Bizimle iletişime geçin

Sağlıklı Yaşam

Tüp Bebekte Yeni Dönem

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Tüp Bebekte Yeni Dönem

Son 10 yıldır, erkek kısırlığının tedavisinde çığır açan teknolojik gelişmelere bir yenisi daha eklendi: Elektrik aktivasyonu. Uzmanlar, bu yöntemle özellikle menide hiç canlı sperm hücresi bulunmayan veya olgun olmayan sperm hücresi bulunan erkeklerin dahi çocuk sahibi olabileceğine dikkat çekiyor. İşte tüp bebekte yeni dönem…

Genel kısırlık nedenlerine bakıldığında %30-35 kadarının erkek kaynaklı olduğu görülüyor. Sperm sayısındaki azlık, hareket sorunları veya spermdeki yapısal sorunlar, erkek kısırlığının ana sebeplerini oluşturuyor. Bu gruptakilerin yaklaşık üçte birinde, menide canlı sperme rastlanmıyor. Bu duruma Azoospermi adı veriliyor. Türkiye’deki üreme tıbbının öncülerinden biri olan Centrum Clinic Kadın Sağlığı ve Tüp Bebek Merkezi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Recai Pabuçcu, erkek kısırlığı ve tüp bebekte elektrik aktivasyonu dönemi hakkında önemli değerlendirmelerde bulundu.

Toplumun %1’ini İlgilendiriyor

Kısırlık sorunu ile doktora başvuran 100 erkekten 15’inde rastlanılan azoospermi toplum genelinde 100 erkekten 1’inde görülüyor. Bu erkeklerin mutlaka iki kez sperm vermesi ve tanının testler sonucu netleştirilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Recai Pabuçcu, tek bir örneğin yeterli olmadığını ve eğer tanı netleştirildi ise nedene yönelik tetkiklerin yapılması gerektiğini söyledi.

Pabuçcu, “Azoospermi olgularının %30-40 kadarında sperm üretimi oluyor ancak kanallarda tıkanıklık var, yani sperm dışarı atılamıyor. Bu durumda, çeşitli teknikler ile sperm elde etmek kolay ancak kalan %60-70 kadar olguda spermlerin üretiminde bozukluk olabilir ki bu durumda mutlaka genetik ve hormonal inceleme yapılarak uygun olgulara hormanal tedavi verilmelidir.

Üretim sorunu var ise, bu olgularda hormonal tedaviyi takiben, TESE olarak adlandırdığımız, testislerden cerrahi yöntem ile sperm elde edilmesi işlemi uygulanıyor. Bu işlemden sperm elde etme olasılığımız yaklaşık %30-40. Kalan büyük bir kesimde maalesef sperm elde edilemiyor. Bu da çiftlerde ciddi bir hayal kırıklığı yaratıyor. Bazen de olgun sperm değil de öncül sperm hücreleri elde ediliyor. Bu hücrelere genel olarak yuvarlak sperm hücreleri adı veriliyor. Bu öncül-yuvarlak sperm hücreleri ile yapılan tüp bebek tedavisinde başarı neredeyse sıfır.” dedi.

Elektrik Aktivasyonu Yöntemi ile 90 Sağlıklı Bebek

Öncül sperm hücreleri, TESE işlemi uygulanmış azoospermik olguların birçoğundan elde ediliyor ancak bu hücrelerin yumurtaları dölleme kapasiteleri oldukça zayıf. Geçtiğimiz yıllarda Japonya’da, yeni bir teknoloji ile bu öncül spermlerin yumurtayı dölleme kapasiteleri artırıldı. Elektrik aktivasyonu tam da burada devreye giriyor. Elde edilen yuvarlak-öncül sperm hücreleri, yumurta içine verilmeden önce özel birtakım süreçlerden geçiriliyor ve sonrasında yumurta ile birlikte elektrik akımına maruz bırakılıyor. Bu yönteme de kısaca elektrik akımı ile aktivasyon adı veriliyor.

Bu yöntem ile bugüne dek 90 (doksan) canlı bebek elde edildi. Çok yeni yapılan bir çalışmada da bu bebeklerin 2 yaşlarına kadar herhangi bir olumsuz durum ile karşılaşmadıkları gözlemlendi. Yani azoospermik bir erkekte, olgun sperm hücresi yok ama yuvarlak öncül hücre var ise, elektrik akımı ile sağlıklı bebek şansı da var. Bu teknoloji, ilerleyen dönemde azoospermik erkeklere umut ışığı olacak gibi görünüyor.

Tüp bebekle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
1 Yorum

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilinçli hasta

BEDENİMİZİN DOĞAL KORUYUCU TEPKİSİ; ENFLAMASYON

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

ENFLAMASYON

Bedenimizin doğal koruyucu tepkisi; enflamasyon ya da diğer adıyla inflamasyon vücutta çeşitli yaralanmalar ve enfeksiyon aslında tam dilimize tercüme edildiğinde iltihap olarak da adlandırılır. Bunun aslında sebebi belirli durumlarında ortaya çıkan bu doğal koruyucu tepkide görev yapan hücreler aynı zamanda bildiğimiz iltihaplanmaya da sebep olurlar. Yapılan araştırmalar uzun süre geçmeyen iltihaplar yani kronikleşen iltihapların sebeplerinin başında stres, sigara ve uykusuzluk geldiğini gösterir. Peki enflamasyonu azaltmak için neler yapılmalı? Bu soruya yanıt arayıp hangi besinlerle enflamasyonun önüne geçebiliriz öğrenelim!
Düşünce kanayan diz, bıçakla kesilen parmak veya bir böcek sokması iltihaplanmanın ortaya çıktığı durumlardan bir kaçıdır. Bu durumlarda bağışıklık sistemi bu tür yaraları kapatmaya yardım ederek yaralara hücre gönderir ve tedavi sağlar.

Uzun süreli iltihaplara dikkat!

Uzun süren iltihaplar sağlığınız için tehlikeli bir hal alır. Bu tür iltihapların nedenleri arasında başta gelen etkenler; sigara ve strestir. Düzenli sigara kullanımı ve stresli bir hayata sahip olmak iltihabın uzun soluklu olmasına yol açabilir.

Uzun süreli bir enflamasyonda inme ve yüksek tansiyon sorunu!

Enflamasyonun uzun süreler devam etmesi vücudun kronik hastalık gibi sorunlarla karşılaşacağının göstergesi olarak kabul edilebilir. Uzun süren eflamasyonlarda en sık rastlanan hastalıkların ise yüksek tansiyon ve inme ile bağlantısı olduğu gözlemlendi. Aslında düşünsenize bedeninizin sürekli bir yerinde savaş var, yani temelde o savaş için belirli bir stres faktörü devrede oluyor. Dolayısı ile enflamasyonun aslında damar sağlığı için olumsuz etkileri araştırmalarda gündeme geliyor. Ve bu bahsettiğimiz sonuçlarda doğrudan bu stres ile ilişkilendirilebilir.

Mücadele için eğer içiyorsanız derhal sigarayı bırakmalısınız!

İltihap seviyesini azaltmak için birçok çalışma yapılırken bu çalışmalardan en önemlisinin sigarayı bırakmak olduğu söylenebilir. Sigara damar tıkanıklığına sebep olan plaklarda yağ birikimini arttırıyor, böylece zaten bir enflamasyon olan bölgedeki bu reaksiyonu arttırıyor. Hem plak büyümeye devam ediyor hem de oradaki reaksiyon kronikleşiyor. Bu durum neticesinde kalp krizi oluşumuna sebep olan plak komplikasyonları gerçekleşiyor ve umulmadık bir krizle karşı karşıya kalıyorsunuz. Kısaca sigara kullanmak enflamatuar açıdan da damarlarınız için tehlikeli oluyor. Sigarayı bıraktığınızda adeta ilaç almışçasına damarlarınızdaki bir yükü azaltmış oluyorsunuz.

Harekete Geçin!

İşleyen demir ışıldar, bunu hepimiz biliyoruz. Her fırsatta dile getirmeye devam ediyorum hareket eden beden de bir nevi kendini sürekli zinde tutar. Sağlığınız için günlük yaşantınızda yürüyüşler ve çeşitli egzersizler önemlidir. Enflamasyonu azaltmak içinse haftanın 5 günü yarım saatlik egzersizlerle enflamasyonu %12 azaltmak mümkün.

Stresten Kaçarak Enflamasyonu Azaltın!

İltihap seviyesini arttıran şeylerin başında stres gelir. Duygusal durumlar ve stres iltihapla doğrudan bağlantılıdır. Sizi strese sokan şeylerden uzak durmanız iltihabı azaltmanın yollarından biridir. Arkadaşlarınızla zaman geçirmek, rahatlamak, ve meditasyon yapmak stresinizi azaltmaya yardımcı olacaktır.
Yediklerinize Dikkat! Tükettiğiniz Besinler Enflamasyonla Mücadele Ediyor
Araştırmalara göre yiyeceklerimiz bedenimizde gerçekleşen reaksiyonlarda doğrudan etkiye sahip. Neticede bedenimizin adeta işlemesi için yenilen gıdalar oluşan kimyasal reaksiyonlarda doğrudan rol oynuyorlar. Örneğin Akdeniz diyeti iltihaplanma seviyesini azaltabildiği gösterilmiştir, bununla birlikte doğrudan enflamasyonla mücadele diyetlerini de biliyoruz. Günlük yaşam tarzı olarak adlandırabileceğimiz Akdeniz diyeti, içerisinde tüketilen kepekli gıdalar, baklagiller, yağlı balık ve sebzeler iltihaplanmayla mücadelede ve iltihaplanma seviyelerini aza çekmede oldukça etkilidir. Bu genellemenin yanı sıra hangi besin çiftlerinin enflamasyonla mücadele ettiğine yakından bakalım;

Yeşil Yapraklı Besinler ve Zeytinyağı

Araştırmalar yeşil yapraklı sebzelerle, sağlıklı bir yağın birleşmesinin A vitamini, K vitamini, ve lutein gibi antioksidanların emilimini artırabildiğini gözlemlemiştir. Yeşil yapraklı sebzelerde bulunan lutein gözlerde ki iltihabı azaltırken, yaşa bağlı olarak ortaya çıkan dejeneratif hastalıkların da önlenmesine yardımcı olur. Diğer taraftan doğal anti oksidan olan A vimini ve hatta çeşitli kanserlerde olumlu etkisi olan K vitamini gibi maddelerinde emilimini bu şekilde arttırıp faydalarından daha fazla yararlanabilirsiniz. Şimdi zeytinyağlı bir salata yeme zamanı!

Mercimek ve Limon

Yıllardan beri gelen ve mutfak kültürümüzde önemli bir yeri olan, ayrıca adeta şifa niyetine içtiğimiz bol limonlu bir mercimek çorbası tahmin edilenden daha yararlıdır. Kadınlar da menopoz dönemi öncesinde demir eksikliği riskine çok sık rastlanılmaktadır. Demir eksikliği olan bireylerde sağlıklı kırmızı kan hücrelerinin demir kullanımı da azalmaktadır. Bunun dışında çeşitli durumlarda yine demir eksikliği anemisi görüyoruz ancak besin kaynaklarımızdaki demiri yeteri kadar bedenimize alamazsak medikal tedavi dışında bir şansımız kalmaz. Gıdalardaki demiri sindirim sistemimizden bedenimize alabilmemiz için c vitaminine ihtiyaç duyarız. Dolayısı ile bir c vitamini kaynağı olan limonu, mercimek ve fasulye gibi demir bakımından yüksek gıdalar tüketmeye özen gösterirsek bu sorunun üstesinden gelmek için önemli bir adım atmış oluruz!

Soğan ve Sarımsak ve Tam Tahıllar!

Kötü kokulara sebep olduğunu düşündüğünüz soğan ve sarımsağın faydaları saymakla bitmiyor. Doğal antibiyotik olduğunu veya doğal antihistaminik olduklarını biliyoruz ancak soğan ve sarımsağın beraberinde tam tahıllı gıdaların tüketimi muhteşem bir etki göstererek bu gıdalardaki çinko emilimini arttırmaktadır. Bu besinlerin beraber kullanımı normale göre çinko eğilimini 3 kata kadar arttırabilir. Yapılan araştırmalara göre çinko takviyesi alan yaşlılarda enflamasyonla ilişkili olduğu bilinen damar sertliği, kanser, Parkinson ve Alzheimer gibi hastalıklarda %66’a varan azalma gözlemlenmiştir.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Diyet Listenizi Yaşınız Belirlesin!

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Diyet Listenizi Yaşınız Belirlesin!

Diyet listenizi yaşınız belirlesin; kesinlikle, 50’li veya 60’lı yaşlara geldiğinizde 20’li yaşlarda olduğunuz gibi bir insan değilsiniz. Yılların size kattığı tecrübeyi kast etmiyorum, unutmayın bedenimizde zamanla değişiyor. Bu süreç içerisinde sağlıklı ve güçlü kalmak istiyorsanız beslenmenizi de sürekli güncellemeniz gerekiyor.
Her bir yeni yaş vücutta çeşitli değişikliklere yol açar. İlerleyen yaşla beraber vücudun dengesini sağlamak için yenilen besinlere dikkat edilmesi gerekmelidir. Peki hangi gıdalar bu dengeyi sağlar? Yaş ilerledikçe vücut hangi besinlere ihtiyaç duyar? Bütün bu soruların cevapları ve belirli bir yaşın üzerindeki bireylerin sağlıklı ve uzun ömürlü bir yaşama yardım olarak tüketilecek besinlere bugün beraber göz atalım.

Yaşa Göre Doğru Besin Tüketimi

Kalori alımını azaltarak başlayın. Yaşla birlikte nasıl ki uyku ihtiyacınız bile azalıyor, beslenme yani rakamsal olarak enerji, ihtiyacınız da azalır. Doğal olarak sahip olduğunuz kas miktarı yaşla birlikte düşer ve bu da metabolizmanızın yavaşlamasına neden olur. Dipnot olarak, yaşam tarzınızı sürdürmek için çok fazla kaloriye ihtiyacınız olmadığı anlamına gelir. 40 yaşından sonra, genel olarak bir kişinin kalori ihtiyacı her on yılda yaklaşık yüzde 10 oranında azalır. Kısaca 40 yaşında 2000 kalorilik enerjiye ihtiyaç duyan birisi 70 yaşına geldiğinde 1400 kalori onun için yeterli olacaktır. En güzel ipucu atıştırmalıkları değiştirmekte, bu sefer fıstık yerine kereviz sağı veya salatalık tercih edebilirsiniz.

Protein tüketimi

Hollanda’da yapılan ve 2018 yılında yayınlanan, yaklaşık 80 bin insanın verisinin değerlendirildiği bir araştırmaya göre toplam protein alımı, hayvansal protein alımı ve özellikle balık / et / yumurta proteini alımının kas kütlesini oluşturmak ve korumak için önemli olabileceğini göstermektedir. 2015 yılında Avustralya’dan gelen bir çalışmanın bulguları, 65 yaş üstü yetişkinlerin yani yaşlı insanların, özellikle direnç egzersizleri gibi fizik kondisyonu için önerileri alırken, fiziksel işlevi optimize etmek ve beden fonksiyonlarını normalde tutabilmek için için günde 1.0 ila 1.3 g / kg / gün diyet proteinine ihtiyaç duyduklarını tespit etmiştir. Protein denince et, kümes hayvanları ve deniz ürünlerinin artık ötesinde düşünün. Protein bitkisel kaynaklarda ve çiğ fındık, kavrulmuş nohut gibi kolay, taşınabilir atıştırmalıklarda da bulunur. Yaşa uygun beslenme işte bu kaynakların bile düzenlenmesi anlamına geliyor.

Sağlığınızı Lifle Kontrol Altında Tutun

Kabızlık sorunuyla yaş ilerledikçe daha yaygın karşılaşmaya başladık. Lif açısından zengin olan besinler meyve sebze baklagiller gibi besinler kabızlık sorununun önüne geçmekle beraber kan şekerinizi dengede tutmaya ve kolesterolünüzü düşürmeye yardımcı olur. Sadece şeker metabolizması veya bağırsak hareketlerinin düzenini korumak değil aynı zamanda sindirim sistemi kanserlerine karşı ve yağ metabolizmanıza karşı bedeninizi lif tüketimini arttırmak koruyacaktır.
B12 Dostu Kepekli Tahıllar: Yaşla birlikte, bazı besin maddelerinin bağırsaklardan emilimi zorlaşır. Aralarında liste başını çeken B12 Vitamini, sinir fonksiyonu, hücre metabolizması ve kırmızı kan hücresi oluşumunda rol oynayan temel bir besindir. Kepekli ve tam tahıllı ekmekler, buğday ve kuskus gibi kepekli tahıllar B12 ve lif bakımından zengin besinlerdir. B-6, B-12 ve folat beyin için önemli vitaminlerdir ve kepekli gıdalarda bulunan bu vitaminler beyini sağlıklı tutmaya yardımcı olmaktadır. Sadece tam tahıllar değil elbette, eş zamanlı olarak diyetinize et, balık, kümes hayvanları, yumurta ve süt ürünleri gibi şeyler ekleyin.

Kalsiyum ve D vitamini kaynakları:

Amerikan Ulusal Sağlık Enstitülerine göre yaşlandıkça yaşamımız için mutlak önem arz eden mikro besinler listesinde kalsiyum ve d vitamini yer alıyor. Kemik dostu kalsiyum, kemiklerinizi güçlendirir ve yaşlandıkça görülmesi daha muhtemel olan kolon kanseri ve yüksek tansiyon riskinizi azaltır. Diğer taraftan D vitamini ek olarak bağışıklık sisteminize olumlu katkı sağlayarak sizi koruyacaktır. 50 yaş ve altındaki kadınların günlük 1000 miligram kalsiyum ve 600 ünite D vitamini alması gerekir. 51 yaş ve üstü kadınlarda kalsiyum alımları 1.200 miligrama kadar çıkarılmalıdır. Kemiklerinizi sağlam tutmak için inek sütü gibi kalsiyum bakımından zengin yiyeceklere ve D vitamini kaynağı olan somon ve ton balığı gibi balıkları beslenmenize eklemenizde fayda var.
Yaşlanma Karşıtı Kuruyemişler; Fındık, badem, ceviz, kaju ve daha birçok kuruyemiş yaşlanmaya karşı etkili besinlerden biridir. İlerleyen yaşa bağlı olarak ortaya çıkan kalp sorunları, sinir ve kanser gibi hastalıklarda kuruyemişin bu hastalıkları önlemeye yardımcı olduğunu gözlemlenmiştir.

Günde En az 8 Bardak Su Tüketin!

Yeterli miktarda su içmek, vücudunuzdaki her sistemin işlevini korumanıza yardımcı olur. Yaş ilerledikçe vücut su kaybetmeye başlar. Su sağlık için oldukça önemlidir ve tüketimine dikkat edilmesi gereklidir. Su, aynı zamanda vücut ısınızın kontrolünde, eklemlerinizin yumuşamasında vücudunuza yararlı olacaktır ve yorgunluğunuzu giderebilecektir. Susuzluk herhangi birinin başına gelse de, 2017 yılında yayınlanan Mayo Klinik araştırmasına göre yaşlandıkça böbrekleriniz su tasarrufu daha az yapar ve susuz kalma ihtimaliniz artabilir. 2005 yılında Ulusal Dahili Bilimler Akademisinin kılavuzuna göre günlük su tüketim miktarı 9 bardak olmalıdır.

Alzheimera Balıkla Meydan Okuyun!

Balık eti beyninize iyi gelen bir omega-3 yağ asidi cinsi olan DHA’dan zengindir. Düşük DHA seviyeleri araştırmalara göre Alzheimer hastalığı ile ilişkilendirilmiştir, ancak yine araştırmalara göre yeterince alındığında hafızanızı ve yeni şeyler öğrenme yeteneğinizi arttırabildiğiniz gösterilmiştir. Tekrar edersem, haftada en az iki öğün balık yemenizi tavsiye ediyorum.

Kansere Kırmızı Besinlerle Karşınıza Alın!

Çilek, domates, karpuz ve turuncu biber gibi kırmızı sebze ve meyveler likopen açısından zengin olan besinlerdir. Bu tür kırmızı besinler kansere karşı mücadele de etkilidir ve aynı zamanda inme riskinizi azaltabilir.

Bağışıklığınızı Koyu Yeşil Yapraklı Sebzelerle Güçlendirin!

Yaşınız ilerledikçe vücudun mikroplara karşı savunması güçleşmektedir. Bu savunmayı güçlendirmek için brokoli, karnabahar, brüksel lahanası gibi lahanagiller ailesine ait gıdalar tüketerek hem savunma mekanizmanızı güçlendirip hem de kansere riskinizi azaltabilirsiniz. Bağışıklık hücrelerinizin performansını arttıran ve böylece zamanla hastalıklara neden olan ve hücrelere zarar veren toksinlerle daha iyi savaşmayı sağlayan sulfonopren adında bir kimyasal içerirler.

Uzun Soluklu Bir Sağlık için Baharat Kullanın!

Baharat bulundurduğu antioksidanlar sayesinde yıllar boyunca sağlığınızı güvende tutar. Tarçın kolesterola ve şekere iyi gelirken zerdeçal sizi alzheimerdan ve depresyondan koruyabilir, sarımsak damarlarınızı açık tutarken zencefil enflamasyonu baskılar. Kısaca baharatlar doğru ve taze tüketildiğinde fayda sağlar ancak yaş ilerledikçe düzenli ilaç kullanımı olan kişilerin baharat kullanırken azami dikkat etmeleri gerekir. Bir çoğunun ilaç etkileşimi olduğunu unutmamak gerekiyor.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Yüksek Proteinli Bitkisel Besin Kaynakları

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Yüksek proteinli bitkisel besin kaynakları ile vücudunuzun ihtiyaç duyduğu temel besin maddeleri söz konusu olduğunda, protein listenin başında gelir. Kasların onarılmasından, bağışıklığı güçlendirmeye kadar sizi güçlü tutan proteinin bitkisel kaynaklarını biliyor musunuz?
Proteinler hücrelerimizin düzgün çalışmasını sağlayan en önemli moleküllerden biridir. Proteinler, amino asitlerden oluşur. Vücudumuzun yapısı ve işlevi proteinlere bağlıdır. Vücudun hücreleri, dokuları ve organlarının düzenlenmesi protein olmadan gerçekleşemez. Proteinler hemen hemen her biyolojik süreçte rol oynar ve işlevleri çok çeşitlidir. Vücuttaki proteinlerin temel işlevleri, dokuları inşa etmek, güçlendirmek, onarmak ve yerine koymaktır. Kas dokusunun kendini yenileyebilmesi ve gelişebilmesi için de vücudun proteine ihtiyacı vardır.
Protein vücudumuzun yapıtaşı ve birçok savunma mekanizmasında yer alan bileşiğin ana malzemesi. Dolayısıyla proteinden eksik beslenmek bağışıklık sistemini olumsuz etkiler. Kaliteli proteinler tüketmek istiyorsanız, yumurta, et, balık, peynir, süt-yoğurt, kuru baklagiller gibi besinleri beslenme programınıza eklemeye özen gösterin.

Yüksek Proteinli Bitkisel Gıdalar

Sadece hayvansal gıdalardan protein alabileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Cevabınız evetse, bitkisel kaynaklardan da protein alabileceğinizi hemen söyleyelim.
Bitkiler, hücresel yapı bakımından hayvanlar kadar canlıdır, bu nedenle de protein içeriği vardır. Özellikle baklagiller, protein açısından zengin bir bitki kaynağıdır.

Nohut

Nohut, protein ve lif açısından oldukça zengindir. Ayrıca nohutta protein ve lifin yanı sıra demir, çinko, vitamin ve mineraller de bulunur.

Kinoa

İyi ve kaliteli protein, tüm gerekli aminoasitleri içeren, vücutta kullanılabilirliği yüzde 100 olan proteindir. Hayvansal proteinlerin tümü bu gruba girer ve kinoa bu grupta olan birkaç bitkisel gıdadan biridir. Pirinç ve buğday gibi tahıllarla kıyaslandığında daha kaliteli ve yüksek protein içerdiği bilinmektedir.

Badem

Badem, yüksek miktarda protein içermesinin yanında, C vitamini açısından da oldukça zengindir. Bu da cildinizin ve saçlarınızın sağlığını olumlu yönde etkiler. Ayrıca badem, günlük önerilen magnezyum alımının % 61’ini sağlar; bu da şeker isteğini azaltmaya, Premenstrüal Sendrom – PMS (adet öncesi sendromu) ile ilgili krampları yatıştırmaya, kemik sağlığını iyileştirmeye, kas ağrısını ve spazmlarını hafifletmeye yardımcı olabilir.

Chia Tohumları

Chia tohumu, yüksek miktarda lif ve protein içerir. Karbonhidrat da içerir ama yüksek oranda lif olduğu için kana yavaş karışır. Böylece doygunluk hissi oluşur ve de uzun süre tok kalmanızı sağlar.

Kabak Çekirdeği

Bir avuç kabak çekirdeğinde yaklaşık 5 gram protein bulunur ve bu miktar günlük protein ihtiyacının %10’unu oluşturmaktadır. Kabak çekirdeği diğer protein değeri yüksek besinler gibi sizi uzun süre tok tutabilir. Kabak çekirdeği, lif ve mineral ve magnezyum deposudur. Kasları rahatlatan ve hava dalgalarını açmaya yardımcı olan bir mineraldir.

Patates

Bir başka gizli protein kaynağı da patatestir. Orta büyüklükteki bir patates 4 gr protein içerir ve bunun yanında günlük potasyum alımının yaklaşık % 20’sini karşılar.

Brokoli

Brokoli sadece müthiş bir lif kaynağı değil, aynı zamanda protein içeriği ile de şaşırtıcı bir sebzedir. Porsiyon başına pişirilmiş yarım bardak brokolide yaklaşık 2 gr protein bulunur.

Avokado

Özellikle yağ ve protein açısından zengin olan avokadoyu sporcular ve fitness ile ilgilenen kişiler yakından bilinir. Vücut dokularının ve cildin yenilenmesine yardımcıdır.

 

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar