Sosyal Medya

Bağışıklık

Vitamin ile Vücut Direncinizi Arttırın

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,
vitamin

Bu ay köşemde bağışıklık sistemi ve güçlendirmenin yollarına değineceğim. Bağışıklığı güçlendirmenin bir yolu da yeterince vitamin, mineral ve amino asit almaktan geçer. Hemen hemen her vitaminin güçlü bir bağışıklık sitemine belirli bir yönden etkisi vardır. Bağışıklık sistemimiz, her gün havayla taşınan virüslere, kansere neden olan parçacıklara ve bakterilere karşı bitmek bilmeyen bir mücadele içindedir. Araştırmalara göre, vitamin ve mineral eksikliklerinin yaşamın farklı dönemlerinde besin ihtiyacımızı arttırmasının yanı sıra bağışıklık sistemimizin duraksamasına da neden olduğu saptanmıştır. Özellikle, ileri yaştaki kişiler daha yüksek riskte gibi gözükse de bu durum yaşlanmanın kaçınılmaz karakteristik özelliği mi, yoksa fizyolojik süreç, yıllardır süren besin tüketimi, yanlış beslenme alışkanlıkları, artan ihtiyaçlar veya bütün bunların kombinasyonu mu? Hala net bir sonuca malesef ulaşılamadı. Bu hikayenin tamamı ortaya çıkartılamamış olsa da bağışıklık sistemimizde önemli rolü olan bazı besin maddeleri tespit edilmiştir.

Vitamin A, vücudun kendini yenilemesine yardımcı olur. 

Antioksidan özelliği bulunduğundan ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğinden dolayı A vitamini listenin olmazsa olmazlardandır. Çocuklarda A vitamininin etkileri araştırılırken, orta seviyede bir A vitamini eksikliğinin bile çocuğun solunum yollarını olumsuz etkileyerek, bağışıklık savunmasını zayıflatabileceğini ortaya çıkartıldı. A vitamini eksikliği solunum yollarının doğal koruyucusu olan mukoza bariyerine zarar verir. Bakterilerin ve virüslerinse bu hasardan yararlandığı gözlemlenmiştir. Örneğin bir grip virüsü saldırısı sonrasında, A vitamini ekslikliği olmayan normal bir kişinin koruyucu çeperi kendini onarırken A vitamini eksikliği olan kişide, sağlıklı hücre anormal hücre ile yer değiştirebilir bu da hastalığın daha şiddetli bir seviyesine gelmesine ya da ikinci bir enfeksiyonun başlamasına sebep olabilir.

Yüksek A vitamini içeren besinlerden en bilinenleri ise; tatlı patates, havuç ve ıspanaktır. Kaliteli bir yaşam için vücudunuza bu savaşta destek verin ve besin değeri yüksek yiyecekleri mutfağınızda tercih edin.

B6 vitamini özellikle yaşlılar için çok yararlı. 

Boston’daki Tufts Üniversitesi Beslenme Okulu’nda bir araştırma yapıldı. Araştırmacılar, yaşlı insanların yeme rutinlerinden B6 vitamininin neredeyse tamamını  çıkardıklarında bağışıklık sisteminin zayıfladığını keşfetti. Bağışıklık sistemi gücünü tekrar kazandırmak için günlük almanız gereken B6 vitamini miktarı 2 mg den daha fazla olmalıdır. Katılımcılara günde önerilen maximum miktar olan 50 mg B6  vitamini verildiğinde ise, hastaların bağışıklık sistemi gücünün, araştırmaya başlamadan önceki halinden daha iyi bir seviyeye yükseltildiği tespit edildi.

Genç  yada yaşlı olmanız fark etmez, B6 vitamini miktarınızı arttırmak için nohut, hindi, patates ve muz yiyin yada erik suyu için. Bir muz,  günlük ihtiyacınız olan B6 değerinin yüzde 33’ünü sağlarken, bir bardak erik suyu günlük ihtiyacımızın yüzde 28’ini sağlar.

Vitamin C, beyaz kan hücrelerini destekler. 

Tıp dünyasında, enfekte hücrelerin etrafında toplanıp onlara saldıran, yok eden ve temizleyen beyaz kan hücrelerinin üretimi için C vitaminin yaşamsal önem taşıdığı konusunda genel bir fikir birliği vardır.

Pek çok meyve ve sebze yüksek miktarda C vitamini içerir. Örneğin, 220 gram portakal suyu günlük ihtiyacımız olan değerin (60mg) yüzde 200’üne sahiptir. 1/2 fincan doğranmış çiğ kırmızı biber, ise vücudumuzun alması gerekenin yüzde 158 ‘ini içerir. Burda asıl soru şu olmalıdır. Günlük miktar bağışıklık sisteminizin üst düzeyde çalışması için yeterli midir?  Araştırmacılar henüz cevabı netleştirmedi. Bununla birlikte, birçok beslenme uzmanı, günde en az 500 ila 1000 mg C vitamini almanın bağışıklık sistemini güçlendirme açısından önemli olduğunu savunuyor.

Eminim birçoğunuz turuncu renkteki meyveleri, yüksek C vitamini kaynağı olmaları sebebiyle grip ve benzer hastalıklardan korunmak için tüketiyorsunuz. Oysa narenciyelerin; kanserden korumak, kalp hastalıkları riskini azaltmak ve tansiyonu düşürmek gibi bilinenin dışında faydaları da var. Portakal, limon, greyfurt ve mandalina gibi narenciye sınıfına giren meyveler, ilk olarak Güney-Güneydoğu Asya ve Avustralya’da yetiştirilmeye başlanmış. Şimdilerde hem faydalı, hem de lezzetli oluşları sebebiyle tüm dünya genelinde (Türkiye de dahil) üretiliyor. En çok tüketilen narenciyelerden biri de portakal. Dünya genelinde sadece bir yılda ortalama 70 milyon ton portakal üretiliyor. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki narenciyeler, içerdikleri flovonoid ve fitokimyasallar sayesinde kanser oluşumunu önleyici etkiye sahipler. (Fitokimyasallar; meyve ve sebzelerde bulunan bioaktif kimyasal maddelere verilen ortak addır.)

Vitamin D, kemiklerinizi kışa hazırlar. 

Kanadalı araştırmacılar, sonbahar ve kış ayları boyunca, kandaki D vitamini miktarının önemli ölçüde azaldığını gözlemlemiştir.  Test ettikleri insanların üçte birinde D vitamini miktarının vücudun kemik yenileme fonksiyonunu etkileyecek seviyeye kadar düştüğünü farketmiş. Bu araştırmayı ABD’de de yapan bilim adamları aynı sonucu elde etmiştir. Derimiz güneş ışığındaki enerjiyi D vitamini üretmek için kullanıyor. Soğuk havada dışarıya çıkma isteğimiz doğal olarak düşüyor ve buda kışın daha az gün ışığı almamız anlamına geliyor. Kışın dışarıdayken gün ışığı vücudumuzda daha zayıf bir etki yaratır ve nemlendiricilerdeki güneş koruyucuları da D vitamini üretimini azaltır.

Günde bir kere aldığımız bir multivitamin, günlük ihtiyacımız olan  D vitamini miktarının tamamını karşılayacaktır.

Günlük ihtiyacımız olan D vitamini değeri 400 IU’dur. Günde birkaç dakika güneş ışığına çıkmak vücudun D vitamini seviyesini geri yüklemeye yardımcı olur. Bazılarımızın kullandığı vitamin takviyesi, mineral takviyesi ve kalsiyum takviyesinin içerisinde yeterli seviyede D vitamini bulunmaktadır.

D vitamini eksikliği riski altında olan insanlarda çoğunlukla görülen ortak özellik süt ürünlerinden kaçınma ve fazla dışarıya çıkmamadır.

D vitamini ruh sağlığı açısından önemli olan serotonini artırır. Bağışıklığınızı güçlendirir, sinir ve kas sistemlerinin sağlıklı çalışmasını sağlar ve bazı kanser türlerine karşı korunmaya yardımcı olur. D vitamininden yararlanmanın en kolay yolu haftada birkaç kere koruyucu krem kullanmadan güneşte 15 dakika vakit geçirmek. Eğer hava koşulları buna izin vermiyorsa, D vitaminini süt, yumurta sarısı veya besin takviyelerinden alın.

Vitamin E, enfeksiyonla savaşmaya yardımcı olur. 

Araştırmacılar, bağışıklık sistemini güçlendirmede E vitamini takviyesinin interferon ve interlökin düzeyinde artış sağladığını gözlemlemiştir. Bu biyokimyasalların her ikisi de enfeksiyonla savaşmak için bağışıklık sistemi tarafından üretilir.

E vitamini ayrıca vücuttaki oksidatif hasarı önlemeye yardımcı olur. Bu, indirgenmiş bağışıklık tepkisi ile bağlantılı olan bir çeşit hasardır. Bağışıklık sisteminin katil hücreleri virüslere, bakterilere ve diğer işgalcilere saldırıp görevlerini yerine getirirken kötü bir sonuca da sebep olur. Bu sonuç korkunç serbest köklerin ortaya çıkmasıdır. Serbest kökler; kendilerini dengelemek için sağlıklı moleküllerden elektronlar çalan, hücreleri zayıflatan veya zarar veren kararsız moleküllerdir. E vitamini, bu serbest köklere, kendi elektronlarını sunarak, sağlıklı hücrelerin kötüye kullanımına karşı korunmasına yardımcı olur.

