Sosyal Medya

Bilinçli hasta

Su içmemenin Zararları

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,
su içmemenin zararları

Bazen çalışma temposundan, bazen susuzluk hissetmemekten, bazen ise çeşitli farklı sebeplerden dolayı günü bir bardak su bile içmeden tamamladığımız olabiliyor. Suyun hayati öneminin farkında olmamıza rağmen, susamadığımız sürece su içmiyoruz. Peki bu ne kadar doğru? Yeterli miktarda su tüketmemek, sağlığımıza kendi ellerimizle zarar vermek demektir. Bu yüzden su içmek için susamayı beklememek lazım. Bu yazımızda su içmenin önemi ve su içmemenin zararları hakkında konuşacağız.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz, vücudumuzun yaklaşık yüzde 60’ının sudan oluştuğunu, tüm hücrelerin ve organların düzgün çalışabilmeleri için suya ihtiyaç duyduklarını belirterek “Her gün vücut, terlemeyle, idrarla ve hatta nefes alırken bile su kaybeder. Yaşamsal faaliyetlerin devam edebilmesi için kaybedilen suyun yerine konması gerekir. Vücudun su ihtiyacı kişinin kilosuna, aktivite durumuna göre değişiklik gösterirken, kilo başına su tüketiminin 30-40 ml olması gerekir. Hiç tüketilmemesi ise ölümcül sonuçlar doğurabilir” diyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz, ihtiyacımızdan az su içtiğimizde sağlığımızı bekleyen tehlikeleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Tansiyonu yükseltiyor

Kanın yüzde 90’ı sudan oluşuyor. Kan hacmi ve kan basıncı su tüketiminden doğrudan etkilendiğinden, yeterli su tüketimi olmaması durumunda kan basıncı dengesi ayarlanamıyor, tansiyonda yükselişe neden olabiliyor.

Konsantrasyonu azaltıyor

Beynin yüzde 75’i sudan oluşuyor. Hafif seviyelerde susuzluk duygu durum ve bilişsel işlevlerde bozulmalara neden olabiliyor. Susuzluk sonucu konsantrasyon azalırken, kısa süreli hafıza gibi bilişsel işlevin performansı önemli ölçüde düşüyor. El-göz motor koordinasyonu bozulabildiğinden, hassas veya detaylı işlerin yapılması zorlaşıyor, güvenlik zafiyeti oluşabiliyor.

Mide- bağırsağı bozuyor

Bağırsağın düzgün çalışması için suya ihtiyacı var. Az su tüketimi olursa, sindirim sorunları ve kabızlık bir sorun haline gelebilir. Su tüketiminin yetersiz olması mide ekşimesini daha yaygın hale getiren ve mide ülserlerinin gelişimini teşvik edebilecek aşırı derecede asidik bir mideye neden olabiliyor.

Kas kramplarına yol açıyor

Terleme, vücut için önemli bir soğutma mekanizması. Cildin soğumasına yardımcı oluyor. Öte yandan ter attıkça tuz ve bazı mineralleri de kaybediyoruz. Ter kayıpları sıvı alımıyla telafi edilmezse, vücut ısısının düzenlenmesi sağlanamıyor, ayrıca kaslara giden kan basıncı azalıp, kas krampları ve kas kasılmaları gözlemlenebiliyor.

Astım ve alerjiyi tetikliyor

Su tüketimi azaldığında, hava yolları su kaybını en aza indirgemek için vücut tarafından kısıtlanıyor, böylece potansiyel olarak astım ve alerjiler daha da kötüleşebiliyor. Vücudumuzdaki mikropların kısa sürede dışarı atılabilmesi için de yeterli su tüketimi önemli. Özellikle yüksek ateş ve ishal gibi durumlarda su tüketimi hayati öneme sahip.

Baş ağrısına yol açabiliyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz “Susuzluk baş ağrısına da yol açabilirken, bazı gözlemsel çalışmalar susuzluğun migren sürelerini uzatabileceğini söylüyor. Birçoğumuz gün içerisine baş ağrısı yaşarız. Bunun nedenini stres, yorgunluk, uykusuzluk veya hastalık gibi nedenlere bağlarız. Ancak gün içerisinde sıklıkla baş ağrısı çekiyorsanız ve dinmeyen baş ağrıları migrene dönüşüyorsa bunun en temel nedeni su içmemeniz olabilir” diyor.

Böbrek yetmezliğine götürebiliyor

Böbrekler atıkların kan dolaşımından filtrasyonu ve idrar yolu ile atılım için suya ihtiyaç duyuyor. Böbrekler vücudumuzda her gün oluşan zararlı atık maddeleri (üre, kreatinin, ürik asit gibi) su ile seyreltip atıyorlar. Günlük ihtiyacından daha az sıvı alan insanlarda idrar akımı yavaşlayacağı için kolayca idrar yolu iltihapları ve taşları oluşabiliyor. Yetersiz su tüketimi uzun vadede böbrek yetmezliğine de yol açabiliyor.

Ciltte kırışıklıklara sebep oluyor

Cildimizin yaklaşık yüzde 30’u sudan oluşuyor. Su, cilt nemini korumak ve cilt hücrelerine gerekli besin maddelerini vermek için gerekli. Cilt dokusunu yeniliyor, esnekliğini artırıyor. Bu da, kırışıklıklar ve ince çizgiler gibi yaşlanmanın belirtilerinin görünümünü geciktirmeye yardımcı oluyor. Az su tüketildiğinde ise; cilt bozuklukları ve kırışıklıklarla daha erken karşılaşılıyor.

Eklem ağrılarına yol açıyor

Beslenme ve Diyet Uzmanı Ayça Güleryüz “Eklemlerde ve omurganın disklerinde bulunan kıkırdak, yaklaşık yüzde 80 oranında su içerir. Su tüketimi yeterli olduğunda kıkırdaklar daha iyi iş görür ve iyi yağlanmış omurga daha kolay hareket edebilir. Daha pürüzsüz omurgada sürtünme daha az etkilenir. Susuzluk arttığında, dejenerasyon ve hasara neden olabilir, şiddetli ağrıya yol açabilir” diyor.

Su tüketiminin öneminden bahsettiğimiz videomuzu izlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bilinçli hasta

Prostat Kanserinde Güncel Tedavi Yöntemleri

Basın Bülteni

Yayınlanma:

,

Prostat Kanserinde Güncel Tedavi Yöntemleri

ABD’de erkekler arasında ilk sırada yer alan prostat kanseri dünyada da yaygın olarak görülmektedir. Prostat kanserinde güncel tedavi yöntemleri ile kanseri yenmek mümkün.

Yeni geliştirilen fokal tedaviyle prostat kanserindeki tümör odağı yakılarak yok ediliyor. Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Üroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yencilek, böylelikle klasik ameliyat ve radyasyon tedavisinde ortaya çıkabilecek yan etkilerin görülmediğini ve kanser odağının da ortadan kaldırılmasının sağlanabildiğini belirtiyor.

Ülkemizde prostat kanserinin akciğer kanserinden sonra ikinci sırada yer aldığını vurgulayan Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Üroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yencilek, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ortalama olarak her 12 erkekten birine prostat kanseri tanısı konuluyor. Ülkemizde her yıl yaklaşık 30 bin civarında erkeğin prostat kanserine yakalandığı tahmin ediliyor. Ancak bunların sadece 4-5 bin kadarına tanı konulabiliyor. Bu sonuçtaki en önemli faktör, erken tanı ve tarama yöntemlerinin yeterince farkında olunmaması.”

Prostat kanserini artıran risk faktörleri

Prostat kanserinde kesin risk faktörleri, artan yaş, etnik köken ve genetik faktörler olarak sıralanıyor. Yaşla birlikte prostat kanseri görülme sıklığı da artıyor. 40 yaşının altında 10 bin erkekten birinde prostat kanseri görülürken, 40-60 yaş grubunda bu oran yüzde 1’e çıkıyor. 60 yaş üzerindeyse her sekiz erkekten birinde görülüyor. Bir diğer risk faktörü de etnik köken. Dünyada prostat kanserine en çok Afro-Amerikalılarda (siyahi Amerikalılarda) rastlanıyor. Bunu Amerikalı beyazlar ve Avrupa ülkeleri takip ediyor.

Prostat kanseri Avrupa’da yüz binde 65 görülürken, ülkemizde bu oran yüz binde 37. Dünyada en az Çinlilerde, Güney Doğu Asya ülkelerinde görülüyor. Bir başka önemli faktör de genetik. Bu hastalık babadan oğula geçme potansiyeli olan bir kanser çeşidi. Bir kişide birinci derece yakınlarında prostat kanseri varsa, o kişinin prostat kanserine yakalanma riski iki kere daha yüksek oluyor. Yakınlarında iki kişide varsa risk beş, üç kişide varsa 11 kat artıyor.

Prostat kanseri hangi belirtilerle kendini gösteriyor?

Prostat kanserine özgü bir bulgu bulunmuyor. Bir şikâyete bakarak prostat kanseri tanısı konulamıyor. İyi huylu prostat büyümesini düşündürecek her türlü bulgu aynı zamanda kötü huylu prostat kanseri için de bir bulgu olabiliyor. İdrara çıkmada zorlanma, çatallı, kesik idrara çıkma, idrar yaptıktan sonra geride idrar varmış gibi his olması, geceleyin sık tuvalete çıkma gibi iyi huylu prostat büyümesine ilişkin bu bulgular, aynı zamanda kötü huylu büyümenin de bir belirtisi olabiliyor. Bazen insan hiç bulgu olmadan da prostat kanserine yakalanabiliyor.

Tedavide “Fokal” yaklaşım

Prostat kanseri tanısı alan hastalarda en önemli nokta hastalığın evrelendirilmesi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Faruk Yencilek sözlerine şöyle devam ediyor: “Çünkü hastalığın evresine göre tedavi yaklaşımı değişmektedir. Günümüzde daha fazla sayıda erken evrede yakalanan (prostata sınırlı evrede) prostat kanseri, yeni tedavi yaklaşımlarını da beraberinde getirdi.

Önceleri organa sınırlı tümörlerin hepsinde sadece ameliyat veya radyoterapi uygulanırken, artık dünyada “Fokal Tedavi” konsepti literatüre ve uygulamaya girdi. Fokal Tedavi (HIFU) prostatın dışına çıkmamış erken evre tümörlerde, bir taraftan hastanın kanserden kurtulmasını sağlarken, diğer taraftan hastalığın komplikasyonlarının ortaya çıkma ihtimalini de azaltıyor. Yani bu yöntemde prostatın içinde erken yakalanmış tümör odağı yakılarak yok ediliyor.”

Bunları bilmelisiniz!

 *   Prostat kanserinde tarama PSA ve rektal tuşe muayenesiyle yapılmaktadır.

 *   Kanser şüphe varsa doktorunuzdan Multiparametrik Prostat MR’ı isteyin.

 *   Prostat biyopsinizi mp-MRI kılavuzluğunda yaptırın.

 *   Prostat kanseriniz varsa doktorunuza şu soruları sorun: Kanser lokal mi yani organa sınırlı mı, lokal ileri mi (prostatı aşmış ama başka yere sıçramamış), metastaz halinde mi (başka bir yere sıçramış)?

 *   Lokal ise hangi risk gurubunda (düşük, orta, yüksek) olduklarını öğrenin. Düşük ve orta risk grubu ise HIFU tedavisini mutlaka konuşun.

Prostatla ilgili bir diğer yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Alzheimer Hastalığı ile Sosyalleşerek Savaşın

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Alzheimer Hastalığı ile Sosyalleşerek Savaşın

Araştırmalar, beta amiloid ve tau adı verilen zehirli proteinlerin beyinde birikmesinin Alzheimer’a yol açtığını gösterdi. Genetik ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının haricinde uykuya, arkadaşlığa ve şeker hastalığına da dikkat edilmeli!

Zaman zaman hepimiz arabamızı nerede park ettiğimizi veya neden bir odaya girdiğimizi unutuyoruz. Özellikle meşgul olduğunuzda veya aklınızda birden çok şey varsa, bir miktar unutkanlık normaldir. Fakat unutkanlığınız bu bahsettiğim belirtilerden çok daha fazla ise Alzheimer hastalığına karşı dikkatli olmanız gerekir. Hastalığı yaşayan kişi kadar yakın çevre ve ailesinin de hayatını zorlaştıran Alzheimer hastalığı, son yıllarda sıkça karşılaştığımız bir rahatsızlık. Kısaca tanımlamak gerekirse Alzheimer; hafıza, düşünme ve davranış yetilerinde ortaya çıkan bir demans (bunama) türüdür. Genelde semptomlar, yavaş ve hafif şiddette görülmeye başlar ancak zamanla günlük rutinleri dahi etkileyebilecek kadar şiddetlenir. Yıllardır süren araştırmalar, beta amiloid ve tau adı verilen zehirli proteinlerin beyinde birikmesinin Alzheimer’e yol açtığını gösterdi. Alzheimer hastalığının nedenlerinin genetik ve sağlıksız beslenme alışkanlıkların ötesine geçtiğini ortaya koyan bazı yeni çalışmalar bu süreci açıklamaya başladı. Bu çalışmaların neler olduğuna gelirsek…

ÜÇ AYDAN UZUNSA HIZLANDIRIR

Anti-anksiyete ilaçları kullanıyorsanız dikkat!

Popüler ilaçlardan lorazepam, alprazolam ve klonazepam içeren benzodiazepinler denilen bir ilaç sınıfı, sıklıkla kaygı ve uykusuzluğun tedavisinde kullanılır. Bu ilaçların güvenilirliğini ve etkinliğini değerlendiren çalışmalar sadece kısa vadeli kullanımı değerlendirdiyse de (genellikle üç ay kadar), birçok kişi onları uzun vadeye götürür. British Medical Journal’da yayınlanan bir araştırma, Alzheimer hastalığı olan bin 796 Kanadalı ve altı yıl süreyle 7 bin 184 sağlıklı kontrol izledi ve benzodiazepinlerin üç aydan daha uzun süreyle alınmasının Alzheimer hastalığında yüzde 51’e kadar bir artış ile ilişkili olduğunu buldu.

Kafa travmasına dikkat!

Pittsburgh Üniversitesi Beyin ve Omurga Yaralanması Programı’ndan elde edilen verilere göre, her yıl yaklaşık 300 bin Amerikalı, sporla ilgili bir beyin sarsıntısı yaşıyor ve birçoğunun kafa travmasına eşlik edebilecek sorunları oluyor. Çoğu kişi sıkıntı çekmeden iyileşiyor ancak diğerleri için, zarar gören beyin dokusunun iyileşmesine yardımcı olan iltihaplanma kronikleşiyor. Southern Florida Üniversitesi’nden bir psikiyatra göre, Alzheimer hastalığı potansiyel bağlantıların bulunduğu yerdir. Daha önce kafa travması geçirerek bilincinizi kaybettiyseniz, ileri yaşlarda Alzheimer’a yakalanma riskiniz ciddi oranda artmış demektir. Kafatasına alınan şiddetli darbeler, sağlıklı beyin hücrelerini kötü etkiler. Bu sebeple hayatınız boyunca, özellikle riskli aktiviteler yaparken başınıza darbe almamaya özen gösterin.

KRONİK UYKUSUZLUK HIZLANDIRIR

Uykusuzluğa dikkat!

Uykusuzluk, Alzheimer hastalığına yol açan zararlı süreçleri hızlandırır. Philadelphia’daki Temple Üniversitesi’ndeki uzmanlara göre, uyku sorunları Alzheimer hastalığı olan insanlarda yaygındır, ancak bunun neden ya da sonuç olup olmadığı net değildir. Alzheimer hastalığını fare modelinde inceleyen bilim adamları, bu farelerin günde dört saat uyumalarını beyinlerinin tau miktarını artırdığını buldular. Aynı zamanda öğrenme ve hafızayı değiştirdiler, ayrıca nöronların birbirleriyle ne kadar iyi iletişim kurabildiklerini de değiştirdiler. Uzmanlar, kronik uykusuzluğun yoksun bırakılmasının, beyni ve bedeni (bu nedenle çok yorgun olmanızı sağlar) vurguluyor ve Alzheimer hastalığına yol açan zararlı süreçleri hızlandıracağını iletiyor.

Yalnızlığa dikkat!

Arkadaşlarımızla ve daha geniş bir toplulukla meşgul olmak, iyi ve sosyal bir hayata yaşamamıza olanak sağlar. Bu da iyi bir ilaçtır. Nöroloji, Nöroşirürji ve Psikiyatri Dergisi’nde yayınlanan bir çalışmada, yalnızlık ile bunamanın ilerleyişi arasındaki bağlantılar belirlendi. Araştırmacılar, yaşlı insanlarda yalnızlık duygularının, çalışmanın üç yılı boyunca onlarda 1.63 kat daha fazla demans geliştirme ihtimali verdiğini buldu. Bilim adamları hâlâ bu ilişkiyi yönlendiren şeyin ne olduğunu bilmiyor ancak sonuçları çok açık: sosyalleşmek sağlığınız için daha iyi.

HERHANGİ BİR ORGAN ETKİLENİR

Şeker hastalığınız varsa dikkat!

Uzmanlara göre Alzheimer hastalığı gerçekten beyni etkileyen metabolik bir hastalıktır. Bağlar o kadar yakın ki, Tip 3 diyabet olarak Alzheimer hastalığına atıf yapmaya başladı. Beyin hücreleri, glikozu yakıt olarak kullanır ve insülin, bu hücrelere kandaki glikozu bulaştırır. Araştırmalar; beyindeki hücrelerin, vücudun diğer hücreleri gibi insülin direnci geliştirebileceğini söylüyor. Herhangi bir organ insülin direncinden etkilenebilir. Son birkaç yıldır yaptığı araştırmalar bunun, beyin için toksik bir ortam yarattığını, Alzheimer’da görülen proteinlerin ve nöron ölümünün zararlı birikmesine yol açtığını ortaya koydu.

YUMURTA SARISI VE YABAN MERSİNİ BEYİN SAĞLIĞINIZI KORUR

Roka

A Rush Universitesi çalışmalarında, günlük bir ya da iki porsiyon yeşillik yiyen kişilerin günlük olarak hiçbir şey yemeyen insanlara göre 11 yaşındaki birinin bilişsel kabiliyetine sahip olduğu bulundu. Yeşillikler arasından roka, nutrisyonel bir üstünlüğe sahip.

Yaban mersini

Tüm meyveler yararlı olmasına rağmen, yaban mersinindeki flavonoidler, beyni oksidatif stresten korumayı ve beynin hücre iletişimini güçlendirir, antioksidanlar açısından zengindir.

Yumurta sarısı

Kolin, B kompleks bir vitamindir. Kolin, hafızanızı koruyan ve beyin hücrelerinin daha etkili bir şekilde iletişim kurmasını sağlayan bir aselilkolime dönüştürülür. Araştırmalar, kolin alımının artmasının hafıza da dahil olmak üzere iyileşmiş bilişsel işlevle bağlantılı olduğunu gösteriyor. Yumurta sarısında bahsettiğim bu madde bulunmaktadır.

Zeytinyağı

2017 yılında yapılan bir araştırmada, sızma zeytinyağının tüketilmesinin bellek ve öğrenme yeteneğini koruyabileceğini ve iki Alzheimer işaretleyicisinin (amiloid-beta plakaları ve nevrofibriller yumrular) oluşumunu azaltabileceğini keşfetti. Tam mekanizma belirsiz olsa da, yağda bulunan antioksidan oleokanital rol oynayabilir.

Somon

Bu deniz mahsulü, beyin sağlığı için gerekli olan DH A ve EPA, omega-3 yağ asitleri bakımından zengindir. Omega-3, beynin Alzheimer hastalığının gelişiminde rol oynayabilecek iltihaplanmayı ve oksidatif stresi azaltmaya yardımcı olur. DH A özellikle yaşla ilgili beyin küçülmesini sınırlandırmaya yardımcıdır.

Kuruyemişler

Fındık, ceviz ve badem gibi kuruyemişler beyin sağlığı açısından oldukça faydalıdır. Beklenen faydayı elde etmek için haftada beş kez tüketmeniz yeterli.

Alzheimer riskini düşürmek üzerine konuştuğumuz bir başka yazımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz!

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Aort Anevrizmasına Dikkat

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Aort Anevrizmasına Dikkat

İlerleyen yaşlarda daha sık görülen “Abdominal Aort Anevrizması”, vücutta sinsice görüldüğü için ancak detaylı tetkik edilerek erken tanı ve tedaviyle önlenebilir bir hastalıktır. Aort anevrizmasına dikkat edin, gerekli önlemleri hastalığa yakalanmadan alın…

Vücudumuzun karın bölgesindeki en büyük damarı aortun hiç belirti vermeden genişlemesi ve balonlaşmasına “Abdominal Aort Anevrizması” denir. Bu genişlemeler, patlamaya hazır bir bomba gibi hayatınızı tehdit edebilir. Bu damar hastalığı daha önceden bir belirti vermediği için ancak yapılan tetkikler sonucunda ortaya çıkabilir. İyi haber ise güncel tanı ve tedavi yöntemleriyle bu hastalığa yakalanmadan önüne geçilmesi mümkün.  Abdominal Aort Anevrizması, Einstein’ın da ölüm sebebi olarak bilinir. Daha çok 60 yaş ve üzeri erkeklerde daha sık görülür.

Aort Anevrizması Nedir?

Damar çapının yarısından daha genişlemesine yol açan bir cins balonlaşmaya aort anevrizması denir.  Nedenleri arasında, yüksek tansiyon, kireçlenme, bazı enfeksiyonlar ve bağ dokusu hastalıkları bulunur. Ayrıca hastalığın oluşmasında ileri yaş, sigara ve alkol kullanımı, genetik unsurlar da görülmektedir.

Belirtileri Nasıl Olur?

Genellikle hastalık; karın ağrısı, karında nabız atışını hissetme, kabızlık veya ishal, karında şişkinlik gibi şikayetlerle kendini belli eder. Hastalığın tanısı için BT anjiografi (ilaçlı tomografi) çekilmesi gereklidir. Eğer damar çapının 5,5 cm’yi geçerse cerrahi veya girişimsel yöntemlerle tedavi uygulanması daha doğru olacaktır.

Aort Anevrizması Nasıl Tedavi Edilir?

Tedavi için belli aşamalar gereklidir. Öncelikle eğer anevrizma belli bir büyüklükte değilse tıbbi tedavi uygulanır. Tansiyonu bu aşamada kontrol altında tutmak çok önemlidir. Bunun nedeni ise anevrizmada en önemli faktörlerden birisinin damar içerisindeki basınç olmasıdır.

Diğer durumda ise eğer çap 5,5 cm’nin üzerindeyse cerrahi veya girişimsel tedavi gerekmektedir. Günümüzde hastalığın tedavisinde kapalı yöntemle damarın içine stent takılır.  Eğer kapalı girişim yapılamadığı bir durum varsa açık yöntemlerle tedavi uygulanabilir.

Konuyla ilgili farklı bir yazıma buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Güncel tedavi yöntemleri ile bu hastalıktan kurtulmak için hemen randevu alın.  +90 551 379 72 56

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve sağlık bilgilerinin eğlenceli olarak aktarılmasını amaçlamaktadır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.