Bizimle iletişime geçin

Sağlıklı Yaşam

Sürekli Yorgun Hissetmenizin Nedenleri

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Sürekli Yorgun Hissetmenizin Nedenleri

Son günlerde birçok kişinin muzdarip olduğu en önemli sorunlardan birisi de yorgunluk. Bu durumun sonucunda bilim insanları da kişilerin kendini sürekli yorgun hissetmesi inceledi ve konuyla ilgili araştırmalarda bulundu.  ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nde yapılan araştırmalarda her 3 yetişkinden 1’inin yeterince uyuyamadığını ve gün boyu hep yorgun olduğunu gösteriyor.  Yaşamınızda her bir sabaha yorgun olarak adım atmak, gün içerisinde gerçekleştirdiğiniz rutin ilerinizde bile isteksizlik yaşamak, sürekli halsiz ve bitkin olmak belki de ciddi bir hastalığın habercisi olabilir. Peki ya sizce halsizliğinizin sebebi ne olabilir? Bugünkü köşe yazımda sürekli yorgun hissetmenizin nedenleri var…

Bitkin ve Yorgun Hissediyorsanız Nedeni Susuzluk Olabilir

Kendinizi yorgun hissettiğiniz anlarda şu soruyu kendinize sormayı unutmayın: Acaba ne zamandır su içmiyorum? Yeterince su içmediğinizde enzim aktivitelerinizin azalmasından dolayı kendinizi yorgun ve enerjinizin düşük olduğunu hissedersiniz. Unutmayın ki su vücudun yakıtıdır ve gün içerisinde su içmeyi ihmal ettiğimizde vücudunuzun ihtiyacı olan yakıtı almamış oluyorsunuz. Bunun sonucunda da kendinizi gün içerisinde bitkin ve huysuz biri olarak hissetmeniz kaçınılmaz bir son olarak karşımıza çıkar. Kahve ve çay gibi kafeini yüksek içeceklerin tüketimini biraz azaltarak, günde vücudunuzun ihtiyacı olan miktarda su içerek yorgunluğunuzu önleyebilirsiniz.

Diyabet Hastasıysanız Dikkat!

Her yıl bir milyondan fazla kişiye diyabet teşhisi konuyor ve daha pek çoğu maalesef bu hastalığa sahip olduklarının bile farkında değiller. Glikoz adı verilen kandaki şeker, insülin direnci ya da insülinin yetersiz kalması sebebiyle hücrelere geçiş yapamadığından hücrelerde enerji eksikliği ortaya çıkar. Buna bağlı olarak da kişide sinirlilik, kilo kaybı, açlık, aşırı susama, sık sık idrara çıkmanın dışından her zamanda yorgun hissetmek gibi semptomlar görülür.

Anemi, Yorgunluk Nedeni

Kana kırmızı rengini veren ve oksijeni dokulara taşıyan alyuvarlarda bulunan hemoglobin isimli protein sağlıklı bir kişide bulunması gereken miktarın altına düştüğünde anemi (kansızlık) oluşur. Semptomlarından en belirgin olanı kendinizi yorgun hissetmenizdir. Uyku güçlüğü, hızlı kalp atışı, baş ve göğüs ağrıları, konsantrasyon eksikliği ve güçsüzlük görülen diğer semptomlarıdır.

Tiroid, Halsizliğinizin Sebebi Olabilir mi?

Tiroid bezi metabolizmanızı kontrol eden hormonlar üretir ve tiroid bezinin az çalışması ya da hiç çalışmaması vücudun tamamını olumsuz yönde etkiler. Tiroid yetmezliğinde özellikle demir ve B12 vitamini eksikliği görülür. Bu durum da hareketlerde yavaşlamaya, yorgunluk ve halsizliğe neden oluyor.

Yorgunluğun İlk Belirtisi Kalp Hastalıkları 

Kalp hastalıklarının en önemli hatta en erken bulgularından birisi de yorgunluktur. Kalp damar rahatsızlıkları, kalbin oksijen ihtiyacını karşılamasına engel teşkil ettiğinden hastanın yorgun olmasına sebebiyet verir ve en ufak bir harekette bile hasta nefessiz kalır.

Uykusuzluk Yorgun Hissettirir

Kaliteli yaşam tarzınızı tehdit eden ve son zamanlarda en sık rastlanan uyku apnesi (nefes durması) siz her ne kadar dinlendiğinizi düşünseniz de bütün gün kendinizi yorgun hissetmenize neden olan bir uyku problemidir. Çoğunlukla horlama ile birlikte seyreden bu hastalıkta uyku sırasında kısa süreli olarak solunum kesintileri yaşanır. Üst solunum yolunuz birkaç saniyeliğine kapanır, vücuttaki oksijen düzeyi azalır, kalp ritmi yavaşlar ve bu da beyninizin tekrar nefes almaya başlamak için uyandırılmasına neden olur. Bu olayın düzenli bir şekilde tekrarlaması sonucunda da gece uykunuz hatırlanmayacak kadar kısa aralıklarla bölünür. Hasta, sabahları yeterli uykunun alınamaması ile kendisini yorgun hisseder ve konsantrasyon bozukluğu, hatta gün boyu gerginlik yaşar.

Depresyon, Enerjinizi Azaltabilir

Her bireyde farklı semptomlarına rastladığımız depresyon tedavi edilmediği sürece haftalarca, aylarca hatta yıllarca sürebilir. Depresyondaki kişiler genel olarak mutlu oldukları aktivitelerden keyif alamamaya başlar, uyku ve yemek alışkanlıklarında değişiklikler meydana gelir, değersizlik ve mutsuzluk duyguları ortaya çıkar. Bunların dışında enerjilerinde azalma görülür ve sürekli yorgun halleri dikkat çeker.

İdrar Yolu Enfeksiyonu

Sürekli yorgunluk hali idrar yolu enfeksiyonlarının bir belirtisi olabilir. Birçok kadında görülen belirtiler sık idrara gitmek isteği, yanma olabildiği gibi bazılarında ise bu belirtiler hiç fark edilmeyecek kadar hafif olabilir.

 Kronik Yorgunluk Sendromu

Bilinen bir nedeni olmasa da kronik yorgunluk sendromunun stres, sağlıksız beslenme, depresyon, uzun süre yoğun çalışma şekli ve bağışıklık sisteminin zayıflaması ile ilişkilendirilmektedir. Günümüzün en sık rastlanan hastalıklarından birisi olarak kabul edilen kronik yorgunluk rastlanan hastalarda genel olarak sürekli bir şekilde yorgun ve bitkin bir hal görülür. Diğer belirtileri ise baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu, kas ve eklem ağrıları olarak sıralanabilir.

Yorgunluğa İyi Gelen Besinler

Günün ortasında kendinizi yorgun hissetmeye başladıysanız size geçici enerji sağlayan kalorisi yüksek besinlerden uzak durun. İşte sizin için vücudunuzun asıl ihtiyacı olan enerjiye kalıcı çözüm getiren, sağlığınız açısından da oldukça faydalı olan besinleri sıraladık ve tercihi size bıraktık.

