Bizimle iletişime geçin

Aile Sağlığı

Tavuk Alırken Nelere Dikkat Edilmeli?

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Tavuk Alırken Nelere Dikkat Edilmeli

Protein yönünden zengin olan tavuğu beslenmenizden eksik etmemeniz gerekiyor. Peki sağlıklı tavuğu nasıl seçeceksiniz? Tavuk alırken nelere dikkat edilmeli? Etiketlerde yazanlar ne anlama geliyor? İşte etiketlerin anlamı…

Tavuk eti, son derece faydalı bir besin kaynağıdır. Bilinen en önemli faydası, protein yönünden zengin oluşudur. 120 gram tavuk eti, günlük protein ihtiyacının yüzde 65’ini tek başına karşılayabilir. Yağı azaltmak ve içerdiği proteinden faydalanmak için derisinin sıyrılması gerekir. Uzmanlar derisinden arınmış tavuk etinin yağsız olduğunu söylüyor! Tavuk hakkında yapılan son araştırmalar, beyaz renkteki bu etin, niasin zengini olduğunu gösterdi. Niasin, kan şekerini düzenlemede son derece faydalıdır. Gen yapımız üzerindeki etkisi sebebiyle de tavuk eti kansere karşı korunmamıza yardımcı olur!

Tavuk eti; içerdiği çinko, selenyum, demir, fosfor, magnezyum ve A-B vitaminleri sayesinde, ihtiyacımız olan enerjiyi almamıza yardımcı olurken, bağışıklık sistemimizin güçlenmesinde de rol oynar. Her besin kaynağında olduğu gibi saklama ve tüketim koşulları tavuk eti için de oldukça önemli. Tavuk etini derin dondurucuda muhafaza ediyorsanız, çözülmesi için tezgah üstünde bekletmektense buzdolabında yavaş yavaş çözülmesini sağlayın. Çiğ tavuk etini mümkün olduğu kadar diğer besin maddelerinden ayrı muhafaza edin. Tavuk etini pişirirken, kısık ve orta derecede ısı uygulayın. Yüksek ısıda pişen tavuk, sahip olduğu proteini hızlı kaybeder. Tavuklu yemeklerinizi bir öğünde tüketebileceğiniz kadar hazırlayın çünkü yeniden ısıtma işlemi de protein kaybına sebep olur. Tavuk etinden beklenen faydayı alabilmeniz için doğru tavuğu seçmeniz gerekir. Bunu yapabilmenin tek yolu ‘bilmekten’ geçer. Peki bunca faydası bulunan tavuk etini almak için markete gittiğinizde, ambalajında yazan onca şeyin ne anlama geldiğini biliyor musunuz? Gelin ambalajlarda yazanların ne anlama geldiğine bir bakalım…

DOĞAL TAVUK

Bir ambalajın üzerinde ‘Doğal Tavuk’ yazıyorsa; bu, ambalajın içinde tavuk dışında bir şey olmadığı anlamına gelir. Yani aldığınız şeyin sadece tavuk olduğu, ilave başka bir madde bulunmadığı ifade edilmektedir. Bu ibare, tavuğun nerede ve hangi şartlarda yetiştirildiği ya da neyle beslendiği hakkında hiçbir bilgi vermez! Oysa bilinçsiz tüketiciler, doğal yazısını gördüklerinde aldıkları ürünün olması gerektiği şekilde üretildiğine inanırlar!

DONDURULMUŞ

Türkiye’deki ambalajlarda bu ifadeyi çok görmesek de karşımıza çıktığında ne anlama geldiğini bilmek gerekir. Soğutulmuş ya da dondurulmuş tavuk denildiğinde aklımıza, parçalanmadan hemen önce askıda duran tavukların soğuk havaya maruz bırakıldığı gelir. Oysa durum çok farklı. Soğutma işlemi, askıdaki tavukların soğuk su ile yıkanması anlamına geliyor. Soğuk su banyosu yapılan tavuklar, cilt yapıları sebebiyle işlem sırasında uygulanan suyu adeta emerler. Bu da hem tatlarındaki yoğunluğun azalmasına, hem de yapay olarak ağırlaşmalarına sebep olur!

SALMA TAVUK

Free range ifadesi, Türkçe’ye salma tavuk olarak geçmiştir. Birçok ambalajda da bu ifade kullanılır. Free range tavuk, doğal ortamlarında dolaşmalarına izin verilmiş, sıkışık kafeslerden çıkarılarak büyütülmüş tavuk anlamına gelir. Bu ibareyi ambalajda kullanmak için tavukları gerçekten serbest bırakmak ve buna uygun üretim tesisine sahip olmak gerekir. Ancak bu uygulamanın ne kadar süreyle yapıldığı çok önemlidir. Evet, free range tavuklar, kafeste yetişenlere oranla daha hareketli olduklarından besin değeri açısından daha faydalıdırlar. Günün belli saatlerinde serbest bırakılan bu tavuklar, diğer zamanlarda -genellikle- diğer tavuklarla aynı şartlarda yaşarlar. Ambalajında free range yazıyor olması devamlı doğal ortamlarında ve serbest oldukları anlamına gelmezken beslenme şekilleri hakkında da bilgi vermez! Bu faydalı ancak yetersiz bir ifadedir. Yapılan denetimler, maalesef bu uygulamanın sadece teknik yeterlilik düzeyinde tutulduğunu gösteriyor. Free range ifadesini okuduğunuzda aklınızda canlanan çayırda serbest dolaşan tavuk resmi, ne yazık ki doğru değil.

KAFES DIŞINDA YETİŞTİRİLMİŞ

Son zamanlarda Cage Free (kafes dışında) ifadesini ambalajlar üzerinde sıkça görüyoruz. Yasalar bu ve benzeri ifadelerin ambalajlara yazılabilmesini birtakım kurallara bağlamış durumda. Şartlar yerine getirildiğinde ürün üzerine bu gibi ibareler yazılabiliyor. Tesislerden kafesler kaldırıldığında şartların ilki ve en önemlisi yerine getirilmiş oluyor. Bu tip tesislerin çoğunda tavuklar kafes dışında ancak neredeyse üst üste bekletiliyorlar. Ne dışarı çıkabiliyor ne de oldukları yerde hareket edebiliyorlar. En önemlisi bu ifade, tavukların ne ile beslendiği ya da ne gibi ilaçlara maruz bırakıldığı hakkında hiçbir garanti içermiyor.

ANTİBİYOTİKSİZ TAVUĞUN SIRRI

Tüm tavuklar çiftlikte yetişir. Ambalajında çiftlik tavuğu yazıyor olması, sağlıklı olduğuna inanabilirsiniz anlamına gelmesin. Ambalaja bunu yazabilmek için tavukların bir çiftlikte yetişiyor olması yeterli! Bu ibare; ne beslenme şekilleri, ne aldıkları ilaçlar, ne de serbest dolaşıp dolaşmadıkları hakkında bilgi vermez. Çiftlik tavukları daracık kafesler içinde hiç kıpırdamadan ve ilaç alarak büyütülürler. Toplu halde ve bir arada yetiştirilen tavuklar genellikle hastalanmamak ve birbirlerine hastalık bulaştırmamak için antibiyotikli yemlerle besleniyorlar. Antibiyotik, kullanımına son verildikten bir süre sonra vücuttan atılır. Antibiyotiksiz tavuk, ambalajlanan etinde antibiyotik etki olmadığı anlamına gelir; yaşam boyunca antibiyotik almadığı anlamına değil!

ORGANİK TAVUK NE DEMEKTİR?

Son yıllarda tüketicilerin bilinçlenmesiyle organik gıdaların üretiminde ciddi bir artış yaşanıyor. Ülkemizde organik gıda sertifikası almak, belge verme yetkisi bulunan firmaların ciddi kontrollerinden geçerek onay vermesiyle mümkün. İlgili bakanlık, belge verme yetkisi olan firmaları yaklaşık 20 farklı kontrolden geçirerek, organik gıda sertifikasını güvenli halde tutuyor. Bir tavuk ambalajında organik tavuk ifadesi varsa bu; tavukların, doğal ortamlarında serbest şekilde dolaştırıldığı, çabuk büyümeleri ya da daha verimli et ve yumurta vermeleri için hormon ya da antibiyotik verilmediği anlamına gelir. ‘Organik tavuk’ ifadesi, olması gerektiği gibi faydalı tüm şartların bir arada yerine getirildiği anlamına gelir. Bilinçli tüketicilerin sayısı arttıkça üreticiler de harekete geçecek ve en doğru ürünü üretme yoluna gideceklerdir.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Aile Sağlığı

Sesimizin Düşmanı Alışkanlıklar

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Sesimizin Düşmanı Alışkanlıklar

Sesin incelmesi, kalınlaşması, çatallanması, yorulması ve titremesi, hatta kimi zaman hiç çıkmaması… Özellikle sonbahar ve kış aylarında sıkça görülen ses kısılmasının pek çok nedeni olabiliyor. İşte sesimizin düşmanı alışkanlıklar…

Şiddetli larenjitten reflüye, ses telleri üzerinde gelişen nodül, kist ve polip gibi oluşumlardan Humman Papilloma Virüsü’ne, alerjiden tiroit problemlerine kadar pek çok etken ses kısıklığı yapabiliyor. Bunların yanı sıra gırtlak kanseri de ses kısıklığıyla kendini gösterebiliyor. Ancak ses kısıklığına en çok da sıklıkla yaptığımız hatalı alışkanlıklarımız neden oluyor. Örneğin; yeterince su içmemek gibi! Acıbadem Bakırköy Hastanesi Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz sesimizi korumamız için vazgeçmemiz gereken 8 hatalı alışkanlığımızı anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Yüksek Sesle Konuşmak, Bağırmak

Konserlerde şarkılara yüksek sesle eşlik etmek, maç gibi ortamlarda sürekli bağırmak, topluluk önünde sesini duyurabilmek için ses tonunu yükseltmek, bir başka deyişle “sesi yanlış kullanmak” ses tellerini yıpratarak kanama yapabiliyor. Bunun sonucunda da ses tellerinde geçici veya kalıcı hasar oluşabiliyor. Bu nedenle yüksek sesle konuşmayın, bağırmayın. Ayrıca ara vermeden uzun süre konuşmamaya da özen gösterin.

Yeterince Su İçmemek

Sesin en önemli düşmanlarından biri, susuzluk. Yeterince su içtiğimizde ses tellerimiz ıslak bir ortamda, kaygan bir zeminde, göğüs boşluğundan gelen havayla daha iyi titreşiyorlar. Tam aksine yeteri kadar su içmezsek ses tellerimizde oluşan kuru ortam sesimizin kısılmasına neden oluyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz ses tellerini nemli tutmak için günde en az 8-10 bardak su içmeye özen göstermemiz gerektiğine dikkat çekiyor.

Ağır Yağlı ve Baharatlı Yemekler Tüketmek

Yemek borusunun alt ve üst kapakları sürekli kasılı halde duruyor ve mide içeriğinin geriye kaçışını engelliyorlar. Mide içeriğinin herhangi bir nedenle boğaza, genize ve ses tellerine kaçışına larengofarengeal reflü deniyor. Midedeki asit salgısının ses telleri üzerinde zehirleyici (toksik) bir etki yapması ses kısıklığına yol açabiliyor. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz bu nedenle reflü yapabilen ağır yağlı, baharatlı yemekler ve çilek ile domates gibi asitli besinlerden kaçınmanın çok önemli olduğunu söylüyor.

Çay ve Kahve Tüketimini Abartmak

Toplumdaki yaygın inanışın aksine çay ve kahve gibi içecekler su ihtiyacımızı karşılamadığı gibi, vücuttan sıvı atılımını artırarak sıvı ihtiyacımızı daha da artırıyor. Çay ve kahve gibi içeceklerin tüketimini günlük 1-2 fincanla sınırlamaya özen gösterin. Bu içeceklerin yanında günlük su tüketiminize ek olarak bir bardak su içmeyi de ihmal etmeyin.

Strese “Dur” Diyememek

Çağımızın önemli bir problemi olan stres de ses kısıklığına neden olan bir başka önemli etken. Stres, boyun ve ses tellerimizin hareketlerini kontrol eden kaslarda oluşan gerginlik sonucu sesin kısılmasına yol açabiliyor. Heyecanlandığımızda veya çok sinirlendiğimizde ellerimizde oluşan titremenin bir benzeri ses tellerimizde oluşuyor. Sinirli, heyecanlı ve korku içinde olunan ortamlarda sesimizi her zamanki durumlardan farklı kullanıyoruz. Kontrol dışı bu kullanım sırasında oluşan ses kısıklığı geçici oluyor, ancak süre uzadığı zaman ve bu tarz ses kullanımı alışkanlık haline geldiğinde ise ses kısıklığı kalıcı hale dönüşüyor.

Sık Sık Boğaz Temizlemek

Geniz akıntısı ve reflü gibi etkenler nedeniyle boğazda gelişen gıcık hissi yüzünden boğazı sık sık temizlemek de risk oluşturuyor. Özellikle üst solunum yolu enfeksiyonları ve alerji sonucunda oluşan geniz akıntısı ve reflüye bağlı tahrişler sonucunda sık boğaz temizleme ihtiyacı duyuluyor. Bunun sonucunda da her iki ses teli karşılıklı travmaya uğruyorlar. Ses tellerinde oluşan travmalar nedeniyle gelişen ödem de ses kısıklığını oluşturuyor. Bu nedenle boğazda gıcık hissi geliştiğinde altta yatan etkenin belirlenmesi ve tedaviyle ortadan kaldırılması için mutlaka bir hekime başvurun.

Yatmadan Önce Yemek Yemek

Yatmadan önce yemek yemek de larengofarengeal reflüye, buna bağlı olarak da ses kısıklığına yol açan bir başka önemli etken. Çünkü gece boyunca artmış olan mide asidi ses tellerine zarar verebiliyor. Dolayısıyla yatmadan 3 saat önce yemek yemeyi bırakın, su dışında herhangi bir şey tüketmeyin.

Sigara İçmek

Sigaranın dudaktan başlayarak tüm ses yollarını kurutması sonucunda ses kalınlaşıyor, çatallanıyor veya kısılıyor. Sigara aynı zamanda sesin kısılmasına yol açan gırtlak kanserinin de bir numaralı nedeni. Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ferhan Öz ses kısıklığında zaman kaybetmeden bir hekime başvurulması gerektiğine işaret ederek, “Gırtlak kanseri çok erken bir dönemde yakalandığında tedavi başarısı yüzde 100’e yakın oluyor. Ancak ihmal edildiği takdirde tedavi başarısı çok düşük düzeylerde kalıyor” diyor.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Merdiven İnip Çıkarken Oluşan Diz Ağrısı

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Merdiven İnip Çıkarken Oluşan Diz Ağrısına Dikkat

Diz eklemleri vücudumuzun en çok yük taşıyan yeridir. Hareketsiz yaşam tarzı ve fazla kilolar diz eklemlerinde kireçlenmeye yani osteoartroza zemin hazırlar. Memorial Ankara Hastanesi Fiziksel Tedavi ve Rehabilitasyon bölümünden Uz. Dr. Gülseren Kayalar, merdiven inip çıkarken oluşan diz ağrısı nedenine dikkat dedi ve diz eklemlerinde artroz ve tedavisi ile ilgili bilgiler verdi.

Fazla Kilolarınızdan Kurtulun

Genellikle 60 yaş üstü kadınlarda iki kat daha sık görülen diz kireçlenmesi, 40’lı yaşlardaki erkeklerde de oldukça sık görülmektedir. Erkeklerde diz eklemine yönelik sık travma veya yoğun sportif aktiviteler, eklem kıkırdak sorunlarında artışa neden olarak erken yaşta gonartroz yani diz kireçlenmesine zemin oluşturabilir. Obezite, diyabet, gut hastalığı gibi birçok metabolik rahatsızlık ve genetik yatkınlık diz kireçlenmesinde etkin rol oynamaktadır. Diz eklemine aşırı yüklenme ve mekanik stres de etkenler arasındadır. Diz eklemi gövdenin ağırlığını taşıyan bir eklem olduğu için postur yani duruş bozuklukları, bel ve kalça rahatsızlıkları da dize yansıyarak diz kireçlenmesini tetikleyebilir.

Merdiven İnip Çıkarken Yaşadığınız Ağrı Kireçlenmeye Bağlı Olabilir

Yavaş seyirli bir hastalık olan diz kireçlenmesi, uzun sürede açığa çıkmaktadır. İlk ve en erken değişiklik diz içerisinde kıkırdakta meydana gelmekte, incelen kıkırdak sonucunda eklem aralığı daralmaya ve ağrı yapmaya başlamaktadır. Tedavi edilmediğinde hareketlerde kısıtlılık ve dizlerde deformasyon açığa çıkmaktadır. Hasta; dizlerden ses gelmesi, şişlik, eklem stabilitesinde bozukluk, güçsüzlük, merdiven inip çıkarken ağrı ve zorlanma yakınmaları ile doktora başvurmaktadır.

Düzenli Egzersiz ve Fizik Tedavi Önemli

Hastanın şikayetleri dikkate alınarak belirlenen tedavi planlamasında asıl amaç, hastanın yaşam kalitesinin ve kısıtlanan hareketlerin artırılmasıdır. Tedavi öncelikle risk faktörlerinin azaltılması ile başlar. Kilo verme ve kas gücü ile esnekliğini artırmanın yanı sıra; aşırı zorlayıcı sportif aktiviteler, merdiven inip çıkma, uzun koşu ve yürüyüşlerden kaçınmak önemlidir.

Diz Ağrılarında Uygulanan Tedaviler

  • Fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamaları,
  • Kortizon içermeyen ağrı kesici ilaçlar
  • Ekleme yönelik enjeksiyonlardır.

Bu tedaviler belirtilere yönelik olup, uzun vadede eklem kıkırdağının yenilenmesini sağlayamamaktadır.

Modern Tedavi Yöntemleri Şikayetlerinizi Azaltabilir

Diz eklemlerindeki kıkırdak hasarının tedavi seçenekleri, klasik tedavi yöntemlerin yanında yeni tedavi uygulamalarını da içermektedir. Diz eklemlerinde de meydana gelen kıkırdak hasarının kendi kendine iyileşme ihtimali çok düşüktür.

Son 20 yılda geliştirilen modern tedavi yöntemleri ile aşınmaya başlamış diz eklemlerinde bozulan biyokimyasal dengenin düzeltilmesi ve eklem kıkırdağının yeniden onarılabilmesi amaçlanmakta ve kalıcı hasar önlenmeye çalışılmaktadır. Bu tedavilerden biri de eklem içine uygulanan hyaluronik asit enjeksiyonlarıdır. Bunların ağız yoluyla alınan veya cilde sürülen formları da geliştirilmiştir. Akut dönemde etkili olan ve ağrıyı azaltan, fonksiyonel iyileşme sağlayan bu ilaçların uzun vadede yenilenmeyi artırdığına dair kesin kanıtlar bulunmamaktadır.

PRP Uygulaması Yaygınlaşıyor

Son yıllarda hastanın kendi kanı veya kemik iliğinden elde edilerek eklem içine enjekte edilen etken maddelerin kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Bunlara en iyi örnek PRP olarak bilinen plazmadan zengin protein (PRP) uygulamasıdır. Diğer biyolojik etken maddelerle karşılaştırıldığında elde edilmesi en kolay madde olan PRP, özellikle ilk evre diz kireçlenmesi olduğu belirlenen hastalarda etkin olmaktadır. Evre 2 ve 3’te ne kadar iyileşme sağladığı belirgin olmamakla birlikte yapılan çalışmalar bu ürünlerin sentetik ürünlere üstün olduğunu göstermektedir. PRP enjeksiyonunun uzun dönem takipte kireçlenmenin ilerlemesini durdurup durdurmadığını bildiren bir çalışma yoktur. Unutulmaması gereken önemli bir konu ise PRP’nin bir kök hücre tedavisi olmadığıdır.

Kök Hücre Tedavisi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Mezenkimal olarak adlandırılan, bağ dokularında bulunan erişkin haldeki kök hücrelerin bölünerek yeni hücreler meydana getirebilme kabiliyeti ve yüksek seviyede farklılaşabilme özelliği nedeni ile diz eklem kıkırdak tamirinde kullanımı hızla artmaktadır. Yapılan çalışmalara göre diz ekleminde kök hücre tedavisi ile kıkırdak tamirlerinde erken dönem sonuçları olumlu iken uzun dönem sonuçları halen tartışmalıdır. Menisküs yırtıklarının onarımında ise çok daha güvenilir sonuçların olması, gelecekte kök hücre uygulamalarının oldukça iyi gelişmeler gösterebileceğine işaret etmektedir.

Okumaya Devam Et

Aile Sağlığı

Sıcak Çarpmasına Karşı 7 Önlem

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

sıcak çarpmasına karşı 7 önlem

Gün içinde yorgunluk, baş ağrısı, halsizlik gibi şikayetleriniz varsa bunun nedeni hava sıcaklığının artışı olabilir. Uzun süre güneşli ortamlarda kalmak ise bilinç kaybı ve vücutta kalıcı hasarlara kadar neden olabilen sıcak çarpması sorununu yaşatabilir. Memorial Bahçelievler Hastanesi İç Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Aytaç Karadağ, sıcak çarpmasına karşı 7 önlem hakkında bilgi verdi.

Açık ve sıcak alanlarda çalışanlar dikkat!

Sıcak çarpmasının en önemli nedeni, nemli havalarda yüksek sıcaklık altında uzun süre durmaktır. Sıcakla birlikte vücutta ısıyı dengeleyen sistem bozulmaktadır. Bu durumda vücut ısıyı atamamakta, sıcak çarpması durumu meydana gelmektedir. Sıcak çarpması en çok sıcak ortamda çalışmak zorunda olanları etkilemektedir. Açık alanda ve güneş altında çalışan inşaat işçileri, fırın çalışanları, cam işçileri, yoğun efor gerektiren bisiklet sürücüleri ve maraton koşucuları risk altındadır. Sıcak çarpmasında risk altındaki kişiler şöyle sıralanmaktadır:

* Yaşlılar ve 5 yaş altı çocuklar

* Kalp ve böbrek yetmezliği

* Şeker hastalığı

* Yüksek tansiyon

* Gebeler

* İdrar söktürücü, alerji, kalp, psikiyatrik ilaç kullananlar

* Alkol bağımlıları

* Obezite ve aşırı zayıflık

* Cilt hastalığı olan bireyler

Güneş yanığı vakaları artıyor

D vitamini için güneşlenmek tavsiye edilse de güneş ışınlarının dik geldiği 10.00- 16.00 arasında güneşten koruyucu, şapka, şemsiye kullanmayanlarda güneş yanıkları, sıcak çarpması ve sıcak bitkinliği vakalarında artış görülmektedir.

Ciltte morarma ve baş ağrısına dikkat!

Sıcağa maruz kalmış bir bireyde bu belirtilerden birkaçı varsa sıcak çarpmasından şüphelenilmelidir:

* Sıcak, kuru ve soluk-morumsu cilt

* Halsizlik, bitkinlik

* Terlemede azalma

* Çarpıntı ve hızlı nefes alma

* Bulantı, kusma, ishal gibi sindirim sistemi yakınmaları

* Yüksek vücut sıcaklığı

* Baş ağrısı

* Kas krampları

* Uyuklama, anlamsız konuşma, çevreyi tanıyamama, sersemlik hali

* Kasılma

* Bayılma ve baygınlık

* Bilinç kaybı, koma

Soğuk uygulama şart

Sıcak çarpması durumunda erken müdahale, geri dönüşü olmayan böbrek ve kalp yetmezliğine ilerleyişi engellemektedir. Bunun için sıcak çarpmasında hasta serin bir ortama alınmalı ve soyularak soğuk duş yaptırılmalıdır. Ayrıca ıslak havlu ile soğuk kompres uygulanmalıdır. Hastanın bilinci açıksa şekerli ve tuzlu su içirilmeli; bilinci kapalıysa ağızdan sıvı ya da katı gıda verilmemelidir. Hastanın solunum yolu her zaman açık tutulmalı ve ayakları yukarı kaldırılmalıdır. Krampları engellemek ve hayati organların etkilenmemesi için hastaya masaj yapılmalıdır. Hastanın şikayetler devam ediyorsa ve ateş yüksekliği 40 dereceyi aşmışsa acilen hastaneye başvurulmalıdır.

Sıcak çarpmasından korunmanın 7 yolu

1.Risk grubundakiler 10.00-16.00 arası güneş altında yüksek sıcağa maruz kalmamalıdır.

2.Sıcak havalarda açık renkli, sentetik olmayan, ince yazlık kıyafetler tercih edilmelidir.

3.Güneş altında şapka, şemsiye ve güneş gözlüğü kullanılmalıdır.

4.Sıcak havalarda su tüketimi artırılmalıdır.

5.Daha sık ılık duş alınmalıdır.

6.Yorucu fiziksel aktivitelerden uzak durulmalıdır.

7.Hava sıcaklığının yüksek olduğu saatlerde özellikle alkollü içecekler ve ağır yemeklerden uzak durulmalıdır.

Sıcak havalarda karşılaşılan hastalıklarla ilgili bir diğer yazıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar