Bizimle iletişime geçin

Sağlıklı Yaşam

Uçak Yolculuğuyla ilgili Merak Edilenler

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Uçak Yolculuğuyla İlgili Merak Edilenler

Dünya özellikle kıtalararası uçuşların yaygınlaşmaya başlamasıyla daha küçük bir yer haline gelmiştir. Uçak yolculuğu günümüzün en sık tercih edilen ulaşım yollarından biridir. Mesafe azaltma ve konforlu seyahat sağlama özelliği taşıyan uçak yolculuğuyla ilgili merak edilenleri bugünkü köşe yazımda sizler için derledim…

Uçak seyahati güvenirliği ve kısa sürmesi açısından günümüzde pek çok insan tarafından tercih edilmektedir. Uçak içerisinde basınç ortamının farklı olması, düşük hava nemi oranı, türbülans etkisi gibi sebepler uçaklarda insan fizyolojisini etkileyen nedenlerdir. Uçuşun vücut üzerindeki olumsuz etkilerini bilerek bu durumu azaltmanız mümkün…

Uçak Fobisini Düşünce Gücünüzle Yenin

Uçmak, en sakin kişiyi bile bazen gergin yapabilir. Aslında insanların yaklaşık %6.5’inin uçmaktan korktuğu biliniyor. İnsanların bu korkusunun başlıca nedenleri, kontrolü kaybetme duygusu, kapalı alan fobisi (klostrofobi), panik atak geçirme korkusu, yükseklik korkusu, uçağın hava boşluğuna (türbülansa) yakalanma korkusu, deniz üzerinde uçmaktan korkma, herhangi bir kaza anında sakat kalma ve ölmekten korkma olarak sayılabilir.

Uçuş korkusunun oluşumunda, uçaklar ve uçuş hakkında eksik bilgi sahibi olma başlıca sebepler arasındadır. Uçmak son derece kullanışlı ve güvenli bir yöntemdir. Biraz irade gücü ve sabırla uçmanın tadını çıkarabilirsiniz.

  • Durumu mantıklı olarak düşünün. Duygularınız daha baskın gelse de kendinizi bir adım geri çekin ve büyük resme bakın.

Uçaklar güvenilir bir ulaşım aracıdır. Uçakla uçmaya göre serbest yolda hareket ederken (hatta kendi evinizde otururken) yaralanma veya ölme riskiniz daha yüksektir. Veriler, uçuşunuzun sorunsuzca geçme olasılığının % 99.9 olduğunu gösteriyor. Bir sürü insan uçmaktan korkuyor, ancak gerçek şu ki bir uçağın yanlış gittiğine dair risk neredeyse sıfır.

  • Meditasyon yapın.

Bazen, sadece motorların sesi birisini uyandırmak veya tedirgin etmek için yeterlidir. Oysaki sessiz, sakinleştirici veya doğa sesleri içeren bir müzik dinleyerek rahatlayabilirsiniz. Gözlerinizi kapatın, vücudunuzu rahat bırakın ve derin nefes alın. Sahip olduğunuz doğa seslerini yakından dinleyin. Kaslarınızı rahatlatın ve dinlediğiniz seslerin nerede olduğunu hayal edin. Bu konulara mümkün olduğunca yoğunlaşın. İlk başta biraz zor olabilir, ancak zihninizde o huzurlu yere odaklanmaya devam edip, kendinizi rahatlatabilirsiniz.

Türbülans Çoğunlukla Zararsızdır

Türbülans özellikle uzun süreli uçuşlarda yaygındır ve genellikle zararsızdır. Ancak yine de rahatsız olmanıza ve korkmanıza neden olabilir. Çeşitli faktörlerden kaynaklanan türbülans dereceleri değişmektedir (hava akımları, dağlara yakınlık, termal akımlar vs.). Dolayısıyla etkiler de türbülans çeşitlerine göre farklılık gösterebilmektedir. Çalkantı veya uçağın hava boşluğuna düşmesi gibi anlamlarla yorumlanan türbülans en yalın haliyle farklı ve beklenmeyen yönlerden gelen rüzgarların aralıklı olarak neden olduğu hava akımıdır.

Uçakta Solunan Hava Oldukça Sağlıklıdır

Uçağın içerisinde çeşitli filtreler bulunur. Uçak dışından gelen taze hava, jet motorlarında kompresör kademeleri olarak bilinen kabin içine sürekli olarak çekilir. Bu havanın %50’si sisteme çekilirken %50’si dışarı atılır. Diğer taraftan uçağın içerisindeki havanın %50’si dışarıdan gelen temiz hava ile karışır. Bu aşamada hava basıncı, kabin basıncına eşitlenene kadar sıkıştırılır. Havayı basınç altına almak havanın ısınmasına neden olur. Bu havaya ‘Yüksek Verimli Partikül Havası (HEPA)’ adı verilir. Partikül havası filtrelerden geçmeden önce soğutulur. Bu işlem bakterilerin, partiküllerin ve virüslerin minimum %99,97’sinin filtrelerden kaldırılmasını sağlar. Partikül havası sirkülasyonlu kabin havasıyla birleşerek solumaya hazır hale getirir. Bu filtreler uçağın dışındaki taze havayla birlikte uçağın içindeki havanın karışmasını sağlar. Yolcular böyle bir sistemin farkında bile olmazlar. Burada önemli olan bir diğer konu devir daimdir. Uçak içindeki kabin havası çıkış valfleri vasıtasıyla uçaktan serbest bırakılır. Bu nedenle uçaktaki hava, dışarıdaki hava ile sürekli olarak temizlenir. Uçak içindeki hava HEPA filtresi sayesinde ortalama 20 kez devir daim yapar. Dolayısıyla uçakta, yeryüzündeki havadan çok daha temiz bir hava solunur.

Hamilelik ve Uçak Yolculuğu

Anne adayları, iş seyahatleri, tatil, aile ziyaretleri, acil durumlar ve daha pek çok nedenden dolayı uçakla seyahat etmek durumunda kalabilirler. Günümüzde kadınların birçoğu hamileyken uçak yolculuğuna çıkmaktan çekinir. Oysaki anne adaylarının; yüksek risk faktörleri bulunmuyorsa, 28’inci haftaya kadar uçmalarında herhangi bir sakınca yoktur.

Hamile yolcular; 28. haftalarının (yedi ay) başından 35. haftanın sonuna kadar kendi doktorlarından aldıkları “uçakla seyahatinde herhangi bir sakınca yoktur” ibaresi olan raporla birlikte seyahat edebilirler. 36. hafta ve sonrasında ise doktor raporu olsa dahi hamile yolcuların seyahatine izin verilmemektedir. Hamilelikte uçak seyahati için en ideal zaman ise 17 ile 27’inci haftalar arası olan ikinci üç aylık (trimester) dönemidir. Bu dönem aynı zamanda düşük riskinin az olduğu, mide bulantılarının geride kaldığı ve hamilelikte gezmenin en keyifli olduğu zamandır. Hem sizin hem de bebeğinizin güvenliğini sağlamak için hamilelik süresince uçuş seyahatinde yaşanabilecekleri önceden bilmek ve bazı önlemler almak faydalı olacaktır.

Sırt Ağrısına Karşı Belinizi Destekleyin

Uzun süre hareketsiz oturmaktan kaynaklanan sırt ağrısı, havayollarına en sık bildirilen rahatsızlıkların başında geliyor. Herhangi bir sırt probleminiz olmasa bile uçak yolculukları sizin için zor geçiyor olabilir. Bunun kısaca nedeni, vücudun hareket etmeden saatlerce oturmaya uygun olmamasıdır. Birçok kişi akut bir sırt ağrısı saldırısına sahiptir. Uzun bir uçuş sonrasında fark ettiğiniz sırt ağrısı zaman içerisinde kronikleşebilir. Bu ağrılar her zaman alışılmış zayıf duruşlardan kaynaklanır. Tenis oynamak, yüzmek veya egzersiz yapmak, omurganızı dik tutan kasları güçlendirir. Egzersiz veya spor yapmaktan hoşlanmazsanız; omurganızın kemiklerini tutan kaslar, tendonlar ve bağlar zayıflayabilir. Zayıf duruş ve zayıf omurga kasları, sırtınızda kalıcı hasarlara yol açabilir. Omurga yapısı esnektir, ayakta ve hareket halinde kolayca ayarlanabilir. Fakat otururken koltuk yapısı ve hareketsizlik nedeni ile zorlanabilir. Uçuş öncesinde bel ve sırtınız için gerekli ihtiyaçları yanınızda getirebilir, kabin görevlisinden destek alabilirsiniz. Belinizi yastıkla veya omuz çantanızla doldurarak ağrılarınızı azaltabilirsiniz.

Uçuş Öncesi, Sırası ve Sonrasında Su Tüketin

Uçuş sırasında kabin içindeki havanın nemi normalden daha düşük bir orandadır. Evinizde muhtemelen %30 ile %65 arasında olan nem, uçak içinde yüzde 20’den daha az bir seviyeye düşebilir. Uzun uçuşlar sırasında kabin nemi daha da düşer.

Düşük kabin neminin en yaygın yan etkisi cilt, göz, boğaz ve burunda kurumadır. Nemdeki bu düşüş daha fazla sıvı tüketmenizi sağlamaz. Bunun yerine, hava yolculuğu sırasında hidrasyon birkaç farklı nedenden dolayı önemlidir. Dehidrasyona neden olan durumlardan biri de irtifa değişikliğidir. Uçağın kalkışı sırasında meydana gelen bu değişiklik ortalama 2000-2500 metreden sonra sağlık problemlerini beraberinde getirebilir. Çünkü insan vücudu yüksekliğe uyum sağlamak için normalinden daha fazla idrar üretir ve oksijen sağlamak için daha hızlı nefes alışverişi yapar.

İnsanlar uzun mesafeli uçuşlarda genellikle iki ya da daha az bardak su içerler. Özellikle dört saatten fazla süren uçuşlarda yeterli miktarda su içmemek, kuruluğa neden olur. Bu nedenle yolcular, hidrasyonu sağlamak için uçuş öncesinde, sırasında ve sonrasında su tüketmelidirler.

Uçuş sağlığı ile ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlıklı Yaşam

Obezite Cerrahisi Hakkında Bilimsel Gerçekler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Obezite Cerrahisi Hakkında Bilimsel Gerçekler

Obezite ameliyatı ölüme neden olur, ameliyattan sonra ömür boyu ağır ilaçlar kullanılır… Toplumda kulaktan kulağa yayılmış olan bu tür yanlış bilgiler yüzünden obezite hastaları ameliyat olmaktan vazgeçebiliyor. İşte obezite cerrahisi hakkında bilimsel gerçekler.

Obezite cerrahisine sıcak bakmamak sonucunda da fazla kiloların neden olduğu diyabet, yüksek tansiyon, uyku apnesi, KOAH ve bel fıtığı gibi önemli sağlık sorunlarıyla yaşamaya mahkum oluyorlar. Bunun yanı sıra obezite ameliyatını ‘sihirli bir değnek’ gibi düşünüp hızla ideal kilosuna ulaşacağını düşünen hastalar da sonrasında hayal kırıklığı yaşayabiliyor. Toplumdaki yaygın inanışın aksine, günümüzdeki teknolojik gelişmeler ve edinilen tecrübeler sayesinde, tam teşekküllü hastanelerde ve uzman ellerde yapıldığı takdirde, obezite cerrahisindeki risk diğer mide ameliyatlarından daha yüksek olmuyor. Üstelik hastalar uzmanların önerdikleri diyet ve spor programlarına uydukları takdirde 2 yıl içinde fazla kilolarının yüzde 70 – 95’i gibi büyük bir oranından kurtulabiliyor. Ancak ameliyat sonrasında uzmanların önerdikleri beslenme ve egzersiz programlarına düzenli olarak uyulduğu takdirde! Bu nedenle uzmanlar her fırsatta obezite cerrahisiyle ilgili hatalı ve eksik bilgilerin doğrularını dile getiriyorlar. Acıbadem Altunizade Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca obezite ameliyatı hakkında toplumda doğru sanılan yanlış bilgileri anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Yanlış: Fazla kilosu olan herkes obezite ameliyatı olabilir

Doğrusu: Kilolu olan herkesin obezite ameliyatı olabileceğine dair bir inanış var. Örneğin 20 kilo fazlası olan bir kişi ideal kilosuna kavuşmak için obezite ameliyatı olmak isteyebiliyor. Ancak obezite ameliyatı kozmetik amaçlarla değil, hastaların sağlıklı bir yaşam sürmeleri için yapılıyor, dolayısıyla her kilolu kişiye uygulanmıyor. Dünya Sağlık Örgütü tarafından bildirilen kriterlere göre; Vücut Kitle İndeksi (VKİ) 40 kg/m2’yi aşan veya 35-40 kg/m2 arasında olan ve buna diyabet, hipertansiyon ile uyku apne sendromu gibi hastalıkların eşlik ettiği kişiler aday olarak kabul ediliyor. Bunların yanı sıra hastalar obezite sorununun altında yatan etkenlerin belirlenmesi ve yeme alışkanlıkları ile psikolojik durumları hakkında fikir edinilmesi için çok detaylı bir incelemeden geçiriliyor.

Yanlış: Obezite ameliyatı ölümcül risk taşıyor

Doğrusu: Toplumdaki yaygın inanışın aksine günümüzde gelişen teknikler sayesinde, ameliyat tam teşekküllü bir hastanede ve Dünya Sağlık Örgütü’nün öngördüğü şekilde yapıldığı takdirde, obezite ameliyatlarındaki risk, herhangi bir hastalık yüzünden gerçekleştirilen mide ameliyatlarından daha fazla değil. Obeziteye eşlik eden diyabet, hipertansiyon, uyku apnesi ve damarlarda pıhtı oluşumu gibi ek risk faktörleri varsa bunlara yönelik gerekli tedbirler alınarak riskin kabul edilebilir bir düzeye inmesi sağlanıyor.

Yanlış: Arkadaşım çok kilo verdi, ben de aynı teknikle ameliyat olacağım

Doğrusu: Obezite için uygulanan çeşitli ameliyat türleri mevcut. Sleeve gastrektomi (tüp mide), gastrik bypass (midenin küçültülüp ince bağırsağa bağlanması), ayarlanabilir gastrik band (mide kelepçesi) bu ameliyat türlerinden en sık uygulananları. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca hastanın tercihi göz önünde bulundurulsa da hangi yöntemin uygulanacağına, yapılan pek çok değerlendirmenin ardından uzmanların karar verdiğine dikkat çekerek, “Çünkü ameliyatın başarısındaki en temel faktör hastaya doğru yöntemi uygulamak. Aksi halde yeterli başarı elde edilemeyebilir” diyor.

Yanlış: Ameliyatla hemen ideal kiloma kavuşabilirim

Doğrusu: Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca obezite ameliyatını sihirli bir değnek gibi düşünmemek gerektiğinin altını çiziyor. Ameliyat diyet ve spora rağmen kilo vermekte güçlük çeken veya ağır obezite nedeniyle hareket dahi edemeyen kişilere destek olmak için uygulanıyor. Dolayısıyla ameliyat sonrasında hastaların sağlıklı beslenme alışkanlığı edinmeleri ve düzenli spor yapmaları çok önemli. Hastalar ameliyat sonrasında uzmanların önerdikleri diyet ve egzersiz programına uyduklarında 6 ay içinde fazla kilolarının yüzde 40’ını, 2 yıl içinde de yüzde 75-90 gibi yüksek bir oranını verebiliyor.

Yanlış: 2. kez ameliyat olmak mümkün değil

Doğrusu: Ameliyatın ardından verilen diyet ve egzersiz programlarına uymadıkları için kilo alan hastalar bir daha ameliyat olamayacakları kaygısına kapılıyorlar. Sanılanın aksine 2. kez obezite ameliyatı olmak mümkün. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Bilgi Baca “Yapılan ameliyata göre aynı ameliyat veya başka bir ameliyat yöntemine çevirme işlemi yapılabiliyor. Örneğin; hasta tüp mide ameliyatı sonrasında kilo almışsa, bir film çekilerek midenin durumu değerlendirilip bazen gastrik bypass’a çevrilebiliyor” diyor.

Yanlış: Ameliyattan sonra ömür boyu ilaç kullanmam gerekecek

Doğrusu: Obezite ameliyatları emilimin azaltılması ve/veya gıda alımının kısıtlanması prensibiyle kilo verilmesine katkı sağlıyor. Bazı tekniklerde, örneğin gastrit bypass, biliyoenterik bypass gibi emilimi etkileyen ameliyatlarda hastaların özellikle demir ilaçları ile B 12, D vitamini gibi bazı vitamin takviyelerine ihtiyaçları olabiliyor. Bunlar da 2-3 ayda bir serum yoluyla verildiği veya ağız yoluyla geçici bir süre alındığı için hastaya ek bir yük getirmiyor.

Obezite cerrahisiyle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Sağlıklı Yaşam

Obezitenin Risk Faktörlerini Tanıyın

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Obezitenin Risk Faktörlerini Tanıyın

Çağın hastalıklarından biri olan obeziteyle mücadele için öncelikle obezitenin risk faktörlerini tanıyın. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2018 verilerine göre Türkiye, Avrupa’nın en obez ülkesi olarak kayıtlara geçti. Dünya sıralamasında ise 27. sıraya yerleştiğimiz obeziteyi, Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Derya Fidan, anlattı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından, Vücut Kütle İndeksi (VKİ) 30’un üzerinde olan kişiler “obez” olarak kabul edilirler.

Sanayileşmenin Etkisi Büyük!

Günümüzde sanayinin gelişmesi ile birlikte birçok hazır gıdaya ulaşım kolaylaşmış, küçük yaşlarda başlayan beslenme bozukluğuna bağlı obezite insidansı yükselmiştir. Düzensiz beslenmeye ek olarak, hareketsiz yaşantı, stres faktörünün günlük yaşantıda baskın olması gibi etkenler genetik eğilim ile birleştiğinde ne yazık ki kişinin genel sağlık durumunu tehdit etmeye başlıyor. Yetişkin erkeklerde vücut ağırlığının yüzde 15-18’i, kadınlarda ise yüzde 20-25’ini yağ dokusu oluşturmaktadır. Bu oranın erkeklerde yüzde 25, kadınlarda ise yüzde 30’un üstüne çıkması obeziteyi oluşturmaktadır. Günlük alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması durumunda, harcanamayan enerji vücutta yağ olarak depolanmakta ve obezite oluşumuna neden olmaktadır.

Risk Faktörlerini Tanıyın

Obezitenin oluşmasında başlıca risk faktörleri vardır. Bunları sıralamak gerekirse; aşırı ve yanlış beslenme alışkanlıkları, yetersiz fiziksel aktivite, hormonal ve metabolik etmenler, sık aralıklarla çok düşük enerjili diyetler uygulama, kullanılan bazı ilaçlar (antideprasanlar vb), sigara-alkol kullanma durumu gibi etkenler başı çekmektedir.

Obeziteye Sebep Olan 4 Beslenme Hatası!

Obeziteye neden olan başlıca hatalı beslenme alışkanlıklarını sıralamak gerekirse;

– Yemek yerken başka aktiviteler ile meşgul olunması; toplumumuzda çok sık karşılaştığımız yeme bozukluğu sebebidir. Dış uyaranların açık olması, televizyon karşısında yemek yeme, bilgisayarda çalışırken yemek yeme ve en çokta ebeveynlerin çocukları oyun parkında oynarken ya da televizyon karşısında iken doyma hissiyatlarının önüne geçerek ağzına yemek vermesi.

– Akşam yemekten sonra karbonhidrat kaynağı besin tüketimine devam etmek; tatlı, hazır paketlenmiş ürün, çikolata, gazlı içecek ya da şekerli içecekler, yemek sonrası fazla miktarda meyve tüketimi bunlar arasında sayılabilir.

– Normal ihtiyacın üstünde besin alımı; özellikle çalışan kişilerde sağlıklı besinler yerine fast-food tarzı enerji yoğunluğu yüksek besinlerin çok tüketilmesi, kızartılmış ve kavrulmuş besinleri sık tüketmek

– Günlük su tüketiminin az olması, su yerine yüksek enerjili içeceklerin tercih edilmesi olarak sıralanabilir.

Obezite Tek Başına Mücadele Edebileceğiniz Bir Hastalık Değildir!

Obezitenin tedavisinde multidisipliner bir yaklaşımın baz alınması gerekmektedir. Hekim, diyetisyen, psikolog ve fiziksel aktivite denetiminde belki bir fizyoterapist ile gerekli adımlar tamamlanmalı, alışkanlıklar değiştirilmeye çalışılarak sağlık için yenmeli ve günlük egzersizler yapılmalıdır. Zira ne yazık ki obezite tek başına mücadele edebileceğiniz bir hastalık değildir.

Obez Bireyler Diyeti Gelir Geçer Bir Durum Olarak Görmemelidirler!

– Obezite tedavisinde amaç, obeziteye ilişkin hastalık ve ölüm risklerini azaltmak, bireye yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırmak ve yaşam kalitesini yükseltmektir. Verilen kilolara ek, bireyler yaşam standartını değiştirmeyi de göze alabilmeli ve diyeti gelir geçer bir durum olarak nitelendirmeden hayat boyu sürdürülebilir beslenme alışkanlıkları edinmelidir. Bu durum böyle olmadığında ise ne yazık ki obez bireylerde kaybedilen vücut ağırlığı sıklıkla ve hızla geri alınmaktadır.

– Kilo kaybeden bireylerin ancak yüzde 5’i ulaştıkları kiloyu koruyabilmekte, büyük bir çoğunluğu ise tekrar kilo almaktadır. Ayaküstü (fast-food) yenen karbonhidrattan ve rafine şekerden zengin, bitkisel liflerden fakir, aşırı yağlı beslenme şekli obeziteye yol açan önemli faktörlerden birkaçıdır.

Egzersiz Yapın

Obezitede beslenme tedavisi ve fiziksel aktivitenin artırılması ile birlikte davranış değişikliği tedavisi kesinlikle gereklidir. Beslenme tedavisi ve egzersizin davranış değişikliği tedavisi ile birlikte kullanıldığı “kombine tedaviler” hem ağırlık kaybını sağlamada hem de kaybedilen ağırlığın korunmasında büyük başarı sağlar. Obezite tedavisinde, egzersiz büyük önem taşır. Obez kişiler, genellikle az hareket etme eğilimindedirler. Ancak düşük kalorili diyetler ile birlikte çok ağır egzersiz programlarının uygulanması da doğru değildir. Maksimum kalp hızının yüzde 60-70 ne ulaşmayı sağlayan bir egzersiz programının 20-30 dakika, haftada 4-5 kez veya 45-60 dakika, haftada 2-3 kez uygulanması uygun olacaktır.

TV ve Bilgisayar Başında Yemek Yemeyin!

Kilo vermek amacı ile başvuran bir hastaya hazır bir diyet listesi verip bu listeye uyup kontrole gelmesini söylemek başarısızlıkla sonuçlanacaktır. Amaç hastanın yeme ve aktivitesiyle ilişkili alışkanlıklarında farkındalığı ve değişimi sağlamaktır. Çocuklar ve gençlerde fiziksel aktivite düzeyinin azaldığı, TV veya bilgisayar başında giderek daha fazla zaman geçirildiği bilinmektedir. Bu nedenle obezite ile sonuçlanabilecek bu tür yanlış alışkanlıklardan ve davranışlardan uzaklaşılması için birinci basamak hekimi mutlaka bu konu üzerinde durmalı ve bu konuya zaman ayırmalıdır.

Obeziteyle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Sağlıklı Yaşam

Ödemi Azaltmanın 8 Yolu

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Ödemi Azaltmanın 8 Yolu

Vücudun hücreler arası sıvı hacminin artmasıyla oluşan ödemin ortaya çıkması birçok nedene bağlı olabilir. Acıbadem International Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özkan Uysal, ödemi azaltmanın 8 yolu hakkında bilgi verdi.

Ödem, hemen herkesin az ya da çok tanıştığı bir sorun. Sabah uyanır uyanmaz yüzünüzün şiştiğini, yüzüğünüzün dar geldiğini ya da ayakkabılarınızı zor giydiğinizi fark ettiğinizde aklınıza ilk gelen neden, ödem oluyor… Vücut ağırlığının artması, yüzük ve ayakkabıların sıkması, çorapların iz bırakması, yüzün şişmesi, kollarda ve bacak cildinde gerginlik ve sertlik, ödemin belirtileri olarak sıralanıyor. Bu belirtiler, vücudunuzda en az 4-5 litre fazla su olduğu anlamına gelebiliyor. Vücudun hücreler arası sıvı hacminin artmasıyla ödemin ortaya çıktığını belirten Acıbadem International Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Özkan Uysal, ödemin önlenemez bir durum olmadığını, bazen basit yaşam şekli değişiklikleriyle ödemin azaltılabileceğine dikkat çekiyor. İşte ödeme karşı alabileceğiniz basit ama etkili önlemler…

Tuzu Azaltın

Fazla tuz tüketimi ödeme neden olabiliyor. Ayrıca yüksek tansiyona ve dolayısıyla kalp, böbrek ve beyinle ilgili ciddi sonuçlara yol açabiliyor. Ülkemizde yapılan çalışmalar normal tüketilmesi gerekenden neredeyse 3 kat fazla tuz tükettiğimizi gösteriyor. Bu nedenle günlük tüketim alışkanlıklarınızı gözden geçirin. Tuzu azaltın. Azaltırken yalnızca yemeklere doğrudan döktüğünüz tuzu dikkate almayın, ayrıca yüksek tuz içeren gıdalar hazır gıdalar, soslar, cips ve çerezlerden uzak durmaya çalışın.

Hareketinizi Arttırın

Lenf sistemi, vücuttaki fazla sıvıların atılmasında son derece önemli. Uzun süre hareketsiz kalınması lenf dolaşımını azaltarak ödeme neden oluyor. Düzenli spor yapılması ise ödemi azaltıyor.

İlaçlarınızı Gözden Geçirin

Bazı romatizma ilaçları ve tansiyon ilaçları ödeme neden olabiliyor. Romatizma ilaçları ve ağrı kesiciler gerekliyse mutlaka kullanılmalı. Ama burada dikkat edilecek nokta, uzun süre sürekli kullanılmaması. Zira bu ilaçların sürekli kullanılması da ödemi arttırıyor. Tansiyon ilacına bağlı ödem oluştuysa doktorunuza danışarak ilacın değiştirilip değiştirilmeyeceğini öğrenebilirsiniz.

Karbonhidratı Azaltın

Fazla karbonhidrat aldığınızda, vücudunuz bunu sindirebilmek için fazla su tutuyor. Bu durum da ödeme neden olabiliyor. Bunu önlemek için karbonhidrat içeren ekmek, makarna, pilav gibi besinlerin tüketimini azaltın.

Adet Dönemlerinize Dikkat Edin

Kadınlarda özellikle adet öncesi ve sırasında ödem artıyor. Bunun nedeni de vücudunuzda hormonların farklılaşması. Özellikle bu dönemde tuzlu ve karbonhidratlı gıdalardan uzak durulmasında fayda var.

Bazı Gıdalara Ağırlık Verin

Kiraz, ananas, kayısı, maydanoz ve salatalık vücuttan su atıcı özelliği olan besinler. Ödeminiz olduğunda bu tür gıdaları daha fazla tüketerek su atıcı özelliklerinden faydalanabilirsiniz.

O İçeceklerden Uzak Durun

Ödemin atılmasında normal su tüketimi önemli. Günlük en az 2.5 litre su içmelisiniz. Ama alkol, kola, şekerli meyve suları gibi ödemi arttırabilecek içeceklerden olduğu için uzak durmanızda yarar var.

Yoğurt Tüketin

Yoğurt vücuttan ödemi atan besinler arasında kabul ediliyor. Kalsiyumdan zengin olan bu gıdalar vücutta mineral dengesini sağlayarak ödem oluşumunu önleyebiliyor.

Ödem Neden Artar?

  • Fazla tuz tüketimi
  • Hareketsizlik
  • Hastalıklar: Böbrek, Karaciğer, Kalp, Tiroid bezi hastalıkları ödeme neden olabilen hastalıklardır.
  • Bazı ilaçlar (tansiyon ilaçları, hormon içeren ilaçlar, ağrı kesici ve romatizma ilaçları) ödeme neden olabilirler.
  • Kadınlarda adet öncesi ve sırasında yaşanan hormon değişiklikleri

Şişkinlik giderici çay tarifi için burayı tıklayabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar