Bizimle iletişime geçin

Bilinçli hasta

Vitamin ve Mineral Kaynakları

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

vitamin ve mineral kaynakları

Kemik erimesi için kalsiyum, hamileler için folik asit takviyesi önem taşıyor. Süt, balık ve yeşil yapraklıları tüketmenin yanı sıra vitamin de almaya çalışın.

Dengeli bir beslenme, sağlıklı yaşamın olmazsa olmazlarından birisidir. Farklı yiyecek gruplarını beslenme programınıza dahil ederek vücudunuzun verimli bir şekilde çalışması için gerekli olan besin maddelerini de sağlamış olursunuz. Ancak yediğiniz gıdalardan günlük vitamin miktarını yeterince karşılıyor musunuz? Özellikle kadınlar için önemli olan vitamin ve mineral kaynakları olan besinleri bu haftaki yazımda bulabilirsiniz.

Vitamin takviyesi alırken dikkat edilmesi gereken en önemli şey, doktorunuza danışmaktır. Sizin için en doğru olan vitamin tavsiyesini elbette doktorunuz verecektir.

Demir 

Demir, yaşamak için ihtiyacımız olan en önemli mineraller arasında yer alır. Demir; alyuvarlarda hemoglobin üretmek, hücrelere oksijen taşımak, hücre gelişimi ve büyümesini düzenlemek, bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek ve beyin fonksiyonlarını desteklemek gibi son derece hayati görevleri üstlenir. Ayrıca demir, vücuttaki sıcaklık düzenini destekler; doğru hücre büyümesi için de gereklidir. Yapılan araştırmalar ışığında yaşa göre değişen demir ihtiyacının bir listesi oluşturulmuş. Bu liste şöyle:
 19-50 yaş arası kadınlar: 18 mg.
 14-50 yaş arası hamile kadınlar: 27 mg.
 14-18 yaş arası emziren kadınlar: 10 mg.
 19-50 yaş arası emziren kadınlar: 9 mg.
 51 yaş üstü herkes: 8 mg.

Nereden alabilirim?

Kırmızı et, tavuk, hindi, balık, tahıllı gıdalar, fasulye ve koyu yeşil yapraklı sebzelerden demir ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.

Kalsiyum 

Kemik sağlığı için hayati önem taşıyan, vücut için yeterli kalsiyum seviyeleri aynı zamanda arter, ven ve kas fonksiyonunu korurken hormonların dengelenmesine yardımcı olur. Bu, kadınlar için olmazsa olmaz mineral aynı zamanda kas kasılmalarını azaltır, sağlıklı bir kan basıncının korunmasına yardımcı olur.
Kemiklerimiz yaşamın erken dönemlerinde (30 yaşından önce) ihtiyaç duydukları kalsiyumun çoğunu alsalar da, besinler daha sonradan kemik sağlığının korunmasında büyük rol oynar. Besin değeri yüksek gıdalar, kas kasılması, sinir ve kalp işleyişi, diğer biyokimyasal reaksiyonlar gibi temel vücut işlevleri için gereklidir. Günlük besin listenizde yeterli miktarda kalsiyum yoksa, vücudunuz kemiklerinizin arasından kalsiyumu çıkarır ve vücudunuz zayıflar.

Nereden alabilirim?

Süt, brokoli, badem, ıspanak, soya peyniri ve sardalya gibi kalsiyum bakımından zengin gıdalarla beslendiğinizde vücudunuzun ihtiyacı olan kalsiyumu almış olursunuz.

Folik Asit 

Kadınların yakından tanıdığı folik asit; kırmızı kan hücreleri de dahil olmak üzere yeni hücreler üretmeye ve sürdürmeye yardımcı olur. Sinir sisteminin mesaj taşıyan moleküllerinde dengeyi korur, zihinsel ve duygusal sağlık için de oldukça önemlidir.
Folik asit, kansızlığın önlenmesini sağlar. Özellikle hamilelik öncesi dönem ve hamilelik sırasında kullanılması gereklidir. Gebelik sırasında folik asit eksikliği, erken doğumlar ve nöral tüp defekti ile doğan bebekler gibi ciddi komplikasyonlara neden olabilir. Çalışmalar, gebelik öncesi ve ilk üç aylık dönemde folik asit takviyeleri alan kadınların, nöral tüp defektli çocuğa sahip olma riskini yüzde 72 oranında azaltabileceğini gösteriyor. Önerilen günlük miktar 400 mikrogramdır; bu ihtiyaç, hamile kadınlar için 600 mikrograma kadar yükselir.