Çinko bağışıklık hücrelerinin oluşmasına yardımcı olur. 

Demir gibi çinkoda, bağışıklık savaşçılarının ilk dalgasıdır. Bu ilk dalgada (lenfositlerin) yeterli asker bulundurmak çok önemlidir. Vücutta az oranda çinko bulunması, bir istilacı geldiğinde lenfositlerin normalden daha yavaş ve daha az kuvvetle tepki göstereceği anlamına gelir.

Neyse ki genelde ciddi çinko eksiklikleri nadir görülür. Yaygın olan orta derecede çinko eksikliğidir. Sıkı vejetaryenler genellikle çinko eksikliği açısından en büyük risk altında olan kişilerdir çünkü et ve deniz ürünleri en yüksek çinko değeri barındıran yiyeceklerdendir.

Günlük çinko tüketme miktarını 15 mg de tutmak bağışıklık sisteminizin düzgün çalışmasını sağlamak için yeterli olacaktır. Ve bu miktarı almak çok da zor değil. Herhangi bir yağsız kırmızı etin 85 gramı günlük çinko ihtiyacınızın yaklaşık yüzde 32’sini sağlar.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bağışıklık

Otoimmün Hastalık Çeşitleri

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Otoimmün Hastalık Çeşitleri

Otoimmün hastalıklara neyin sebep olduğu kesin olarak bulunamasa da genetik mirasınız bu hastalıkların ortaya çıkmasında etkili olabilir. Otoimmün hastalıklar vücudun farklı bölümlerinde ortaya çıkabilir. İşte konuyla ilgili diğer detaylar…

Otoimmün hastalıklar, bağışıklık sisteminizin vücudunuza yanlışlıkla saldırdığı bir durumdur. Bağışıklık sistemi normalde bakteriler ve virüsler gibi mikroplara karşı vücuda koruma sağlar. Bu yabancı işgalcileri algıladığında, onlara saldırmak için bir savaşçı hücresi ordusu gönderir. Normalde, bağışıklık sistemi yabancı hücreler ve kendi hücrelerin arasındaki farkı söyleyebilir. Bir otoimmün hastalıkta, bağışıklık sistemi vücudunuzun bir kısmını (eklemleriniz veya cildiniz gibi) yabancı olarak algılar. Sağlıklı hücrelere saldıran otoantikorlar adı verilen proteinleri salgılar. Bazı otoimmün hastalıklar sadece bir organı hedef alır. Tip 1 diyabet pankreasa zarar verir. Lupus gibi diğer hastalıklar tüm vücudu etkiler.

Bağışıklık Sistemi Aslında Nedir ve Ne İşe Yarar?

En basit ve akılda kalıcı tarifiyle bağışıklık sistemi, savunmadan sorumlu askeri birliktir. Bedeni tehdit altında hissettiği anda uygun silahlarla silahlanarak ‘düşmanla’ mücadeleye girer ve onu alt etmeye çalışır. Tüm canlıların bedeninde yaradılış itibariyle var olan (normal şartlarda) bağışıklık sistemi, bedeni tüm hastalık tehditlerine karşı korumakla görevlidir. Bu mükemmel sistem, doğum anından itibaren çalışmaya başlar. En önemli görevi; hastalıklara sebep olabilecek virüs, patojen ve yabancı maddeleri tanıyarak onlarla mücadele yollarını belirlemektir. Görevinin zorluğu da burada başlar. Tabiri caizse, dostu düşmanı en doğru şekilde ayırması gerekir. Aksi halde sağlıklı doku hücrelerini yok etmeye girişebilir.

Bağışıklık sisteminin muazzam bir işleyişi vardır. Bu sistem, vücuda giren veya vücutla temas halinde olan tüm yabancı maddeleri tanır, en ince ayrıntısına kadar tarama yapar ve bunları canlının sağlıklı doku hücrelerinden ayırt eder. Bu muazzam sistemin en önemli özelliği hafızasının olmasıdır. Bu özelliği sebebiyle daha önce mücadele ettiği düşmanı kolayca tanır ve gereken önlemi hızlıca alır. Bağışıklık sistemi mükemmel olmasıyla doğru orantılı olarak karmaşıktır. Sistemin temel öğeleri; hormonlar, lenf sistemi, akyuvarlar, kemik iliği ve bazı proteinlerdir. Bademciklerimiz, burun kıllarımız, mide asidimiz, hatta gözyaşımız bile bu sistemin birer parçasıdır. Doğal bağışıklık sistemi, kalıtsal özellikler taşır. Doku, hormon ve salgılardaki özel koruyucu maddelerle sağlanan bağışıklık türüdür. Bir de sonradan kazanılmış (edinilmiş) bağışıklık sistemi vardır. Aşılanma, hastalığı geçirme, sağlıklı iken vücudun antikor üretmesi ve serum takviyesi gibi durumlar, edinilmiş bağışıklık sisteminin örnekleri arasında yer alır.

