduğunu kaydetti.

“Beyin Dostu”

“Enginar K vitamini yönünden zengin bir besin” diyen Beslenme ve Diyet Uzmanı Gözde Gence, “Alzheimer ve demansa neden olan beyin sinirleri hasarına karşı koruyucu olduğu bilinen K vitaminin yaşlı kişilerin beslenmesinde de yer almasının yarar sağlıyor. K vitamini açısından zengin beslenme, yaşlılarda bilişsel fonksiyonları ve insan ilişkilerinde olumlu etki sağlıyor. Dikkat edilmesi gereken husus ise kan sulandırıcı kullananların K vitamini kaynaklarından olabildiğince uzak durmaları gerektiği. Diğer K vitamini kaynakları besinlerden uzak durmaları durumunda birbirine uzak günler olmak koşulu ile haftada 1 2 kez tüketilebilir” şeklinde konuştu.

“Karaciğeri Koruyor”

Enginarın yaprağının ve köklerinin karaciğer sağlığı için sıkça kullanıldığını dile getiren Gence, “Geçmişten bugüne, enginarın hem yaprağı hem de köklerinden gelen özleri karaciğer sağlığı için sıkça kullanılmış. Enginardaki en güçlü antioksidanlar arasında, cynarin ve siliminin karaciğer üzerinde güçlü olumlu etkileri bulunuyor. Devam eden araştırmalar, enginarın karaciğeri koruduğu gibi kan yağlarını azaltmada da yardımcı olduğunu gösteriyor” diye belirtti.

“Kanserle Savaşta Güçlü Bir Yardımcı”

Hücrelerin yapısını bozarak, vücudun hastalıktan ve diğer toksinlerden korunma yeteneğine zarar veren serbest radikallerle savaşmada da enginar güçlü bir yardımcı. Beslenme ve Diyet Uzmanı Gözde Gence, “Enginarın serbest radikallerden koruması ve antioksidan bileşikler içeriği sayesinde kanser hücrelerinin çoğalmasına önlemeye yardımcı olduğu gibi, hücre sağlığının korunmasında da yardımcı oluyor” diyor.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Kuru Baklagiller Hızlı Kilo Verdiriyor

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Kuru Baklagiller Hızlı Kilo Verdiriyor

Mercimek, nohut, kuru fasulye, barbunya, bezelye, börülce, bakla… Kuru baklagiller sadece damak zevkimize hitap etmekle kalmıyor, aynı zamanda sağlığımıza da büyük katkılar sağlıyorlar. Öyle ki kuru baklagiller hızlı kilo verdiriyor…

Etten sonra en etkili bitkisel protein kaynaklarından biri olmaları ve lifli yapılarının yanı sıra içerdikleri demir, çinko, magnezyum mineralleri, B12 ile E vitamini, tiamin, riboflavin, niasin, folik asit sayesinde vücudumuzu hastalıklara karşı zırh gibi koruyan kuru baklagiller bağışıklık sistemini güçlendirici etkileriyle özellikle kış aylarında ayrı bir önem kazanıyorlar. Tüm faydaları göz önüne alındığında kuru baklagillerin haftada en az 2 kez tüketilmeleri çok önemli.

Limonlu Salata İle Tüketin Çünkü:

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili kuru baklagillerin C vitamininden zengin bol maydanozlu, biberli, marullu, domatesli ve limonlu salatayla tüketilmesini öneriyor. Çünkü C vitamini sayesinde kuru baklagillerin demir emilimi daha da artıyor!

Diyet Uzmanı Şeyda Sıla Bilgili kuru baklagilleri sofranızdan eksik etmemeniz için 8 önemli nedeni anlattı, önemli bilgiler verdi.

Bağışıklık Sistemini Güçlendiriyor

Özellikle kışın hastalıklara karşı direnç gösterebilmek için bağışıklık sisteminin desteklenmesi çok önemli. Kuru baklagiller içerdikleri demir, magnezyum ile potasyum mineralleri ve antioksidan özellikteki E vitamini sayesinde vücut direncini güçlendiriyor.

Kalbi Koruyor

Kolesterol ile doymuş yağ içermemeleri ve çözünebilir diyet lifi içerikleri sayesinde kalp hastalıklarının en önemli risk faktörlerinden olan kötü kolesterolün (LDL) düşürülmesine yardımcı oluyor.

Kan Şekerinin Dengelenmesini Sağlıyor

Kuru baklagiller glisemik indeksi (kan şekerini yükseltme değeri) düşük besinler oldukları için sindirim sistemi tarafından daha yavaş yıkılıyor. Çünkü içeriklerindeki lif mideyi geç terk ediyor ve bağırsakların glikoz emilim hızını düşürüyor. Bu sayede de kan şekeri hızla yükselmiyor.

Kabızlık Yakınmasını Azaltıyor

Dışkı bağırsakta ne kadar uzun süre kalırsa o kadar sertleşiyor ve kuruyor. Lifli besinler bağırsak boyunca sindirilmeden vücuttan dışarı atıldıkları için dışkıyı hacimli ve yumuşak tutuyor. Örneğin 1 kase haşlanmış kuru fasulye 17 gram diyet lifi içeriyor. Bu yüksek lif içeriği sayesinde sindirim sistemini hareketlendirerek kabızlık şikayetlerinin azalmasında etkili oluyor.

Uzun Süre Tok Tutuyor

Kuru baklagillerdeki çözünen lifler besinlerde sert bir doku yerine yulaf kepeğinde olduğu gibi yapışkan veya visköz olacak şekilde eriyor. Midede uzun süre kalıyor ve oluşturdukları jel yapısıyla ince bağırsaklarda besin emiliminin yavaş olmasını sağlıyor. Bu özellikleriyle de sonraki öğünde daha az yemek yemeyi teşvik ediyor.

Fazla kalori de içermemeleri sayesinde kilo kontrolünde ideal bir besin grubu olarak nitelendiriliyor. Termojenik etkisi (vücut ısısını yükseltme etkisi ) yüksek olan acı pul biber, zerdeçal ve karabiberle karıştırılarak tüketildiklerinde yağ yakımını da hızlandırıyorlar.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Tuz Tüketimine Dikkat Edin

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Tuz Tüketimine Dikkat Edin

Sofraların vazgeçilmezlerinden tuz, vücudun normal işlevini gerçekleştirebilmesi için hayati öneme sahip. Tuzun, asit-baz dengesinin sağladığını, kan basıncı kontrol ettiğini ve sinir-kas sistemi için gerekli bir mineral olduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Arzu Yalçın, ‘Dünya Tuza Dikkat Haftası’ dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu.

İKİ KATI TUZ TÜKETİLİYOR

Tuzun ‘azı karar, çoğu zarar’ yaklaşımıyla tüketilmesi gerektiğinin altını çizen İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Arzu Yalçın, “Yüksek düzeyde kullanımı hipertansiyona neden olduğu gibi böbrekler, göz ve kemik sağlığı üzerinde de olumsuz etki yaratıyor. Sağlıklı bir bireyin günlük tuz tüketiminin 5 gram yani yaklaşık bir çay kaşığının altında olmalı. Dünyada bu rakam 9-12 gram iken, Türkiye’de ise 18 grama kadar çıkıyor. Tuz olarak kastedilen mineral sodyum klorür. Kişisel olarak yediklerimize eklediğimiz tuzun dışında, hazır yiyecek, lezzetlendirici madde, bisküvi, meşrubat ve sodada bol miktarda bulunuyor. Dolayısıyla gün içinde vücudumuza ihtiyacımızdan fazla sodyum klorür almış oluyoruz” diye konuştu.

SODYUM DÜŞÜKLÜĞÜ DE HASTALIĞA YOL AÇABİLİR

Tansiyon hastalığı nedeniyle bazı yaşlı insanların hiç tuz tüketmediklerine dikkat çeken Uzm. Dr. Arzu Yalçın, “Bu hastalar, çoğunlukla kullandıkları tansiyon ilaçlarının idrar söktürücü etkisi nedeniyle de çok fazla tuz kaybediyor. Özellikle 70 yaş ve üstündeki kişilerde bu durum çok sık görülür. Hatta bilinç kaybıyla hastaneye başvurup sodyum düşüklüğü tanısı konmuş hastaların sayısı da oldukça fazladır. Sodyum düşüklüğü çeşitli hormonal nedenler, beyin tümörü, böbrek hastalıklarına bağlı olarak da yaşlılarda ortaya çıkabilmektedir. Ne kadar tuz tüketilmesi gerektiği konusunda, hastalar mutlaka hekmlerinden bilgi almalıdır” tavsiyesinde bulundu.

” ‘SUNİ TUZ ZARAR VERMEZ’ ALGISI YANLIŞ”

İnsanların yanlış bildiği bilgilerin başında suni tuz kullanımı geldiğini ifade eden Uzm. Dr. Yalçın, “Suni tuz preparatlarının içinde sodyum yerine potasyum bulunuyor. Zararsız olduğu düşünülerek yüksek dozda kullanılan bu preparatlar, potasyum yüksekliği yaparak, kalpte ritim bozukluğu, ani kalp durması, kas spazm ve krampları, böbrek üstü bezinde bozukluklar gibi ciddi durumları yaratma riski bulunuyor. Dolayısıyla tüketirken dikkatli olunması gerekiyor” uyarısında bulundu.

“SANILDIĞI GİBİ YARARLI DEĞİLLER”

Son yıllarda adı sıklıkla duyulan ve sağlıklı olduğu belirtilen Himalaya ve kaya tuzunun da sanıldığı gibi sofra tuzundan daha yararlı olmadığına dikkat çeken İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Arzu Yalçın, “Özellikle Himalaya tuzlarında sodyum klorür dışında başka mineraller de bulunur. Bir kısmında radyoaktif etki olduğu için bu tuzlar, kanserojen olabilmektedir. Ayrıca bu tuzlardaki iyot miktarı yetersiz olduğu için tiroid kanseri riskini de artırmaktadır” dedi.

NE ZAMAN İYOTLU, NE ZAMAN İYOTSUZ TUZ KULLANILMALI?

Tuz konusunda en çok merak edilen sorulardan birinin de ‘iyotlu mu, iyotsuz mu kullanılmalı’ sorusu olduğunu söyleyen Dr. Arzu Yalçın, bu konuyla ilgili ise vatandaşlara şu tavsiyelerde bulundu:

“Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) iyotsuz tuzun tiroid kanseri riskini arttırdığı konusunda uyarısı nedeniyle, bir dönem ülkemizde iyotsuz tuz pek bulunmuyordu. Ancak iyot fazlalığında da guatr yani tiroid bezi büyüme riski arttığından, guatrı olan ve tiroid bezi çok çalışan hastalarda iyotsuz tuz tercih etmesi gerekiyor. Sonuç olarak tiroid bezinde hiçbir problemi olmayan, ailede tiroid kanseri öyküsü olanlarda veya tiroid bezi az çalışanlarda iyotlu tuz, tiroid bezi oldukça büyük ve tiroid hormonları fazla olanlarda ise iyotsuz tuz kullanılmalıdır.”

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

web tasarım
diyetisyen