Sosyal Medya

Aile Sağlığı

Yaşlılık Dönemi Rahatsızlıkları

Yayınlanma:

,
yaşlılık dönemi

Tiroitten işitme sorunlarına birçok sorun yaşlılık depresyonuyla karıştırılıyor!

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 65 yaş üstü artık yaşlı olarak kabul ediliyor. Tabi ki herkesin 65 yaşından sonra aynı şikayetleri yaşaması söz konusu değil ancak yine de bu yaşla birlikte artık belirli önlemleri ve kontrolleri atlamamak gerekiyor. Burada unutulmaması gereken yaşlılığın bir hastalık olmadığı ve düzenli bir yaşam ve kontrollerle şikayetlerin azaltılabileceği. Öyle ki bu yaşlarda ortaya çıkan birçok şikayet “yaşlılıktandır” diye ötelenirken aslında temelinde tedavisi gerekli olan birçok başka hastalık yatabiliyor. “Yaşlılık standart şikayetleri olan bir hastalık değil. Sadece yaş ilerledikçe bazı hastalıklara yakalanma riski artabiliyor” diyen Acıbadem Kadıköy Hastanesi Geriatri ve İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Berrin Karadağ, yaşlılık döneminde görülen psikolojik bozuklukların bile temelinde tiroit gibi farklı sorunların yatabildiğine dikkat çekerek1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü’ne özel, yaşlılık dönemi hastalıklarını ve alınabilecek önlemleri anlatıyor.

Yaşlılık döneminde görülme sıklığı artan hastalıklara dikkat!

ALZHEİMER VE BUNAMA (DEMANS)

Bunların arasında en önemlisi “Geriatrik Sendromlar” olarak adlandırılan durumlar. Bu hastalıkların görülme sıklığı yaş ilerledikçe muhtemel olarak artıyor. 70 yaşındaki bir kişide Alzheimer olasılığı yüzde 10’ken, 80-90 yaşında risk oranı yüzde 60-70’lere çıkabiliyor.

Nasıl önlem alınabilir? Demans ve Alzheimer’in önüne geçmek için zihinsel egzersizler yapmayı bir alışkanlık haline getirmek çok önemli. Bu nedenle bulmaca çözmek, sosyal hayatın içinde olmak ve günlük olayları takip etmek bu tip hastalıkların oluşma riskini düşürebiliyor.

DÜŞMELER

Yaşlılıkla birlikte gündeme gelen en önemli risklerin başında düşmeler geliyor. 80 yaşında hiçbir hastalığı olmayan biri, düşme sonucu görülen kırıkların yarattığı komplikasyonlar nedeniyle yatağa mahkum hale gelebiliyor hatta hayatını kaybedebiliyor. Bu nedenle yaşlılık döneminde düşmeleri önlemek birincil önem taşıyor.

Nasıl önlem alınabilir? Bunu önlemek için öncelikle ev kazalarının önüne geçmek çok önemli. İleri yaştaki birinin yaşadığı evin, tıpkı küçük bir çocuk varmış gibi dikkatli düzenlenmesi gerekiyor. Evde küçük bir çocuk varken nasıl merdiven basamaklarından, katlanabilecek yer örtülerinden, kötü ışıklandırmadan, sivri köşeli eşyalardan kaçınılıyorsa ileri yaştaki birinin yaşam alanında da bu ayrıntılara önem vermek gerekiyor.

İŞİTME

İleri yaştaki insanlarda dikkat edilmesi gereken en önemli şeylerden biri de işitme fonksiyonlarındaki azalmalar. Bunama endişesiyle getirilen birçok kişinin, yapılan testler sonucunda aslında işitme fonksiyonunun azaldığı ortaya çıkıyor. Hatta bu durum sıklıkla depresyonla da karıştırılabiliyor. Kişi fark edilmeyen bir işitme sorunundan ötürü sohbetlere daha az katılıyorsa ya da söylediklerini tekrar ediyorsa çevresindekiler depresif olduğunu ya da unutkanlık probleminin başladığını düşünebiliyor.

Nasıl önlem alınabilir? İlerleyen yaşta kişide duymama, geç cevap verme, sohbetlere eskisi kadar dahil olmama, söylediklerini birkaç kere tekrar etme gibi şikayetler gözlemlenmeye başlandığında doktor muayenesi ile işitme sorunu ihtimalinin egale edilmesi gerekiyor.

KARKİYOVASKÜLER SİSTEM

Yaşlanma süreci en çok kardiyovasküler sistemi etkiliyor. Kardiyovasküler hastalıklar, özellikle koroner arter hastalığı, hipertansiyon, kalsifik aort darlığı ve kalp yetersizliği yaşla birlikte artabiliyor ve kardiyovasküler nedenli ölümlerin büyük çoğunluğu yaşlılık döneminde görülüyor. Kardiyovasküler hastalıkların bu grupta daha çok ortaya çıkmasının nedeni ise; yaşlılığa bağlı yapısal değişiklikler, risk faktörlerine uzun süre maruz kalma ve eşlik eden hastalıklar olarak sıralanabiliyor.

Nasıl önlem alınabilir? Kardiyovasküler hastalıklardan korunmada rutin sağlık kontrolleri yaptırmak, kolesterol ve kan şekeri yüksekliği gibi risk faktörlerine karşı tetikte olmak gerekiyor. Ek olarak sağlıklı beslenmek, tütün ürünlerinden uzak durmak ve düzenli egzersiz yapmak da çok önemli.

SOLUNUM SİSTEMİ

Solunum sistemi enfeksiyonları, özellikle hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerdeki 65 yaş ve üstü insanlarda önemli bir sağlık sorunu. Kişi ilerleyen yaşına göre sağlıklı olsa ve düşük risk grubunda bulunsa da bağışıklık sisteminde meydana gelen değişikliklerden dolayı solunum sistemi enfeksiyonlarına karşı daha duyarlı olabiliyor.

Nasıl önlem alınabilir? Düzenli yaşam, grip gibi hastalıklara karşı dikkatli olmak ve özellikle tütün ürünlerini kullanmamak ileri yaştaki bu riskleri azaltabiliyor.

KAS – İSKELET SİSTEMİ

Yaşlanmayla birlikte kas-iskelet sisteminde; kemik erimesi, kireçlenme, eklem hastalıkları, romatoid artrit, kalça kırığı gibi hastalıklar görülebiliyor. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki; ilerleyen yaşta en sık kemik erimesi, bel, diz ve boyun bölgesinde olmak üzere dejeneratif eklem hastalıkları görülüyor.

Nasıl önlem alınabilir? Kas ve iskelet sisteminin daha erken yaşlardan itibaren düzenli şekilde kontrol ettirilmesi; kas – iskelet sistemi hastalıklarının ortaya çıkma ihtimalini azaltabiliyor ve erken tedavi imkanını mümkün kılıyor.

SİNİR SİSTEMİ

İlerleyen yaştaki kişilerde, sinir sistemi değişiklikleri sonucunda birçok hastalık ortaya çıkabiliyor. Özellikle felç, beyin kanaması, Alzheimer, Demans, Parkinson gibi hastalıklar yaşlılık dönemi sinir sistemi hastalıklarının başında geliyor.

Nasıl önlem alınabilir? Kişinin hiçbir şikayeti olmasa bile düzenli doktor kontrolünden geçmesi ve başlarda silik olabilecek bulguların gözden kaçırılmaması çok önemli. Bu sayede erken teşhis imkanı da sağlanabiliyor.

SİNDİRİM SİSTEMİ

Sindirim sistemi değişiklikleri sonucu ilerleyen yaştaki kişilerde en sık görülen hastalıklar; mide kanamaları, tıkanmaya kadar ilerleyen kabızlık, gastrit, iştahsızlık ve beslenme bozukluğu.

Nasıl önlem alınabilir? Bu gibi rahatsızlıkların önüne geçebilmek için doktora danışmadan alınan ilaçlara dikkat etmek gerekiyor. Özellikle romatizma ilaçlarını kontrollü bir şekilde almak sindirim sistemi sağlığı için çok önemli. Çünkü bu ilaçların fazla ve bilinçsiz tüketimi, mide kanamaları gibi pek çok soruna neden olabiliyor.

İDRAR KAÇIRMA

İlerleyen yaştaki kişilerde görülen önemli sağlık problemlerinden biri de idrar kaçırma. Toplumda geriatrik idrar kaçırma sorununun görülme sıklığı yüzde 8-34 arasında iken bu sorun bakımevleri ve hastanelerde yüzde 50’lere ulaşabiliyor.

Nasıl önlem alınabilir? Henüz idrar kaçırma sorunu ortaya çıkmamışken egzersizlerle idrar kaçırmanın önüne geçilebiliyor. Bununla birlikte var olan idrar kaçırma sorunu da yine egzersizlerle azaltılabiliyor.

Geriatri bilimi ile daha sağlıklı bir yaşlılık mümkün

“Yaşlılık bilimi” olarak da bilinen Geriatri, 65 yaş üstü kişilerin sağlığı ile ilgilenen bilim dalı. Ancak 60 yaş civarında da koruyucu önlemler almaya yönlendirerek daha sağlıklı bir yaşlılık dönemini mümkün kılıyor. Geriatri’de hedef, kişinin mevcut sağlıklılık halini ve fonksiyonel durumunu korumak. Doç. Dr. Berrin Karadağ, “Geriatrik değerlendirmelerle bir şikayeti olmayan kişilerin bu halini koruması daha kolay sağlanıyor. Öte yandan özellikle kronik hastalıkları olup, bunlara bağlı değişik derecelerde fonksiyonel kayıpları söz konusu olan kişiler Geriatrik değerlendirmelerden daha fazla yarar sağlıyor. Bu grup, genellikle 75 yaş üstü, günlük yaşam aktivitelerinde değişik derecelerde başkasının yardımına gereksinim duyan, gerek fiziksel gerek zihinsel fonksiyonel kayıpların söz konusu olduğu kişiler” diyor.

 

Yaşlılık hastalıklarına karşı önlem konulu bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Aile Sağlığı

Elinizi Yıkamak Ihmal Edilmemeli

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

elinizi yıkamak

Çoğu insan ellerini yıkaması gerektiğini bilse de erkeklerin yüzde 50, kadınların yüzde 78’i sadece tuvaleti kullandıktan sonra ellerini yıkıyor. Suya daha çok dokunun.

Kışın soğuğunu bu sene tam olarak hissedemeden baharın sıcak ve güneşli günlerine kucak açtık. Bu geçiş dönemlerinde sıkça rastladığımız grip ve nezle rahatsızlıklarından çoğu kişi etkilenmekte. Bu dönemde hastalıklardan korunmak çok zor gibi görünse de elinizi yıkamak gibi basit çözümlerle önlemler alabilirsiniz.

HAVA SOĞUK DA OLSA SPOR YAPIN

Özellikle mevsim geçişlerinden oldukça etkilenen bağışıklık sistemimiz, ani sıcaklık değişiklikleri ile birlikte enfeksiyon ve hastalıklara karşı açık hale gelebilir. Bu durumu önlemek adına günlük rutininizde yapacağınız birkaç küçük değişiklikle bağışıklığınızı güçlendirip virüslerle savaşmada vücudunuza yardımcı olabilirsiniz.

İşleyen demir, pas tutmaz

Havalar soğuyunca dışarı çıkıp yürümek, bisiklete binmek, spor yapmak çok zor geliyor olabilir. Ancak yapılan birçok araştırma, fiziksel olarak daha fazla aktif olan insanların daha az hasta olduklarını gösteriyor. Havanın soğuk olmasını kafanıza takmayın. Soğuk hava hastalık yaymaz veya sizi hasta etmez.

Suya sabuna daha sık dokunun

Çoğu insan ellerini yıkaması gerektiğini bilse de yalnızca erkeklerin yüzde 50, kadınlarınsa yüzde 78’i tuvaleti kullandıktan sonra ellerini sabun ve su ile yıkıyor. Gün içinde düzenli olarak ellerinizi yıkayın. Kim ne derse desin bu, enfeksiyonu önlemek için bilinen en iyi yöntemdir.

 

ÇİĞ KURUYEMİŞ TÜKETİN

Grip aşısı olanlar şanslı

Grip aşısı hakkında çok fazla şey duymuş olabilirsiniz ama bu aşı gerçekten işe yarıyor. Her zaman kusursuz bir şekilde virüsü taklit etmese de çoğu zaman hastalığın etkisini yumuşatmayayardımcı olarak vücudun atağa geçip gribi normale göre çok daha hızlı bir şekilde uzaklaştırıyor. Bazı insanlar aşıya hafif bir reaksiyon gösterir ancak grip aşısından grip olmazsınız.

Sağlıklı beslenme altın kuraldır

Bağışıklık sisteminizin hastalıklarla savaşması için ihtiyacı olanı, meyve ve sebzelerden daha iyi başka bir şey veremez. Birçok kişi vitamin ve mineral alımını artırmak için multivitamin tercihetse de, vücudunuzun sağlığını koruması ve enfeksiyonlarla savaşması için ihtiyaç duyduğu besin maddelerini almasının en iyi ve doğal yolu taze sebzelerdir. Konu beslenme olduğunda altın kural, çeşitliliktir. Tabağınızda farklı renkte sebze-meyveler bulundurmaya çalışın ve bu karışıma biraz da çiğ kuruyemiş eklemeyi deneyin.

Kaliteli uykuya dikkat

Yetersiz uyku çoğu zaman hastalığa yol açar. Herkesin uyku ihtiyacı farklıdır ancak eğer yedi saatten az uyuyorsanız vücudunuzun hastalıklarla savaşmasını önleyerek hasta olma riskinizi artırıyor olabilirsiniz.

Sağlığınız için, su için

Cildiniz dışında vücudunuzun ana koruyucu yüzeyleri hep salgı üreten yerlerdir yani ıslaktır. Gözleriniz, ağzınız, burnunuz, akciğerleriniz, mide ve bağırsaklarınızın hepsi koruyucu bir tabaka üretmek için sulu bir çözelti kullanır. Bu tabaka, vücuda girmeye çalışan her tür istilacıyı kapana kıstırarak yok olmalarına veya dışarı atılmalarına katkıda bulunur. Eğer yeterli su içmiyorsanız araştırmalar, enfeksiyona daha fazla yatkın olabileceğinizi öne sürüyor.

 

Etrafınızı dezenfekte edin

Cep telefonu ekranı ve klavye gibi sık kullandığınız yüzeyler ile kapı kolu ve alet tutacakları gibi ortak temas edilen yerleri düzenli olarak dezenfekte etmeyi alışkanlık haline getirin.

TEPSİYİ PEÇETEYLE TUTUN !

Yüzeylere dokunmayın

Ortak kullanılan yüzeyler çok kirlidir. Başkalarının elle dokunduğu yüzeylere dikkat edin. Kapı açıp kapatırken kıyafetiniz veya kolunuzla ya da kağıt havluyla dokunun. Restoranlarda tepsi gibi servis gereçlerini tutarken peçete kullanın. Başkalarının dokunduğu yüzeylere dokunmaktan ne kadar uzak durursanız hastalıklardan da o kadar uzak durursunuz.

ENGİNAR VÜCUDU TOKSİNLERDEN ARINDIRIR

Bağışıklığınızı güçlendirmeniz için tüketmeniz gereken besinlere bir göz atalım…

 

 

Enginar

Enginarın, özellikle karaciğer sağlığı için son derece önemli olduğunu hepiniz duymuşsunuzdur. Enginar, sindirim sisteminin en iyi dostu olan liften de zengindir. Ayrıca vücudu toksinlerden arındırır, bağışıklığınızı güçlendirir.

Tavuk suyuna çorba

Pişirme sırasında tavuktan salınan aminoasit sisteinin, kimyasal açıdan bronşit ilacına benzer. Çorbanın tuzlu suyu, öksürük ilaçları gibi etki göstererek mukusun ince tutulmasını sağlar. Sarımsak, soğan ve baharat; çorbanın bağışıklık artırıcı gücünü daha da etkin hale getirebilir.

Et

Çinko eksikliği, vejetaryenler ve kırmızı et tüketmeyenlerde görülür. Oysa hafif çinko eksikliği bile enfeksiyon riskinizi artırabilir. Beslenme listenizdeki çinko; bakterileri, virüsleri tanıyan ve yok eden bağışıklık sistemi hücrelerinden olan beyaz kan hücrelerinin gelişimi için çok önemlidir.

Yoğurt

Probiyotikler veya yoğurtta bulunan canlı aktif kültürler, bağırsak yollarını hastalıklara neden olan mikroplardan uzak tutan sağlıklı bakterilerdir. Araştırmalar; günde 200 gram yoğurt tüketmenin, bağışıklığın artırılmasında etkili olduğunu bulmuştur.

Deniz ürünleri

Kabuklu deniz hayvanlarında bol miktarda bulunan beyaz kan hücreleri; grip virüslerini vücudun dışına çıkarmaya yardım eden proteinler olan sitokinlerin üretilmesine yardımcı olur. Somon, uskumru ve ringa balığı da enflamasyonu azaltan, hava akışını artıran ve ciğerleri soğuk algınlığı ve solunum yolu enfeksiyonlarından koruyan Omega-3 yağları bakımından zengindir.

Yulaf ve arpa

Norveç’te yapılan bir araştırmaya göre; bu minik taneler, antimikrobiyel ve antioksidan özelliklere sahip bir lif türü olan beta-glukan içeriyor. Bu tür gıdalar bağışıklığı artırır, yara iyileşmesini hızlandırır ve antibiyotiklerin daha iyi çalışmasına yardımcı olur.

Elma

Elma, içerdiği yoğun lif sebebiyle sindirim sistemine dost bir meyvedir. Ayrıca C vitamininden zengin oluşu sebebiyle mevsim geçişlerinde hastalıklardan uzak geçirmenize de yardımcı olur. Her gün bir elma yemek, sindirim sistemini düzene sokar, böylece kilo vermenize de yardımcı olur. Elma; ayrıca soğan, sarımsak, lahana, karpuz ve karnabaharda bulunan ve vücudun bağışıklık sistemini güçlendiren kuersetin bakımından da zengindir.

 

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Konuyla ilgili bir başka yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Saman Nezlesi Nedir?

Yayınlanma:

,

Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Denizhan Dizdar, saman nezlesi olarak adlandırılan alerjik rinitin, soğuk algınlığı ile karıştırılmaması gerektiğini söylüyor. Bahar mevsimiyle birlikte alerjinin çoğalması,polenlerin artmasıyla alerjik astım hastalarını uyarıyor, Denizhan Dizdar.

Bir çok hava akımı ve hareketinin etkisinde kalan ülkemizde; kışın sona ermesiyle,havaların ısınmaya başlaması sonucu alerji mevsimi de başladı.Medical Park Bahçelievler Hastanesi Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Denizhan Dizdar, alerji ile ilgili bilgiler verdi:“Alerji, vücudun normalde tepki vermemesi gereken maddelere aşırı reaksiyon vermesi ve hassasiyeti olarak tanımlanabilir. Teorik olarak her mevsimde görülebilir ama bahar ayları ile birlikte ağaçların, bitkilerin canlanması ve çoğalmak için polenlerini havaya dağıtmaları; bu dönemde alerjik hastalıkları artırır.”

YAZ GRİBİ DE DENİLİR

“Alerjiye neden olan maddelerin (alerjen), burun mukozasına temas etmesi sonrasında ortaya çıkan akıntı, burun ve gözlerde kaşıntı, hapşırma, boğaz kaşıntısı gibi şikayetlere seyreden rahatsızlığa ‘alerjik nezle’ adı verilir” diyen Medical Park Bahçelievler Hastanesi Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Denizhan Dizdar, “Alerji, nedeni havada bulunan ve solunumla buruna giren parçacıklara karşı gelişen anormal reaksiyondur. Alerjik nezle ile eş anlamlı olarak saman nezlesi, yaz gribi ve alerjik rinit (burun iltihabı) terimleri de kullanılır. Saman nezlesi ile soğuk algınlığının birbirine karıştırılmaması gereklidir” dedi.

ETLER, ALERJİ NEDENİYLE OLMASI GEREKENDEN FAZLA ŞİŞER

Yrd. Doç. Dr. Denizhan Dizdar, “Burun, alerjik şikayetlerin ortaya çıktığı en önemli organlardan biridir. Burun içindeki konka dediğimiz etler, alerji nedeniyle olması gerekenden fazla şişer. Çocuğunuz sürekli burnunun ucunu kaşıyor, avuç içiyle burun ucunu siliyor (alerji selamı), gözlerini ovuşturuyor, hapşırıyorsa; alerji akla gelmelidir.”

EN ETKİLİ TEDAVİ ALERJİK MADDEDEN UZAK DURMAKTIR

Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Denizhan Dizdar, “Burnu etkileyen alerjik maddeler daha çok solunan havadaki alerjenlerdir. Bazen yiyeceklere karşı olan alerjiler de burnu ve solunum yollarını etkileyebilir. Alerjide en etkili tedavi, alerjik olunan maddeden uzak durmaktır. Fakat bu her zaman mümkün değildir. Böyle durumlarda, antihistaminik, dekonjestan, kortizon türü ilaç veya aşı tedavisi gerekebilir” diyor.

Konuyla ilgili bir başka yazımızı okumak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Ağız Sağlığı

Kanser Tedavisinde Ağız ve Diş Sağlığı

Yayınlanma:

,

ağız ve diş sağlığı

Kanser tedavisinin yan etkileriyle birlikte hastalık sürecinde ağız bakımının önemi ve ihmal edilmemesi gerektiği; aksi takdirde başka sorunlara yol açabileceği bir gerçek. Bu sebeple tedaviye başlamadan önce diş hekiminizi ziyaret etmenizde büyük fayda var. Peki kanser tedavisinde ağız ve diş sağlığı nasıl olmalı?

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, “Kanser tedavisinin sebep olduğu bazı ağız problemleri, hastanın tedaviyi ertelemesine ya da durdurmasına neden olacak kadar acı verici olabilir. Ama bu yan etkilerin en aza indirilmesinde veya kontrol edilmesinde doktorunuz ve diş hekiminiz size yardımcı olabilir” diyor.

Yazımızdaki tavsiyeleri dikkate alarak kanser tedavisinde ağız ve diş sağlığınız için neler yapabileceğinizi inceleyebilirsiniz.

  • D vitamini alın,asitli içecekleri tüketmeyin.
  • Tedaviye başlamadan iki hafta önce diş hekiminizi ziyaret edin.
  • Macunlar rahatsız ediyorsa, ağzınızı tuzlu suyla çalkalayın.

D VİTAMİNİ ALIN, ASİTLİ İÇECEKLERİ TÜKETMEYİN

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, kanser tedavisi gören ve tedavi sırasında sıklıkla mide bulantısı ve iştah kaybı yaşayabilen hastaların ağız ve diş sağlıkları açısından nasıl beslenmesi gerektiğini şöyle anlattı:

“Mideniz bulansa da önemli olan doğru miktarda besin ve kalori almaktır. Dikkate alınması gereken diğer bir şey de protein alımıdır. Aynı zamanda sebze ve meyve yiyerek yeterli vitamin alınması da gerekmektedir. Eğer ihtiyaç varsa ek vitaminlerle de destek sağlanmalıdır. Çene kemikleri dişleri desteklediğinden kemikler güçlü ve sağlıklı olduğunda dişler besinleri yeme ve çiğneme sırasında onları tutacak daha güçlü bir dayanağa sahip olur. Çoğu doktor kemik sağlığını korumak için D vitamini ve kalsiyum alınmasını önermektedir. Eğer osteoporoz gibi kemik hastalığınız varsa ilave vitaminlere ihtiyacınız olabilir. Kanser tedavisi boyunca sigara ve alkolden uzak durulmalıdır. Tütün, kanser teşhis edilmemiş olsa bile tüketilmemelidir. Asidik besinler ağız mukozasını irrite edebilir. Gazlı içecekler ve enerji içecekleri gibi asidik, yüksek şeker içeren içeceklerden kaçınılmalıdır. Greyfurt, portakal suyu ve domates suyu da doğal asidik besinler olduğundan tüketimi azaltılmalıdır.”

TEDAVİYE BAŞLAMADAN İKİ HAFTA ÖNCE DİŞ HEKİMİNİZİ ZİYARET EDİN

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, kanser tedavisine başlamadan önce ağız ve diş sağlığınız ile ilgili neler yapabileceğinizi şu sözlerle anlatıyor:

“Kemoterapi ve radyoterapiye başlamadan önce ağız ve dişlerin muayenesinin yapılması eğer bazı problemlere yatkınsanız bunların tespit edilmesi açısından yararlıdır. Diş hekimleri, hasta kanser tedavisine başlamadan en az 2 hafta önce tedavinin istenmeyen yan etkilerini azaltmak ya da kontrol altında tutmak için önerilerde bulunur. Eğer dişlerde çürük varsa ya da diş eti problemi yaşıyorsanız; bu hastalıkların önceden sabit bir duruma getirilmesi sağlanmalıdır. Muayeneden önce diş hekiminin kanserle ilgili sağlık durumunuz hakkında haberdar olması ve tıbbi hikayenizin güncel tutulması gerekmektedir. Diş hekiminiz; doktorunuzu, kanser tedavinizi ve kanserle ilgili görülen diğer belirtileri bilmek zorundadır. Tüm bu bilgiler diş hekiminize sizi nasıl tedavi edeceğini anlamasına, planlama yapmasına, doğru önerilerde bulunmasına ve doktorunuzu desteklemesine yardım eder.”

MACUNLAR RAHATSIZ EDİYORSA AĞZINIZI TUZLU SUYLA ÇALKALAYIN

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, kanser hastalarının ağız sağlıklarını nasıl koruyabilecekleri ile ilgili tüyolar da verdi:

“Eğer kanserseniz, sizin için en önemli şey günde en az 3 kez diş fırçalama ve en azından günde 2 kez diş ipi kullanarak ağız hijyeninizin düzenli ve eksiksiz olmasını sağlamaktır. Kemoterapi ve radyoterapi aldığınızda tükürük akışındaki yavaşlama nedeniyle ağız kuruluğu oluşacaktır. Diş çürüğü ve dişeti hastalıklarının gelişmesinde daha fazla riske sahip olursunuz. İşte bu da neden her öğünden sonra diş ipi kullanmanız gerektiğinin öncelikli sebebidir. Ayrıca diş fırçalarken yumuşak aromalı diş macunları kullanılmalıdır. Çünkü keskin tatlı ürünler ağız mukozasını irrite edebilir. Eğer diş macunu ağız mukozasını irrite ediyorsa, diş fırçaladıktan sonra ağız tuzlu suyla çalkalanmalıdır. Dişeti sorunlarından korunmak için anti bakteriyel gargaralar kullanılmalı ancak alkol içeren türlerinden kaçınılmalıdır.”

KANAYAN BÖLGELERİ YUMUŞAK ŞEKİLDE TEMİZLEYİN

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, “Kemoterapi ve radyoterapi ağzımızdaki tükürük bezlerini etkileyebilir. Ağız kuruluğu, tükürük üretiminin azalmasının neden olduğu hoş olmayan bir histir. Bu durum çürük oluşumu riskini artırmanın yanında ağız içinde yanma ve ağrı hissi de başlatabilir” diyerek ağız kuruluğu durumunda yapılabilecekleri anlatıyor:

“Kanser hastasıysanız ve de ağız kuruluğundan şikayetçiyseniz; ağız ve diş sağlığınız için en azından günde 4 defa dişlerinizi fırçalamalı, en az 1 defa da diş ipi kullanmalısınız. Eğer diş etlerinizde kanayan alanlar ya da yara varsa, bu bölgelerin etrafını yumuşak şekilde temizlemelisiniz. Ayrıca dişlerinizi çürüklere karşı korumak için fluorid içeren diş macunu kullanmanız gerekmektedir. Günde birkaç defa ağzınızı karbonatlı ve tuzlu ılık suyla ardından da sadece suyla çalkalayabilirsiniz. Gargara yapmak için alkol içermediği takdirde diğer ağız gargaraları da kullanılabilir. Kanser tedavisi görüyorsanız (bu radyoterapi ya da kemoterapi olabilir), tat alabilme duyunuz değişir ve daha önceden yediğiniz şeyleri tüketmekte zorlanabilirsiniz. Ama bu rahatsız edici zorluklara rağmen önemli olan doktorunuzun önerdiği diyeti devam ettirmektir”.

EN BÜYÜK PROBLEM AĞIZ KURULUĞU

Diş Hekimi Pertev Kökdemir, kanser tedavisi gören hastaların ağız ve diş sağlıklarını nasıl koruyabilecekleri hakkında bilgi verdi:

Kemoterapi ve radyoterapinin, kanser türüne ve yoğunluğuna bağlı ağızda görülen yan etkileri olabilir. Bu yan etkiler farklı biçimlerde kendini gösterir:

– Genel olarak bağışıklık sistemi zayıflar.

– Ağız kuruluğu, tedavi süresince tükürük bezlerinden üretilen tükürüğün akışının azalması sonucu görülür.

– Tükürük miktarının azalması nedeniyle diş çürükleri hızlı bir şekilde oluşabilir ya da ilerleyebilir.

– Ağızdaki azalan tükürük miktarına bağlı ağızda, dişlerde ve dişetlerinde ağrı ya da yanma hissi olabilir.

– Yeme, konuşma ve yutkunmada problemler ortaya çıkabilir.

– Diş eti ile ilgili sorunlar meydana gelebilir.

Bütün bu yan etkileri kontrol edebilmek için ağız ve diş sağlığı adına konforunuzu koruyabilmek amacıyla diş hekiminizin tavsiyelerinden yararlanabilirsiniz.

Diş eti problemlerinin hastalıklar üzerindeki etkisiyle ilgili bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.