Nereden alabilirim?

Doğal kaynaklar arasında yapraklı yeşil sebzeler, meyveler ve fasulye bulunur.

Magnezyum 

Vücudunuz bu minerali; normal kas ve sinir fonksiyonunun muhafaza edilmesi, kalp ritimlerinin sabitlenmesi, sağlıklı bir bağışıklık sistemi, kemiklerin güçlenmesi için kullanır. Ayrıca kan şekeri düzeylerinin düzenlemesine yardımcı olmak, tansiyonu dengede tutmak, krampları, baş ağrısını ve migreni azaltmaya yardımcı olmak için de vücudun bu minerale ihtiyacı vardır.

Nereden alabilirim?

Kabak çekirdeği, ıspanak, siyah fasulye, soya, fındık ve avokado; magnezyum açısından zengin gıdalar arasındadır.

Omega 3

Omega-3; depresyon semptomlarını azaltır, kalp hastalığı riskini düşürür. Beyin sağlığı ve sinir sistemi gelişimi için gereklidir. Yaşlanmaya bağlı olumsuz değişikliklere, kalp hastalığı riskinde artışa ve bilişsel düşüşe karşı koymaya yardımcı olur.

Nereden alabilirim?

Somon balığı, fındık, ceviz, keten tohumları ve yapraklı sebzeler gibi gıdalardan omega 3 alabilirsiniz. Takviye almanız, yeterli seviyede omega-3 aldığınıza emin olmanızı sağlar. Her iki durumda da eğer sağlıklıysanız 500 mg, kalp rahatsızlığınız varsa 800-1000 mg arasını ve yüksek trigliserid seviyelerine sahipseniz 2000-4000 mg’ı hedefleyin.

Biyotin

AB vitamini, bazen H vitamini veya B7 vitamini; biyotin olarak anılır. Güzellik vitamini olarak bilinen biyotinin vücuda en önemli faydası, hücre gelişimine katkıda bulunmak ve kanın şeker seviyesini ortalama düzeyde tutmaktır. Özellikle kadınların önem verdiği saç ve tırnak sağlığına olan pozitif etkisi ile biyotin günümüzde birçok kozmetik ürününde kullanılmaktadır.

Nereden alabilirim?

Pazı, havuç, fındık, siyah çay, pirinç, ceviz ve yumurtadan bu vitamini elde edebilirsiniz.

C vitamini

Yeterli miktarda C vitamini seviyesi kırışıklıkları azaltmaya, zararlı serbest radikalleri emmeye ve nörotransmitter üretimine, yara iyileşmesine ve proteinin metabolize edilmesine yardımcı olur.

Nereden alabilirim?

Brüksel lahanası, çilek, kırmızı biber, portakal, kivi, yeşil biber, brokoli, greyfurt, domates suyu, lahana; C vitamini açısından zengin kaynaklardır.

Vitaminlerden ve kaynaklarından bahsettiğimiz bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilinçli hasta

Karın Ağrısını Dikkate Alın

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Karın Ağrısını Dikkate Alın

Karında basınç hissi, şişkinlik, ağrı… Kadınların büyük bir kısmının zaman zaman yaşadığı ve “geçer” diye önemsemediği bu belirtiler, büyük bir tehlikenin sinyali olabilir, karın ağrısını dikkate alın… Zira yumurtalık kanseri, sinsice ilerleyerek genellikle 3. evrede bu belirtileri veriyor. Jinekolojik kanserler arasında ölüm riski en yüksek olan yumurtalık kanserine karşı en büyük silah, düzenli jinekolojik muayene. Her yıl yaptıracağınız düzenli muayene ile bu kanserin erken evrede yakalanabileceğini söyleyen Acıbadem Maslak Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum/ Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, özellikle genetik risk altında olan kadınların, genetik test ile risklerinin belirlenmesinin hayat kurtarıcı bir tedbir olacağını vurguluyor.

Sağlık Bakanlığı Kanser Dairesi verilerine göre, Türkiye’de yüz binde 6 kadında görülen yumurtalık kanseri, kadınlarda en sık görülen kanserler arasında 7. sırada yer alıyor. Genellikle ileri safhada şikayetlerle ortaya çıkan yumurtalık kanseri sadece düzenli jinekolojik muayenelerle tespit edilebiliyor. Türkiye’de her yıl yaklaşık bin 250 kadının bu hastalıktan hayatını kaybediyor. Yumurtalıklardan sonra tüm karın bölgesine sessizce yayılabilen bu hastalığın sadece menopoz sonrası değil tüm yaş gruplarında ortaya çıkabildiğini belirterek düzenli jinekolojik kontrollerin önemine dikkat çekiyor.

Sadece Menopoz Sonrası Hastalığı Değil

Kadında çoğalma organı olarak görev yapan yumurtalıklar, her ay yumurta üretmelerinin yanı sıra kadınlık hormonları olan östrojen ve progesteronun üretiminden de sorumlular. Genellikle menopoz sonrası görülen ama bu yaş grubuyla sınırlı olmayan yumurtalık kanseri sinsice yayılan ölümcül bir kanser türü. Üreme çağındaki kadınlarda, hatta genç kızlarda bile görülebilen bu hastalığın teşhisi için yumurtalıklarda rastlanan her türlü kist ve kitlenin dikkatle değerlendirilmesi gerekiyor.

Bu Belirtilere Dikkat!

Sinsice ilerleyen yumurtalık kanseri ancak yumurtalıklarda meydana gelebilecek olumsuz gelişmelerin düzenli olarak takip edilmesi ile erken aşamalarda tespit edilebiliyor. Hastalığın sık görülen belirtileri ise şunlar:

  • Karında basınç hissi ve şişkinlik
  • Kasıkta dolgunluk veya ağrı
  • Uzun süreli hazımsızlık, gaz veya bulantı
  • Bağırsak alışkanlıklarında kabızlık gibi değişiklikler
  • Mesane alışkanlıklarında sık sık idrara çıkma ihtiyacı dahil değişikliler
  • İştah kaybı veya hızlı bir şekilde tokluk hissi
  • Vajinal kanama

Kilo kaybı

Bu belirtilerin özellikle birkaçının birlikte olduğu durumlarda rutin muayene periyodlarının dışında da doktora gidilmesi öneriliyor.

Erken Evre İçin Rutin Kontroller Çok Önemli

Yumurtalık kanserlerini erken tespit edebilecek bir tanı ve tarama yöntemi yok. “Hastaların genellikle karında şişlik ve ağrı, sindirim bozuklukları, idrar sorunları ve bağırsak alışkanlıklarında değişiklik şikayetleri oluyor ama kadın hastalıkları ve doğum uzmanı yerine başka branş doktorlarına giderek vakit kaybediyorlar” diyen Prof. Dr. Mete Güngör, bu nedenle tanının ya rutin jinekolojik muayenelerde erken evrede ya da sıklıkla hastalığın tedavisinin zor olduğu ileri evrelerde konulabildiğinin altını çiziyor.

Kimler Risk Altında?

Yumurtalık kanserlerinin yüzde 10-15 kadarı kalıtımsal bozukluklar sonucu ortaya çıkarken geriye kalan yüzde 85-90’ının hangi nedenler ile oluştuğu tam olarak bilinmiyor. Ancak bazı durumlarda ve bazı kadınlarda yumurtalık kanserleri daha sık ortaya çıkıyor. Örneğin az doğum yapanlarda, erken adet görenlerde, geç menopoza girenlerde, infertilite sorunu olan veya infertilite tedavisi görenlerde ve genital bölgeye talk pudrası uygulayanlarda yumurtalık kanserleri daha sık görülüyor.

Doğum Kontrol Hapları Koruyucu Rol Oynuyor

Uzun süreli doğum kontrol hapı kullananlarda, çok doğuranlarda ve tüpleri bağlanmış veya alınmış olan kadınlarda ise hastalığa daha az rastlanıyor. Yumurtalık kanserlerinin yüzde 10-15 kadarı da aile bireylerinde kuşaktan kuşağa geçen kalıtsal genetik hasarlar sonucunda meydana geliyor. Bu hasarlardan en çok bilinen ikisi BRCA 1 ve BRCA 2 gen mutasyonları. Bu gen mutasyonları olan kadınlarda yaşam boyu yumurtalık kanseri görülme riski yüzde 20-40’lara kadar ulaşabiliyor. Bu nedenle ailesinde 2 veya daha fazla akrabasında meme ve yumurtalık kanseri olan kadınlarda BRCA1 ve BRCA2 gen hasarları araştırması gündeme geliyor. Doğum kontrol hapları yumurtalık kanseri riskini düşürüyor. Hastalığın, bir yıla kadar doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda yüzde 30; 5 yıldan uzun süre kullanan kadınlarda yüzde 70 daha az görüldüğüne dair pek çok araştırma mevcut. Aynı şekilde doğum sayısı arttıkça yumurtalık kanserinin görülme sıklığında azalmalar olduğu da tespit edilmiş durumda.

Yumurtalıklarda Kist Veya Kitle Tespit Edilirse

Yumurtalık kanserinin erken teşhisi çok önemli, çünkü hastalık sadece yumurtalıkta sınırlıyken tedavi edilebilme oranı yüzde 90-100 iken, ileri evrede yaşam süresi 5 yılda %40-50 ile sınırlı kalıyor. Yumurtalık kanserinde tedavinin cerrahi olduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı/ Jinekolojik Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Mete Güngör, hastalığa bulunduğu evreye göre gerekli görülürse öncesinde ya da sonrasında kemoterapi de uygulanabileceğini belirtiyor. Hastalığa ileri evrede rastlanması durumunda jinekolojik organların tümü, bölgesel lenf bezleri ve üzerinde tümör bulunan diğer organlar geride hiç tümör dokusu kalmayacak şekilde çıkartılıyor ve ameliyat sonrası geride kalmış olan mikroskobik düzeydeki tümör hücrelerini de yok etmek için hastalara kemoterapi veriliyor. Erken evrede karşılaşılan hastaların tedavileri ise robotik veya laparoskopik olarak kapalı cerrahiyle yapılabiliyor. Tedavi gören hastaların yarısında takip eden 5 yıl içerisinde hastalığın tekrar görülme riski olduğu için kontrollerin de aksatılmaması gerekiyor.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Açken Sinirli Misiniz ?

Ayşenur Servet

Düzenleyen

on

acken sinirli misiniz

AÇKEN SİNİRLİ MİSİNİZ?

Siz de açken sinirli misiniz? Sürekli tatlı yeme ihtiyacı, açlık halinde konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, yemekten 3 -4 saat sonra anormal acıkma ve tatlı isteği gibi şikayetler “Reaktif Hipoglisemi” tehdidi altında olduğunuzun habercisi olabilir. Hatta fazla kilolarınızın sorumlusu da sürekli bir şeyler atıştırmanızdır zaten çoğu zaman. Bunun için insülin ve kan şekeri dengesine ait biraz detay bilgiye ihtiyacınız var.

İnsülin Nedir?

İnsülin, pankreasın beta hücrelerinde üretilen ve kan şekerini düşürmeye yarayan bir hormondur. Yemek ile almış olduğumuz karbonhidratlar, sindirim sistemi tarafından en küçük parçaları olan glukoza (şekere)parçalanırlar. Glukoz, hücrelerin en önemli enerji kaynağıdır. Sindirilerek kana karışan glukoz tarafından uyarılan pankreas, glukozun hücre içine (kas, karaciğer, yağ dokusu) girmesini sağlayan insülin adlı hormonu üretmeye başlar.

Sindirim sonrası insülin ve glukoz damarlarda dolaşmaya başlar. Hücre çeperinde bulunan insülin glukozun hücre içine girmesini sağlar. Bu şekilde glukoz enerji kaynağı olarak kullanılabilir hale gelir. Hücre içine giremediği durumda ise kanda yükselmesi kan şekerinde artış( hiperglisemi) olarak adlandırılır. Kan şekerinde düşme ise bunun tam tersidir.

Hipoglisemi, yani kan şekerinin düşük olması ( hipoglisemi) ı durumu yemek yedikten 2- 5 saat sonra kan şekerinin düşmesi ile kendini gösterir. İki öğün arasında kan şekeri 60- 110 mg/ dl‘ de sabit kalır. Kan şekeri düzeyinin 40 mg/ dl’ nin altına düşmesi hipoglisemi için bir uyarıdır. Kan şekeri normal düzeyin altına düştüğü zaman, enerji üreten hücreler için hemen yeterli miktarda glikoz bulunmaz. Bu durum terleme, hızlı kalp atışı, terleme ve açlık gibi çeşitli durumlara yol açar.

Nadiren bazı insanlarda, reaktif hipoglisemi ortaya çıkar. Miktarca çok yoğun bir öğün tükettikten sonra, bu duruma tepki olarak vücudumuz çok fazla insülin salgılar. Bunun sonucu olarak kan şekeri normalin altına düşer. Bazı otoritelere göre bu durum diyabetin erken belirtisidir. Amaç her ne nedenle olursa olsun kan şekerimizi dengede tutmak olmalıdır. Bu durum mutlaka endokrinoloji uzmanı bir hekime başvurmayı gerektirir. Beslenme yönünden dikkat edilmesi gerekenler ise şöyle özetlenebilir.

Ara öğünlerin düzenli tüketilmesi:

Ana öğünlerde ki besin tüketimini azaltıp ara öğünlere eklenmelidir. Böylece azar azar ve sık beslenilerek kan şekerinin dengede olması sağlanabilir. Ana ve ara öğünler arası en fazla 3 saat olmalıdır. Aksi takdirde, uzun süren açlık durumlarında kan şekeri düşer.

Basit karbonhidrattan komplekse:

Basit karbonhidratlar kan şekerinin daha çabuk yükselip, çok ani düşmesine de neden olacaktır. Komplex karbonhidratlar ise kana daha yavaş geçerek, kan şekerini daha yavaş yükseltip, uzun süre aynı seviyede kalmasını sağlar. Bu nedenlerden dolayı iyi seçim; kompleks karbonhidratlardır. Komplex karbonhidratlara en iyi örnek, bulgur, kepekli ekmek, kuru baklagillerdir.

Posa:

Posa veya diyet lifinin pek çok faydası olduğu bilinmektedir. Reaktif hipoglisemi durumlarında da oldukça faydalıdır. Posa, mide boşalmasını geciktirerek, daha uzun süre tok kalmamızı ve kana şekerin daha uzun sürede geçmesini sağlayarak, kan şekerinin ani pikler yapmasını engelleyerek ve uzun süre aynı seviyede tutar.

Glisemik İndex:

Glisemik index (Gİ), besinlerin kan şekerini yükseltebilme değerini gösterir. Glisemik indeksi düşük besinlerin tüketilmesi bir yaşam tarzı haline getirilmelidir. Böylece kan şekeri düzeni sağlanabilmiş olur. Aşağıda bazı besinlerin glisemik indeks değerleri verilmiştir. Sağlığınız için dengeli ve düzenli beslenmeye çalışırken, glisemik indeksi düşük ve orta seviyedeki besinleri seçmeniz iyi olacaktır.

Bazı besinlerin GI değerleri

Beyaz ekmek                100               Bulgur                          65

Makarna                      66                   Pirinç                           83

Mısır                             87                   Süt ürünleri                   46- 52

Kuru baklagiller          20- 60            Portakal                        59

Yağsız süt                     46                   Tam süt                       43

Yoğurt                          52                   Elma                           53

Dondurma                     52                 Bal                              126

Muz                              84                   Portakal suyu               64

Frukoz                         30                    Glukoz                        138

Okumaya Devam Et

Bilinçli hasta

Stres İle Başa Çıkmanın Yolları

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Stres İle Başa Çıkmanın Yolları

Stres ile başa çıkmanın yolları;  gün içerisinde otobüsü kaçırmak, işe geç kalmak, sınavlar, girdiğimiz çeşitli tartışmalar ve bunun gibi birçok olay bizi strese sürükleyebiliyor. Peki strese en iyi gelen şeyin temizlik olduğunu söylesem?

Günümüzde stres, neredeyse yaşantımızın bir parçası oldu. Yaşanılan birçok olay kimi zaman farkında olarak kimi zaman farkında olmadan strese sebep olabiliyor. Çoğu insan stresli bir hayatı kabul ederek hayatlarına bu şekilde devam ederken bazı insanlarsa stresin önüne geçmek için ya da stres anında buna bir dur demek için önlemler alıyor.
Çeşitli masajlar, çaylar ve sosyal etkinlikler stresin önüne geçerken, son zamanlarda yapılan araştırmalar, stres altında olan insanların temizlik yaparak kendilerini rahatlattıklarını ortaya koyuyor. Temizlikle beraber sadece temizlik yapılan ortam değil beyin de temizleniyor. Temizlik iyileştirici bir özellik taşıyor. Stresli ya da kaygılı olduğumuz zamanlarda içinde bulunduğumuz ortamın dağınık ve pis olması bizi daha da strese sokup kaygılandırırken, etrafın temiz ve toplu olduğu bir ortamda bulunmak ruh halini sakinleştirerek, duygu durumunu düzene sokar.
Stresli olduğumuz zamanlarda kafamız ve duygularımız karmaşık bir durumda olur. Bulunduğumuz alanın temiz olması sakinleşme ve refah duygusu gibi olumlu duygulara yol açabilir.
Yapılan bazı araştırmalar, evi dağınık olan bir kadınlarda stres hormonunun daha yüksek olduğunu tespit etmiştir. İnsan stresliyken kafasını kurcalayan, meşgul eden endişeler vardır bu yüzden de ek olarak gözle görülen bir düzensizliğe tahammül edemez. Örneğin; bulaşık yıkamak, kireç temizlemek gibi rutin temizlik işlemleri yaşadığımız günlük stresin önüne geçerek kafamızı dağıtır.

Meditasyon yapmak stresin önüne geçiyor

Gün içerisinde yaşanan yoğunluk ve stresi, gün sonunda atıp rahatlamak sağlıklı bir yaşam için oldukça önem taşır. Zihnimizi boşaltmak rahatlatır ve stresin önüne geçer. Düzenli ve temiz bir alan daha rahatlatıcı ve sağlıklı bir ortam sunarken, dağınık ve karmaşık ortamlar dikkat dağınıklığını ve stresi arttırır. Temiz bir ortamda meditasyon yapmak zihni boşaltmaya ve rahatlamaya yardımcı olur.

Kaygılarınız Sizi Strese Sürüklüyor

Hayata dair kaygılarınız, gerek iş hayatı, gerek özel hayatınızla ilgili olsun sizi strese sürükleyerek, içinden çıkılmaz bir kısır döngüye sokabilir. Kaygı yaşadığınız konuların üstüne giderek onları çözebilir, kaygılarınızdan uzaklaşarak stresi hayatınızdan çıkartabilirsiniz.Stres Sizi Değil, Siz Stresinizi Yönetin

Siz farkında olmadan stres iç huzurunuzu bozarak, yavaş yavaş sizi tüketir. Gün içerisinde yaşadığınız birçok olay siz farkında olmadan bilinçaltınıza girip sizi yönlendirir.
Çeşitli nefes egzersizleri ve meditasyonlarla zihninizi boşaltmak ve rahatlamak mümkün!

Beslenmeniz ve sosyal aktivitelerle stresin önüne geçebilirsiniz

Yediğiniz besinler, girdiğiniz sosyal ortamlar veya sosyal aktiviteleriniz de stres düzeyinizde önemli bir rol oynarken, stresinizin önüne geçmeye yardımcı olmaktadır.
Sizi rahatlatacak çaylar içip, nefes alıp vermenizi kontrol altına almanız vücudunuzun sakinleşmesine ve stresten uzaklaşmanıza yardımcı olmaktadır.

Stresiniz Sizi Tüketebilir!

Stresli olduğunuz zamanlarda kendinizi tükenmişlik sendromuna yakalanmış gibi hissedebilirsiniz. Bu tür durumlarda bahsettiğim rahatlama yollarıyla kendinizi rahatlatın. Stresinizi kontrol altına almak için iyi beslenmeyi öğrenmeli, sizi strese sokacak durumları tespit edip uzak durmalı ve kaygılarınızı kontrol altında tutmalısınız.

Stresin Üstüne Giderek Ondan Kurtulun

Stresi reddetmek çare değildir. Önce stresi tanımamız, kabul etmemiz ve sonra onun nedenlerini bulup sorunu çözmeliyiz.
Stres yaşantımızı tehdit niteliği taşımaktadır. Yapmamız gereken şey olayların iyi yönünden bakmak ve stresi çözümlemeye çalışmaktır.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

seo uzmanı