Sosyal Medya

Göze Çarpanlar

Spor Sonrası Ağrılarınız Geçmiyorsa Dikkat!

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Belirli bir hareketi yaparkan ağrı yaşamak, bir şeylerin yanlış olduğunun işaretidir. Yoğun bir spor programınız varsa, kendinize 48 saat verin ve dinlenin

‘Hadi dayan!’, ‘Yandığını hisset!’, ‘Son set, durma!’ gibi motivasyon sözleriyle birçoğumuzun spor salonlarında dişlerini sıktığını tahmin ediyorum.
Spor yapmanın vücudunuza faydaları, spor salonlarına gitmek için yeterli teşviki sağlar. Ancak yalnızca egzersizleri doğru yaparsanız, vücudunuzda olumlu bir etki yaratabilirsiniz. Spor sonrası ağrılar hissetmek normaldir. Bu, kaslarınızın güçlendiği anlamına gelir. Ancak, bazı ağrı türleri kas yaralanması gibi sorunları işaret ediyor olabilir. Bu yazımda sizlerle, ağrılarınızın neye bağlı olduğunu nasıl anlayabilirsiniz ve doğru bildiğiniz yanlışlar nelerdir gibi ipuçlarını paylaşacağım. Kaş yapacağım derken göz çıkartmayın. Vücudunuz hastalıklarla savaşta en büyük destekçiniz. Ona iyi bakın ve egzersizinizin vücudunuza iyi gelmekten çok, zarar verip vermediğini öğrenmek için aşağıdakilere dikkat edin…
 Kaslarınız çok fazla titriyorsa bu bir sorun olabilir: Bazı titremeler problem teşkil etmez ama vücudunuz 7.0 şiddetinde bir deprem oluyormuşçasına titremeye başlarsa, bu kaslarınızın başarısızlığının bir işaretidir. Sadece düşme riski taşımakla kalmaz, aynı zamanda bacağınızın zarar görmesine sebep olabilir. Aynı zamanda çok yorgun olduğunuzda da, egzersiz sırasında uygun formu koruyamayabilirsiniz. Bu bir kas gerilmesi veya yırtılmasına yol açabilir.

FİZYOTERAPİSTE GÖRÜNÜN

 Aniden, keskin veya yayılan bir ağrı yaşarsınız dikkat edin: 

Kaslarınızda genel, çoğalan bir ağrı normal karşılanabilir. Bu durum egzersiz programınızın zor olduğunu gösteren bir işarettir. Ancak hızlı bir şekilde ortaya çıkan yoğun bir acı, bir şeylerin yanlış olduğunu gösterir. Hareketi daha fazla zorlamaya çalışmayın. Bu bir kas veya eklem yaralanmasına neden olabilir.

 Koşudan sonra, ayağınızda veya dizinizde şişlikler oluşuyorsa bu bir problem olabilir: 

Kızarıklık, şişme veya sürekli ağrı, diz veya bacakta büyük bir sorunun varlığına işaret eder. Böyle bir durumda birkaç gün dinlenin. Spora başlamadan önce ısınmak ve gerinmek için daha fazla zaman harcamanız gerekebilir. Ancak her egzersizinizde yaralanmalar devam ederse, bir fizyoterapiste görünmenizde fayda var. Formunuzu düzeltmenize ve sizi yaralanmaya meyilli kılan tüm alanları güçlendirmenize yardımcı olacaktır.

 Üç gün önce spor yaptınız ama hâlâ ağrılarınız geçmediyse dikkat!:

Spor salonunda kaslarınızı zorladınız ve merdivenlerden çıkarken hâlâ acıyorsa nedeni DOMS olabilir. DOMS ise egzersiz sonrası gecikmiş kas ağrılarına verilen isimdir. Genellikle yoğun bir egzersiz sonrasını takip eden ilk iki günde ortaya çıkar ve bu günleri takip eden birkaç gün içinde de yavaş yavaş azalır. Dokudaki küçük yırtıktan kaynaklanır ve vücudunuz bu yırtığı onardığında kaslarınızı daha kuvvetli şekilde yeniden oluşturur. Fakat DOMS, 24-48 saat içinde çözülmelidir. Eğer ağrınız hâlâ geçmediyse bu çok ileri gittiğinizi gösterir; kaslarınız iyileşene kadar bekleyin ve tekrar spor salonuna gitmeyi ağrınız tamamen geçtikten sonra düşünün.

 Diz, omuz ya da kalçalarınız bir baskı ya da kaldırma sonucu sancılanabilir:

Belirli bir hareketi yaparken ağrı yaşamak, bir şeylerin yanlış olduğunun bir işaretidir. Ağrı keskinse ortopedik bir uzmana kontrol ettirin. Ağrı çok kötü değilse, antrenmanlarınıza daha iyi ısınmak için zaman ayırmanızı öneririm. Aynı zamanda o harekete daha hafif ağırlıklarla devam etmeniz daha iyi olacaktır. Başkalarını görüp onların hareketlerini ya da ağırlıklarını denemeye çalışmayın. Ağırlıklarınızı kademe kademe artırın ve hareketin yapılma şeklinin doğru olduğundan emin olun.

 Egzersizinize zaman zaman ara vermelisiniz: 

Kendinizi sürekli yorgun ve ağrılı hissediyorsanız; vücudunuza, antrenmanlar arasında iyileşmek için yeterli zaman vermiyor olabilirsiniz. 20’li yaşlarda, egzersizden etkilenen kas dokusunu onarmak vücudunuzun 18 saatini alır ancak 40 yaş üstünde bu süre 36 saate kadar yükselir. Kasları, tamamen iyileşmeden önce tekrar çalıştırmak iltihap oluşumuna sebep olabilir.

KALIN ŞEYLER GİYİNMEYİN

 Yoğun programlar vücudunuzu kötü etkileyebilir: Neden yoğun bir program yapıldığını anlamak kolaydır. Daha az zamanda tonlarca kalori yakar ve egzersiz bittikten sonra bile yanma devam eder. Ancak yaptığınız tek şey buysa, daha fazla yaralanma ve yıpranma riski taşıyorsunuz. Aslında bu yüksek yoğunluklu egzersiz programları kas dokusundaki hasarda bir artışa neden olabilir ama kas dokusundaki büyük şiddette bir parçalanma böbrek hasarı, hatta ölümle sonuçlanabilir. Yoğun programların ardından kendinize en az 48 saat verin.
 Spor sırasında giydiklerinize dikkat edin: Spor yaparken vücut ısınız artar ve doğal olarak vücut ter atar. Eğer fazla giyinirseniz, daha çabuk terlemeye başlayacaksınız; ter buharlaştıkça, hızınızı ve ilerleyişinizi etkileyebilir. Fakat belinizin etrafına birkaç kat kalın bir şeyler giyebilirsiniz.

SAĞLIKLI BİR YÜRÜYÜŞ DENEYİMİ İÇİN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

60 binden fazla kadın hakkında yapılan geniş çaplı bir sağlık çalışmasında, haftada en az 4 kez hızlı yürüyüş yapan kadınların, daha yavaş yürüyenlere göre kalça kırığı riskinin çok daha düşük olduğu ortaya çıktı. Her zamanki hızınızda 10 dakika kadar yürüdükten sonra, üç-beş dakika boyunca hızlı tempoda yürüyüş yapın. Aralıklar arasında nefesinizi düzenlemek için durmadan bir-iki dakika daha yavaş ilerleyin. Birkaç hafta sonra koşu sürenize bir dakika ekleyin. Sonuçta yürüyüşleriniz sırasında üç-beş dakikalık tempolu yürüyüşleri alışkanlık haline getirin. Hızla yürümek, sırt ağrısı veya aktif egzersizi engelleyen eklem sorunları olan insanlar için mükemmel bir alternatiftir.

GERİYE VE YANA YÜRÜYÜN 

Kemikleriniz için yeni fakat güvenli bir başka yolda, yürürken yön değiştirmenizdir. Osteoporoz dergisinde yayınlanan bir araştırmada, yan yan ya da geriye doğru yürümenin, kemik yoğunluğunu artırmak için etkili bir egzersiz olduğu ortaya konmuştur. Her birine 30 saniyenizi ayırmanızı önerim; her hareketi üç-beş dakika arasında tekrarlayın.

MERDİVEN KULLANIN 

Kemikleriniz üzerinde olumlu bir etki yaratmanın en iyi yolu, merdivenden veya dik bir tepeden yukarı doğru hızlıca yürümektir. Oturduğunuz yere yakın bir tepe varsa, şanslısınız demektir. Rotanızın bir kısmında iki veya üç tırmanış ve iniş yapın. Eğer yoksa, merdivenleri tercih edin.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Beslenme

Mısır Şurubu Tehlikeli mi?

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Mısır Şurubu Tehlikeli mi?

Yüksek fruktozlu mısır şurubu, en tehlikeli gıdalar arasındadır. Etiket okumayı ihmal ediyorsanız, farkına varmadan bu tehlikeli karbonhidratı yiyip içiyorsunuz demektir.

Şeker, özellikle rafine beyaz şeker; fruktoz ve mısır şurubu da dahil olmak üzere pek çok takma isimle karşımıza çıkıyor. Rafine beyaz şeker, hemen hemen her gıdada bulunan bir karbonhidrattır ve birçok tatlının da ana besin kaynağıdır. Bir de tabii yüksek fruktozlu mısır şurubu var… Son zamanlarda Amerika’da adı mısır şekeri olarak değiştirilip kötü ününden kurtulmaya çalışılsa da, bu pek mümkün değil. Biz doktorlar, yapılan araştırmaları değerlendirdiğimizde, yüksek fruktozlu mısır şurubunu, yüzyılın en kolay ulaşılabilir zehri olarak adlandırıyoruz.Bu isim değişikliği üzerine tartışmalar sürse de, kullanımının insan sağlığına olumsuz etkilerini saymakta fayda var.

Yüksek fruktozlu mısır şurubu, tüm gıdalar arasında en tehlikelilerinden birisidir.Eğer alışveriş sırasında etiket okumayı ihmal ediyor ve ne yediğiniz konusunda yeterli bilgiye sahip olamıyorsanız, büyük ihtimalle farkına bile varmadan birçok kez bu tehlikeli karbonhidratı yiyip içmişsiniz demektir. Özellikle her fırsatta tüketmekten kaçınmanızı önerdiğim hazır meyve sularında, tatlılarda, ekmeklerde tükettiğiniz yüksek fruktozlu mısır şurubu, sizi doyurmak yerine daha çok acıktırarak daha fazla yemek istemenizin başlıca nedenlerinden.

KETÇAPTA DA VAR

Şeker ve fruktoz şurubu… Her iki tatlandırıcının da insan sağlığı için faydalı olmadığı ortada olsa da; tatlı, salata sosu, ketçap, soda ve dondurma gibi pek çok işlenmiş gıda ve içecekde bulunan yüksek fruktozlu mısır şurubu, biraz daha tehlikeli bir seçenektir!

Tükettiğiniz gıdalarda herhangi bir şekerin fazla olması; kalp rahatsızlığı ve kanser gibi kronik hastalıklara katkıda bulunan insülin direncini, kilo verememeyi ve iltihabı teşvik edip sizi olumsuz etkiler. Sağlık açısından bakıldığında, bazı uzmanlar HFCS yani mısır nişastasından yapılan bir tatlandırıcı olan yüksek fruktozlu mısır şurubunun rafine şekerden farklı olmadığını söylüyor.
Ancak işlenmiş HFCS ve normal şeker arasında bir farklılık var: HFCS’nin içinde çok büyük oranda fruktoz (meyve şekeri) bulunur. Şeker pancarından elde edilen diğer tatlandırıcılarda yarı yarıya fruktoz ve glikoz içerir.Ayrıca normal şeker, size ekstra doygunluk hissi verir.

GÜNDE 6 ÇAY KAŞIĞI ŞEKER

Daha da önemlisi: Journal of Nutrition’da dişi fareler üzerine yapılan yeni bir araştırmada, HFCS’nin şekerden çok daha toksik olduğu, üreme sağlığına zarar verdiği ve ömrü kısalttığı bulundu. Diğer hayvan çalışmaları, yüksek HFCS alımlarının beynin işlevini yavaşlatabileceğini, hafızayı ve öğrenme kabiliyetini düşürdüğünü ileri sürmektedir.
Mısır şurubu, şekerden daha tatlı ama daha ucuz ve taşınması daha kolay olan seçenektir.Bu da bazı üreticiler tarafından daha düşük maliyet ve daha yüksek kar anlamına geldiği için maalesef tercih edilir.

HFCS, normal mısır şurubundan daha tatlıdır ve ürünlerin raf ömrünü uzatmaya yardımcı olduklarından dolayı, özellikle son zamanlarda Amerika’da yaygın olarak kullanılır.
Küçük dozlarda şeker tüketimi yemeğe keyif katabilir ancak bizler her zaman çok fazla tüketiriz. Amerikan Kalp Vakfı’nın verilerine göre, günde altı çay kaşığından fazla ilave şeker alınmaması gerekiyor. Fakat insanların çoğu, günde tepeleme 22 çay kaşığına yakın şeker tüketiyor. Şeker içeren işlenmiş gıdalar tüketmek yerine daha az şeker içeren veya hiç içermeyen sağlıklı, işlenmemiş gıda alternatiflerini deneyin.

ETİKETLERE DİKKAT!

Mutfağınıza alışveriş yaparken aşağıdaki isimlere karşı dikkatli olun:

Früktoz, maltoz, sorbitol, buharlaştırılmış şeker kamışı suyu, şuruplar, ksilitol, ‘ol’ veya ‘oz’ ile biten şekerler.Gazlı içecekleri içmeyin. Benim neredeyse hayatımdan tamamen çıkardığım gazlı içecekleri siz de mutlaka hayatınızdan çıkarın. Alışkanlıkların hemen değişmediğini biliyorum. Öncelikle günlük tüketim miktarınızı yarıya indirerek bu değişime hazırlanabilirsiniz. Hedefinizin, tüketimi tamamen durdurmak olduğunu unutmayın.Yapılan araştırmalara göre, asitli içecek tüketiminizi günde yalnızca bir kutuya düşürmek bile tansiyonunuzu düzene sokabilir.
Asitli içecekler, kafein ve yüksek fruktozlu mısır şurubu içermektedir. Bu da gayet sağlıksız bir durumdur. Kilo almanın yanı sıra diyabet, kemik zayıflığı ve diş çürümesi riskinizi artırır.

MISIR ŞURUBU VE DİYABET ARASINDA BAĞLANTI VAR MI?

Kabul edelim, çoğumuz her pazartesi diyete başlayıp şekeri sınırlandırmaya karar veriyoruz ve sonrasında sonuç maalesef bir tatlı ile diyeti bozmak oluyor. Ancak, tatlı tüketimimizi ciddi olarak tekrar gözden geçirmek için bir zaman varsa, o doğru zaman şimdi olurdu. Çünkü yeni araştırmalar, belirli bir tatlandırıcıyı, tip 2 diyabet riskinde artışla ilişkilendiriyor.
Önceki araştırmada söz edilen, obezite ve kalp hastalığına bağlı olarak ilişkilendirilen tatlandırıcı olan yüksek fruktoz mısır şurubudur (HFCS). Global Public Health Dergisi’nde yazan araştırmacılar, daha yüksek fruktozlu mısır şurubunun da daha fazla diyabet anlamına geldiği konusunda uyarıyorlar.
43 ülkeden gelen verileri analiz ettiler ve şurubu kullanan ülkelerde yüzde 20 daha fazla tip 2 diyabet bulduklarını ülkelerle karşılaştırdılar.
Araştırmacılar; Hindistan, İrlanda ve İsveç gibi HFCS kullanmayan ülkelerde tip 2 diyabetin ortalama yüzde 6.7 oranında ortaya çıktığını tespit ettiler.
HFCS’nin ABD, Macaristan ve Kanada gibi büyük tüketicileri, ortalama yüzde 8 oranlarına sahipti. Trend bir ülkenin, genel şeker alımının veya obezite düzeyinin bağımsız olarak varlığını sürdürdüğü görülüyor.

HFCS gerçekten diyabetle ilgili olabilir mi? HFCS, sukrozdan yüzde 10 daha fazla fruktoza sahip ve fruktoz neredeyse sadece karaciğer tarafından metabolize edilir. Yüksek fruktozlu mısır şurubu direkt olarak karaciğere gider ve karaciğerin bu maddeyi şeker olarak algılayıp yağa dönüştürmesine neden olur. Böylece kolestrolü yükseltir ve karın bölgesinde yağlanma oluşmasına neden olur.
HFCS ve şeker arasında birçok büyük fark vardır. Her ikisi de oldukça işlenmiş olmasına rağmen, şeker doğal bir kaynaktan arıtılmıştır. Yüksek fruktozlu mısır şurubu ise mısırdan işlenir. Ayrıca enzimatik olarak dönüştürülmüştür, bu yüzden şekerden çok daha sentetiktir.

Devamını Oku...

Dr. Yerebakan YouTube Kanalı

Trigliserid : Kanınızdaki Konuşulmayan Yağ

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Trigliserid

Trigliserid : Kanınızdaki Konuşulmayan Yağ

Doymuş ve doymamış yağların, bitkisel ve hayvansal her tür yağın hepsi, önce trigliseridlere ayırıştırılıp karaciğere taşınarak, karaciğerde farklı işlemlere uğrar. Karbonhidrat, protein ya da yağ kaynaklarının herhangi birisinden gereğinden fazla enerji alınırsa, kullanılmayan enerji fazlası vücud tarafından trigliseride çevrilerek yağ hücrelerinde depolanır. Yağ hücreleri şişer, büyür ve kilo artışına neden olur. Yağ hücrelerine depolanmayan trigliserid fazlası ise damarlarda dolaşarak kötü kolesterolün artmasına ve faydalı kolesterolün azalmasına yol açar. Trigliseridler yapı olarak bir şeker molekülüne 3 adet yağ asititnin bağlanması ile oluşan maddelerdir. Ve yüksek miktarda bulunmaları kanınızı lipemik yani göreceli olarak yağlı yapar.

Fazla tüketilen şekerlerin yanı sıra bu videomuzda görsel olarak trigliseridleri yükselten şeyleri anlatmaya çalıştım. Bu konu ile ilgili yazdığım makaleme buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sağlıkla kalın.

Devamını Oku...

Göze Çarpanlar

Kalp Hastalıklarını Arttıran 10 Etken

Yayınlanma:

,

Kalp Hastalıklarını Arttıran 10 Etken

Nargile ve sigaradan, aşırı kilo ve hareketsizliğe…

Gerek dünyada gerekse ülkemizde ölüm nedenlerinin başında kalp ve damar hastalıkları geliyor. Yapılan araştırmalara göre, sadece Avrupa’da yılda 4 milyon kişi bu hastalıktan hayatını kaybediyor. 65 yaş önce kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümler erkeklerde daha sık görülse de, menopoz sonrası kadınlarda da kalpten ölümler hızla artıyor. Acıbadem Kadıköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen, günümüzde kalp ve damar hastalıklarının giderek yaygınlaşmasının en önemli nedenlerinin başında yanlış alışkanlıklar ve bilimsellikten uzak söylemlerle hareket etmenin geldiğini vurguluyor. Damar ve kalp hastalıklarını arttıran 10 etkeni anlatan Prof. Dr. Sinan Dağdelen, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Meyve ve sebze tüketiminin azalması

Yeterince meyve ve sebze tüketilmemesi vücudun kalp ve damar hastalıklarına karşı mücadelesini önemli ölçüde engelliyor. Hazır ve yüksek kalorili yağlı beslenme tipi, kalp damar sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor. Korunmak içinse mevsim sebzeleri ve meyvelerinden her gün yeterince tüketmek gerekiyor.

Aşırı kilo ve obezite

Dünyada hızla yaygınlaşan obezite ve yağlanma artık çocuklarda da sıkça görülüyor. Düşük ve orta gelirli ülkelerdeki çocukların ortalama yüzde 16’sında aşırı kilo ve obezite problemi görülüyor. Çağın bu yaygın hastalığı kalp ve damar hastalıkları başta olmak üzere pek çok ciddi hastalığa yol açıyor hatta ömrü kısaltıyor. Bu yüzden sağlıklı beslenerek ideal kiloyu korumak gerekiyor.

Yüksek kolesterol

Yüksek kolesterol seviyesi ve özellikle kötü kolesterol olarak adlandırılan LDL’nin yüksek olması kalp ve damar hastalıkları açısından ciddi risk oluşturuyor. Yüksek kolesterol ile mücadelede diyet ve yaşam tarzı değişikliği çok önemli. Bununla birlikte hastalar kolesterol ilaçlarını doktorunun onayı olmadan kesinlikle sonlandırmamalı; aksi halde kolesterol ilacını gelişigüzel kesmek ciddi riskler doğurabiliyor.

Diyabet ve insülin direncinin artması

Sağlıksız beslenmenin de etkisiyle diyabet ve insülin direnci son yıllarda yetişkinlerde hızla artarken aynı zamanda metobolik sendromların görülme oranı da çocuk yaşlara kadar indi. Bu durum özellikle düşük ve orta gelirli ülkelerdeki nüfusun yüzde 25’ini etkisi altına alıyor.

Fiziksel aktivitenin azalması

Günümüzde hareketsiz yaşantı giderek artarken, bu durum kalp ve damar hastalıklarına zemin hazırlıyor. Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Sinan Dağdelen, “Fiziksel aktivitenin azalması ve koltuğa bağımlı yaşam tarzı kalp ve damar hastalıkları açısından önemli bir risk faktörü. Kalbimizi korumak için mutlaka haftada en az üç gün düzenli ve tempolu yürüyüş yapılmalıdır” diyor.

Hipertansiyon yaşının düşmesi

Kalp ve damar hastalıklarının en önemli tetikleyicisi olan hipertansiyon ülkemizde, dünya ortalamasının üzerinde her 3 yetişkinden birinde görülüyor. Üstelik her 10 kişiden 6’sı hipertansiyonu olduğunun farkında bile olmuyor. Bu sinsi hastalık yanlış alışkanlıklar nedeniyle artık genç yaşlarda da kapıyı çalıyor.

Bilimsel geçerliliği olmayan tedaviler

Yanlış bilgilendirmeler ve bilimsel olmayan tedavi yöntemleri ile tıbbi tedavilerin önüne geçilebiliyor ve özellikle de yüksek kolesterol ile ilgili bu söylemlere inananlar, doktor kontrolünden uzak ilaçlarını kesebiliyor ve kulaktan dolma bilgilerle aşırı yağlı beslenme gibi bu yöntemleri uygulayabiliyor. Bu da hem kalp ve damar sağlığını olumsuz etkiliyor hem de asıl tedavinin gecikmesine neden olabiliyor.

Nargile de en az sigara kadar zararlı

Sigara içindeki 4 binden fazla zararlı madde ile kalp ve damar hastalıklarına zemin hazırlayan en önemli etkenlerden biri. Prof. Dr. Sinan Dağdelen, kalbimize zarar veren alışkanlıklardan mutlaka uzak durmak gerektiğini belirtirken, son dönemde sadece ülkemizde değil birçok ülkede kullanımı yaygınlaşan ve zararsız olduğu düşünülen nargilenin de en az sigara kadar zararlı olduğunu belirtiyor. Prof. Dr. Sinan Dağdelen, “Öyle ki bazı hastalarımız ön muayenede sigara içmediği bilgisini veriyor, halbuki neredeyse her gün nargile içiyor. Kalp ve damar hastalıklarında nargile de en az sigara kadar riski artırıyor ve tedavi belirlenirken bu alışkanlığı mutlaka göz önünde bulundurmak gerekiyor” diyor.

Ameliyatsız tedavi yöntemleri gelişiyor

Prof. Dr. Sinan Dağdelen, kalbimize zarar veren alışkanlıklardan mutlaka uzak durmak gerektiğini belirtirken, günümüzde kalp hastalıklarındaki artışa rağmen tedavisinde önemli gelişmeler yaşandığını vurguluyor. Son yıllarda ameliyatsız tedavisi yöntemlerinin mümkün olduğunu belirten Prof. Dr. Sinan Dağdelen “Koroner stent teknolojisinde, bypass teknolojilerinde, pil tedavisinde, damardan girilerek kapak tamirleri yapılmasında ve kalpteki deliklerin ve daralmaların tedavisinde ameliyatsız yöntemler son yıllarda son derece gelişti. Bu yöntemler ameliyat sonrası komplikasyon riskini düşürürken hastaların da çok daha kısa sürede normal hayatına dönmesini kolaylaştırıyor” diyor.

 

İlginizi çekebilecek bir başka yazımızda 28 günlük program ile kalp hastalıklarını önlemenin yollarından bahsediyoruz. Yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.