Sosyal Medya

Bilinçli hasta

Yalan Değil Dostum Aşk Diye Bir Şey Var!

Yayınlanma:

,

Aşkın, hormonlarla ilişkisi ispatlanmış bir kimyası var ve bu durum, onu sadece bir duygu olmanın çok ötesine taşıyor. Aşık kişiler üzerinde yapılan sayısız araştırma; başta dopamin, seratonin ve noradrenalin adlı hormonların seviyelerinde meydana gelen değişikliklere dikkat çekiyor

Duygular, bedenimiz üzerinde çeşitli etkiler göstererek varlıklarını ortaya koyarlar. Mesela aşık olduğunuzda, midenizde kelebekler uçuştuğunu hissedebilirsiniz, kalbiniz daha hızlı atmaya başlar, sürekli ve sebepsiz heyecanlı hissedersiniz. Hatta bazıları aşıkken güzelleşir, cildi parlamaya başlar. Aşık olduğunuzda karşınızdaki kişiden başkasını düşünememek, onun hatalarını göremeyecek kadar odaklanmak gibi durumlar ortaya çıkar ya işte buna sebep serotonin hormonundaki düşüştür. University Collage of London’da Obsesif kompulsif yani tekrar eden takıntılı davranış bozukluğu hastaları üzerinde yapılan bir araştırma, bu kişilerin serotonin hormonunun -tıpkı aşık kişilerde görüldüğü gibidüşük olduğunu tespit etti. Serotonin hormonundaki düşüş, odaklanmanıza sebep oluyor ve aşık olduğunuz kişi aklınızdan çıkmıyor. Bir dakika, yoksa aşk aslında bir hastalık mı?

DOPAMİN SALGILARSINIZ

Aşık olduğunuzda heyecanınız artar, ayaklarınız adeta yerden kesilir ve çok mutlu hissedersiniz. İşte bu durumdan sorumlu hormon ise dopamindir. Aşık olduğunuzda salgısı artan dopamin hormonu, noradrenalini de tetikler. Rutgers Üniversitesi’nde, aşk üzerine araştırmalar yapan antropolog Helen Fisher, bu iki hormonun birlikte salgılanmasının sevinç, yoğun enerji, uykusuzluk, yoksunluk, iştah azalması ve artan dikkate neden olduğuna, âşık olunduğunda vücudun bu hormonlardan oluşan ‘aşk iksirini’ salgılamaya başladığına dikkat çekiyor. Helen Fisher ve ekibi, aşkın kimyasını araştırdıkları çalışmalarından birinde, aşık kişilerin beyinleri üzerinde fonksiyonel beyin görüntülemesi yapmış. Bu çalışma esnasında, kişilere aşık oldukları insanların fotoğrafları gösterilmiş ve eş zamanlı olarak beyin fonksiyonları incelenmiş. Raporlanan sonuca göre, dopamin reseptöründen zengin beyin bölgelerinde, kanlanma artışının olduğu saptanmış. Aşık kişilerin karşısındakine duyduğu bağlılığın arttığı da bilinen bir gerçek. Oksitosin ve vazopressin adlı hormonların aşıkken normalden fazla salgılanması, bu durumdan sorumlu. Hatta oksitosin hormonu, aşkın başka bir boyutu olan anne bebek ilişkisinin kurulmasında da önemli bir rol oynayarak doğum sırasında da salgılanıyor ve anne, doğurduğu bebeğine böylece bağlanıyor.

SEBEP OKSİDATİF STRES

İnsan bedeninde sayısız değişikliğe sebep olan aşk duygusunun aslında ne olduğunu merak eden bilim adamları, aşkın ilk basamağı olan çekicilik kavramını da incelemişler. Aslında sıradan olan biri, nasıl oluyor da sizin için diğerlerinden ayrılabiliyor? Neredeyse tüm vücut kimyasını değiştiren aşk, ne zaman ve kimin için devreye giriyor? Bazı insanlar neden çekici bulunurken, bazıları bu sınıfın dışında kalıyor? Bu soruyu tersine çevirip şu şekilde de sorabiliriz; neden bazı özellikleri çekici buluyorken, bazıları dikkatimizi çekmiyor? Son yıllarda yapılan araştırmalar, bedenimizdeki oksijen baskısının hücresel boyutta yanmasına sebep olan oksidatif stresin, çekiciliğin bağlı olduğu en temel unsur olduğunu gösteriyor. Kadınların büyük kısmı tarafından çekici bulunan erkekler üzerinde -psikologlar tarafından- yapılan bir araştırma, bu erkeklerin oksidatif stres bulgularının en düşük seviyede olduğunu gösterdi. Oksidatif stres dışında bir de antioksidanlar var ki bunlar da çekici görünmemizin sebepleri arasında yer alıyor. Düşünce bilimine göre, cazibeyi doğuran bazı özellikler sonradan edinilemez. Ancak zaman içerisinde zayıf yönler gelişerek kişinin çekiciliği artış gösterebilir. Bunu destekleyen en önemli örneklerden biri, içinde bulunduğunuz dönemde çekici bulduğunuz bir erkeğin ya da kadının eski bir fotoğrafına baktığınızda gördüğünüz farktır. Bu teori, yeni doğan bebeklerin yüzlerindeki çekicilik unsurlarını da kapsayan birçok araştırma tarafından desteklenmiştir. Bu araştırmalar, fiziksel çekiciliğin aslında sağlıklı olmanın biyolojik bir sinyali olduğunu savunmaktadırlar.

STRESLİ ERKEKLER ÇEKİCİ BULUNMUYOR

New Mexico Üniversitesi psikologları tarafından 18-38 yaş arası erkeklerde oksidatif stres bulgularının değerlendirildiği bir araştırma yayımlandı. Erkeklerin kulak genişliği, kulak yüksekliği, bilek genişliği, dirsek genişliği, dört parmağının uzunluğu, ayak bileği çapı ve ayak ölçüsü gibi çift taraflı on farklı fiziksel özellikleri ölçüldü ve karşılaştırıldı. Kan ve idrar numuneleri alınarak oksidatif stres göstergeleri incelendi ve son olarak bir grup kadına, erkeklerin incelenen bu beden yapılarının ve yüzlerinin fotoğrafları gösterilerek fiziksel çekicilik değerlendirmesi yapmaları istendi. Çalışmanın sonucunda, kadınlar tarafından çekici bulunan erkeklerin kan ve idrarındaki oksidatif stres bulgularının diğer gruba oranla daha düşük seviyede olduğu tespit edildi. Aynı zamanda çekici bulunan erkeklerde beden ölçülerinin daha simetrik olduğu tespit edildi.

SARIŞIN KADINLAR NEDEN ÇEKİCİ?

Sarışın kadınların neden çekici olduğu ile ilgili yapılan araştırmalar, sarışınların daha yumuşak bir cilde, daha yuvarlak ve kibar bir yüze sahip olduklarını ve bu özelliklerin erkekler tarafından daha çekici bulunduğunu gösterdi. California Üniversitesi’nde yapılan çalışmaya göre sarı saç, fit olmanın bir işareti olarak sayılıyor. Erkeklerin sarışınları daha çekici bulmalarının en önemli sebebi, saç ve cilt renginin açık olmasının, muhtemel hastalıkları daha çabuk ele verdiğini düşünmeleridir. Mesela, esmer bir kişiye oranla açık tenli bir kişinin sarılığı, morlukları veya kansızlık gibi hastalık belirtilerini göstermesi daha kolaydır.

İNCE BELLİ KADIN BEĞENİLİYOR

CalIfornIa Üniversitesi’nin yaptığı bir çalışma, ince belli ve geniş kalçalı kadınların ve bu kadınların doğurdukları çocukların IQ testlerinde daha yüksek puan aldığını gösterdi. Beden kitle indeksine göre değerlendirme yapan başka bir çalışmaya göre, en çekici bulunan kadınların beden kitle indeksi ortalaması 21 olarak belirlendi. Araştırmaya katılan erkeklere beden kitle indeksi 21 olan bu kadınları neden çekici buldukları sorulduğunda verilen cevap, bu fiziki ölçülere sahip olan kadınların daha sağlıklı göründüğü oldu. Yani araştırmaların sonuçlarını değerlendirdiğimiz zaman ince belli ve geniş kalçalı kadınların daha çok beğenildiğini görüyoruz.

Devamını Oku

Bilinçli hasta

Çocuk Sağlığını Tehdit Eden Yerler : Ortak Kullanım Alanları

Yayınlanma:

,

Hastalıklar kapalı ortamlarda daha hızlı yayılır. Pek çok hastalığın temelinde ise kişisel hijyen vardır. Ebeveynler, çocuklarına, başta el yıkama olmak üzere her türlü hijyen kuralını öğretmeli

Okullar, çocuk eğitimi için şüphesiz en ideal öğretim alanlarıdır.
Ancak çocuk sayısının fazla olması ve pek çok ortak kullanım alanlarının bulunması, hastalık riskini de beraberinde getirir. Özellikle mevsim geçişleriyle birlikte bağışıklık sisteminin zayıflaması, okul çağındaki çocukları hastalıklara karşı savunmasız hale getirebilir. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere, hastalıklar en hızlı kapalı ortamlarda yayılır ve pek çok hastalığın temelinde kişisel hijyen yer alır. Söz konusu okullar olunca, ebeveynlerin, çocuk hijyeni konusunda daha duyarlı olması gerekebilir. Nitekim, kalabalık ortamlar hastalığın yaygınlaşmasında aktif rol oynar. Çocuğunuzun kişisel hijyenine önem vermesi hem kendi sağlığı, hem de diğer okul arkadaşlarının sağlığı açısından önemlidir. Çocuğunuzun okuldaki enfeksiyon ve mikroplarla temasını engelleyemezsiniz.
Ancak hijyen alışkanlıkları edinmesini sağlayarak hastalık riskini azaltabilirsiniz.

HİJYEN NEDEN ÖNEMLİDİR?
Çocuğunuz hastalığa yakalandıktan sonra, mikroplar evinizdeki ailenin geri kalanına çabucak yayılabilir. Çocuklarda sık görülen soğuk algınlığı ve bağırsak enfeksiyonu, diğer aile bireylerine de geçebilir. Bu nedenle, çocuğunuzun hijyen konusunu anlamasına yardımcı olmak; onun ve ailenin geri kalanının sağlıklı kalmasını sağlar.

El yıkama alışkanlığı kazanmalı 
Ellerin sık sık dezenfekte edilmesi, iyi bir hijyenin olmazsa olmazıdır. Özellikle okul gibi ortak kullanım alanlarının yaygın olduğu kurumlarda kapı kulpları, masa, sıra, tahta, tebeşir, tuvalet gibi alanlar enfeksiyon riski barındırır. Dolayısıyla el yıkama, okul kaynaklı enfeksiyonlarınönlenmesinin en etkili yoludur. Bu noktada sizlere düşen görev; çocuğunuza, ellerini hangi sıklıkla ve nasıl yıkaması gerektiğini öğretmektedir. İşe, çocuğunuza ortak kullanım alanları ve eşyalarını anlatmakla başlayın. Ellerin, ovuşturularak ve parmak aralarına su geçirilerek ortalama 20 saniye yıkanması gerektiğini söyleyin. Çocuğunuza ayrıca aşağıdaki durumlardan sonraellerin yıkanması gerektiğinden bahsedin: 
 Tuvaleti kullandıktan sonra 
 Yemekten önce 
 Dışarıda oynadıktan sonra 
 Kirli bir şeye dokunduktan sonra 
 Öksürdükten, hapşırdıktan veya burnuna dokunduktan sonra 
 Hayvanları okşadıktan sonra 
 Eller kirli görünüyorsa 

Kahvaltıyı geçiştirmeyin 
Kahvaltı, günün en önemli öğünüdür.
Yataklarından çıkmakta zorlanan çocuklarınızın beş dakika daha uyumalarına izin vererek, kahvaltılarını geçiştirmelerine neden olduğunuzu unutmayın. Okul çağı çocuklarının tükettiği besinlerde çeşitliliğin sağlanması gerekir. Unutmayın, çocukların boyları bu dönemde uzar. Bu dönemde, nişastalı karbonhidratlar ile liften zengin besinlerin sık tüketilmesi, yağ ve şekerin sınırlandırılması, vitamin ve minerallerin yeterli düzeylerde alınması gerekir.
Çocuğunuzun üç ana, üç ara olmak üzere günde altı öğün beslenmesine ve yediklerinin evde pişirilmiş olmasına özen göstermeniz yeterli. 7-14 yaş arası, en hızlı boy uzamasının yaşandığı dönemdir. Bu yaş grubundaki çocuklar, diğerlerine oranla çok daha fazla kalsiyuma ihtiyaç duyarlar.
Süt, yoğurt, peynir ve ayran gibi gıdalar bu yaş aralığındaki çocukların günlük diyetlerinde mutlaka yer almalıdır.

Kantin ve yemekhaneler önemli 
Eminim okul seçiminde öncelikli kriterleriniz farklıdır ancak çocuğunuzun başarısı için okullarda sunulan yemek alternatifleri, mutlaka ilk üçte yer almalıdır.
Özel okulların birçoğunda, tabldot usulü yemek servisi yapılıyor. Böyle durumlarda yemeklerin nereden geldiğini ve nasıl bir ortamda hazırlandığını mutlaka irdeleyin. Yemek servisi yapılmayan okullarda durum daha tehlikeli. Çocuğunuz, genelde fastfood mönülerin bulundurulduğu okul kantinlerine mahkumlarsa, üşenmeyecek ve beslenme çantası hazırlayacaksınız demektir! Unutmayın, çocuklar duyduklarından çok gördüklerini yaparlar.

Alerjik hastalıklara göre yiyecek listesi yapın
Aktif enfeksiyon kadar alerjik rahatsızlıklar da eğitim döneminin aksamasına neden olabilecek bir konudur. Alerjik rahatsızlıklar yetişkin bireylerin keyfini kaçırabildiği gibi çocuklarda da huysuzluğa neden olabilir. Bu nedenle çocuğunuzu okul öncesinde doktor kontrolüne götürün ve alerjik durumu ile ilgili bilgi alın. Ayrıca okul evinize uzaksa, olabilecek alerjik reaksiyonlara karşı okulun bulunduğu konuma yakın hastanelere göz gezdirin. Çocuğunuzun gıda alerjisi bulunuyorsa, evden ayrılmadan önce bir yemek listesi hazırlamanız size yardımcı olacaktır. Çocuğun beslenme çantasında, alerjisi bulunmayan aperatif yiyecekler, meyveler ve gıdalar yer almalıdır. Ayrıca olası bir alerjik reaksiyon durumunda ilaçlarının yanında olduğundan emin olun.

Su tüketimine teşvik edin
Çocuğunuza su tüketimi için, susamayı beklememesini aşılayın. Su, hem insan bedeni, hem de ekolojik dengenin devamı için hayati öneme sahip en önemli şeydir desek abartmış olmayız. Eminim birçoğunuz, insan bedeninin dörtte üçünün sudan oluştuğunu söyleyen birilerini duymuşsunuzdur. İnsan bedeni, yaşamsal fonksiyonlarını yerine getirebilmek için gün boyu su kaybına (dehidrasyon) uğrar. Dehidrasyon yok sayılacak olduğunda insan bedeni, tüm fonksiyonlarını yerine getirebilmek için günde 2-6 litre suya ihtiyaç duyar. Ayrıca suyun bağışıklık sistemini hastalıklara karşı koruma gücü bulunuyor.

Devamını Oku...

Alternatif Sağlık

Refleks Terapi ile İlgili Sık Sorulan Sorular

Yayınlanma:

,

1-Refleks Terapi Nedir?

Tamamlayıcı Tıp yöntemlerinden birisi olarak kullanılan refleks terapi genelde yüzden yapılan el ve ayaktan da uygulamaları olan beyinle ilgili sinir noktalarının uyarılması ile beynin yeniden eğitilmesini, adapte olmasını, hücreler arası bağlantıların artmasını sağlayan bir tedavi şeklidir.

2-Refleks Terapinin, Refleksolojiden farkı nedir?

Refleks terapi de beyinle ve organlarla ilgili sinir noktaları direk yüzde olduğu için refleksolojiye göre daha etkili bir yöntemdir. En önemli farklı ise refleksoloji genelde tek düzedir ve refleksolojiye ait ayakaltından uygulanan harita herkese, her hastalığa aynı şekilde uygulanır. Bu da farklı hastalık grupları için aynı şekilde uygulanan refleksoloji tedavisinin ne kadar etkili olabileceği noktasında soru işareti oluşturmaktadır. Ancak refleks terapi tamamen kişiye özgü olarak planlanan içerisinde sinir noktaları, organ haritaları, lenfatik sistem, hormonal sistem, kas iskelet sitemi, beyin loblarının olduğu daha komplike bir tedavi seçeneğidir. Refleks terapinin en büyük gücü ise kişinin ihtiyaçlarına göre tedavi programının belirlenmesidir. Refleksolojinin tekdüze, refleks terapinin ise daha komplike bir sistem olması refleks terapi için başarı ihtimalini arttırmaktadır. Bizler refleks terapi sonrası yüzden yaptığımız uygulamalara ek olarak bazı hasta gruplarında ayakaltından çalışmaktayız ancak yaptığımız bu çalışmada tespit edilen blokasyonlara göre belirlenip kişiye uygulanmaktadır. Bu yüzden tamamlayıcı tıp yöntemleri arasında kullanılan refleks terapi oldukça etkili bir yöntemdir.

3- Blokasyon nedir?

Tedavi sırasında terapistin elinin altında hissettiği kum tanesi veya fındık büyüklüğünde olan bölgelerdir. Bu noktaların en çok veya en büyük olanına göre tedavi şekillenir. Blokasyon oluşan noktalar oluştuğu bölgeye göre o meridyenin sağlıklı bir şekilde çalışmasına engel olurlar.

4-Şuan hangi organa çalışıyorsunuz hissetme imkanım var mı?

Tedavi sırasında en çok sorulan soru olabilir. Örneğin kişiye mide cevabını verdiğimiz zaman kişi ‘mideme çalıştığınız için bu değişimi hissedebilir miyim’ diye sormaktadır. Aslında blokasyon nedir kısmında bu soruyu kısmen de olsa cevaplamıştık. Biz sadece mide bölgesine değil mide ile bağlantılı olan meridyene çalışıyoruz. Bu sistemi içerisinde sıvı akan bir boruya benzetirsek herhangi bir bölgede oluşan problem tüm meridyeni etkileyebilir. O yüzden mide üzerine yapılan çalışmayı genelde kişiler hissetmezler.

5-Refleks Terapi nasıl etki ediyor?

Refleks terapi de yüz, el ve ayakta ki sinir noktalarına yapılan uyarılar ile ilgili organ/kas/hormon merkezi sinir sistemi sayesinde uyarılır ve sonuç olarak kaslarda, organlarda ve hormonlarda dengeleme cevabı açığa çıkar.

6-Refleks Terapiden sonra ne yapmam gerekir?

Tedavi sonrası terapistler olarak bizler kişiyi 5 dakika yatırıyoruz kalktıklarında bir anda baş dönmesi yaşamamaları için. Kişi terapi sonrası bol su içmelidir.

7-Yan etkisi var mı?

Herhangi bir yan etkisi yoktur. Sadece terapi sonrası uzun süre yatmaya bağlı kısa süreli baş dönmesi yaşanabilir. Aynı zamanda metabolizma hızlandığı için kişi daha fazla tuvalete çıkabilir. Bu ufak detaylar dışında genel olarak hiçbir yan etkisi yoktur.

8- Seans süresi ne kadar?

Seans sayıları kişiden kişiye değişmektedir. Mesela migren hastalığında ortalama 10-15 seans sürerken, nörolojik hastalıklarda 6 ay/ birkaç yıla kadar çıkmaktadır bu süre.

9-En çok hangi tip hastalar size başvuruyor?

Genel olarak nörolojik hastalıklar, engelli çocuklar, demans, alzeimer, zayıflama, hamilelik sonrası depresyon, öğrenme güçlüğü hatta kanser hastalarına bile çalışıyoruz. Ancak özellikle yüz felci konusunda birçok kişi kliniğimize başvuruyor. Bunun sebebi de refleks terapi bu alanda çok başarılı ve genel olarak da baktığımızda yüz felci geçirmiş hastaların birçoğu ilaç veya fizik tedaviden fayda göremedikleri için alternatif olarak refleks terapiye yöneliyorlar.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Bel Ağrısı Nelerden Kaynaklanabilir?

Yayınlanma:

,

Tüm yapıları sağlıklı bir belde ağrı görülmez. Belim ağrıyor diyorsanız mutlaka herhangi bir yapıda; kas, eklem, bağ, omurlar arasındaki yastıkçıkların herhangi birinde patoloji var demektir.

Bel ağrısı yetişkinlerde çok yaygın görülen bir semptomdur. Her insan yaşamı boyunca bir defa da olsa bel ağrısı yaşamıştır. Az da olsa bilinemeyen sebeplerden dolayı oluşabilen bel ağrıları da vardır. Ağrı aniden başlayabilir, gittikçe şiddetlenebilir, tek veya çift taraflı olabilir veya kalçadan aşağıya doğru yayılabilir.

Peki bel ağrıları nelere bağlı oluşmaktadır?

Omurlarda, kalça kemiğinde, karında veya sinir çıkışlarında meydana gelen travmalardan kaynaklı olabilir.

Bel fıtığı veya postürel değişiklerden kaynaklı mekanik bel ağrısı olabilir

Omurilik kökenli bir hastalıktan kaynaklı olabilir; MS

Omurilikte, omurganın içinde veya dışında, karın içi bölgede veya bacağa giden sinirlerde tümörden kaynaklı olabilir.

Diyabet hastalarında bacağa giden sinirlerin etkilenmesine bağlı olabilir.

Osteoporoz gibi kemik dejenerasyonundan kaynaklı olabilir.

Enfeksiyona bağlı tüberküloz, brusella, diskit gibi durumlarda açığa çıkabilir.

Kalça kemiğinde ve omurlarda meydana gelen kırıklar ağrının kaynağı olabilir.

Bel ağrılarının kaynağı genelde disklere binen yüke bağlıdır. Disklerin zamanla deforme olması, hastalığa bağlı etkilenmesi veya travmatik yaralanmaları sonucu diğer yapılarda da problem açığa çıkmasına sebep olur.

Bu ağrıların %30’u kronikleşmektedir ve sürekli meydana gelmektedir. Doğru teşhis ve tedaviyle ortadan kaldırılabilir.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.