Bağışıklık Sistemi Neden Vücuda Saldırır?

Bazı insanlar diğerlerinden daha fazla otoimmün hastalıklara yakalanma eğilimindedir. Kadınlar, erkeklere kıyasla yaklaşık 2 katı fazla otoimmün hastalıklara sahiptir. Çoğu zaman hastalık bir kadının doğurganlık yıllarında başlar (18-44 yaş arası).

Bazı otoimmün hastalıklar etnik gruplarda daha yaygındır. Örneğin, lupus Kafkasyalılardan daha fazla Afrikalı-Amerikalı ve İspanyolları etkiler. Multipl skleroz ve lupus gibi bazı otoimmün hastalıklar genetik olarak görülebilir. Her aile üyesi mutlaka aynı hastalığa sahip olmayacaktır, ancak otoimmün duruma karşı bir yatkınlık geçirebilirler.

Otoimmün Hastalık Belirtileri

En az 80 farklı otoimmün hastalık vardır. Her biri birbirinden benzersiz olsa da, kızarıklık, baş dönmesi, düşük dereceli ateş gibi birçok belirleyici özellik belirtisi vardır.

İşte otoimmün hastalıkların erken belirtileri;

  • Yorgunluk
  • Kas Ağrıları
  • Şişlik Vve Kızarıklık
  • Düşük Dereceli Ateş
  • Odaklanmada Zorluk
  • Ellerde ve Ayaklarda Uyuşma, Karıncalanma
  • Saç Dökülmesi
  • Deri Döküntüleri

Otoimmün Hastalık Çeşitleri

Otoimmün hastalıkları erken yakalamak, ilerlemelerini yavaşlatmanın en iyi yoludur, ancak öncelikle neye bakacağınızı iyi bilmeniz gerekir. En sık görülen çeşitleri ise;

Romatoid Artrit:

Artrit ve Romatizma’da yayınlanan bir çalışmaya göre, kadınların yaklaşık yüzde 4’ü yaşamları boyunca romatoid artrit hastalığıyla karşı karşıya gelecektir. Hastalık, eller, parmaklar, dirsekler, dizler ve kalçalar dahil olmak üzere vücutta iltihaplı eklem semptomları oluşturur.

Romatoid Artrit, eklemlerinizdeki aşınma ve yıpranma sonucu ortaya çıkan ortak bir dejeneratif durum olan osteoartrit’ten farklı şekillerde kendini gösterir. Yorgunluk, ateş, kilo kaybı ve iştahsızlık gibi hastalık belirtileri, zamanla yavaş yavaş gelişmek yerine haftalar içinde hızla ve ani kötüleşmeye eğilimlidir. Romatoid Artrit de simetrik semptomlar üretir, yani vücudun her iki tarafı da etkilenir.

Hastalığın tedavileri arasında doktorunuzun kontrolündeki ilaç tedavisinin yanı sıra egzersiz, kilo yönetimi ve genel sağlıklı alışkanlıklar gibi yaşam tarzı değişiklikleri de önemlidir.

Tip 1 Diyabet:

Pankreas, kan şekeri seviyelerini düzenlemeye yardımcı olan hormon insülini üretir. Tip 1 diyabet hastalığı ise, immün sistem ve pankreasın insülin üreten hücrelerin yok eder. Yüksek kan şekeri, kan damarları olumsuz etkilediği gibi ayrıca kalp, böbrek, göz ve sinir gibi organlara da zarar verebilir.

Lupus:

2015 yılında lupus hastası olduğunu açıklayan ABD’li ünlü şarkıcı ve oyuncu Selena Gomez ile beraber gündeme gelen lupus hastalığı, 10 kişiden 9’u kadın olan tahmini 1.5 milyon insanı etkileyen ve eklemlere, deriye, böbreklere, kalbe, akciğerlere ve vücudun diğer bölgelerine zarar verebilen bir hastalıktır.

Lupus, birçok farklı organı etkileyebileceğinden, çoğu zaman tanısı zor hale getirebilecek çok çeşitli semptomları içerir. Semptomları; aşırı yorgunluk, baş ağrısı, ağrılı veya şişmiş eklemler, ateş, anemi, ayaklarda, bacaklarda, ellerde veya göz çevresinde şişlik; derin nefes alma esnasında göğüs ağrısı, döküntü, güneş veya ışık duyarlılığı, saç dökülmesi, anormal kan pıhtılaşması…

Tedavi genellikle inflamasyonu azaltmak, bağışıklık sistemini baskılamak ve organların zarar görmesini en aza indirmek için verilen ilaçları içerir.

Haşimoto Tiroiditi

Haşimoto, 14 milyon Amerikalıyı etkileyerek en yaygın tiroid bozukluğu tipini oluşturuyor. Tiroid hormonu üretimi yavaşlatır. Semptomlar kilo alımı, soğuğa karşı duyarlılık, yorgunluk, saç dökülmesi ve tiroid şişmesidir.

Sedef Hastalığı

Cilt hücrelerinin çok hızlı büyümesine neden olan kronik bir cilt rahatsızlığı olan sedef hastalığı, kadınlarda ve erkeklerde eşit olarak görülen tek otoimmün hastalıktır diyebiliriz. En sık görülen tip olan plak psoriazisi, ölü cilt hücrelerinin simli beyaz hali ile kaplanmış, kabarık, kırmızı lekeler şeklinde ortaya çıkar. Sıklıkla kaşıntılı ve ağrılı olan ve çatlama ve kanama olan bu plaklar çoğunlukla kafa derisi, diz, dirsek ve alt sırtta görülür.

Sedef hastalığının hafif formları genellikle özel nemlendiriciler ve şampuanlarla tedavi edilebilir, ancak orta ile ağır vakalarda genellikle topikal tedaviler, ışık tedavisi ve biyolojik de dahil olmak üzere ilaçların bir kombinasyonu gerekir.

Sjögren Sendromu

 Sjögren sendromu ile bağışıklık sisteminiz gözyaşı ve tükürük yapan bezlere saldırır. Bu, salgılarının miktar ve kalitesinde bir azalmaya neden olur ve kuru gözler, vajinal kuruluk ve ağız kuruluğu gibi semptomlara yol açar. Bu durum eklem ağrılarına ve yorgunluğa da neden olabilir. Dört milyon insan Sjögren sendromuna sahiptir ve hastalığın ortalama başlangıç ​​yaşı 40’ların sonudur.

Tedavi vücudun hangi bölümünün etkilendiğine bağlıdır. Örneğin, kuru gözler ise göz damlası veya merhemler ile tedavi edilebilir.

www.sabah.com.tr’de yazımızın orjinal halini bulabilirsiniz. Okumak için tıklayın.

Devamını Oku...

Alternatif Sağlık

Fitoterapi ile Kendinizi Tedavi Edin

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

fitoterapi

Bitkilerle tedavi anlamına gelen fitoterapi, hastalığı tedavi etmekten ziyade bağışıklığı güçlendirmeyi amaçlayan bir yöntem. Nane bağırsakları korurken tarçın ise stres ve migrene iyi geliyor!

Bu sıralar adını sürekli duyduğumuz fitoterapi, bitkilerin gücü ile hastalıkları tedavi etmeyi ve onların önüne geçmeyi amaçlar. Fitoterapi, geçmişten günümüze dayanan alternatif bir tedavi yöntemidir. Bu tedavinin asıl amacı, kişileri hastalandığı sırada tedavi etmekten çok bağışıklık sistemini güçlendirmektir. İlk defa uluslararası düzeyde ülkemizde yapılacak ve Cumhurbaşkanlığı himayesinde gerçekleştirilecek olan 1. Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi, 19-22 Nisan tarihleri arasında İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlendi.

BITKI TEDAVISI

Phytotherapy (fitoterapı) terimi, Latince ‘bitki’ anlamına gelen ‘phyto’ kelimesi ile ‘tedavi’ kelimesinin birleşmesi ve Yunanca ‘bakım veya iyileştirme’ anlamına gelen ‘therapeia’dan türetilmiştir. Başka bir deyişle fitoterapi, bitkilerin ya gıda formunda, ekstreler ve takviyeler şeklinde ya da terapötik kullanımlar için çay olarak tüketilmesidir. Fitoterapide, tıbbi bitkiler; temel olarak organizmanın kendi kendini iyileştirme mekanizmalarını desteklemek, uyarmak ve onu dengeye getirmek için vücudun genel işlevlerine yardımcı olmak veya güçlendirmek için seçilir. Modern fitoterapi, antik Çin, Hint, Amerikan ve Avrupa bitkisel geleneklerine bağlı olarak bitki özellikleri ve aktif içerik maddeleri üzerine yapılan son araştırmalara dayanır. Modern Batı fitoterapisi ayrıca vitaminler, mineraller, yağ asitleri, diyet, yaşam tarzı ve çok daha fazlasını içeren bütünsel bir yaklaşıma dayanır.

EŞ ZAMANLI TEDAVI EDICI ETKI

Bitki ekstreleri; farklı organ sistemlerine hitap eden ve çoğunlukla vücut üzerindeki sinerjik etkileri nedeniyle iyi işleyen birçok farklı bileşene, enzime ve kimyasal özelliklere sahiptir. Tek bir maddeye sahip olan ilaçlardan farklı olarak, bitki ilaçları birçok bileşen içerir ve vücutta birçok eş zamanlı tedavi edici etkiye sahip olabilir. Popüler doğal tedavilerde kullanılan bitkiler ise şunlardır:

TARÇIN
Pek çoğumuz tarçını, tatlılarımızın ya da içeceklerimizin vazgeçilmez aroması olarak kullanırız. Oysa tarçın tat vermekten çok daha fazlasını yapabilecek nitelikte bir baharattır. Bu hoş kokulu baharatın faydaları hakkında yapılan araştırmalar; strese bağlı baş ağrıları ve migrene iyi geldiğini, kanın pıhtılaşmasını önlediğini (ki bu felç ve benzer yüksek riskli hastalıkların oluşma ihtimalini azaltan altın değerinde bir özelliktir), kan şekerini dengelediğini, kilo vermeye yardımcı olduğunu, kötü kolesterolü düşürdüğünü, tip-2 diyabette insülin üretimini artırdığını ve lösemi-lenfoma hastalarında kanserli hücrelerin çoğalmasını yavaşlattığını gösterdi. Ayrıca bu baharatın şeker seviyelerine yardımcı olabileceğini, diyabetiklerin ve prediyabetiklerin karaciğerin insülinle daha iyi başa çıkmasına yardımcı olabileceğini de unutmamak gerekir.

MAYDANOZ
Bu bitki, kişilerin gözlerini ultraviyole ışınlardan korumaya yardımcı olur ve vücuttan ekstra sıvı akıtan bir diüretiktir.

NANE
Sindirim sağlığı için iyi olan nane, mide salgılarını artırmaya ve bağırsakların rahatlamasına yardımcı olur.

ADAÇAYI VE BIBERIYE
Araştırmalara göre, insanlara adaçayı yağı verilip kelime hafızası test edildiğinde bilgiyi işleme ve ezberlemedeki yeteneklerinde önemli gelişmeler olduğu görüldü. Biberiye ise, konsantrasyonun iyileştirilmesinde yardımcıdır.

NANE ÇAYI
Şişkinlik, baş ağrıları ve böcek ısırıkları için birebirdir. Aynı zamanda şişkinlik problemi için rahatlatıcı bir etki yaratır. Hemen birkaç poşet nane çayını sağlık dolabınıza yerleştirin.

REZENE KASLARI RAHATLATIR

Uykusuzluğa iyi gelen bitkiler ise şunlardır:

PAPATYA ÇAYI
İyi bir uyku çekmek için haplara ihtiyacınız olmayabilir. Zaten papatya çayının rahatlatıcı etkisini hemen hemen herkes biliyordur. Uyumadan önce içeceğiniz bir fincan papatya çayı, rahat bir uyku çekmenize yardımcı olur.

LAVANTA ÇAYI
Lavanta üzerine yapılan araştırmalardan bazılarında, kadınların daha fazla REM uykusu yakalamasına yardımcı olduğu görülürken, diğer araştırmalarda ise ruh hali üzerinde yatıştırıcı bir etkiye sahip olabileceğine işaret edildi.

REZENE
Rezene, kasları rahatlatır ve mide ekşimesi, şişkinlik ve krampların tedavisinde yardımcı olur. Bu faydaları nedeniyle bir bardak çayın içine rezene eklemeyi unutmayın.

AROMATERAPI
Bitki özlerinden elde edilen esansiyel yağlarla yapılan bir masaj tekniğidir. Bu masaj tekniğinde düşük tempolarla vücuda uygulamalar yapılır. Bitki özlerinin vücuda uygulanmasıyla birlikte vücut ısınmaya başlar, kas, eklem ve romatizma hastalıkları yerini ağrısız bir vücuda bırakır. Aromatik yağların kokusu ruha manevi huzur ve dinginlik sağlar.

BÖBREK HASTALIĞINA İYİ GELEN BİTKİLER

BADEM
Böbrek ve mesane yolunda oluşan iltihapları gidermeye yardımcı olur. Ayrıca böbrekte oluşan ağrıları da giderebilmektedir.

ISIRGANOTU
Böbrek ağrılarını gidermesinin yanı sıra, idrar yollarını da temizler.

BAKLA
İdrar yollarını temizleyerek böbrek ağrılarını dindirmektedir. Ayrıca böbrekte oluşan kum ve taşları da düşürmeye yardımcı olur.

ÇILEK
İdrar yollarını temizlemeye yardımcı olmaktadır.

ENGINAR
Böbrekte oluşan kumların dökülmesine yardımcı olmaktadır.

AYRIKOTU
İdrar söktürücü olarak bilinen bu bitki ayrıca mesane ve böbrek taşlarını düşürmeye de yardımcı olabilmektedir.
Ayrıca böbreklerdeki iltihapları da giderebilmektedir.

MAYDANOZ
Böbrekleri çalıştırır ve idrara çıkmanıza yardımcı olur.

ÜZÜM
Böbreğimizdeki taşların ve kumların düşürülmesine yardımcı olur.

PIRASA
Böbrekte oluşan taş ve kumların düşürülmesine yardımcı olmaktadır.

TURP
Böbreklerde bulunan mikropları öldürerek, böbreğinizde bulunan taş ve kumların dökülmesine yardımcı olur.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Elinizi Yıkamak Ihmal Edilmemeli

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

elinizi yıkamak

Çoğu insan ellerini yıkaması gerektiğini bilse de erkeklerin yüzde 50, kadınların yüzde 78’i sadece tuvaleti kullandıktan sonra ellerini yıkıyor. Suya daha çok dokunun.

Kışın soğuğunu bu sene tam olarak hissedemeden baharın sıcak ve güneşli günlerine kucak açtık. Bu geçiş dönemlerinde sıkça rastladığımız grip ve nezle rahatsızlıklarından çoğu kişi etkilenmekte. Bu dönemde hastalıklardan korunmak çok zor gibi görünse de elinizi yıkamak gibi basit çözümlerle önlemler alabilirsiniz.

HAVA SOĞUK DA OLSA SPOR YAPIN

Özellikle mevsim geçişlerinden oldukça etkilenen bağışıklık sistemimiz, ani sıcaklık değişiklikleri ile birlikte enfeksiyon ve hastalıklara karşı açık hale gelebilir. Bu durumu önlemek adına günlük rutininizde yapacağınız birkaç küçük değişiklikle bağışıklığınızı güçlendirip virüslerle savaşmada vücudunuza yardımcı olabilirsiniz.

İşleyen demir, pas tutmaz

Havalar soğuyunca dışarı çıkıp yürümek, bisiklete binmek, spor yapmak çok zor geliyor olabilir. Ancak yapılan birçok araştırma, fiziksel olarak daha fazla aktif olan insanların daha az hasta olduklarını gösteriyor. Havanın soğuk olmasını kafanıza takmayın. Soğuk hava hastalık yaymaz veya sizi hasta etmez.

Suya sabuna daha sık dokunun

Çoğu insan ellerini yıkaması gerektiğini bilse de yalnızca erkeklerin yüzde 50, kadınlarınsa yüzde 78’i tuvaleti kullandıktan sonra ellerini sabun ve su ile yıkıyor. Gün içinde düzenli olarak ellerinizi yıkayın. Kim ne derse desin bu, enfeksiyonu önlemek için bilinen en iyi yöntemdir.

 

ÇİĞ KURUYEMİŞ TÜKETİN

Grip aşısı olanlar şanslı

Grip aşısı hakkında çok fazla şey duymuş olabilirsiniz ama bu aşı gerçekten işe yarıyor. Her zaman kusursuz bir şekilde virüsü taklit etmese de çoğu zaman hastalığın etkisini yumuşatmayayardımcı olarak vücudun atağa geçip gribi normale göre çok daha hızlı bir şekilde uzaklaştırıyor. Bazı insanlar aşıya hafif bir reaksiyon gösterir ancak grip aşısından grip olmazsınız.

Sağlıklı beslenme altın kuraldır

Bağışıklık sisteminizin hastalıklarla savaşması için ihtiyacı olanı, meyve ve sebzelerden daha iyi başka bir şey veremez. Birçok kişi vitamin ve mineral alımını artırmak için multivitamin tercihetse de, vücudunuzun sağlığını koruması ve enfeksiyonlarla savaşması için ihtiyaç duyduğu besin maddelerini almasının en iyi ve doğal yolu taze sebzelerdir. Konu beslenme olduğunda altın kural, çeşitliliktir. Tabağınızda farklı renkte sebze-meyveler bulundurmaya çalışın ve bu karışıma biraz da çiğ kuruyemiş eklemeyi deneyin.

Kaliteli uykuya dikkat

Yetersiz uyku çoğu zaman hastalığa yol açar. Herkesin uyku ihtiyacı farklıdır ancak eğer yedi saatten az uyuyorsanız vücudunuzun hastalıklarla savaşmasını önleyerek hasta olma riskinizi artırıyor olabilirsiniz.

Sağlığınız için, su için

Cildiniz dışında vücudunuzun ana koruyucu yüzeyleri hep salgı üreten yerlerdir yani ıslaktır. Gözleriniz, ağzınız, burnunuz, akciğerleriniz, mide ve bağırsaklarınızın hepsi koruyucu bir tabaka üretmek için sulu bir çözelti kullanır. Bu tabaka, vücuda girmeye çalışan her tür istilacıyı kapana kıstırarak yok olmalarına veya dışarı atılmalarına katkıda bulunur. Eğer yeterli su içmiyorsanız araştırmalar, enfeksiyona daha fazla yatkın olabileceğinizi öne sürüyor.

 

Etrafınızı dezenfekte edin

Cep telefonu ekranı ve klavye gibi sık kullandığınız yüzeyler ile kapı kolu ve alet tutacakları gibi ortak temas edilen yerleri düzenli olarak dezenfekte etmeyi alışkanlık haline getirin.

TEPSİYİ PEÇETEYLE TUTUN !

Yüzeylere dokunmayın

Ortak kullanılan yüzeyler çok kirlidir. Başkalarının elle dokunduğu yüzeylere dikkat edin. Kapı açıp kapatırken kıyafetiniz veya kolunuzla ya da kağıt havluyla dokunun. Restoranlarda tepsi gibi servis gereçlerini tutarken peçete kullanın. Başkalarının dokunduğu yüzeylere dokunmaktan ne kadar uzak durursanız hastalıklardan da o kadar uzak durursunuz.

ENGİNAR VÜCUDU TOKSİNLERDEN ARINDIRIR

Bağışıklığınızı güçlendirmeniz için tüketmeniz gereken besinlere bir göz atalım…

 

 

Enginar

Enginarın, özellikle karaciğer sağlığı için son derece önemli olduğunu hepiniz duymuşsunuzdur. Enginar, sindirim sisteminin en iyi dostu olan liften de zengindir. Ayrıca vücudu toksinlerden arındırır, bağışıklığınızı güçlendirir.

Tavuk suyuna çorba

Pişirme sırasında tavuktan salınan aminoasit sisteinin, kimyasal açıdan bronşit ilacına benzer. Çorbanın tuzlu suyu, öksürük ilaçları gibi etki göstererek mukusun ince tutulmasını sağlar. Sarımsak, soğan ve baharat; çorbanın bağışıklık artırıcı gücünü daha da etkin hale getirebilir.

Et

Çinko eksikliği, vejetaryenler ve kırmızı et tüketmeyenlerde görülür. Oysa hafif çinko eksikliği bile enfeksiyon riskinizi artırabilir. Beslenme listenizdeki çinko; bakterileri, virüsleri tanıyan ve yok eden bağışıklık sistemi hücrelerinden olan beyaz kan hücrelerinin gelişimi için çok önemlidir.

Yoğurt

Probiyotikler veya yoğurtta bulunan canlı aktif kültürler, bağırsak yollarını hastalıklara neden olan mikroplardan uzak tutan sağlıklı bakterilerdir. Araştırmalar; günde 200 gram yoğurt tüketmenin, bağışıklığın artırılmasında etkili olduğunu bulmuştur.

Deniz ürünleri

Kabuklu deniz hayvanlarında bol miktarda bulunan beyaz kan hücreleri; grip virüslerini vücudun dışına çıkarmaya yardım eden proteinler olan sitokinlerin üretilmesine yardımcı olur. Somon, uskumru ve ringa balığı da enflamasyonu azaltan, hava akışını artıran ve ciğerleri soğuk algınlığı ve solunum yolu enfeksiyonlarından koruyan Omega-3 yağları bakımından zengindir.

Yulaf ve arpa

Norveç’te yapılan bir araştırmaya göre; bu minik taneler, antimikrobiyel ve antioksidan özelliklere sahip bir lif türü olan beta-glukan içeriyor. Bu tür gıdalar bağışıklığı artırır, yara iyileşmesini hızlandırır ve antibiyotiklerin daha iyi çalışmasına yardımcı olur.

Elma

Elma, içerdiği yoğun lif sebebiyle sindirim sistemine dost bir meyvedir. Ayrıca C vitamininden zengin oluşu sebebiyle mevsim geçişlerinde hastalıklardan uzak geçirmenize de yardımcı olur. Her gün bir elma yemek, sindirim sistemini düzene sokar, böylece kilo vermenize de yardımcı olur. Elma; ayrıca soğan, sarımsak, lahana, karpuz ve karnabaharda bulunan ve vücudun bağışıklık sistemini güçlendiren kuersetin bakımından da zengindir.

 

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Konuyla ilgili bir başka yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.