Bizimle iletişime geçin

Sağlıklı Yaşam

Sürekli Yorgun Hissetmenizin Nedenleri

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Sürekli Yorgun Hissetmenizin Nedenleri

Son günlerde birçok kişinin muzdarip olduğu en önemli sorunlardan birisi de yorgunluk. Bu durumun sonucunda bilim insanları da kişilerin kendini sürekli yorgun hissetmesi inceledi ve konuyla ilgili araştırmalarda bulundu.  ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nde yapılan araştırmalarda her 3 yetişkinden 1’inin yeterince uyuyamadığını ve gün boyu hep yorgun olduğunu gösteriyor.  Yaşamınızda her bir sabaha yorgun olarak adım atmak, gün içerisinde gerçekleştirdiğiniz rutin ilerinizde bile isteksizlik yaşamak, sürekli halsiz ve bitkin olmak belki de ciddi bir hastalığın habercisi olabilir. Peki ya sizce halsizliğinizin sebebi ne olabilir? Bugünkü köşe yazımda sürekli yorgun hissetmenizin nedenleri var…

Bitkin ve Yorgun Hissediyorsanız Nedeni Susuzluk Olabilir

Kendinizi yorgun hissettiğiniz anlarda şu soruyu kendinize sormayı unutmayın: Acaba ne zamandır su içmiyorum? Yeterince su içmediğinizde enzim aktivitelerinizin azalmasından dolayı kendinizi yorgun ve enerjinizin düşük olduğunu hissedersiniz. Unutmayın ki su vücudun yakıtıdır ve gün içerisinde su içmeyi ihmal ettiğimizde vücudunuzun ihtiyacı olan yakıtı almamış oluyorsunuz. Bunun sonucunda da kendinizi gün içerisinde bitkin ve huysuz biri olarak hissetmeniz kaçınılmaz bir son olarak karşımıza çıkar. Kahve ve çay gibi kafeini yüksek içeceklerin tüketimini biraz azaltarak, günde vücudunuzun ihtiyacı olan miktarda su içerek yorgunluğunuzu önleyebilirsiniz.

Diyabet Hastasıysanız Dikkat!

Her yıl bir milyondan fazla kişiye diyabet teşhisi konuyor ve daha pek çoğu maalesef bu hastalığa sahip olduklarının bile farkında değiller. Glikoz adı verilen kandaki şeker, insülin direnci ya da insülinin yetersiz kalması sebebiyle hücrelere geçiş yapamadığından hücrelerde enerji eksikliği ortaya çıkar. Buna bağlı olarak da kişide sinirlilik, kilo kaybı, açlık, aşırı susama, sık sık idrara çıkmanın dışından her zamanda yorgun hissetmek gibi semptomlar görülür.

Anemi, Yorgunluk Nedeni

Kana kırmızı rengini veren ve oksijeni dokulara taşıyan alyuvarlarda bulunan hemoglobin isimli protein sağlıklı bir kişide bulunması gereken miktarın altına düştüğünde anemi (kansızlık) oluşur. Semptomlarından en belirgin olanı kendinizi yorgun hissetmenizdir. Uyku güçlüğü, hızlı kalp atışı, baş ve göğüs ağrıları, konsantrasyon eksikliği ve güçsüzlük görülen diğer semptomlarıdır.

Tiroid, Halsizliğinizin Sebebi Olabilir mi?

Tiroid bezi metabolizmanızı kontrol eden hormonlar üretir ve tiroid bezinin az çalışması ya da hiç çalışmaması vücudun tamamını olumsuz yönde etkiler. Tiroid yetmezliğinde özellikle demir ve B12 vitamini eksikliği görülür. Bu durum da hareketlerde yavaşlamaya, yorgunluk ve halsizliğe neden oluyor.

Yorgunluğun İlk Belirtisi Kalp Hastalıkları 

Kalp hastalıklarının en önemli hatta en erken bulgularından birisi de yorgunluktur. Kalp damar rahatsızlıkları, kalbin oksijen ihtiyacını karşılamasına engel teşkil ettiğinden hastanın yorgun olmasına sebebiyet verir ve en ufak bir harekette bile hasta nefessiz kalır.

Uykusuzluk Yorgun Hissettirir

Kaliteli yaşam tarzınızı tehdit eden ve son zamanlarda en sık rastlanan uyku apnesi (nefes durması) siz her ne kadar dinlendiğinizi düşünseniz de bütün gün kendinizi yorgun hissetmenize neden olan bir uyku problemidir. Çoğunlukla horlama ile birlikte seyreden bu hastalıkta uyku sırasında kısa süreli olarak solunum kesintileri yaşanır. Üst solunum yolunuz birkaç saniyeliğine kapanır, vücuttaki oksijen düzeyi azalır, kalp ritmi yavaşlar ve bu da beyninizin tekrar nefes almaya başlamak için uyandırılmasına neden olur. Bu olayın düzenli bir şekilde tekrarlaması sonucunda da gece uykunuz hatırlanmayacak kadar kısa aralıklarla bölünür. Hasta, sabahları yeterli uykunun alınamaması ile kendisini yorgun hisseder ve konsantrasyon bozukluğu, hatta gün boyu gerginlik yaşar.

Depresyon, Enerjinizi Azaltabilir

Her bireyde farklı semptomlarına rastladığımız depresyon tedavi edilmediği sürece haftalarca, aylarca hatta yıllarca sürebilir. Depresyondaki kişiler genel olarak mutlu oldukları aktivitelerden keyif alamamaya başlar, uyku ve yemek alışkanlıklarında değişiklikler meydana gelir, değersizlik ve mutsuzluk duyguları ortaya çıkar. Bunların dışında enerjilerinde azalma görülür ve sürekli yorgun halleri dikkat çeker.

İdrar Yolu Enfeksiyonu

Sürekli yorgunluk hali idrar yolu enfeksiyonlarının bir belirtisi olabilir. Birçok kadında görülen belirtiler sık idrara gitmek isteği, yanma olabildiği gibi bazılarında ise bu belirtiler hiç fark edilmeyecek kadar hafif olabilir.

 Kronik Yorgunluk Sendromu

Bilinen bir nedeni olmasa da kronik yorgunluk sendromunun stres, sağlıksız beslenme, depresyon, uzun süre yoğun çalışma şekli ve bağışıklık sisteminin zayıflaması ile ilişkilendirilmektedir. Günümüzün en sık rastlanan hastalıklarından birisi olarak kabul edilen kronik yorgunluk rastlanan hastalarda genel olarak sürekli bir şekilde yorgun ve bitkin bir hal görülür. Diğer belirtileri ise baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu, kas ve eklem ağrıları olarak sıralanabilir.

Yorgunluğa İyi Gelen Besinler

Günün ortasında kendinizi yorgun hissetmeye başladıysanız size geçici enerji sağlayan kalorisi yüksek besinlerden uzak durun. İşte sizin için vücudunuzun asıl ihtiyacı olan enerjiye kalıcı çözüm getiren, sağlığınız açısından da oldukça faydalı olan besinleri sıraladık ve tercihi size bıraktık.

  1. Ispanak: Hem magnezyum hem de yorgunluğa karşı savaşmak için hücrelere oksijen sağlamada önemli bir rol oynayan büyük bir demir kaynağı olan bu besin sayesinde vücudunuz daha dirençli hale geliyor. Bununla birlikte, ıspanak ödem atmanızda da oldukça etkili bir riboflavin (B2 vitamini) kaynağıdır.
  2. Ceviz: Yine bir antioksidan özelliğine sahip olan e vitaminini içeren ceviz, fındık, badem gibi besinler bağışıklık sisteminin korunmasına yardımcı oluyor.
  3. Yeşil çay: Bağışıklık sisteminizi güçlendiren ve metabolizmanızı hızlandıran yeşil çay içerisinde barındırdığı ginseng sayesinde vücuda zindelik verir ve özellikle de bahar aylarında günde iki fincan tüketilmesi tavsiye edilir.
  4. Balık: Araştırmalar, antioksidanların egzersizin vücudunuza koyduğu iltihabı ve stresinazalmasına yardımcı olabileceğini gösteriyor. Gücünüzü tamamen artırmabilmek için, yediğiniz balığın yeterince iyi yağ içerdiğinden emin olun. Somon, ton balığı, uskumru ve sardalya gibi omega-3 yönünden zengin balıkları tüketin.
  5. Yoğurt: Sağlıklı bir sindirim sistemi için yağlı yiyeceklerden kesinlikle uzak durmalısınız. Fazla yağ, sindirimi zorlaştırır ve yavaşlatır. Margarin ve benzer katı yağlardan uzaklaşarak zeytinyağını tercih etmeniz, yapmanız gerekenler arasında yer alıyor. Probiyotikler, insan bağırsağında doğal olarak bulunan faydalı mikroorganizmalardır. Faydalı bakteri olarak da tanımlayabileceğimiz probiyotikler; kötü beslenme, antibiyotik kullanımı ve zararlı bakterilerin etkilerine karşı vücudu korumakla görevlidir. Bağırsaklarda bulunan faydalı diğer bakterileri de kontrol eden probiyotikler, günlük diyetinize mutlaka eklemeniz gereken bir kaynaktır. Peki en doğru probiyotik kaynağı nedir? Tabii ki yoğurt…

Vakit Kaybetmeden Doktorunuza Danışın…

Kimseye hayır diyememek, çevrenizdeki insanların beklentilerini karşılamak için harcadığınız enerji bir süre sonra sizi yorar. Ancak unutmayın ki sizin için önemli olan başkalarının değil kendi isteklerinizin değerli olduğudur. Bununla birlikte, aşırı stresli bir yaşam ve her konuda fazla mükemmel olma arzusu da sizi yorgunluğa iten sebepler arasında yerini alır.

Enerjinizi geri kazanmak ve yorgunlukla mücadele etmek için yeterli miktarda kaliteli bir uyku sizin önceliğiniz olmalıdır. Ancak buna rağmen kendinizi halen yorgun hissediyorsanız bunun altında saklanan gizli bir problemin olduğunu bilmeli ve vakit kaybetmeden doktorunuza danışmalısınız.

Yorgunlukla ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlıklı Yaşam

Fibromiyalji Riskini Arttıran Faktörler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Fibromiyalji Riskini Arttıran Faktörler

Geceleri yeterince uyumanıza rağmen sabah kalktığınızda hissedilen yorgunluk, kaslarda bir türlü dinmeyen ağrı, halsizlik. Bu belirtiler hayatınızı kabusa çeviren bir hastalığın, fibromiyaljinin belirtileri olabilir. Kronik ağrı ve yorgunluk sendromu olarak bilinen fibromiyaljiyi en çok tetikleyen şey ise stres…

25- 55 yaşları arasında ve daha çok kadınlarda görülen bu hastalığın en acı veren yanı ise hissedilen ağrılar. Yapılan araştırmalara göre fibromiyalji belirtileri yaşayan kişilerin yüzde 71’i yerleri süpürmek gibi basit ve günlük aktiviteleri bile yapamayacak hale geliyor. Toplumun yüzde üçü bu çekilmez ağrılarla yaşamaya çalışıyor, hastaların yaşam kalitesini de olumsuz etkileniyor.

Ülkemizde yaklaşık 1.3 milyon fibromiyalji hastası var. Belirtilerinin başka hastalıklarla karıştırıldığını düşünürsek bu sayı belki de daha da fazla… Kimi hastalar ağrılar ve yaşadıkları nedeniyle psikolojik sorunlarla bile karşı karşıya kalabiliyor.

Bugünkü köşe yazımda fibromiyaljiyle ilgili merak ettiklerinizi kaleme aldım…

Fibromiyalji Nedir?

Fibromiyalji, kronik kas ve eklem ağrısı ve yorgunlukla kendini gösteren bir hastalıktır. Fibromiyalji hastalığı, bilim adamları tarafından ilk olarak 1800’lü yılların ortalarında tanımlanmıştır. Fiziksel muayene esnasında vücudun belli bölgelerinde ağrı ve hassasiyet dışında bulgular elde edilememesi, hastalığın tanımlanmasında tartışmalara sebep olsa da fibromiyalji hastalığı, tıp literatürüne bu yıllarda girmiştir. Fibromiyalji, günümüzde milyonlarca insanın ortak problemi haline gelen kompleks ağrılar dizisidir. Hastalık, genelde 25-55 yaş arası kadınlarda görülür. Yaşın ilerlemesiyle birlikte görülme sıklığında artış gözlenir. Teşhisi zor bir hastalıktır ve kişinin günlük rutinlerini dahi yerine getirmesini zorlaştırarak hayat kalitesini ciddi oranda düşürür. Fibromiyalji, aileden geçen bir hastalıktır, yani genetik faktörler rol alıyor olabilir.

Fibromiyalji Belirtileri

Fibromiyaljinin en sık görülen belirtisi ağrıdır. Ağrılar daha çok vücudun boyun ve bel bölgesine görülür. Hastaların büyük bir kısmında gerilim tipi baş ağrısı da görülür.

Yaygın olarak görülen bir diğer belirtisi de yorgunluktur. Fibromiyalji hastaları, uzun süre uyumalarına rağmen, sıklıkla yorgun olarak uyandıklarını iletirler. Bunun en büyük nedeni ise uykularının sık sık ağrıyla bozulmasıdır. Ayrıca fibromiyalji hastaları, huzursuz bacak sendromu ve uyku apnesi gibi başka uyku bozukluklarına sahip olabilirler.

Fibromiyaljinin diğer belirtileri ise; kabızlık, mide ağrısı, çabuk sinirlenme ve nefes almada zorlanma olarak görülür.

Obeziteye Dikkat!

Yapılan araştırmalar, fibromiyalji ve obezite arasında bir bağlantı buldu. Obezite hem fibromiyalji riskini artırıyor, hem de hastalığın semptomlarını ağırlaştırıyor. Araştırma, hastalarda kilo artışı oldukça, belirtilerin şiddetinin arttığını ve araştırmaya katılan çoğu obezite hastasının diğer katılanlara oranla daha çok ağrı hissettiklerini ortaya koydu. Bu sebeple, kilo vermenin, fibromiyalji tedavisinde dikkate alınması gerektiği sonucuna varıldı. Yayılmış ağrının yanı sıra fibromiyalji hastalarının, basınç uygulandığında, özellikle hassas oldukları noktalar veya bölgeler vardır. Hassas bölgeler (18 tane bulunur) sırt, omuzlar, boyun, göğüs ve kalçalardadır. Semptomlar sebebiyle birçok farklı hastalıkla karıştırılan fibromiyaljinin teşhisi için geliştirilen, birbiriyle bağlantılı yorumlanan iki yöntem kullanılıyor. Belirti ve şikayetlerin rakamsal olarak değerlendirildiği bu yöntemler, hekimlerin de işini kolaylaştırıyor.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Sağlıklı Yaşam

Yüksek Topuklu Ayakkabı Kalıcı Hasara Neden Olabilir

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Yüksek Topuklu Ayakkabı Kalıcı Hasara Neden Olabilir

Kadınlara göre “kadın olmak zordur”. Sürekli bakımlı görünmek için kuaföre gitmek, makyaj yapmak, yüksek topuklu ayakkabı giymek genelde ‘toplumsal beklentilerin’ bu yönde olmasıyla açıklanıyor. Elbette bunun doğru tarafları da var. Ancak güzel görüneceğim diye vücudumuzun bütün ağırlığını taşıyan ayaklarımızın sağlığını ihmal etmemek gerek. Özellikle yüksek topuklu ayakkabı kalıcı hasara neden olabilir.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr.Öğr.Ü. Kerem Ülkü, ayakları zorlayacak nitelikte yanlış ayakkabı seçiminin ve çok uzun süreler ayakta durmanın ayakta bulunan ‘sesamoid’ kemiklerinde kalıcı hasarlara yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

‘Metatarsal Sesamoidler’: Ayağımızdaki Amortisörler

Erkekler için arabalardan ve motor çekiş gücü, amortisör gibi araba parçalarından konuşmanın çok doğal olduğunu hepimiz biliriz. İşte ayaklarımızda da tıpkı arabalardaki amortisörlere benzer bir işlev gören kemikçikler bulunuyor. Ayak birinci tarak kemiğinin parmakla oluşturduğu eklemin hemen altında yer alan ve “metatarsal sesamoid” adı verilen fasulye tanesi büyüklüğündeki bu iki küçük kemikçik, yürümenin ittirme aşamasında ayak baş parmağının itme kuvvetini artırma görevi üstleniyor.

Peki “metatarsal sesamoid”lerin varlığından ne zaman haberdar oluruz? Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Dr.Öğr.Ü. Kerem Ülkü, uzun süre ayakta durduğumuzda ya da yürürken yürümenin ittirme aşamalarında ayaklarımızda hafif bir şişlik eşliğinde ortaya çıkan ağrıların bu kemikçiklerde sorun olduğunun habercisi olduğuna dikkat çekiyor. Bu ağrılar genelde birinci tarak kemiğinin parmakla eklem yaptığı bölgenin altında görülüyor. Parmakta geriye doğru olan hareket kısıtlılığı da hastanın ağrıdan dolayı bu eklemi daha az hareket ettirme isteği nedeniyle yaşanıyor.

Yüksek Topuklu Ve Sivri Burunluysa Dikkat

Sesamoid ağrısı özellikle kadınlarda uygun olmayan ayakkabı seçimleri nedeniyle ortaya çıkıyor. Bunun yanı sıra uzun sürelerle ayakta kalma, genç yaşlarda spor aktiviteleri sırasında yaşanan ani travmalar ya da orta yaşlarda tekrarlayan küçük travmalar gibi nedenler de sesamoid ağrılarına sebep oluyor. Fiziksel olarak yüksek kavisli (çukur tabanlı) bir ayak yapısına sahip olan kişilerde ise 1. tarak kemiğinin eğik yapısı nedeniyle daha sık sesamoid ağrısına rastlanıyor.

Korunmanın En Önemli Yolu, Doğru Ayakkabıyı Seçmek

Sesamoid problemlerinden korunmanın ilk yolu uygun ayakkabı tercihi. Topuklu ve sivri burunlu ayakkabıların sadece özel durumlarda ve kısıtlı sürelerde tercih edilmesi gerektiğini belirten Dr.Öğr.Ü. Kerem Ülkü, uzun süre aynı ayakkabıyı kullanmanın da ayakkabının taban özelliklerini olumsuz etkileyerek sesamoid bölgesindeki baskıyı artırdığının altını çiziyor. Ayak tabanı yeterli yumuşaklıkta olan ve yürüme eforunu kolaylaştıran yuvarlak tabanlı ayakkabılar kişiyi sesamoid problemlerinden koruyabiliyor. Özellikle yüksek kavisli ayak yapısına sahip ve kilo problemi yaşayan kişilerin bu önerilere daha fazla dikkat etmeleri gerekiyor.

Cerrahi Yöntemlere İhtiyaç Duyulabiliyor

Sesamoid ağrıları, sesamoid kapsülündeki reaksiyonlar (Sesamoidit) nedeniyle ortaya çıkabildiği gibi zaman zaman kemik ödemi ve sesamoid kırıkları sonucu da oluşabiliyor. Sesamoidit adı verilen sesamoid bölgesindeki reaksiyonlara bağlı ağrıları olan kişilerde tedavinin ilk üç basamağını kilo vermek, doğru ayakkabı kullanımının sağlandığından emin olmak ve günlük ayakta kalma süresini geçici olarak kısıtlamak oluşturuyor. Bazı hastalarda bunların yanı sıra, ayakkabı içine sesamoidlerin yastıklanmasını arttıran silikon destekler de konulabildiğini belirten Dr.Öğr.Ü. Kerem Ülkü, reaksiyonun şiddetli olduğu durumlarda hastaya ödem baskılayıcı ilaç tedavileri verilebildiğini de sözlerine ekliyor. Bu tedavilerden yeterince fayda sağlanamaması halinde ağrının görüldüğü bölgeye uygulanan enjeksiyonlar, reaksiyonun büyük ölçüde baskılanmasını sağlıyor. Daha ileri vakalarda ise açık veya endoskopik cerrahi yöntemlerle reaksiyonun temizlenmesi veya problem yaratan kemiğin bölgeden çıkarılması seçeneği gündeme gelebiliyor.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Sağlıklı Yaşam

Ağrıları Önlemenin 11 Yolu

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Ağrıları Önlemenin 11 Yolu

Bilgisayar kullanımının artmasıyla birlikte masa başında geçirilen süreler de uzadı. Bu durumun, günlük aktivitelerin veya hareketlerin azalmasına, doğru oturma pozisyonunun bozulmasına neden olduğunu belirten Şişli Memorial Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölüm Başkanı Prof. Dr. Engin Çakar, gün içinde uzun süre bilgisayar kullanan kişilerde oluşan sırt ve bel ağrılarını önlemenin yolları hakkında bilgi verdi.

Ergonomik ve sağlıklı bir çalışma ortamı oluşturmadan uzun süreli çalışmanın, omurganın fizyolojik eğriliklerinin korunmasına engel olduğunu ifade eden Dr. Çakar, “Kambur oturuş ve yalancı dik oturuş olarak adlandırılan geriye doğru oturma pozisyonu sık gözlemlenmektedir. Yanlış duruş, zaman içerisinde sırt-bel bölgesindeki kasların esnekliğini kaybetmesine, güçsüzleşmesine, omurganın fizyolojik eğriliklerinin kaybına ve omurlar arasında bulunan disklere yüklenen basıncın artmasına yol açmaktadır. Bunun sonucunda da sırt ve bel ağrıları oluşmakta, boyun fıtığı ile bel fıtığı görülebilmektedir” diyerek bel ve sırt ağrılarından korunmada etkili önerilerini şöyle aktardı:

Ağrıları Önlemenin 11 Yolu

“Sağlıklı ve ergonomik çalışma koşulları, yapılan işin verimini artırmakta, çalışan kişinin daha az yorulmasını sağlayarak doğabilecek sağlık sorunlarına karşı önlem niteliği taşımaktadır. Bilgisayar kullanımı ve masa başı çalışma sırasında uygulanabilecek 11 basit öneriyle sırt ve bel ağrıları önlenebilmektedir.

  1. Başınızı dik tutun: Başınızı doğal pozisyonundan uzaklaştırarak öne veya arkaya konumlandırmaktan kaçının.
  2. Klavye ve fare kullanım mesafesini kısa tutun: İdeal olarak bu iki ekipman yan yana yerleştirilmelidir. Dirsekler 90 derecelik açıyla durmalıdır. Doğru bir el ve fare yerleşimi için klavye ile fare aynı düzeyde olmalıdır.
  3. Harici klavye ve fare kullanın: Uzun süreli dizüstü bilgisayar kullanımı omurganızdaki fizyolojik eğriliğin bozulmasına yol açar. Dizüstü bilgisayar kullanımı sırasında, ideal duruşunuzu korumak için gerektiğinde harici klavye ve fare kullanmak bu durumu önleyebilir.
  4. Bilgisayar kullanımı için ideal uzaklığınızı belirleyin: Monitörün gövdenizin bir kol uzaklığında ve monitör üst hizasının göz seviyenizde olması idealdir.
  5. Sandalye seçimine dikkat edin: Sandalye veya koltuk bilgisayar başı çalışmanın sağlıklı olabilmesi için en önemli unsurlardandır. Sandalye seçimi yapılırken sırt desteği olmasına, oturma yeri ile ayarlanabilir sırt desteği arasında 95–105 derecelik bir açı bulunmasına dikkat edilmelidir. Gerek oturma yeri gerekse sırt bölgesi oturma pozisyonunuzu destekleyecek şekilde olmalıdır. Koltuğun kol destekleri olmalı, bunlar gerekirse çıkarıp takılabilir ve yüksekliği ayarlanabilir biçimde seçilmelidir. Oturma yerinin yumuşak minderli olmasına özen gösterilmelidir. Ayrıca oturma yeri ileri-geri ayarlanabilir ve kendi ekseninde dönebilir olmalıdır.
  6. Ayaklarınızı destekleyin: Dizleriniz ve ayak bileğinizde oluşan gerginliği azaltmak için, ayaklarınızı omuz genişliğinde açık ve engebesi az veya düz bir zeminde konumlandırın

Doğru açıyı bulun

  1. Bacağınızın alt kısmı dizden 90–110 derecelik açıyla yerleştirilmiş olmalıdır. Diğer bir önemli konu olan sandalye yüksekliği ise ayarlanabilir tercih edilmelidir.
  2. Uzun süre bacak bacak üstüne atmayın: Uzun süre bacak bacak üstüne atarak oturduğunuzda dizin arkasında bulunan ve bacakların alt kısmı ile ayaklarda hissi sağlayan bacak siniri olan peroneal sinir üzerine baskı uygulanabilir, kan dolaşımı olumsuz etkilenebilir. Ayrıca, bu oturma pozisyonu, kambur duruşa sebep olur.
  3. Molalar verin: Çalışma esnasında her 45 dakikada en az bir kez yerinizden kalkın ve hareket edin, bir kaç germe ve omurga, kol bacak esnetme hareketi yapın. Böylece omurga üzerindeki baskıyı azaltmış ve dolaşımı hızlandırmış olacaksınız.
  4. Vücudunuzu esnetin: Çalışma esnasında belirli aralıklarla, önünüzdeki dosya ve işleri bir kenara bırakıp vücudunuzu esnetin. Böylece doğru duruşunuzu koruyarak günün geri kalanını daha sağlıklı geçirirsiniz.
  5. Telefonu doğru kullanın: Aynı anda birçok işi birden yaparken, telefonu omuz ve kulak arasında tutmak içgüdüsel bir harekettir. Bu davranış omurga sağlığını olumsuz etkiler. Boyun sırt ağrısı sebebi olabilir. Konuşmalarınız için bir kulaklık veya hoparlör kullanın.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

web tasarım
seo
diyetisyen