  1. Ispanak: Hem magnezyum hem de yorgunluğa karşı savaşmak için hücrelere oksijen sağlamada önemli bir rol oynayan büyük bir demir kaynağı olan bu besin sayesinde vücudunuz daha dirençli hale geliyor. Bununla birlikte, ıspanak ödem atmanızda da oldukça etkili bir riboflavin (B2 vitamini) kaynağıdır.
  2. Ceviz: Yine bir antioksidan özelliğine sahip olan e vitaminini içeren ceviz, fındık, badem gibi besinler bağışıklık sisteminin korunmasına yardımcı oluyor.
  3. Yeşil çay: Bağışıklık sisteminizi güçlendiren ve metabolizmanızı hızlandıran yeşil çay içerisinde barındırdığı ginseng sayesinde vücuda zindelik verir ve özellikle de bahar aylarında günde iki fincan tüketilmesi tavsiye edilir.
  4. Balık: Araştırmalar, antioksidanların egzersizin vücudunuza koyduğu iltihabı ve stresinazalmasına yardımcı olabileceğini gösteriyor. Gücünüzü tamamen artırmabilmek için, yediğiniz balığın yeterince iyi yağ içerdiğinden emin olun. Somon, ton balığı, uskumru ve sardalya gibi omega-3 yönünden zengin balıkları tüketin.
  5. Yoğurt: Sağlıklı bir sindirim sistemi için yağlı yiyeceklerden kesinlikle uzak durmalısınız. Fazla yağ, sindirimi zorlaştırır ve yavaşlatır. Margarin ve benzer katı yağlardan uzaklaşarak zeytinyağını tercih etmeniz, yapmanız gerekenler arasında yer alıyor. Probiyotikler, insan bağırsağında doğal olarak bulunan faydalı mikroorganizmalardır. Faydalı bakteri olarak da tanımlayabileceğimiz probiyotikler; kötü beslenme, antibiyotik kullanımı ve zararlı bakterilerin etkilerine karşı vücudu korumakla görevlidir. Bağırsaklarda bulunan faydalı diğer bakterileri de kontrol eden probiyotikler, günlük diyetinize mutlaka eklemeniz gereken bir kaynaktır. Peki en doğru probiyotik kaynağı nedir? Tabii ki yoğurt…

Vakit Kaybetmeden Doktorunuza Danışın…

Kimseye hayır diyememek, çevrenizdeki insanların beklentilerini karşılamak için harcadığınız enerji bir süre sonra sizi yorar. Ancak unutmayın ki sizin için önemli olan başkalarının değil kendi isteklerinizin değerli olduğudur. Bununla birlikte, aşırı stresli bir yaşam ve her konuda fazla mükemmel olma arzusu da sizi yorgunluğa iten sebepler arasında yerini alır.

Enerjinizi geri kazanmak ve yorgunlukla mücadele etmek için yeterli miktarda kaliteli bir uyku sizin önceliğiniz olmalıdır. Ancak buna rağmen kendinizi halen yorgun hissediyorsanız bunun altında saklanan gizli bir problemin olduğunu bilmeli ve vakit kaybetmeden doktorunuza danışmalısınız.

Yorgunlukla ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlıklı Yaşam

Osteoporoza Yol Açan Etkenler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Osteoporoza Yol Açan Etkenler

Halk arasında kemik erimesi olarak bilinen osteoporoz, dünyada en sık görülen metabolik bir kemik hastalığı. Öyle ki günümüzde menopoz sonrası her 4 kadından ve 60 yaş üstü her 8 erkekten birinde görülüyor. Osteoporoz kemik mikro mimari yapısının bozulması, kemik kitlesinde azalma ve bunlara bağlı olarak kırık riskinde artışla karakterize bir hastalık. Kemiklerde kırık oluşuncaya dek ağrıya neden olmadığı için de sinsi hastalık olarak nitelendiriliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Meral Bayramoğlu üstelik kırıkların hafif bir düşmeyle veya aniden öne eğilmeyle bile oluşabildiğini belirterek, “Kırıklar yaşam kalitesini düşüren şiddetli ağrılara yol açabiliyor, sakatlık oluşturabiliyor, hatta kişinin uzun süre yatağa bağımlı kalmasına bile neden olabiliyor” diyor. Dolayısıyla osteoporozdan korunmak yaşamsal öneme sahip. İlerleyen yaş, kadın olmak ve genetik faktörler bu hastalığın değiştirilemeyen risklerinden. Yaşam ve beslenme alışkanlıklarında yapılan hatalar gibi değiştirilebilen risk faktörlerine karşı önlem alındığında ise osteoporoz büyük oranda önlenebiliyor. Peki hangi etkenler kemik sağlığını olumsuz etkiliyor? Acıbadem Maslak Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Meral Bayramoğlu osteoporoza yol açan etkenleri anlattı, önemli önerilerde bulundu.

Hareketsiz Bir Yaşam Sürmek

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Meral Bayramoğlu kemiğin sürekli bir yapım yıkım döngüsü içinde olduğuna dikkat çekerek, “Buradaki yapımı en çok uyaran etken ise kemiğin üzerine yük binmesi. Dolayısıyla yürüyüş ve koşu gibi sporları yapan kişilerde osteoporoz gelişme riski hareketsiz kişilere göre daha az oluyor. Bu nedenle iş gereği uzun süre masa başında kalması gereken kişilerin her gün düzenli olarak yürüyüş yapmaları hem kemik hem kalp damar sağlığı açısından faydalı olacaktır” diyor.

Kalsiyumdan Eksik Beslenmek

Prof. Dr. Meral Bayramoğlu çocukluk ve büyüme dönemi boyunca vücuda alınan kalsiyumun kemiklerde depolandığını ve bu depolama sürecinin 30 yaşına kadar azalarak devam etiğine işaret ederek şunları söylüyor: “Dolayısıyla 30 yaşına gelinceye dek besinlerle yeterli miktarda kalsiyum alınması daha sonraki yaşlarda gelişebilecek osteoporozun önlenmesi için çok önemli. Sağlıklı kemikler için her yetişkinin günlük 1000 mg kalsiyum alması öneriliyor. Bu miktar çocuklarda, hamile kadınlarda ve menopoz sonrası kadınlarda 1200-1500 mg’a kadar çıkabiliyor. En çok bilinen kalsiyum kaynağı ise süt ve süt ürünleri. Yeşil sebzeler de içeriklerinde kalsiyum bulunduruyor.”

Yetersiz Protein Almak

Günlük protein ihtiyacı, her bir kilo vücut ağırlığı için 0.8 gram. Ancak diyetteki protein miktarının kemik sağlığı üzerine etkileri biraz daha karmaşık. Çok düşük protein içerikli beslenmenin kemik kalitesini bozduğu bilinmekle birlikte, aşırı yüksek protein içeren bir diyetin de, özellikle kalsiyum alımı yetersizse, osteoporoza neden olabildiği gösterilmiş. Protein, vitaminler, mineraller, karbonhidrat ile yağların dengeli olarak tüketilmeleri ise kemik sağlığını olumlu olarak etkiliyor.

Sigara Alışkanlığı

Sigara içmenin kemik mineral yoğunluğunu azalttığı bilinen bir gerçek. Sigaranın bir diğer bilinen etkisi ise kemiklerde kırık iyileşmesini geciktirmesi. Ancak kemikler üzerindeki bu olumsuz etkilerin tek başına sigaradan mı kaynaklandığı, yoksa sigara içen kişilerin genellikle sağlıksız beslendikleri ve daha zayıf bir bağışıklık sistemine sahip oldukları için mi oluştuğu tartışılıyor.

Güneş Işığından Yeterince Faydalanmamak

Vücutta alınan kalsiyumun sindirim sisteminden emilmesi için D vitamini gerekiyor. Günlük ihtiyaç ise 600-800 IU’dir. D vitamini yumurta ve deniz balıkları gibi yemeklerden sağlanabilirken, en önemli D vitamini kaynağı ise güneş ışınları. Güneş ışınları ciltten emilerek vücutta karaciğer ve böbrekte çeşitli işlemlerden geçerek aktif D vitamini halini alıyor.

Yemeklere Fazla Tuz Serpmek

Aşırı miktarda tuz tüketimi idrarla atılan kalsiyum miktarını artırarak osteoporoza sebep olabiliyor. Kemiklerde hasar oluşturmasının yanı sıra birçok sağlık problemine yol açtığı için Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketim miktarının 5 gramı geçmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Genel

Ses Kısıklığına Karşı Öneriler

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Ses Kısıklığına Karşı Öneriler

Havaların buz kestiği bugünlerde bağışıklık sistemimizin zayıflaması ses sağlığımızı da yakından tehdit ediyor. Hele de sürekli konuşmak zorunda olanlar ya da yüksek sesle hitap etmesi gereken kişiler çok daha risk altında. Zira toplumumuzda basit ve geçici bir durum olarak görülen, ses kısıklığı kalıcı hasarlara zemin hazırlayabiliyor! Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan, sinirli biçimde bağırmanın yanı sıra futbolda ani gol heyecanının da ses tellerinde kanamaya yol açabileceğini belirtirken, ses kısıklığına karşı öneriler neler anlattı, önemli uyarılarda bulundu.

Boğazınızı Temizlemeye Çalışmayın

Sık sık boğaz temizleme hareketi yapmaktan ve sert öksürüklerden kaçının. Bunun yerine boğazınızda gıcık varsa su içerek ondan kurtulmaya çalışın. Kuru, klimalı, tozlu ve dumanlı ortamlar ses tellerine zarar verdiğinden böyle ortamlarda kendinizi koruyup sıvı alımını artırın.

Bol Su İçin

Sıvı tüketimi çok önemli. Gün boyu ortalama en az 6-8 bardak su için. Çünkü sesin başlıca düşmanlarından biri yeterince su içmemek. Hava zaten soğuk diyerek su tüketmeyen kişilerin ses tellerinde oluşan kuruluk ses kısılmasına yol açıyor. Ses telleri nemli tutulduğunda ses daha sağlıklı oluyor. Ihlamur, zencefil, bal gibi bitki çayları aşırıya kaçılmadığı sürece faydalı olabiliyor. Burada özellikle etken madde sıcak su ve buhar.

Bir Anda Soğuğa Çıkmayın

Odanız aşırı sıcak olmamalı. Isıyı yaklaşık 25 derecede tutun. Kaloriferin üzerine su dolu bir kap koyarak ortamı da nemlendirebilirsiniz. Isıtılmış ortamdan birdenbire soğuğa çıkmak yerine önce bulunduğunuz ortamın ısısını düşürün. Hava koşullarına uygun giyinin.

Sesinizi Doğru Kullanın

Sesinizin tonunu ayarlayarak ve aralıksız konuşmak yerine ara ara durup nefes alarak, yani ses tellerinizi dinlendirerek konuşun. Bağırmak, yüksek sesle konuşmak ve ani çıkışlar yapmak ses tellerine zarar verdiğinden bu davranışlardan kaçının. Stadyum ve düğün salonu gibi gürültülü yerlerde sesinizi zorlamayın.

Stresi Kontrol Altına Almayı Öğrenin

Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Dilaver Özturan “Gergin ve öfkeli konuşma ses tellerinde ciddi hasar oluşturur. Sinirli biçimde bağırma ses tellerinde kanama sebebidir. Maç seyreden birinin aniden gol diye yüksek sesle bağırması yine ses telinde kanama yapabilir. Öfke kontrolü ses sağlığı için önemlidir. Sesteki gerginliği azaltmak için psikolojik destek yararlıdır” diyor.

Beslenmenize Dikkat Edin

Sigara ve alkolden uzak durun. Çay, kahve, bitki çayları, süt ve süt ürünlerini aşırı tüketmeyin. Fast-food olarak da bilinen hazır gıdalar, çikolata, kızartmalar, turşu, ketçap, mayonez, hardal, aşırı baharatlı gıdalar, gazlı içecekler, hazır meyve suları gibi kendisi asitli olan veya asit artırıcı içeceklerden kaçının. Midenizi tıka basa doldurmayın. Yatmadan 2-3 saat önce yemeyi kesin.

Uykunuza Dikkat Edin

Yapılan bilimsel çalışmalar, uykusuzluk ve yorgunluğun da ses kısıklığına yol açtığını ortay koyuyor. Bu nedenle uyku düzeninize çok dikkat edin. Kaliteli uyumaya özen gösterin.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Sağlıklı Yaşam

Şok Diyetler Saç Kaybına Neden Olabilir

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Şok Diyetler Saç Kaybına Neden Olabilir

Saç dökülmesi kadın erkek birçok insanın muzdarip olduğu bir cilt problemidir. Pek çok faktöre bağlı olarak gelişen dökülmeler, hızlı kilo vermenin etkisiyle meydana gelen vitamin ve mineral eksikliğinde de karşımıza çıkıyor. Bu noktada herhangi bir diyetisyene başvurulmaksızın yapılan hızlı ve şok diyetler saç kaybına neden olabilir.

Pek çok insanın şikayetçi olduğu saç dökülmeleri, genetik yatkınlık, hormonal değişimler, stres gibi birçok nedene bağlı olarak gelişebiliyor. Bununla birlikte hızlı kilo vermek için yapılan diyetler de saçların zayıflamasına ve dökülmesine yol açıyor. Vücudun aniden kilo kaybetmesi, vücuttaki vitamin ve minerallerin azalmasına ve saç köklerinin zayıflamasına neden oluyor. Herhangi bir diyetisyen yokluğunda yapılan bu diyetler, saçların ihtiyaç duyduğu vitamin ve minerallerle beslenmesini engelliyor. Bunun sonucunda da yetersiz ve dengesiz beslenmeye bağlı olarak saçlar dökülmeye ve seyrelmeye başlıyor.

Estecenter Plastik Cerrahi Merkezi Medikal Direktörü İbrahim Çevik beslenme alışkanlıklarının saçlar üzerinde hayati rol oynadığını belirterek şu bilgileri veriyor:,

‘Saç sağlığı vücut sağlığımızın en büyük göstergelerinden biridir. Vücudumuzun yaşadığı ani değişikliklerden saçlarımız da ciddi oranda etkilenir. Bu noktada ani kilo kayıpları vücutta saç için gerekli olan vitamin, mineral demir gibi pek çok bileşenin azalmasına yol açar. Saç sağlığı için önemli bileşenlerin vücutta eksik olması saçın beslenememesi ve buna bağlı olarak saç dökülmesinin en büyük nedenlerinden biridir. Sağlıklı ve güçlü saçlar için kişinin mutlaka demir, çinko ve biotin bakımından zengin ve dengeli bir beslenme programına sadık kalması gerekir.’

Sağlıklı Bir Diyet Mümkün

Kilo vermek vücudu tüm vitamin ve minerallerden uzak tutmak anlamına gelmediği gibi, dengeli beslenerek de istenilen oranda zayıflamak mümkündür. Bu noktada bir diyetisyen kontrolünde olmak, sağlıklı bir şekilde zayıflamanıza ve vitamin, mineral anlamında vücudunuzu korumanıza yardımcı olur. Bununla birlikte diyeti doktor tavsiyesi olmadan kendi araştırmalarınız ile yapmanız vücut sağlığınız için büyük tehlike oluşturur. Her bünye farklı olduğu için, kilo verme şekli de farklı olacaktır. Bu yüzden diyetisyen ile planlama yaparak sağlıklı bir şekilde kilo vermeniz daha faydalıdır.

Güçlü Saçlar İçin Bu Besinleri Tüketin

Saç sağlığının dengeli ve düzenli beslenme ile doğrudan bir ilişkisi bulunuyor. Bolca tüketilen sebze ve meyveler saç sağlığınızı diyet esnasında da koruyor. Bununla birlikte protein ve vitamin ağırlıklı beslenme saçlarınızın güçlenmesi ve saç köklerinin kalınlaşması açısından oldukça önemlidir. Bu noktada www.estecenter.com uzmanları da demir, B12 ve Omega 3 vitaminlerinin saçlar için hayati önem taşıdığını vurgulayarak, saç dökülmesinin önüne geçmek için mutlaka bu vitaminlerin vücuda alınması gerektiğini belirtiyor. Aynı zamanda kırmızı et, somon balığı, yeşil yapraklı sebzeler, peynir, yumurta ceviz gibi besinlerin mutlaka düzenli olarak tüketilmesi gerektiğine vurgu yapıyor.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabiliriz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar