Sosyal Medya

Sağlıklı Yaşam

Sürekli Yorgun Hissetmenizin Nedenleri

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,
Sürekli Yorgun Hissetmenizin Nedenleri

Son günlerde birçok kişinin muzdarip olduğu en önemli sorunlardan birisi de yorgunluk. Bu durumun sonucunda bilim insanları da kişilerin kendini sürekli yorgun hissetmesi inceledi ve konuyla ilgili araştırmalarda bulundu.  ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nde yapılan araştırmalarda her 3 yetişkinden 1’inin yeterince uyuyamadığını ve gün boyu hep yorgun olduğunu gösteriyor.  Yaşamınızda her bir sabaha yorgun olarak adım atmak, gün içerisinde gerçekleştirdiğiniz rutin ilerinizde bile isteksizlik yaşamak, sürekli halsiz ve bitkin olmak belki de ciddi bir hastalığın habercisi olabilir. Peki ya sizce halsizliğinizin sebebi ne olabilir? Bugünkü köşe yazımda sürekli yorgun hissetmenizin nedenleri var…

Bitkin ve Yorgun Hissediyorsanız Nedeni Susuzluk Olabilir

Kendinizi yorgun hissettiğiniz anlarda şu soruyu kendinize sormayı unutmayın: Acaba ne zamandır su içmiyorum? Yeterince su içmediğinizde enzim aktivitelerinizin azalmasından dolayı kendinizi yorgun ve enerjinizin düşük olduğunu hissedersiniz. Unutmayın ki su vücudun yakıtıdır ve gün içerisinde su içmeyi ihmal ettiğimizde vücudunuzun ihtiyacı olan yakıtı almamış oluyorsunuz. Bunun sonucunda da kendinizi gün içerisinde bitkin ve huysuz biri olarak hissetmeniz kaçınılmaz bir son olarak karşımıza çıkar. Kahve ve çay gibi kafeini yüksek içeceklerin tüketimini biraz azaltarak, günde vücudunuzun ihtiyacı olan miktarda su içerek yorgunluğunuzu önleyebilirsiniz.

Diyabet Hastasıysanız Dikkat!

Her yıl bir milyondan fazla kişiye diyabet teşhisi konuyor ve daha pek çoğu maalesef bu hastalığa sahip olduklarının bile farkında değiller. Glikoz adı verilen kandaki şeker, insülin direnci ya da insülinin yetersiz kalması sebebiyle hücrelere geçiş yapamadığından hücrelerde enerji eksikliği ortaya çıkar. Buna bağlı olarak da kişide sinirlilik, kilo kaybı, açlık, aşırı susama, sık sık idrara çıkmanın dışından her zamanda yorgun hissetmek gibi semptomlar görülür.

Anemi, Yorgunluk Nedeni

Kana kırmızı rengini veren ve oksijeni dokulara taşıyan alyuvarlarda bulunan hemoglobin isimli protein sağlıklı bir kişide bulunması gereken miktarın altına düştüğünde anemi (kansızlık) oluşur. Semptomlarından en belirgin olanı kendinizi yorgun hissetmenizdir. Uyku güçlüğü, hızlı kalp atışı, baş ve göğüs ağrıları, konsantrasyon eksikliği ve güçsüzlük görülen diğer semptomlarıdır.

Tiroid, Halsizliğinizin Sebebi Olabilir mi?

Tiroid bezi metabolizmanızı kontrol eden hormonlar üretir ve tiroid bezinin az çalışması ya da hiç çalışmaması vücudun tamamını olumsuz yönde etkiler. Tiroid yetmezliğinde özellikle demir ve B12 vitamini eksikliği görülür. Bu durum da hareketlerde yavaşlamaya, yorgunluk ve halsizliğe neden oluyor.

Yorgunluğun İlk Belirtisi Kalp Hastalıkları 

Kalp hastalıklarının en önemli hatta en erken bulgularından birisi de yorgunluktur. Kalp damar rahatsızlıkları, kalbin oksijen ihtiyacını karşılamasına engel teşkil ettiğinden hastanın yorgun olmasına sebebiyet verir ve en ufak bir harekette bile hasta nefessiz kalır.

Uykusuzluk Yorgun Hissettirir

Kaliteli yaşam tarzınızı tehdit eden ve son zamanlarda en sık rastlanan uyku apnesi (nefes durması) siz her ne kadar dinlendiğinizi düşünseniz de bütün gün kendinizi yorgun hissetmenize neden olan bir uyku problemidir. Çoğunlukla horlama ile birlikte seyreden bu hastalıkta uyku sırasında kısa süreli olarak solunum kesintileri yaşanır. Üst solunum yolunuz birkaç saniyeliğine kapanır, vücuttaki oksijen düzeyi azalır, kalp ritmi yavaşlar ve bu da beyninizin tekrar nefes almaya başlamak için uyandırılmasına neden olur. Bu olayın düzenli bir şekilde tekrarlaması sonucunda da gece uykunuz hatırlanmayacak kadar kısa aralıklarla bölünür. Hasta, sabahları yeterli uykunun alınamaması ile kendisini yorgun hisseder ve konsantrasyon bozukluğu, hatta gün boyu gerginlik yaşar.

Depresyon, Enerjinizi Azaltabilir

Her bireyde farklı semptomlarına rastladığımız depresyon tedavi edilmediği sürece haftalarca, aylarca hatta yıllarca sürebilir. Depresyondaki kişiler genel olarak mutlu oldukları aktivitelerden keyif alamamaya başlar, uyku ve yemek alışkanlıklarında değişiklikler meydana gelir, değersizlik ve mutsuzluk duyguları ortaya çıkar. Bunların dışında enerjilerinde azalma görülür ve sürekli yorgun halleri dikkat çeker.

İdrar Yolu Enfeksiyonu

Sürekli yorgunluk hali idrar yolu enfeksiyonlarının bir belirtisi olabilir. Birçok kadında görülen belirtiler sık idrara gitmek isteği, yanma olabildiği gibi bazılarında ise bu belirtiler hiç fark edilmeyecek kadar hafif olabilir.

 Kronik Yorgunluk Sendromu

Bilinen bir nedeni olmasa da kronik yorgunluk sendromunun stres, sağlıksız beslenme, depresyon, uzun süre yoğun çalışma şekli ve bağışıklık sisteminin zayıflaması ile ilişkilendirilmektedir. Günümüzün en sık rastlanan hastalıklarından birisi olarak kabul edilen kronik yorgunluk rastlanan hastalarda genel olarak sürekli bir şekilde yorgun ve bitkin bir hal görülür. Diğer belirtileri ise baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu, kas ve eklem ağrıları olarak sıralanabilir.

Yorgunluğa İyi Gelen Besinler

Günün ortasında kendinizi yorgun hissetmeye başladıysanız size geçici enerji sağlayan kalorisi yüksek besinlerden uzak durun. İşte sizin için vücudunuzun asıl ihtiyacı olan enerjiye kalıcı çözüm getiren, sağlığınız açısından da oldukça faydalı olan besinleri sıraladık ve tercihi size bıraktık.

  1. Ispanak: Hem magnezyum hem de yorgunluğa karşı savaşmak için hücrelere oksijen sağlamada önemli bir rol oynayan büyük bir demir kaynağı olan bu besin sayesinde vücudunuz daha dirençli hale geliyor. Bununla birlikte, ıspanak ödem atmanızda da oldukça etkili bir riboflavin (B2 vitamini) kaynağıdır.
  2. Ceviz: Yine bir antioksidan özelliğine sahip olan e vitaminini içeren ceviz, fındık, badem gibi besinler bağışıklık sisteminin korunmasına yardımcı oluyor.
  3. Yeşil çay: Bağışıklık sisteminizi güçlendiren ve metabolizmanızı hızlandıran yeşil çay içerisinde barındırdığı ginseng sayesinde vücuda zindelik verir ve özellikle de bahar aylarında günde iki fincan tüketilmesi tavsiye edilir.
  4. Balık: Araştırmalar, antioksidanların egzersizin vücudunuza koyduğu iltihabı ve stresinazalmasına yardımcı olabileceğini gösteriyor. Gücünüzü tamamen artırmabilmek için, yediğiniz balığın yeterince iyi yağ içerdiğinden emin olun. Somon, ton balığı, uskumru ve sardalya gibi omega-3 yönünden zengin balıkları tüketin.
  5. Yoğurt: Sağlıklı bir sindirim sistemi için yağlı yiyeceklerden kesinlikle uzak durmalısınız. Fazla yağ, sindirimi zorlaştırır ve yavaşlatır. Margarin ve benzer katı yağlardan uzaklaşarak zeytinyağını tercih etmeniz, yapmanız gerekenler arasında yer alıyor. Probiyotikler, insan bağırsağında doğal olarak bulunan faydalı mikroorganizmalardır. Faydalı bakteri olarak da tanımlayabileceğimiz probiyotikler; kötü beslenme, antibiyotik kullanımı ve zararlı bakterilerin etkilerine karşı vücudu korumakla görevlidir. Bağırsaklarda bulunan faydalı diğer bakterileri de kontrol eden probiyotikler, günlük diyetinize mutlaka eklemeniz gereken bir kaynaktır. Peki en doğru probiyotik kaynağı nedir? Tabii ki yoğurt…

Vakit Kaybetmeden Doktorunuza Danışın…

Kimseye hayır diyememek, çevrenizdeki insanların beklentilerini karşılamak için harcadığınız enerji bir süre sonra sizi yorar. Ancak unutmayın ki sizin için önemli olan başkalarının değil kendi isteklerinizin değerli olduğudur. Bununla birlikte, aşırı stresli bir yaşam ve her konuda fazla mükemmel olma arzusu da sizi yorgunluğa iten sebepler arasında yerini alır.

Enerjinizi geri kazanmak ve yorgunlukla mücadele etmek için yeterli miktarda kaliteli bir uyku sizin önceliğiniz olmalıdır. Ancak buna rağmen kendinizi halen yorgun hissediyorsanız bunun altında saklanan gizli bir problemin olduğunu bilmeli ve vakit kaybetmeden doktorunuza danışmalısınız.

Yorgunlukla ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilinçli hasta

Alzheimer Hastalığı ile Sosyalleşerek Savaşın

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Alzheimer Hastalığı ile Sosyalleşerek Savaşın

Araştırmalar, beta amiloid ve tau adı verilen zehirli proteinlerin beyinde birikmesinin Alzheimer’a yol açtığını gösterdi. Genetik ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının haricinde uykuya, arkadaşlığa ve şeker hastalığına da dikkat edilmeli!

Zaman zaman hepimiz arabamızı nerede park ettiğimizi veya neden bir odaya girdiğimizi unutuyoruz. Özellikle meşgul olduğunuzda veya aklınızda birden çok şey varsa, bir miktar unutkanlık normaldir. Fakat unutkanlığınız bu bahsettiğim belirtilerden çok daha fazla ise Alzheimer hastalığına karşı dikkatli olmanız gerekir. Hastalığı yaşayan kişi kadar yakın çevre ve ailesinin de hayatını zorlaştıran Alzheimer hastalığı, son yıllarda sıkça karşılaştığımız bir rahatsızlık. Kısaca tanımlamak gerekirse Alzheimer; hafıza, düşünme ve davranış yetilerinde ortaya çıkan bir demans (bunama) türüdür. Genelde semptomlar, yavaş ve hafif şiddette görülmeye başlar ancak zamanla günlük rutinleri dahi etkileyebilecek kadar şiddetlenir. Yıllardır süren araştırmalar, beta amiloid ve tau adı verilen zehirli proteinlerin beyinde birikmesinin Alzheimer’e yol açtığını gösterdi. Alzheimer hastalığının nedenlerinin genetik ve sağlıksız beslenme alışkanlıkların ötesine geçtiğini ortaya koyan bazı yeni çalışmalar bu süreci açıklamaya başladı. Bu çalışmaların neler olduğuna gelirsek…

ÜÇ AYDAN UZUNSA HIZLANDIRIR

Anti-anksiyete ilaçları kullanıyorsanız dikkat!

Popüler ilaçlardan lorazepam, alprazolam ve klonazepam içeren benzodiazepinler denilen bir ilaç sınıfı, sıklıkla kaygı ve uykusuzluğun tedavisinde kullanılır. Bu ilaçların güvenilirliğini ve etkinliğini değerlendiren çalışmalar sadece kısa vadeli kullanımı değerlendirdiyse de (genellikle üç ay kadar), birçok kişi onları uzun vadeye götürür. British Medical Journal’da yayınlanan bir araştırma, Alzheimer hastalığı olan bin 796 Kanadalı ve altı yıl süreyle 7 bin 184 sağlıklı kontrol izledi ve benzodiazepinlerin üç aydan daha uzun süreyle alınmasının Alzheimer hastalığında yüzde 51’e kadar bir artış ile ilişkili olduğunu buldu.

Kafa travmasına dikkat!

Pittsburgh Üniversitesi Beyin ve Omurga Yaralanması Programı’ndan elde edilen verilere göre, her yıl yaklaşık 300 bin Amerikalı, sporla ilgili bir beyin sarsıntısı yaşıyor ve birçoğunun kafa travmasına eşlik edebilecek sorunları oluyor. Çoğu kişi sıkıntı çekmeden iyileşiyor ancak diğerleri için, zarar gören beyin dokusunun iyileşmesine yardımcı olan iltihaplanma kronikleşiyor. Southern Florida Üniversitesi’nden bir psikiyatra göre, Alzheimer hastalığı potansiyel bağlantıların bulunduğu yerdir. Daha önce kafa travması geçirerek bilincinizi kaybettiyseniz, ileri yaşlarda Alzheimer’a yakalanma riskiniz ciddi oranda artmış demektir. Kafatasına alınan şiddetli darbeler, sağlıklı beyin hücrelerini kötü etkiler. Bu sebeple hayatınız boyunca, özellikle riskli aktiviteler yaparken başınıza darbe almamaya özen gösterin.

KRONİK UYKUSUZLUK HIZLANDIRIR

Uykusuzluğa dikkat!

Uykusuzluk, Alzheimer hastalığına yol açan zararlı süreçleri hızlandırır. Philadelphia’daki Temple Üniversitesi’ndeki uzmanlara göre, uyku sorunları Alzheimer hastalığı olan insanlarda yaygındır, ancak bunun neden ya da sonuç olup olmadığı net değildir. Alzheimer hastalığını fare modelinde inceleyen bilim adamları, bu farelerin günde dört saat uyumalarını beyinlerinin tau miktarını artırdığını buldular. Aynı zamanda öğrenme ve hafızayı değiştirdiler, ayrıca nöronların birbirleriyle ne kadar iyi iletişim kurabildiklerini de değiştirdiler. Uzmanlar, kronik uykusuzluğun yoksun bırakılmasının, beyni ve bedeni (bu nedenle çok yorgun olmanızı sağlar) vurguluyor ve Alzheimer hastalığına yol açan zararlı süreçleri hızlandıracağını iletiyor.

Yalnızlığa dikkat!

Arkadaşlarımızla ve daha geniş bir toplulukla meşgul olmak, iyi ve sosyal bir hayata yaşamamıza olanak sağlar. Bu da iyi bir ilaçtır. Nöroloji, Nöroşirürji ve Psikiyatri Dergisi’nde yayınlanan bir çalışmada, yalnızlık ile bunamanın ilerleyişi arasındaki bağlantılar belirlendi. Araştırmacılar, yaşlı insanlarda yalnızlık duygularının, çalışmanın üç yılı boyunca onlarda 1.63 kat daha fazla demans geliştirme ihtimali verdiğini buldu. Bilim adamları hâlâ bu ilişkiyi yönlendiren şeyin ne olduğunu bilmiyor ancak sonuçları çok açık: sosyalleşmek sağlığınız için daha iyi.

HERHANGİ BİR ORGAN ETKİLENİR

Şeker hastalığınız varsa dikkat!

Uzmanlara göre Alzheimer hastalığı gerçekten beyni etkileyen metabolik bir hastalıktır. Bağlar o kadar yakın ki, Tip 3 diyabet olarak Alzheimer hastalığına atıf yapmaya başladı. Beyin hücreleri, glikozu yakıt olarak kullanır ve insülin, bu hücrelere kandaki glikozu bulaştırır. Araştırmalar; beyindeki hücrelerin, vücudun diğer hücreleri gibi insülin direnci geliştirebileceğini söylüyor. Herhangi bir organ insülin direncinden etkilenebilir. Son birkaç yıldır yaptığı araştırmalar bunun, beyin için toksik bir ortam yarattığını, Alzheimer’da görülen proteinlerin ve nöron ölümünün zararlı birikmesine yol açtığını ortaya koydu.

YUMURTA SARISI VE YABAN MERSİNİ BEYİN SAĞLIĞINIZI KORUR

Roka

A Rush Universitesi çalışmalarında, günlük bir ya da iki porsiyon yeşillik yiyen kişilerin günlük olarak hiçbir şey yemeyen insanlara göre 11 yaşındaki birinin bilişsel kabiliyetine sahip olduğu bulundu. Yeşillikler arasından roka, nutrisyonel bir üstünlüğe sahip.

Yaban mersini

Tüm meyveler yararlı olmasına rağmen, yaban mersinindeki flavonoidler, beyni oksidatif stresten korumayı ve beynin hücre iletişimini güçlendirir, antioksidanlar açısından zengindir.

Yumurta sarısı

Kolin, B kompleks bir vitamindir. Kolin, hafızanızı koruyan ve beyin hücrelerinin daha etkili bir şekilde iletişim kurmasını sağlayan bir aselilkolime dönüştürülür. Araştırmalar, kolin alımının artmasının hafıza da dahil olmak üzere iyileşmiş bilişsel işlevle bağlantılı olduğunu gösteriyor. Yumurta sarısında bahsettiğim bu madde bulunmaktadır.

Zeytinyağı

2017 yılında yapılan bir araştırmada, sızma zeytinyağının tüketilmesinin bellek ve öğrenme yeteneğini koruyabileceğini ve iki Alzheimer işaretleyicisinin (amiloid-beta plakaları ve nevrofibriller yumrular) oluşumunu azaltabileceğini keşfetti. Tam mekanizma belirsiz olsa da, yağda bulunan antioksidan oleokanital rol oynayabilir.

Somon

Bu deniz mahsulü, beyin sağlığı için gerekli olan DH A ve EPA, omega-3 yağ asitleri bakımından zengindir. Omega-3, beynin Alzheimer hastalığının gelişiminde rol oynayabilecek iltihaplanmayı ve oksidatif stresi azaltmaya yardımcı olur. DH A özellikle yaşla ilgili beyin küçülmesini sınırlandırmaya yardımcıdır.

Kuruyemişler

Fındık, ceviz ve badem gibi kuruyemişler beyin sağlığı açısından oldukça faydalıdır. Beklenen faydayı elde etmek için haftada beş kez tüketmeniz yeterli.

Alzheimer riskini düşürmek üzerine konuştuğumuz bir başka yazımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz!

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Sağlıklı Yaşam

Cilde Faydalı Besinler Listesi

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Cilde İyi Gelen Besinler Listesi

Kalp hastalıklarından diyabete kadar pek çok hastalıktan korunmamızı sağlayan besinler sağlıklı bir cilde sahip olmamızı da sağlıyor. Bu sebeple cilde faydalı besinler listesinde ki bu besinleri düzenli olarak tüketmemiz şart.

Peki cilt sağlığımız için hangi besinleri soframızdan eksik etmemeliyiz? Acıbadem Fulya Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz özellikle güneşin olumsuz etkilerinden korunmak ve sağlıklı bir cilde sahip olmak için beslenme listemizde mutlaka bulunması gereken besinleri sıraladı, önemli kuralları anlattı.

Balık

Kaliteli bir protein kaynağı olmasının yanı sıra içerdiği omega 3 yağ asitleri sayesinde sağlıklı bir cilt için mutlaka düzenli tüketilmesi gerekiyor. Protein içeriği nedeniyle cilde esneklik veren kolajen yapımını destekliyor, kırışıklıkların azalmasına yardım ediyor ve güneşin zararlı etkilerine karşı koruyor. Omega 3 içeriği cildin kalınlaşması, yumuşaması ve esnemesi için önemli bir kaynak. Eksikliği ciltte kuruluğa neden olabiliyor. Sağlıklı bir cilt için mevsim balıklarını haftada 2-3 kez ızgara, fırında veya buğulama yöntemlerini kullanarak pişirin ve tüketin.

Domates

Güçlü bir antioksidan olan domates kalp hastalığı riskini azaltan ve kolesterol seviyesini düzenleyen etkileriyle öne çıksa da, cilt sağlığı için de olmazsa olmaz sebzelerden biri. Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz domatesin, beta karoten içeriği sayesinde güneşin olumsuz etkilerinden koruduğunu ve kırışıklıkların oluşmasını engelleyici etki gösterdiğini belirterek, “Kahvaltı, öğlen veya akşam öğünlerinde yemeğinizin yanında domatesli bir salata veya ara öğün olarak bir kase domates salatası tüketebilirsiniz” diyor.

Yumurta

Kaliteli protein kaynağı olması ve biotin içeriği sayesinde sağlıklı bir cilt için tüketilmesi gereken besinlerden biri de, yumurta. Saç dökülmelerini önleyici, tırnakları güçlendirici etkiye sahip olan ve sağlıklı bir cilt için olmazsa olmaz sayılan biotini yumurta yiyerek alabilirsiniz. Herhangi bir sağlık probleminiz yoksa her gün 1 tam yumurta tüketebilirsiniz.

Avokado

Kaliteli yağ içeriği yüksek olan avokado sofralarımızda sık kullanmaya başladığımız besinlerden biri. Beslenme ve Diyet Uzmanı Melike Şeyma Deniz A, C, E vitaminlerinden zengin olması, antioksidan içermesi sayesinde cilt sağlığı için önemli olan avokadonun cilde parlaklık ve ışıltı verdiğine işaret ederek, “Avokado ayrıca güneşin zararlı olabilecek etkilerine karşı da koruyucu işlev gösteriyor” diyor. Ancak zengin yağ içeriği nedeniyle günlük tüketiminizin 1/2 orta boy avokadoyu geçmemesine dikkat edin.

Ay Çekirdeği

Sağlıklı bir cildin devamlılığında anahtar role sahip olan E vitamininin harika bir kaynağı olan ay çekirdeği UV ışınlarının deride neden olduğu oksidatif zararı azaltmaya yardımcı oluyor ve cildinizin daha genç görünmesine katkı sağlıyor. Ay çekirdeği limitinizi 1 silme avuç olarak belirlemeyi unutmayın.

Ceviz

Hafıza güçlendirici, diyabet hastaları için kan şekerini dengeleyici ve kalp koruyucu özelliklere sahip olan ceviz, içerdiği omega 3 ve omega 6 yağ asitleri sayesinde cildinizin de elastik yapısını koruyarak daha sağlıklı olmasına yardım ediyor. Cevizi sabah kahvaltınızda veya ara öğünlerinizde tüketebileceğiniz gibi salatalarınıza da ilave edebilirsiniz. Günde 2-3 tam ceviz rahatlıkla tüketebilirsiniz.

Brokoli

Çinko, A vitamini, C vitamini gibi cilt sağlığı için önemli mineraller içeren brokoli, aynı zamanda içeriğinde lutein bulundurması sayesinde cildin kurumasına ve kırışmasına neden olabilecek oksidatif hasarı önlemeye yardımcı oluyor. Brokoliyi zeytinyağlı yapabileceğiniz gibi salatalarınıza da ilave edebilirsiniz.

Mutlaka Meyve ve Sebze Tüketin

Meyve-sebze grubu güzel bir cilt için de çok önemli. Meyve ve sebze tüketerek cildinize hem su hem vitamin ile mineral hem de antioksidan almış olursunuz. Unutmayın; meyve ve sebzeleri çeşitlendirmek, aldığınız vitaminlerin, minerallerin ve antioksidanların da çeşitlenmesini sağlıyor.

Bol Su İçin

Vücut fonksiyonlarının sorunsuz devam edebilmesi için su içmek temel kural. Sayısız faydası olan su cildin temizlenmesini ve toksik maddelerden arınmasını sağlıyor. Fiziksel aktivite, hava durumu gibi faktörlerden etkilense de günlük su tüketimini ortalama 2-2.5 litre olarak düşünebilirsiniz.

Şekerden Kaçının

Vücuda hiçbir faydası olmayan şeker ve şekerli yiyecekleri olabildiğince azaltın. Çünkü vücuda fazla alınan şeker proteinlerin yapısını değiştirerek cildin sıkılığını sağlayan elastin ve kolajenin bozulmasına neden oluyor. Bu sorun da ciltte kırışıkların artmasına yol açıyor.

Cilt sağlığıyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Sağlıklı Yaşam

D Vitamini Eksikliği Tüm Vücudu Etkiliyor

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

D Vitamini Eksikliği Tüm Vücudu Etkiliyor

Vücut için oldukça önemli olan D vitamini eksikliği tüm vücudu etkiliyor. Başta kas-iskelet sistemi olmak üzere vücudumuzda diğer sistemlere yönelik farklı etkileri olan D vitamini daha çok hormon yapısında bir moleküldür.

“Son dönemde bilimsel çalışmalar, D vitamini eksikliğinin; tümör gelişimine, kalp-damar hastalıklarına, diyabete, enfeksiyonlarda eğilime ve de depresyona yol açtığını göstermektedir” diyen Okan Üniversitesi Hastanesi Romatoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Barış Gündoğdu, D vitamini eksikliğinde kas-iskelet ağrılarının da sık sık görülebileceğini söyledi.

D2 ve D3 Vitaminleri Nelerdir?

D2 Vitamini, bitkilerde ve maya mantarlarında üretilir. Yine yüksek dozlarda takviye gıdalarda bulunur. D3 Vitamini ise en aktif D vitamini formudur ve direkt güneş ışığına maruziyet sonrası deride oluşur. En yaygın D3 vitamini besin kaynakları ise güçlendirilmiş tahıllar, günlük takviye gıdalardır. Bu vitamin ayrıca balıkların karaciğerinde ve yağlı deniz balıklarında bulunur.

Eksikliği Bütün Vücudu Etkiliyor!

Son bilimsel çalışmalarda, D vitamini eksikliğinin; tümör gelişimine (kolon-kalın bağırsak, meme, prostat kanserleri), kalp-damar hastalıkları, diyabete, enfeksiyonlarda eğilime ve de depresyona yol açtığı belirtilmektedir. Ayrıca tıbbi yayınlarda D vitamininin, immün (bağışıklık) toleransta önemli rolü olduğu öne sürülmektedir. Dolayısıyla D vitamini eksikliğinin; bağ dokusu hastalıklarına (sistemik lupus eritematoz, romatoid artrit vb) yatkınlığı arttırdığı ve bu türden tanıları olan hastalarda eklem ağrılarını şiddetlendirdiği bildirilmektedir.

En Çok Kimlerde Görülür?

D vitamini eksikliğinin en yaygın nedeni, güneş ışığına yeterince maruz kalmamaktır! Bununla birlikte gün içerisinde uzun süre kapalı ortamda kalanlar, ciddi karaciğer-böbrek hastalığı olanlar, rifampisin (tüberküloz-verem ilacı), epilepsi-sara ilacı kullananlar D vitamini eksikliği riski altındadırlar.

“Güneşin Tedavi Edici Işınları ‘Cam Varken’ İçeri Süzülemez”

D vitamini, cildiniz tarafından doğal güneş ışığından gelen ultraviyole radyasyonu ile karşılaşınca üretilir. Güneşin tedavi edici ışınları (ki bunlar cildinizde D vitamini üretirler) herhangi bir camdan içeri süzülemezler. Yani evinizde veya arabanızda otururken deride D vitamini üretimi olmaz.

Günlük besinlerinizden yeterli D vitamini alabilmek hemen hemen imkansızdır. Vücudunuzda D vitamini oluşturmanın tek yolu doğrudan güneş ışını ile temas etmektir. Günlük vitamin D ihtiyacını en alt düzeyde karşılayabilmek için en az 10 bardak D vitamini katkısı ile güçlendirilmiş süt içmek gereklidir. Bu ise pratik olarak mümkün değildir ve süt, fazla tüketildiğinde “süt-alkali sendromu” denilen rahatsızlığa yol açabilir.

Peki D Vitaminini Nasıl Alırız?

Haftada en az 3 kez 5-15 dakika boyunca direkt güneş ışığına kol ve bacakların ya da yüzün, kolların ve ellerin maruz kalması sağlanmalıdır. Bununla birlikte daha esmer tenli insanlar, güneş kremi kullananlar veya yaşlılar daha uzun süre güneş ışığına ihtiyaç duyabilirler. Yeni çalışmalarda yaşlılarda günlük D vitamini ihtiyacı 800 IU olarak bildirilmektedir. Özellikle romatoid artrit, lupus gibi sistemik-romatizmal hastalığı olanlarda ve bu nedenle kortizon kullananlarda D vitamini takviyesi daha önemlidir.

Çocuklarda Raşitizme Yetişkinlerde ise Kemik Erimesine Neden Olabilir!

D vitamini eksikliği, her yaş grubunda kaslarda güçsüzlüğe, kaslarda ve kemiklerde yaygın ağrıya neden olabilir. D vitamini kan düzeyinin düşük olması bebeklerde, çocuklarda raşitizme yol açar. Erişkinlerde ise özelikle omurga, pelvis, bacak kemiklerinde osteomalazi (kemiklerde yumuşama) ve osteoporoz (kemik erimesi) gelişimine sebep olabilir. Etkilenen kemikler dokunmakla ağrılıdır ve ufak bir travma sonrası ya da kendiliğinden kırıklar oluşabilir.

D vitaminiyle ilgili farklı bir yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.