Bizimle iletişime geçin

Kadın Sağlığı

Tek Seansta Meme Kanseri Tedavisi

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Tek Seansta Meme Kanseri Tedavisi

Modern çağın korkulu rüyası kanserin tedavisine yönelik bilim dünyasında çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Meme kanseri ise üzerinde en fazla çalışılan kanser çeşidi olarak dikkat çekiyor. Son yıllarda meme kanseri tedavisinde çok önemli yeniliklerden biri tek doz radyoterapi yöntemi. Acıbadem Üniversitesi Meme Araştırmaları Enstitüsü Başkanı, Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras, tek doz radyoterapi uygulaması sayesinde hastaların 33 seans yerine tek bir seansta tedavi olabilir hale geldiğini vurguladı. Prof. Dr. Cihan Uras’tan önemli açıklamalar…

Günümüzde her 4 kanser hastasından 3’ünde uygulanan, iyileştirici tedavi yöntemi radyoterapi yönteminde son yıllardaki hızlı gelişmeler umutları artırıyor. Artık gelişmiş radyoterapi teknikleri ile hem vücudun organlarını büyük ölçüde korumak mümkün oluyor, hem zamandan kazanılıyor hem de kozmetik açıdan büyük avantajlar sağlanıyor. Acıbadem Üniversitesi Meme Araştırmaları Enstitüsü Başkanı, Acıbadem Maslak Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Cihan Uras “Meme kanserinin tedavisinde çok önemli yeniliklerden birisi tek doz radyoterapidir. Meme koruyucu cerrahi geçiren kadınlarda normalde ameliyattan sonraki dönemlerde 25 kere tüm memeye, 8 kere de tümörün bulunduğu bölgeye olmak üzere 33 kere radyoterapi yapılır. Gerçi günümüzde gelişen radyoterapi teknikleri ile vücudun organlarını büyük ölçüde korumak mümkündür. Ama yine de mutlaka radyasyondan yansımalardan vücut etkilenebilir. Tek doz radyoterapi ise tedaviyi bir seansa indirgiyor ve hastaya pek çok açıdan büyük kazanımlar sağlıyor” diyor.

Aynı Gün İyileşmek Mümkün

Prof. Dr. Cihan Uras bu yeni yöntemi şu sözlerle anlatıyor: “Meme koruyucu cerrahi yaptığımız hastalarda tümörü çıkardıktan sonra yara açıkken radyoterapi yapıyoruz. Özellikle burada en fazla riskli olan bölge, tümörün çevresindeki meme dokusudur. Bu tümör çıktıktan sonra bu çevre dokuyu ameliyat sırasında hazırlıyoruz ve göğüs duvarına, yani vücudumuza girecek radyasyonu engellemek için göğüs duvarına bir kurşun plak yerleştiriyoruz yaranın içinden. Üzerine ışınlamak istediğimiz meme dokusunu getiriyoruz ve daha sonra radyoterapi cihazı gelerek bu bölgeye kenetleniyor. Ve kenetlendikten sonra da buraya bir kere olmak üzere ışın veriyoruz ve bu ışınla bizim 33 kere yaptığımız tedaviyi bir kerede bitirmiş oluyoruz.”

Hastaya Pek Çok Avantaj Sağlıyor

Tek doz radyoterapi yöntemi sayesinde hastanın vücudu radyasyondan hemen hemen hiç etkilenmiyor. Çünkü sadece hedef yer ışınlanıyor, koruyucu bir plak olduğu için arkaya da geçmiyor.

Hastanın işgücü ve zaman kaybı ortadan kalkıyor. Çünkü hastaya ameliyat esnasında radyoterapi uygulandığından, ameliyatla birlikte radyoterapisi de bitiyor ve iki günde toparlanıyor.

Özellikle yurt dışından gelen hastalar için çok büyük kolaylık. Çünkü eskiden radyoterapi nedeniyle kalış süresi uzuyordu. Oysa tek doz radyoterapi ile tedavileri bittiği için kısa sürede bütün tedavileri tamamlanmış olarak ülkelerine dönüyorlar.

Meme cildi hiç etkilenmediği için radyoterapinin meme cildinde oluşturduğu değişiklikler de yaşanmıyor. Meme cildinde herhangi bir bozukluk, deformite olmuyor. Hem meme cildi korunuyor hem de daha iyi bir görüntü elde ediliyor.

Meme dokusunda uzun vadede etkilere bağlı olmak üzere memede küçülme meydana gelebiliyorken, tek doz radyoterapi ile bu sorundan da hasta korunmuş oluyor.

Ameliyat Süresine Sadece 5 Dakika Ekleniyor!

Prof. Dr. Cihan Uras, tek doz radyoterapi yönteminin herkese uygulanamadığını belirterek şu bilgileri veriyor: “Bu tedaviyi herkese uygulayamıyoruz. Çünkü belli kriterlerimiz var; tümörün özellikleri bizim için çok önemli. Hastanın yaşı çok önemli, tümörün büyüklüğü –örneğin 2 cm’yi geçmemesi gerekir- ve tümörün biyolojik özellikleri çok önemli. Kriterlere uyan hastalarımıza koruyucu cerrahiyi yaparken ameliyat sırasında tek doz radyoterapiyi uygulayabiliyoruz. Bu işlem ameliyat süresine sadece 5 dakika eklenerek yapılabiliyor.”

Radyasyon Onkoloğu ile Karar Veriliyor

Tek doz radyoterapi yönteminin Radyasyon Onkoloğu ile planlanarak yapıldığını belirten Prof. Dr. Cihan Uras “Bu uygulama tek başına cerrahın kararıyla olmuyor. Biz genel cerrahi ekibi olarak hastanın bu yönteme uygun olduğunu görürsek radyasyon onkolojisi ekibimize hatta spesifik olarak meme radyasyon onkolojisi ekibimize söylüyoruz. Onlarla kararlaştırıyoruz. Onlar da bu yöntemin hastaya uygun olduğuna karar verirlerse hastalara uyguluyoruz. Yani bu kararı vermede meme cerrahı, meme radyasyon onkoloğu ve patoloğun kararları çok önemli. Üçlü ayak görevi görüyoruz. Üçümüz bir araya gelip uygun hastaya karar veriyoruz” diyor.

“Mucizeyi Yaşadım!”

Kosova’dan Türkiye’ye gelerek bir günde sağlığına kavuşan 53 yaşındaki meme kanseri hastası Fetbordha Krasta “Kosova’daki hekimim ameliyatı sadece Cihan hocaya yaptırmamı tavsiye edince ben de hemen randevu alıp geldim” diyor. Aynı gün biyopsisi ve radyoloji tetkikleri yapılan, yine hemen arkasından patoloji raporu 1 günde çıkan 2 çocuk annesi Krasta şu sözlerle dile getiriyor duygularını: “Korkulacak bir neticeyle gelmiştim ama tek doz radyoterapi sayesinde korkum da kısa sürdü, hemen işimiz bitti. Çok mutluyum. Çok kısa sürede evime dönüyorum. Bu bir mucize, mucizeyi yaşadım. Cihan hocaya minnettarım.”

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kadın Sağlığı

Erken Doğum Hakkında Merak Edilenler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Erken Doğum Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar

Bebek bekleyen annelerin en büyük endişeleri, erken doğum. Gelişiminin tamamlanmadan doğumun başlaması, bebek doğduktan sonra bazı sorunlarla karşılaşılması anlamına da gelebiliyor. Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı – Perinatoloji (Riskli Gebelik) Uzmanı Doç. Dr. Hülya Dede, erken doğum ile ilgili toplumda pek çok yanlış bilginin yaygınlığına dikkat çekerek erken doğum hakkında merak edilenler hakkında bilgi verdi.

Bir bebek bekleyen çiftlerin ağzından ilk dökülen cümle “sağlıkla doğsun!” olur. Gerçekten de bebeğin sağlıklı bir şekilde dünyaya gelmesi ilk ve en önemli istektir. Ancak nur topu gibi bir bebek olması için her şeyden önce anne karnında 9 aylık bir sürecin tamamlanması gerekiyor. Acıbadem International Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı – Perinatoloji (Riskli Gebelik) Uzmanı Doç. Dr. Hülya Dede, hamileliğin 20. haftadan sonra ve 37. haftadan önce sonlanmasını erken doğum olarak tanımladıklarını belirterek şu bilgileri veriyor: “Erken doğum önemli bir durum. Günümüzde yaklaşık her yüz doğumdan 13’ü erken doğum oluyor. Anne karnındaki ve doğum sonrası ilk 28 gündeki bebek kayıplarının yüzde 80’inin nedeni, erken doğum oluyor. Günümüzde tüp bebek yönteminin kullanılması ve çoğul gebeliklerin artması erken doğum oranlarının artmasına neden oldu. Bu nedenle anne adaylarının erken doğum riskleri konusunda bilinçli olması çok önemli. Zira dünyada her yıl 13 milyon prematüre bebek doğuyor ve bu erken doğumlar bebeğin sağlığını riske atacak solunum, beyin içi kanamaları, görme kaybı, zeka ve motor fonksiyon bozuklukları, bağırsak problemleri gibi birçok faktörü de beraberinde getiriyor.” Peki, risklerini de beraberinde getiren erken doğum hakkında toplumda yaygın olarak bilinen yanlışlar neler? İşte Doç. Dr. Hülya Dede’nin bu konuda verdiği bilgilerle doğrular ve yanlışlar…

Doğrular ve Yanlışlar

1.YANLIŞ: Vaginal ultrason düşüğe ve erken doğuma neden olur

Vaginal ultrason, hamilelik hakkında daha detaylı ve aydınlatıcı bilgiler veren bu amaçla kullanılan bir yöntem. Özellikle erken doğum tanısında rahim ağzı uzunluğunun ve açıklığının ölçülmesinde çok yararlı oluyor. Ancak probe denilen ultrason cihazının uç kısmı, vajene yerleştiriliyor dolayısıyla çocuğun yerleştiği yer olan rahimle hiç ilgisi bulunmuyor. Sonuçta; düşüğe neden olmadığı gibi düşüğün ve erken doğumun tanısında kullanılan en önemli ve güvenilir yöntemdir.

  1. YANLIŞ: Sürekli yatmak doğumu önler

Erken doğum tehdidi durumunda hastanın fiziksel aktivasyonunu azaltmasını öneriliyor, ancak bu durum sürekli yatakta kalmak, hiç kalkmamak ve devamlı yatmak anlamına gelmiyor. Tam tersine sürekli hareketsizlik, pıhtılaşma problemlerine neden olabilir. Ayrıca tüm bilimsel kuruluşların da kabul ettiği gibi devamlı yatak istirahatinin erken doğumu önlemedeki etkisi son derece tartışmalı. Yapılması gereken bu dönemde spor yapmaktan, ağır iş ve fiziksel aktivasyondan kaçınmak daha sakin bir yaşam sürmek…

  1. YANLIŞ: Rahim ağzı dikişi erken doğumun kesin tedavisidir

Rahim ağzına konulan dikişler sadece rahim ağzı yetmezliği veya rahim ağzında anatomik bir problemi olan kişilerdeki erken doğumu önlemede faydalı oluyor. Erken doğumun çok farklı sebepleri var ve rahim ağzına konulan dikişler hepsinde etkin değil.

  1. YANLIŞ: Diş çekimi erken doğuma neden olur

Hamilelikte gelişen diş ve diş eti problemleri eğer tedavi edilmezlerse erken doğuma neden olabilir. Bu nedenle en ideali, hamile kalmayı planlayan anne adaylarının hamilelik öncesinde genel kontrollerin yanı sıra mutlaka diş hekimine de kontrol olmaları. Hamilelik esnasında gelişen diş problemleri de doktorunuzun kontrolünde olmak kaydı ile en uygun şekilde hemen tedavi edilmeli.

5.YANLIŞ: Antibiyotik kullanımı erken doğuma neden olur

İlaçlar yerinde ve uygun kullanıldıklarında faydalı kimyasallardır. Hamilelikte antibiyotik kullanımı gerek halinde, uygun doz ve zamanda kullanıldığında pek çok fayda sağlıyor. Mesela hamilelik sırasında oluşan genital ve idrar yolu enfeksiyonları uygun antibiyotik ve ilaçlarla tedavi edilmezlerse erken doğum nedeni olabiliyor. Bu yüzden gebelikte kullanılacak tüm ilaçlar doktorunuzun kontrolünde kullanmalısınız.

  1. YANLIŞ: Erken doğum ağrı ile başlar

Doğum eyleminin başladığını gösteren bazı belirteçler vardır ve ağrı bunlardan en önemlisi ve sık karşılaşılsa da her doğum, ağrı ile başlamıyor. Bebeğin suyunun gelmesi de bir doğum başlangıç belirtisi ve ağrısız oluyor. Ayrıca kanama olabiliyor ve bu da eylemin başladığını gösterse de, bu duruma ağrı eşlik etmeyebiliyor. Rahim ağzı yetmezliklerinde ise erken doğum ağrısız oluyor ve sadece bası hissi oluşuyor.

  1. YANLIŞ: Erken doğumu önlemek için kullanılan iğneler haplardan daha etkindir

Erken doğum eylemini durdurmak için eylemin sebebine ve hamileliğin haftasına göre kullanılan ilaçlar farklı olabiliyor. Kullanılan ilaçların formu etkinliklerini değiştirmiyor veya birbirine üstün değiller. Duruma göre farklı formda da olsalar doğum eylemini durdurmada aynı etkiye sahipler.

  1. YANLIŞ: Yiyecek ve içeceklerin erken doğum ile bağlantısı yoktur

Hamilelikte beslenme hem anne hem de bebeğin sağlıklı olması açısından önemli. Bununla beraber hamileliğin sağlıkla devamı açısından da önem taşıyor. Sigara, çay ve kahvenin içinde olan kafein direk olarak rahim kasında kasılmaya neden olabiliyor. Ayrıca çok faydalı olan bitki çaylarından bazıları mesela; ada çayı, ökse otu, pelin otu, rezene, aloe vera, fesleğen, ginseng, kekik, meyan kökü gibi bitkiler ve hurma fazla ve devamlı alındıklarında aynı etkiyi yapabiliyor.

Bazı yiyecekler de içinde taşıyabilecekleri bazı mikroplar nedeni ile barsaklarda hareketlenmeye, ishale veya uterin kasılmalara neden olarak erken doğum etkeni olabiliyor. Mesela az pişmiş et ve yumurta, sakatatlar, kabuklu deniz ürünleri, pastörize edilmemiş süt ve süt ürünleri gibi. Bu nedenle gebelik süresince alınan gıdalar ve içecekler konusunda doktorunuzun önerilerine uymanız büyük önem taşıyor.

  1. YANLIŞ: Gebelikte cinsel ilişki erken doğuma neden olur

Normal hamilelik süresince anne adayı kendini rahat hissettiği ve hamilelikte bir sorun olmadığı sürece cinsel ilişkinin bir mahsuru bulunmuyor. Sadece gebelikte bir risk ortaya çıkarsa, gerekli hallerde doktorunuz cinsel ilişkiye kısıtlama getirebiliyor. Bunun dışında cinsel ilişki erken doğum nedeni değil, erken doğum riski varsa diğer fiziksel aktivitelerin belirli bir süre kısıtlanması gibi cinsel ilişki de kısıtlanabiliyor.

  1. YANLIŞ: Yolculuk erken doğuma neden olur

Hamilelikte normal toplu taşıma araçları ile yolculuk yapılabiliyor. Hamileliğin ilerleyen haftalarına kadar yolculuk bir problem yaratmıyor. 34. haftadan sonra olası doğum ihtimalinin yüksek olması nedeni ile beklenmeyen bir zaman ve ortamda doğumun başlama ihtimali göz önüne alınarak uzun seyahatler önerilmiyor. Bunun dışında eğer erken doğum belirteçleri varsa doktorunuz yolculuk yapmanıza kısıtlama getirebiliyor. Bu kısıtlama, risk olduğunda yapılan ve fiziksel aktivasyonu azaltmak amacı ile yapılan bir uygulama. Önemli bir kaza veya yaralanma olmadığı müddetçe yolculuk, tek başına erken doğum sebebi olarak kabul edilmiyor.

Risk Faktörlerine Dikkat!

Erken doğum için en büyük risk taşıyan anneler daha önce erken doğum öyküsü olanlar, çoğul gebeler, bebeğin suyu fazla olanlardır. Diğer faktörleri ise şöyle;

  • Anne adayının kronik hastalıkları (özellikle yüksek tansiyon)
  • Genital sistem enfeksiyonları
  • İdrar yolu enfeksiyonları
  • Diş hastalıkları ve enfeksiyonları
  • Sigara, alkol, uyuşturucu kullanımı, aşırı kafein alımı
  • Rahim şekil bozuklukları
  • Rahim ağzı yetersizlikleri
  • Yetersiz/sağlıksız beslenme vs.

Erken doğumu önlemenin yolu ise hamileliğin ilk günlerinden itibaren doktor kontrollerini ihmal etmemekten geçiyor. Bu dönemde hayat tarzınızdan, beslenmenize, kullanılan ilaçlardan seyahatlerinize kadar doktorunuzla işbirliği içinde olmak bu durumun önlenmesi ve tedavisinde çok önemli.

Hamilelikle ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Kadın Sağlığı

Lohusalık Sendromuna Yol Açan Etkenler

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Lohusalıkta Sendromuna Yol Açan Durumlar

Lohusalık sendromuna yol açan etkenler; doğum sonrasında kendinizi değersiz, umutsuz ve depresif mi hissediyorsunuz? Endişelenmeyin, yalnız değilsiniz! Son dönemlerde yeni doğum yapan annenlerin %15’i lohusalık sendromuyla karşı karşıya kalıyor. İşte detaylar…
Lohusalık bir kadının doğumdan sonra yaşadığı yaklaşık 6 haftalık süreci tanımlayan döneme verilen isimdir. Lohusalık sendromunun nedeni tam olarak bilinmemekle beraber, yeni doğum yapan annelerin bu belirtilere rastladıkları noktada doktora başvurmaları gerekmektedir. Bu durum bazen danışmanlık hizmetiyle bazense ilaçlarla tedavi edilen bir çeşit psikolojik hastalıktır. Böyle bir depresyondan sadece anneler etkilenmez. Yapılan çalışmalara göre babalarında yaklaşık %10 u doğum öncesi ve doğum sonrası depresyon yaşayabiliyor.

Belirtileri Nelerdir?

Lohusalık sendromu yeni doğum yapmış anneleri etkileyen bir çeşit depresyon türüdür. Doğumdan sonra yeni anne de sinir, kaygı, yeme ve uykuda düzensizlikler ve stres gibi durumların açığa çıkması durumunda 4-6 hafta içinde gerçekleşen bir çeşit depresyondur.
Lohusalık sendromu; yeni annenin bebeğine konsantre olamaması bebeğin sorumlulukları ağır gelmesi veya bebeğin geleceği ve sağlığı hakkında korkulara bürünüp her fırsatta doktoru arayıp yardım almak gibi durumlara yol açmaktadır.
Kalıcı yorgunluklar ve konsantrasyon problemleri, kendini suçlu hissetmek, ağlamak ve sık sinirlenmeler yaşamak, uyku problemleri, motivasyon azalmaları ve baş ağrıları çekmek, uzun süreli depresif bir ruh halinin içine girmek, boğulmuş ve daralmış hissetmek, bebeğe karşı ilgisizlik genel hatlarıyla sendromun belirtileridir.
Genç yaşta ki anneler ve özellikle maddi kaygıları olan ailelerde lohusalık sendromunun daha yaygın olduğu gözlemlenmiştir. Doğum sonrasında vücudun da cinsiyet hormonu seviyelerinin ve stres hormonlarının düzenlenmesin de çeşitli değişiklikler meydana gelmektedir. Bu hormonal kaymalar sebebiyle psikolojik değişimler yaşanmaktadır.

Lohusa Sendromuna Yol Açan Durumlara Dikkat!

Gebelikle beraber anne adaylarında oluşan fiziksel değişmeler,
Doğumun yaklaşmasıyla bebek hakkında doğan endişeler ve gelecek kaygıları,
Yakın çevrenin ailenin ve eşin destek eksikliği,
Maddi olarak ailenin yaşadığı sıkıntılar,
Bebeğin doğumuyla gelen uyku düzensizlikleri,
Hamilelikte ve hamilelik sonrasında açığa çıkan hormonal değişiklikler.

Ne Kadar Sürer?

Doğum öncesi başlayan endişeler, doğumdan sonra artmış ve yeni anneyi lohusalık sendromuna ilerletmiştir. Değişiklikler farkına varılıp tedavi sürecine girilmediği sürece, bu sendrom aylarca sürebilir. Tedavi gören yeni anneler ise kendilerini haftalar için de çok daha iyi hissederler.

Lohusa Depresyonunun Önüne Nasıl Geçilir?

Hamile annenin kendini hamilelik sonrasında ki sürece alıştırması, bununla ilgili sık sık doktoruyla görüşmesi ve artık kendini anne olmaya hazırlaması gerekmektedir. Diğer anneler ve doktorunuzla bebeğiniz ve bebeğinizin bakımı hakkında konuşarak lohusalık sendromu riskini azaltabilirsiniz.

Tedavi Süreci

Lohusa annelerin ilaçla tedavisinin ikinci planda yer almasından kaynaklı olarak öncelikle eşinin ve ailesinin psikoterapi alarak yeni anneye destek olup onu rahatlatmasıdır.
Bunun dışında yeni anne için psikolojik tedavi türleri de vardır. Bunlar; Bilişsel Davranış Terapisi ve Çift Terapisidir.
Bilişsel terapi kişinin düşünceleri hakkında derine inip sorunlarını çözmesine yardımcı olurken, Çift Terapisinde çiftler arasında ki sorunları çözmeye ve çocuk bakımına destek ve paylaşımlara yardımcı olur.
Tedaviye başladıktan kısa süre sonra hastada rahatlamalar gözlemlenecektir.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Kadın Sağlığı

Gebelikte Tiroid Sorununa Dikkat Edin

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Gebelikte Tiroid Sorununa Dikkat

Acıbadem Adana Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Hale Erbaş, tiroid bezinin az çalışarak yeterli miktarda tiroid hormonu salgılamamasına hipotiroidi, aşırı çalışmasına ise hipertroidi adı verildiğini belirterek, “Anne adaylarının tiroid fonksiyonlarının takibi çok önemli. Gebelikte en sık görülen tiroid rahatsızlığı ise ‘hipotiroid’. Her 100 gebeden 3’ünde hipotiroidi görülüyor. Bunun binde 3 ila 5’ini ‘aşikar hipotiroidizm’, yüzde 2-2,5’luk kısmının ise ‘subklinik hipotiroidizm’ olarak tanımlanan iki farklı tür” dedi. Bu sebeple gebelikte tiroid sorununa dikkat edin.

Hipotiroidide en sık görülen belirti ve bulguların yorgunluk, kabızlık, soğuğa karşı hassasiyet, kas krampları ve kilo alımı, ciltte kuruluk ve saç dökülmesi olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Erbaş, “İyot eksikliği açısından riskli bölgelerde yaşayan hastalarda görülen hipotiroidi guatr hastalığını da beraberinde getiriyor. Hipotiroidinin bir diğer önemli nedeni olan Hashimoto hastalığı da guatra yol açabiliyor. Anne adayında hipotiroidi görülmesi; düşük, erken doğum, preeklampsi (gebelik zehirlenmesi), plesanta dekolmanı (halk arasında bebeğin eşinin henüz doğum başlamadan önce ayrılması) ve doğacak bebekte zihinsel fonksiyonlarda azalmaya neden olabiliyor” diye konuştu.

İyot Eksikliği Diyetle Desteklenmeli

Gebelikte görülen hipotiroidinin gebeliğin ilk 3 ayında 2.5 U/ml’nin altında diğer aylarda 3.5 altında olması gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Erbaş, şunları kaydetti: “İyotun tiroid hormonunun sentez ve salınımında çok önemli olduğunun altını çiziyor. Gebelik sırasında böbrekten iyot kaybının artması, tiroid hormonlarının ilki olan tiroksin ihtiyacının artmasını kompanse etmek ve fetüsün iyot gereksinimi nedeniyle gebelerde iyot ihtiyacı daha fazla oluyor. Ülkemiz gibi orta-ciddi derecede iyot eksikliği yaşayan bölgelerde, hamilelik ve emzirme dönemi boyunca diyetle iyot alımına ek olarak günlük 150 g iyot desteği yapılması gerekiyor. Gebelikte hipertiroidi ise hipotiroidiye göre çok daha az görülüyor. Hipertiroidi sonucu fetüste, neonatal (yenidoğan) hipertiroidisi, hipotiroidi, guatr, rahim içi gelişme geriliği, erken doğum, ölü doğum ve doğumsal anomaliler gibi komplikasyonlar ortaya çıkabiliyor. Anne adayında ise aynı paralelde düşük, erken doğum, plasenta ayrılması, gebelik zehirlenmesi, enfeksiyon, kalp yetmezliği, ağır sabah bulantısı sonucu ortaya çıkan kilo ve su kaybı (hiperemezis gravidarum) sorunları görülebiliyor.

Gebelik Döneminde Görülen Hipertiroid

Gebelik döneminde ortaya çıkan hipertiroidinin, tedavide kullanılan ilaçların hepsi plasentaya geçtiği için fetüsün tiroid dokusunu tahrip etme riski mevcut. Bunun için mümkün olan en düşük doz tedavinin uygulanması tavsiye ediliyor. Ek olarak karaciğer enzimleri ve tiroid fonksiyonları da yakından takip edilmeli.” Gebelik sırasında tiroid bezinde nodül görülmesi durumunda ultrasonografi ile nodül tespiti yapılarak nodülün özelliklerinin incelenmesi gerektiğini tiroid kanserlerinin yüzde 10’unun gebelik sırasında veya doğumdan sonraki 1 yıl içinde tanı aldığını söyleyen Uzm. Dr. Erbaş, boyutu 10 mm üzerinde olan ve ayrıca şüpheli görünen bir nodül mevcutsa gebelik haftasına bakılmadan ince iğne aspirasyon biyopsisi yapılmasının şart olduğunun altını çizdi. Uzm. Dr. Erbaş, nodülün büyümesi durumunda gebelik sırasında da olsa cerrahi müdahale yapılması ve operasyon sonrasında da LT4 tedavisi ile sürece devam edilmesi gerektiğini ifade etti.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

seo uzmanı