Bizimle iletişime geçin

Aile Sağlığı

Yaşlılık Dönemi Rahatsızlıkları

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

yaşlılık dönemi

Tiroitten işitme sorunlarına birçok sorun yaşlılık depresyonuyla karıştırılıyor!

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre 65 yaş üstü artık yaşlı olarak kabul ediliyor. Tabi ki herkesin 65 yaşından sonra aynı şikayetleri yaşaması söz konusu değil ancak yine de bu yaşla birlikte artık belirli önlemleri ve kontrolleri atlamamak gerekiyor. Burada unutulmaması gereken yaşlılığın bir hastalık olmadığı ve düzenli bir yaşam ve kontrollerle şikayetlerin azaltılabileceği. Öyle ki bu yaşlarda ortaya çıkan birçok şikayet “yaşlılıktandır” diye ötelenirken aslında temelinde tedavisi gerekli olan birçok başka hastalık yatabiliyor. “Yaşlılık standart şikayetleri olan bir hastalık değil. Sadece yaş ilerledikçe bazı hastalıklara yakalanma riski artabiliyor” diyen Acıbadem Kadıköy Hastanesi Geriatri ve İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Berrin Karadağ, yaşlılık döneminde görülen psikolojik bozuklukların bile temelinde tiroit gibi farklı sorunların yatabildiğine dikkat çekerek1 Ekim Dünya Yaşlılar Günü’ne özel, yaşlılık dönemi hastalıklarını ve alınabilecek önlemleri anlatıyor.

Yaşlılık döneminde görülme sıklığı artan hastalıklara dikkat!

ALZHEİMER VE BUNAMA (DEMANS)

Bunların arasında en önemlisi “Geriatrik Sendromlar” olarak adlandırılan durumlar. Bu hastalıkların görülme sıklığı yaş ilerledikçe muhtemel olarak artıyor. 70 yaşındaki bir kişide Alzheimer olasılığı yüzde 10’ken, 80-90 yaşında risk oranı yüzde 60-70’lere çıkabiliyor.

Nasıl önlem alınabilir? Demans ve Alzheimer’in önüne geçmek için zihinsel egzersizler yapmayı bir alışkanlık haline getirmek çok önemli. Bu nedenle bulmaca çözmek, sosyal hayatın içinde olmak ve günlük olayları takip etmek bu tip hastalıkların oluşma riskini düşürebiliyor.

DÜŞMELER

Yaşlılıkla birlikte gündeme gelen en önemli risklerin başında düşmeler geliyor. 80 yaşında hiçbir hastalığı olmayan biri, düşme sonucu görülen kırıkların yarattığı komplikasyonlar nedeniyle yatağa mahkum hale gelebiliyor hatta hayatını kaybedebiliyor. Bu nedenle yaşlılık döneminde düşmeleri önlemek birincil önem taşıyor.

Nasıl önlem alınabilir? Bunu önlemek için öncelikle ev kazalarının önüne geçmek çok önemli. İleri yaştaki birinin yaşadığı evin, tıpkı küçük bir çocuk varmış gibi dikkatli düzenlenmesi gerekiyor. Evde küçük bir çocuk varken nasıl merdiven basamaklarından, katlanabilecek yer örtülerinden, kötü ışıklandırmadan, sivri köşeli eşyalardan kaçınılıyorsa ileri yaştaki birinin yaşam alanında da bu ayrıntılara önem vermek gerekiyor.

İŞİTME

İleri yaştaki insanlarda dikkat edilmesi gereken en önemli şeylerden biri de işitme fonksiyonlarındaki azalmalar. Bunama endişesiyle getirilen birçok kişinin, yapılan testler sonucunda aslında işitme fonksiyonunun azaldığı ortaya çıkıyor. Hatta bu durum sıklıkla depresyonla da karıştırılabiliyor. Kişi fark edilmeyen bir işitme sorunundan ötürü sohbetlere daha az katılıyorsa ya da söylediklerini tekrar ediyorsa çevresindekiler depresif olduğunu ya da unutkanlık probleminin başladığını düşünebiliyor.

Nasıl önlem alınabilir? İlerleyen yaşta kişide duymama, geç cevap verme, sohbetlere eskisi kadar dahil olmama, söylediklerini birkaç kere tekrar etme gibi şikayetler gözlemlenmeye başlandığında doktor muayenesi ile işitme sorunu ihtimalinin egale edilmesi gerekiyor.

KARKİYOVASKÜLER SİSTEM

Yaşlanma süreci en çok kardiyovasküler sistemi etkiliyor. Kardiyovasküler hastalıklar, özellikle koroner arter hastalığı, hipertansiyon, kalsifik aort darlığı ve kalp yetersizliği yaşla birlikte artabiliyor ve kardiyovasküler nedenli ölümlerin büyük çoğunluğu yaşlılık döneminde görülüyor. Kardiyovasküler hastalıkların bu grupta daha çok ortaya çıkmasının nedeni ise; yaşlılığa bağlı yapısal değişiklikler, risk faktörlerine uzun süre maruz kalma ve eşlik eden hastalıklar olarak sıralanabiliyor.

Nasıl önlem alınabilir? Kardiyovasküler hastalıklardan korunmada rutin sağlık kontrolleri yaptırmak, kolesterol ve kan şekeri yüksekliği gibi risk faktörlerine karşı tetikte olmak gerekiyor. Ek olarak sağlıklı beslenmek, tütün ürünlerinden uzak durmak ve düzenli egzersiz yapmak da çok önemli.

SOLUNUM SİSTEMİ

Solunum sistemi enfeksiyonları, özellikle hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerdeki 65 yaş ve üstü insanlarda önemli bir sağlık sorunu. Kişi ilerleyen yaşına göre sağlıklı olsa ve düşük risk grubunda bulunsa da bağışıklık sisteminde meydana gelen değişikliklerden dolayı solunum sistemi enfeksiyonlarına karşı daha duyarlı olabiliyor.

Nasıl önlem alınabilir? Düzenli yaşam, grip gibi hastalıklara karşı dikkatli olmak ve özellikle tütün ürünlerini kullanmamak ileri yaştaki bu riskleri azaltabiliyor.

KAS – İSKELET SİSTEMİ

Yaşlanmayla birlikte kas-iskelet sisteminde; kemik erimesi, kireçlenme, eklem hastalıkları, romatoid artrit, kalça kırığı gibi hastalıklar görülebiliyor. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki; ilerleyen yaşta en sık kemik erimesi, bel, diz ve boyun bölgesinde olmak üzere dejeneratif eklem hastalıkları görülüyor.

Nasıl önlem alınabilir? Kas ve iskelet sisteminin daha erken yaşlardan itibaren düzenli şekilde kontrol ettirilmesi; kas – iskelet sistemi hastalıklarının ortaya çıkma ihtimalini azaltabiliyor ve erken tedavi imkanını mümkün kılıyor.

SİNİR SİSTEMİ

İlerleyen yaştaki kişilerde, sinir sistemi değişiklikleri sonucunda birçok hastalık ortaya çıkabiliyor. Özellikle felç, beyin kanaması, Alzheimer, Demans, Parkinson gibi hastalıklar yaşlılık dönemi sinir sistemi hastalıklarının başında geliyor.

Nasıl önlem alınabilir? Kişinin hiçbir şikayeti olmasa bile düzenli doktor kontrolünden geçmesi ve başlarda silik olabilecek bulguların gözden kaçırılmaması çok önemli. Bu sayede erken teşhis imkanı da sağlanabiliyor.

SİNDİRİM SİSTEMİ

Sindirim sistemi değişiklikleri sonucu ilerleyen yaştaki kişilerde en sık görülen hastalıklar; mide kanamaları, tıkanmaya kadar ilerleyen kabızlık, gastrit, iştahsızlık ve beslenme bozukluğu.

Nasıl önlem alınabilir? Bu gibi rahatsızlıkların önüne geçebilmek için doktora danışmadan alınan ilaçlara dikkat etmek gerekiyor. Özellikle romatizma ilaçlarını kontrollü bir şekilde almak sindirim sistemi sağlığı için çok önemli. Çünkü bu ilaçların fazla ve bilinçsiz tüketimi, mide kanamaları gibi pek çok soruna neden olabiliyor.

İDRAR KAÇIRMA

İlerleyen yaştaki kişilerde görülen önemli sağlık problemlerinden biri de idrar kaçırma. Toplumda geriatrik idrar kaçırma sorununun görülme sıklığı yüzde 8-34 arasında iken bu sorun bakımevleri ve hastanelerde yüzde 50’lere ulaşabiliyor.

Nasıl önlem alınabilir? Henüz idrar kaçırma sorunu ortaya çıkmamışken egzersizlerle idrar kaçırmanın önüne geçilebiliyor. Bununla birlikte var olan idrar kaçırma sorunu da yine egzersizlerle azaltılabiliyor.

Geriatri bilimi ile daha sağlıklı bir yaşlılık mümkün

“Yaşlılık bilimi” olarak da bilinen Geriatri, 65 yaş üstü kişilerin sağlığı ile ilgilenen bilim dalı. Ancak 60 yaş civarında da koruyucu önlemler almaya yönlendirerek daha sağlıklı bir yaşlılık dönemini mümkün kılıyor. Geriatri’de hedef, kişinin mevcut sağlıklılık halini ve fonksiyonel durumunu korumak. Doç. Dr. Berrin Karadağ, “Geriatrik değerlendirmelerle bir şikayeti olmayan kişilerin bu halini koruması daha kolay sağlanıyor. Öte yandan özellikle kronik hastalıkları olup, bunlara bağlı değişik derecelerde fonksiyonel kayıpları söz konusu olan kişiler Geriatrik değerlendirmelerden daha fazla yarar sağlıyor. Bu grup, genellikle 75 yaş üstü, günlük yaşam aktivitelerinde değişik derecelerde başkasının yardımına gereksinim duyan, gerek fiziksel gerek zihinsel fonksiyonel kayıpların söz konusu olduğu kişiler” diyor.

 

Yaşlılık hastalıklarına karşı önlem konulu bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aile Sağlığı

Sesimizin Düşmanı Alışkanlıklar

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Sesimizin Düşmanı Alışkanlıklar

Sesin incelmesi, kalınlaşması, çatallanması, yorulması ve titremesi, hatta kimi zaman hiç çıkmaması… Özellikle sonbahar ve kış aylarında sıkça görülen ses kısılmasının pek çok nedeni olabiliyor. İşte sesimizin düşmanı alışkanlıklar…

Şiddetli larenjitten reflüye, ses telleri üzerinde gelişen nodül, kist ve polip gibi oluşumlardan Humman Papilloma Virüsü’ne, alerjiden tiroit problemlerine kadar pek çok etken ses kısıklığı yapabiliyor. Bunların yanı sıra gırtlak kanseri de ses kısıklığıyla kendini gösterebiliyor. Ancak ses kısıklığına en çok da sıklıkla yaptığımız hatalı alışkanlıklarımız neden oluyor. Örneğin; yeterince su içmemek gibi! Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz sesimizi korumamız için vazgeçmemiz gereken 8 hatalı alışkanlığımızı anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Yüksek Sesle Konuşmak, Bağırmak

Konserlerde şarkılara yüksek sesle eşlik etmek, maç gibi ortamlarda sürekli bağırmak, topluluk önünde sesini duyurabilmek için ses tonunu yükseltmek, bir başka deyişle “sesi yanlış kullanmak” ses tellerini yıpratarak kanama yapabiliyor. Bunun sonucunda da ses tellerinde geçici veya kalıcı hasar oluşabiliyor. Bu nedenle yüksek sesle konuşmayın, bağırmayın. Ayrıca ara vermeden uzun süre konuşmamaya da özen gösterin.

Yeterince Su İçmemek

Sesin en önemli düşmanlarından biri, susuzluk. Yeterince su içtiğimizde ses tellerimiz ıslak bir ortamda, kaygan bir zeminde, göğüs boşluğundan gelen havayla daha iyi titreşiyorlar. Tam aksine yeteri kadar su içmezsek ses tellerimizde oluşan kuru ortam sesimizin kısılmasına neden oluyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz ses tellerini nemli tutmak için günde en az 8-10 bardak su içmeye özen göstermemiz gerektiğine dikkat çekiyor.

Ağır Yağlı ve Baharatlı Yemekler Tüketmek

Yemek borusunun alt ve üst kapakları sürekli kasılı halde duruyor ve mide içeriğinin geriye kaçışını engelliyorlar. Mide içeriğinin herhangi bir nedenle boğaza, genize ve ses tellerine kaçışına larengofarengeal reflü deniyor. Midedeki asit salgısının ses telleri üzerinde zehirleyici (toksik) bir etki yapması ses kısıklığına yol açabiliyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz bu nedenle reflü yapabilen ağır yağlı, baharatlı yemekler ve çilek ile domates gibi asitli besinlerden kaçınmanın çok önemli olduğunu söylüyor.

Çay ve Kahve Tüketimini Abartmak

Toplumdaki yaygın inanışın aksine çay ve kahve gibi içecekler su ihtiyacımızı karşılamadığı gibi, vücuttan sıvı atılımını artırarak sıvı ihtiyacımızı daha da artırıyor. Çay ve kahve gibi içeceklerin tüketimini günlük 1-2 fincanla sınırlamaya özen gösterin. Bu içeceklerin yanında günlük su tüketiminize ek olarak bir bardak su içmeyi de ihmal etmeyin.

Strese “Dur” Diyememek

Çağımızın önemli bir problemi olan stres de ses kısıklığına neden olan bir başka önemli etken. Stres, boyun ve ses tellerimizin hareketlerini kontrol eden kaslarda oluşan gerginlik sonucu sesin kısılmasına yol açabiliyor. Heyecanlandığımızda veya çok sinirlendiğimizde ellerimizde oluşan titremenin bir benzeri ses tellerimizde oluşuyor. Sinirli, heyecanlı ve korku içinde olunan ortamlarda sesimizi her zamanki durumlardan farklı kullanıyoruz. Kontrol dışı bu kullanım sırasında oluşan ses kısıklığı geçici oluyor, ancak süre uzadığı zaman ve bu tarz ses kullanımı alışkanlık haline geldiğinde ise ses kısıklığı kalıcı hale dönüşüyor.

Sık Sık Boğaz Temizlemek

Geniz akıntısı ve reflü gibi etkenler nedeniyle boğazda gelişen gıcık hissi yüzünden boğazı sık sık temizlemek de risk oluşturuyor. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonları ve alerji sonucunda oluşan geniz akıntısı ve reflüye bağlı tahrişler sonucunda sık boğaz temizleme ihtiyacı duyuluyor. Bunun sonucunda da her iki ses teli karşılıklı travmaya uğruyorlar. Ses tellerinde oluşan travmalar nedeniyle gelişen ödem de ses kısıklığını oluşturuyor. Bu nedenle boğazda gıcık hissi geliştiğinde altta yatan etkenin belirlenmesi ve tedaviyle ortadan kaldırılması için mutlaka bir hekime başvurun.

Yatmadan Önce Yemek Yemek

Yatmadan önce yemek yemek de larengofarengeal reflüye, buna bağlı olarak da ses kısıklığına yol açan bir başka önemli etken. Çünkü gece boyunca artmış olan mide asidi ses tellerine zarar verebiliyor. Dolayısıyla yatmadan 3 saat önce yemek yemeyi bırakın, su dışında herhangi bir şey tüketmeyin.

Sigara İçmek

Sigaranın dudaktan başlayarak tüm ses yollarını kurutması sonucunda ses kalınlaşıyor, çatallanıyor veya kısılıyor. Sigara aynı zamanda sesin kısılmasına yol açan gırtlak kanserinin de bir numaralı nedeni. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz ses kısıklığında zaman kaybetmeden bir hekime başvurulması gerektiğine işaret ederek, “Gırtlak kanseri çok erken bir dönemde yakalandığında tedavi başarısı yüzde 100’e yakın oluyor. Ancak ihmal edildiği takdirde tedavi başarısı çok düşük düzeylerde kalıyor” diyor.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Merdiven İnip Çıkarken Oluşan Diz Ağrısı

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Merdiven İnip Çıkarken Oluşan Diz Ağrısına Dikkat

Diz eklemleri vücudumuzun en çok yük taşıyan yeridir. Hareketsiz yaşam tarzı ve fazla kilolar diz eklemlerinde kireçlenmeye yani osteoartroza zemin hazırlar. Memorial Ankara Hastanesi Fiziksel Tedavi ve Rehabilitasyon bölümünden Uz. Dr. Gülseren Kayalar, merdiven inip çıkarken oluşan diz ağrısı nedenine dikkat dedi ve diz eklemlerinde artroz ve tedavisi ile ilgili bilgiler verdi.

Fazla Kilolarınızdan Kurtulun

Genellikle 60 yaş üstü kadınlarda iki kat daha sık görülen diz kireçlenmesi, 40’lı yaşlardaki erkeklerde de oldukça sık görülmektedir. Erkeklerde diz eklemine yönelik sık travma veya yoğun sportif aktiviteler, eklem kıkırdak sorunlarında artışa neden olarak erken yaşta gonartroz yani diz kireçlenmesine zemin oluşturabilir. Obezite, diyabet, gut hastalığı gibi birçok metabolik rahatsızlık ve genetik yatkınlık diz kireçlenmesinde etkin rol oynamaktadır. Diz eklemine aşırı yüklenme ve mekanik stres de etkenler arasındadır. Diz eklemi gövdenin ağırlığını taşıyan bir eklem olduğu için postur yani duruş bozuklukları, bel ve kalça rahatsızlıkları da dize yansıyarak diz kireçlenmesini tetikleyebilir.

Merdiven İnip Çıkarken Yaşadığınız Ağrı Kireçlenmeye Bağlı Olabilir

Yavaş seyirli bir hastalık olan diz kireçlenmesi, uzun sürede açığa çıkmaktadır. İlk ve en erken değişiklik diz içerisinde kıkırdakta meydana gelmekte, incelen kıkırdak sonucunda eklem aralığı daralmaya ve ağrı yapmaya başlamaktadır. Tedavi edilmediğinde hareketlerde kısıtlılık ve dizlerde deformasyon açığa çıkmaktadır. Hasta; dizlerden ses gelmesi, şişlik, eklem stabilitesinde bozukluk, güçsüzlük, merdiven inip çıkarken ağrı ve zorlanma yakınmaları ile doktora başvurmaktadır.

Düzenli Egzersiz ve Fizik Tedavi Önemli

Hastanın şikayetleri dikkate alınarak belirlenen tedavi planlamasında asıl amaç, hastanın yaşam kalitesinin ve kısıtlanan hareketlerin artırılmasıdır. Tedavi öncelikle risk faktörlerinin azaltılması ile başlar. Kilo verme ve kas gücü ile esnekliğini artırmanın yanı sıra; aşırı zorlayıcı sportif aktiviteler, merdiven inip çıkma, uzun koşu ve yürüyüşlerden kaçınmak önemlidir.

Diz Ağrılarında Uygulanan Tedaviler

  • Fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları,
  • Kortizon içermeyen ağrı kesici ilaçlar
  • Ekleme yönelik enjeksiyonlardır.

Bu tedaviler belirtilere yönelik olup, uzun vadede eklem kıkırdağının yenilenmesini sağlayamamaktadır.

Modern Tedavi Yöntemleri Şikayetlerinizi Azaltabilir

Diz eklemlerindeki kıkırdak hasarının tedavi seçenekleri, klasik tedavi yöntemlerin yanında yeni tedavi uygulamalarını da içermektedir. Diz eklemlerinde de meydana gelen kıkırdak hasarının kendi kendine iyileşme ihtimali çok düşüktür.

Son 20 yılda geliştirilen modern tedavi yöntemleri ile aşınmaya başlamış diz eklemlerinde bozulan biyokimyasal dengenin düzeltilmesi ve eklem kıkırdağının yeniden onarılabilmesi amaçlanmakta ve kalıcı hasar önlenmeye çalışılmaktadır. Bu tedavilerden biri de eklem içine uygulanan hyaluronik asit enjeksiyonlarıdır. Bunların ağız yoluyla alınan veya cilde sürülen formları da geliştirilmiştir. Akut dönemde etkili olan ve ağrıyı azaltan, fonksiyonel iyileşme sağlayan bu ilaçların uzun vadede yenilenmeyi artırdığına dair kesin kanıtlar bulunmamaktadır.

PRP Uygulaması Yaygınlaşıyor

Son yıllarda hastanın kendi kanı veya kemik iliğinden elde edilerek eklem içine enjekte edilen etken maddelerin kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Bunlara en iyi örnek PRP olarak bilinen plazmadan zengin protein (PRP) uygulamasıdır. Diğer biyolojik etken maddelerle karşılaştırıldığında elde edilmesi en kolay madde olan PRP, özellikle ilk evre diz kireçlenmesi olduğu belirlenen hastalarda etkin olmaktadır. Evre 2 ve 3’te ne kadar iyileşme sağladığı belirgin olmamakla birlikte yapılan çalışmalar bu ürünlerin sentetik ürünlere üstün olduğunu göstermektedir. PRP enjeksiyonunun uzun dönem takipte kireçlenmenin ilerlemesini durdurup durdurmadığını bildiren bir çalışma yoktur. Unutulmaması gereken önemli bir konu ise PRP’nin bir kök hücre tedavisi olmadığıdır.

Kök Hücre Tedavisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Mezenkimal olarak adlandırılan, bağ dokularında bulunan erişkin haldeki kök hücrelerin bölünerek yeni hücreler meydana getirebilme kabiliyeti ve yüksek seviyede farklılaşabilme özelliği nedeni ile diz eklem kıkırdak tamirinde kullanımı hızla artmaktadır. Yapılan çalışmalara göre diz ekleminde kök hücre tedavisi ile kıkırdak tamirlerinde erken dönem sonuçları olumlu iken uzun dönem sonuçları halen tartışmalıdır. Menisküs yırtıklarının onarımında ise çok daha güvenilir sonuçların olması, gelecekte kök hücre uygulamalarının oldukça iyi gelişmeler gösterebileceğine işaret etmektedir.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Sıcak Çarpmasına Karşı 7 Önlem

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

sıcak çarpmasına karşı 7 önlem

Gün içinde yorgunluk, baş ağrısı, halsizlik gibi şikayetleriniz varsa bunun nedeni hava sıcaklığının artışı olabilir. Uzun süre güneşli ortamlarda kalmak ise bilinç kaybı ve vücutta kalıcı hasarlara kadar neden olabilen sıcak çarpması sorununu yaşatabilir. Memorial Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Aytaç Karadağ, sıcak çarpmasına karşı 7 önlem hakkında bilgi verdi.

Açık ve sıcak alanlarda çalışanlar dikkat!

Sıcak çarpmasının en önemli nedeni, nemli havalarda yüksek sıcaklık altında uzun süre durmaktır. Sıcakla birlikte vücutta ısıyı dengeleyen sistem bozulmaktadır. Bu durumda vücut ısıyı atamamakta, sıcak çarpması durumu meydana gelmektedir. Sıcak çarpması en çok sıcak ortamda çalışmak zorunda olanları etkilemektedir. Açık alanda ve güneş altında çalışan inşaat işçileri, fırın çalışanları, cam işçileri, yoğun efor gerektiren bisiklet sürücüleri ve maraton koşucuları risk altındadır. Sıcak çarpmasında risk altındaki kişiler şöyle sıralanmaktadır:

* Yaşlılar ve 5 yaş altı çocuklar

* Kalp ve böbrek yetmezliği

* Şeker hastalığı

* Yüksek tansiyon

* Gebeler

* İdrar söktürücü, alerji, kalp, psikiyatrik ilaç kullananlar

* Alkol bağımlıları

* Obezite ve aşırı zayıflık

* Cilt hastalığı olan bireyler

Güneş yanığı vakaları artıyor

D vitamini için güneşlenmek tavsiye edilse de güneş ışınlarının dik geldiği 10.00- 16.00 arasında güneşten koruyucu, şapka, şemsiye kullanmayanlarda güneş yanıkları, sıcak çarpması ve sıcak bitkinliği vakalarında artış görülmektedir.

Ciltte morarma ve baş ağrısına dikkat!

Sıcağa maruz kalmış bir bireyde bu belirtilerden birkaçı varsa sıcak çarpmasından şüphelenilmelidir:

* Sıcak, kuru ve soluk-morumsu cilt

* Halsizlik, bitkinlik

* Terlemede azalma

* Çarpıntı ve hızlı nefes alma

* Bulantı, kusma, ishal gibi sindirim sistemi yakınmaları

* Yüksek vücut sıcaklığı

* Baş ağrısı

* Kas krampları

* Uyuklama, anlamsız konuşma, çevreyi tanıyamama, sersemlik hali

* Kasılma

* Bayılma ve baygınlık

* Bilinç kaybı, koma

Soğuk uygulama şart

Sıcak çarpması durumunda erken müdahale, geri dönüşü olmayan böbrek ve kalp yetmezliğine ilerleyişi engellemektedir. Bunun için sıcak çarpmasında hasta serin bir ortama alınmalı ve soyularak soğuk duş yaptırılmalıdır. Ayrıca ıslak havlu ile soğuk kompres uygulanmalıdır. Hastanın bilinci açıksa şekerli ve tuzlu su içirilmeli; bilinci kapalıysa ağızdan sıvı ya da katı gıda verilmemelidir. Hastanın solunum yolu her zaman açık tutulmalı ve ayakları yukarı kaldırılmalıdır. Krampları engellemek ve hayati organların etkilenmemesi için hastaya masaj yapılmalıdır. Hastanın şikayetler devam ediyorsa ve ateş yüksekliği 40 dereceyi aşmışsa acilen hastaneye başvurulmalıdır.

Sıcak çarpmasından korunmanın 7 yolu

1.Risk grubundakiler 10.00-16.00 arası güneş altında yüksek sıcağa maruz kalmamalıdır.

2.Sıcak havalarda açık renkli, sentetik olmayan, ince yazlık kıyafetler tercih edilmelidir.

3.Güneş altında şapka, şemsiye ve güneş gözlüğü kullanılmalıdır.

4.Sıcak havalarda su tüketimi artırılmalıdır.

5.Daha sık ılık duş alınmalıdır.

6.Yorucu fiziksel aktivitelerden uzak durulmalıdır.

7.Hava sıcaklığının yüksek olduğu saatlerde özellikle alkollü içecekler ve ağır yemeklerden uzak durulmalıdır.

Sıcak havalarda karşılaşılan hastalıklarla ilgili bir diğer yazıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar