Sosyal Medya

Bağımlılık

Sindirim Sistemimiz İkinci Beynimiz

Yayınlanma:

,

Bilim adamları, duygularımızı ve davranış dünyamızı etkileyen nöron ağlarının bağırsakta yoğunlaşması sebebiyle bağırsağı ‘ikinci beyin’ olarak isimlendiriyorlar

Gastrointestinal yani sindirim sistemi, milyonlarca sinir hücresinin bir araya gelerek oluşturduğu nöron ağlarından meydana gelir. Bu sistem, ruh halimiz ve duygu durumumuz başta olmak üzere yaşamsal fonksiyonlarımızın büyük kısmını direkt olarak etkiler. Sinirlendiğiniz anlarda midenizde onlarca kelebeğin uçuştuğu hissine kapıldınız mı hiç? Eminim birçoğunuz bunu yaşamışsınızdır. Endişelenmeyin, yaşadığınız bu duygunun tıbbi bir izahı var. Bu duruma, bağırsaklarımızda bulunan sinir hücresi ağının sebep olduğu gösterildi. Mide ve bağırsak sistemi ile ilgili rahatsızlığı olan kişiler genelde huzursuz ve mutsuz bir ruh haline sahiptirler. Bilim adamları, duygu ve davranış dünyamızı bu denli etkileyen nöron ağlarının bağırsakta yoğunlaşması sebebiyle bağırsağı ‘ikinci beyin’ olarak isimlendiriyorlar.

30 FARKLI SİNİR TAŞIYICISI VAR
Gastrointestinal sistemi kontrol eden sinir sistemine enterik sinir sistemi adı verilir. Enterik sinir sistemi, bağırsakların yönetim merkezini oluşturan gastrointestinal sistemdeki nöronlar topluluğudur ve merkezi sinir sisteminden bağımsız hareket ederler. Bu sinir ağı, ağızdan anal bölgeye kadar tüm organları kaplayan bir tüp gibidir. Yaklaşık 9 metre uzunluğundaki bu güzergahta 100 milyondan fazla nöron bulunur. Teknik olarak bu rakam, beynimizde taşıdıklarımıza eşit ya da fazladır. Milyonlarca nöronun bir araya gelmesiyle oluşan enterik sistem, gastrointestal sistemde olup bitenleri hissetmemize olanak sağlar. Mesela yemek borumuzda takılıp kalan ilacı, midemizde serinlik hissi uyandıran soğuk suyu ya da bağırsakta biriken dışkıyı bu sistem sayesinde hissederiz. Enterik sistem, vazifesini yerine getirmek için beyinden gelen sinyallere ihtiyaç duymaz! Üzerine düşenleri, tamamen kendine özgü işleyen sistemin gereği olarak yerine getirir. Bu devasa sinir ağı, tıpkı beynimizdekine benzer bir sistemle çalışır ve kendi içinde görevli 30 farklı sinir taşıyıcısı bulunur. Yapılan araştırmalara göre, mutlu hissetmemizi sağlayan serotonin adlı hormonun yüzde 90’ı bağırsaklarda bulunuyor! Bu sebeple seçilmiş serotonin inhibitörü sayılan antidepresan ilaç kullanan kişilerin bir kısmında, belirgin bağırsak problemleriyle karşılaşılıyor. Hatırlayacağınız gibi bu tip ilaçlar, (bu etkisi sebebiyle) obezite tedavisinde de kullanılıyor. Günümüzde birçok kişi, irritabl (huzursuz) bağırsak sendromu hastalığına yakalanıyor. Huzursuz bağırsak sendromu; kişide kabızlık, ishal, şiddetli gaz gibi şikâyetlere sebep olur. Yapılan araştırmalar, huzursuz bağırsak sendromunun bağırsaklarda aşırı serotonin bulunmasından kaynaklandığını gösteriyor. Bu hastalığın en önemli sebeplerinden biri de stres. Yapılan araştırmalar; aniden üzülen, sıkılan ya da depresyona giren kişilerin sıklıkla huzursuz bağırsak sendromu teşhisi aldıklarını gösteriyor. Bu veriler sebebiyle, bilim dünyasının bir kısmı huzursuz bağırsak sendromu hastalığına, mental ikinci beyin hastalığı ismini veriyorlar.

KABIZLIĞA KARŞI SU İÇİN

Günümüzde sindirim sistemi rahatsızlıklarının insomnia olarak bilinen uyku problemine yol açtığı da biliniyor. Mide ekşimesi, şişkinlik, kabızlık ve gaz gibi problemlerinizin temelinde de sindirim sistemi bozuklukları yatıyor olabilir. Alışkanlıklarınızda yapacağınız ufak değişikliklerle ikinci beyninizi korumak ve gerektiği gibi çalışmasını sağlamak aslında elinizde! Sindirim sistemi, gün boyu çalışır ve zamanının büyük kısmını yediğiniz sağlıksız besinleri işlemek için harcar. Sağlıklı bir sindirim sistemi için yapmanız gereken ilk şey, bu zor görevi yerine getirmeye çalışan bağırsaklarınızı susuz bırakmamaktır. Şişkinlik ve kabızlığın sebeplerinden biri de bağırsakların yavaş hareket etmesidir. Hareketi hızlandırmak için yeter miktarda su içmek, yapılacakların başında gelir.

BAĞIRSAKLARINIZDA BİRİKEN FAYDASIZ ARTIKLARDAN LİFLİ GIDALARLA KURTULUN
Hepiniz tuvaletten çıktıktan sonra ellerinizi yıkıyor ve böylece bulaşan mikroplardan arınıyorsunuz değil mi? Peki bağırsaklarınızı neden ‘yıkamıyorsunuz’? Bağırsaklarınızda biriken faydasız artıklardan kurtulmanın yolu, lif ağırlıklı beslenmekten geçer! Lif; sistemde adeta su vazifesi görerek, bağırsaklarınızın olması gerektiği şekilde boşalmasına yardımcı olur. Liften zengin beslenmek, sindirim sisteminizin sağlığı için altın değerindedir. Tam tahıllı gıdalar, lif zengini meyve sebzeler, günlük diyetinize mutlaka eklemeniz gerekenler arasında yer alıyor. Normal beslenen bir kişi, günde ortalama 15 gr. lif tüketebiliyor. Oysa uzmanlar, günlük lif tüketimimizin 30 gr. olması gerektiğini söylüyor! Aradaki bu farkı kapatmak için lif zengini gıdaları tercih etmek gerekiyor; ki bunların başında elma geliyor! Lif ayrıca dışkıda su tutulmasını da sağlar ve kabızlık problemi ortadan kalkar.

GÜNDE 10 BİN ADIM ATMAK BAĞIRSAK SİSTEMİNİZİ KORUYOR
Sağlıklı bir sindirim sistemi için yağlı yiyeceklerden kesinlikle uzak durmalısınız. Fazla yağ, sindirimi zorlaştırır ve yavaşlatır! Margarin ve benzer katı yağlardan uzaklaşarak zeytinyağını tercih etmeniz, yapmanız gerekenler arasında yer alıyor! Sağlıklı bir sindirim sistemi için yapılması gereken bir diğer şey ise fiziksel aktivitedir. Egzersiz yapmak, bağırsaklardaki kan akış oranını artırarak sindirimi hızlandırır. Uzmanlar, günde 10 bin adım atmanın hem genel vücut sağlığınız, hem de bağırsak sisteminiz için son derece faydalı olduğunu vurguluyor. Haftada en az dört gün 30’ar dakika egzersiz yapmak da aynı etkiyi gösteriyor. Yürümekten hoşlanmayanlardansanız, yüzme ve benzer aktiviteleri tercih edebilirsiniz.

YOĞURDU GÜNLÜK BESLENMENİZE MUTLAKA EKLEYİN
Son olarak probiyotiklerden bahsetmek istiyorum. Probiyotikler, insan bağırsağında doğal olarak bulunan faydalı mikroorganizmalardır. Faydalı bakteri olarak da tanımlayabileceğimiz probiyotikler, kötü beslenme, antibiyotik kullanımı ve zararlı bakterilerin etkilerine karşı vücudu korumakla görevlidirler. Bağırsaklarda bulunan faydalı diğer bakterileri de kontrol eden probiyotikler, günlük diyetinize mutlaka eklemeniz gereken bir kaynaktır. Peki en doğru probiyotik kaynağı nedir? Tabi ki yoğurt! Yoğurdun mucizevi faydaları hakkında yazdığım yazıya arşivden ulaşarak bu mucize gıdanın diğer faydaları hakkında bilgi alabilirsiniz.

Bağımlılık

Diyabete Bir Adım Kaldıysa Yaşantınızı Değiştirin

Yayınlanma:

,

Kan şekeri seviyeniz yüksekse ama henüz Tip 2 diyabet hastası değilseniz şanslısınız! Beslenme alışkanlıklarınızı değiştirip bol bol hareket edin

Prediyabet kelimesini daha önce duymamış olanlar ne demek olduğunu merak edecektir. Prediyabet, kan şekerinizin yüksek olduğu ancak Tip 2 diyabet tanısı alacak seviyeye henüz çıkmadığı anlamına gelir. Kan şekeri seviyenizin yüksek seyrettiğini bu aşamada yakaladıysanız, diğerlerine göre şanslısınız demektir.
Amerika’da yapılan ve 2015 yılında Amerikan Tıp Birliği Dergisi’nde yayınlanan bir araştırmaya göre, ABD’de yaşayanların yüzde 37’si prediyabetli! Bu, son derece yüksek bir rakam. 2016 yılında Florida Üniversitesi tarafından yapılan ve Amerikan Aile Hekimliği Kurulu’na ait bir dergide yayınlanan bir başka araştırma, toplumun yüzde 37’sini oluşturan prediyabet hastalarının sadece dörtte birinin bir hekime başvurduğunu ve diyabeti engellemek için uğraştığını gösterdi.

SADECE İLAÇLARA GÜVENMEYİN
Şunu unutmamak gerekir ki; reçete edilen ilaçların faydası her zaman garanti değildir. Hekimler, prediyabet tanısı alanlara, oral anti diyabet ilaçlarını tavsiye ederler. Ancak Amerika’da yapılan ve Diyabeti Önleme Programı tarafından finanse edilen bir araştırmaya göre, hekimlerin büyük çoğunluğu tarafından tavsiye edilen bu ilaçlar tedavide, hayat tarzı değişikliği kadar etkili değil. Yani diyabet başlangıcında olduğunuz tespit edildiyse, sadece reçete edilen ilaca güvenemezsiniz. Hayatınızda değişiklik yapmaya başlamalısınız.

D VİTAMİNİ SEVİYENİZİ KONTROL EDİN
Prediyabet olmakla D vitamini seviyesinin nasıl bir ilişkisi olduğunu merak ettiniz değil mi? Aradaki bağlantıyı 2014 yılında Uluslararası Endokrinoloji Derneği toplantısında sunulan bir araştırma gözler önüne seriyor. Yapılan araştırma, D vitamini seviyesi düşük olan kişilerde diyabet gelişme riskinin, 2.5 yıl boyunca D vitamini takviyesi alanlara göre iki kat fazla olduğunu söylüyor.

GAZLI İÇECEKLERİ KESİP KİLO VERİN
Ne zaman bir hastalığın tedavisi için tavsiyeler vermeye başlasam, ilk sırada hep ‘Kilo verin’ diyorum. Şişmanlık tek başına bir hastalık değildir ancak birçok hastalık için tek başına yeterli bir sebeptir. Diyabet başlangıcı teşhisi alan kişiler üzerinde yapılan bir araştırma, kilo vermenin bu hastalık için ne derece önemli olduğunu göstermiş.
2013 yılında John Hopkins’te yapılan bir araştırma, prediyabet hastalarının teşhisi takip eden altı ay içinde kilolarının yüzde 10’unu kaybetmeleri halinde takip eden üç yıl boyunca diyabete yakalanma ihtimallerinin yüzde 85 azaldığını göstermiş. Yani teşhis aldıktan hemen sonra zayıflamaya başlar ve kilonuzun yüzde 10’unu vermeyi başarırsanız, takip eden üç yıl içinde diyabete yakalanma ihtimaliniz yüzde 85 azalıyor. Birden ağır bir diyete girmek zor geliyorsa işe şekerli ve gazlı içecekleri kesmekle başlayabilirsiniz.

TİROİT SEVİYENİZİ ÖĞRENİN
Tiroit seviyesi ve diyabet arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim adamları aralarında dolaylı bağlantılar olabileceğini tespit ettiler ve geçtiğimiz yıllarda ABD’de düzenlenen Endokrin Derneği yıllık toplantısında bu sonuçları izleyicilere sundular. Tiroit hormonu, metabolizma hızınızla yakından ilgilidir. Eğer tiroit seviyeniz normalin altında seyrediyorsa metabolizmanız yavaş çalışır. Bu da hızla kilo almanıza neden olur ve eğer fazla kiloluysanız diyabete yakalanma riskiniz kesinlikle artar.

DOĞRU YAĞ İLE BESLENİN
Doğru yağ seçimi, sağlığınız için son derece önemlidir. Diyabet ve yağ seçimi arasındaki ilişkiyi inceleyen bilim adamları, yakından ilişkili olduğunu tespit etmişler. 2016 yılında Tufts Üniversitesi’nde yapılan 100’den fazla klinik çalışma, günlük beslenme düzenindeki doymuş yağ ve karbonhidrat yerine çoklu doymamış yağ tercih eden kişilerin diyabete yakalanma riskinin (diğerlerine göre) azaldığını göstermiş. Beyaz ekmek ve pastane ürünleri gibi yüksek karbonhidrat içeren gıdalar, kan şekerinizi yükseltirler. Bu sebeple özellikle prediyabet teşhisi alanların karbonhidratı, beslenme düzenlerinden çıkarmaları gerekir.

UYKU APNESİNİ TEDAVİ ETTİRİN
Son yıllarda uyku apnesinden sıkça bahseder olduk. Yapılan çalışmalar, uyku apnesi olan kişilerin prediyabet olma ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu tespit etti. 2015 yılında Chicago Üniversitesi’nde yapılan ve American Journal of Respiratory and Critical Care Medicine’da yayınlanan bir araştırmaya göre; uyku apnesi tedavisinde kullanılan CPAP cihazı, (gece uykuda solunum yollarının açık kalmasını sağlayan cihaz) kan şekeri seviyesini düzenliyor. Eğer uyku apnesi probleminiz varsa hiç vakit kaybetmeden bir uzmana başvurun ve CPAP cihazı tavsiye edilecek olursa bir an önce kullanmaya başlayın. Böylece diyabet olma ihtimalinizi de düşürebilirsiniz.

YEMEKLERİNİZİ DOĞRU PİŞİRİN
Geçtiğimiz yıllarda Mount Sinai Üniversitesi’nde yapılan ve Diabetiologia isimli bir tıp dergisinde yayınlanan bir araştırmada, bir yıl boyunca yemeklerini buğulama ya da haşlama yöntemleriyle pişiren kişiler, ızgara ve kızartma yöntemini kullananlarla karşılaştırıldıklarında, kilo vermeyi başardıkları ve insülin dirençlerinde gelişme kaydettikleri görüldü. Bilim adamları bu durumun, ızgara ve kızartma yöntemiyle yemek pişirildiğinde gıdaların glikolize olmasına bağlı olduğunu düşünüyorlar. Bu durum insülin direncine de sebep olur. Eğer prediyabetiniz varsa yemeklerinizi, buğulama veya haşlama yöntemiyle pişirmeniz, diyabet olma ihtimalinizi düşürüyor.

HAREKET ŞART
İşleyen demir pas tutmaz! Bu söz insan bedeni için de geçerlidir.Eğer hareket ediyorsanız, hayattasınız demektir. Hareket ve egzersiz diyetle beraber uygulandığında, diyabete yakalanma ihtimalinizi artıran birincil risk faktörünü yani fazla kilolarınızı vermenize yardımcı olur. Duke Üniversitesi’nde yapılan ve yayınlanan bir araştırmaya göre egzersiz (düzenli yürüyüş, tempolu koşu ve benzer egzersizler), kan şekeri seviyenizi kontrol etmede direkt etkilidir.

Devamını Oku...

Bağımlılık

Sigarayı Bırakmanın Tam Sırası

Yayınlanma:

,

Sigara içenlerde akciğer kanseri 15, gırtlak kanseri 16, ağız kanserleri 10 kat artış gösteriyor. Siz de artık sigarayı bırakmalısınız

Sigaranın sağlınıza ne kadar zarar verdiğini hepiniz bilirsiniz. Ama sigara içmeyi vazgeçilmez bir alışkanlık haline getirenler, duyduklarını dinlememeyi tercih ederler. Sigaranın en önemli zararlarını bir kez daha hatırlatmakta fayda olduğunu düşünüyorum. Sigaraya bağlı ölümlerde yaşanan artış, sigaranın zararları konusunda hâlâ yeterli bilince sahip olmadığımızı gösteriyor. Sigaranın içinde kanın oksijen taşıma kapasitesini azaltıp hücre yaşlanmasına yol açan karbonmonoksit ve doğrudan zehir olan arsenik ile DDT gibi vücudumuz için zararlı olan 4 binden fazla madde bulunuyor.

20 DAKİKADA DEĞİŞİKLİKLER BAŞLAR
Sigarasız geçen 20 dakikanın sonundabedeninizde olumlu değişikler olmayabaşlar. Eğer sabreder ve tekrar içmezseniz,uzun yıllar boyunca içtiğiniz sigaranınbedeninizde bıraktığı olumsuz etkilerdentamamen kurtulmanız bile mümkün olabilir.
Çağımızın en tehlikeli hastalıklarından biri, belki de ilki; kanserdir. Bu ölümcül hastalığın en temel sebepleri arasında ilk sıralarda sigara yer alıyor. Sigara içenlerde akciğer kanseri 15 kat, gırtlak kanseri 16 kat, rahim kanseri 16 kat, ağız kanserleri 10 kat, mesane ve prostat kanseri iki kat artış gösteriyor. Sigaranın içinde hücrenin genetik yapısını bozan hidrokarbonlar, radon ve kadmiyum gibi kanserojen maddeler bulunur. Kanser en temel ifadeyle, hücre yapısının bozulması sebebiyle kontrolsüz hücre bölünmesi olarak tarif edilebilir. Sigarada bulunan bu maddeler, hücre DNA’sını bozar. Kan yoluyla tüm vücudu tabiri caizse gezdiklerinden tüm organlar için kanser tehdidi oluştururlar.
Kalp ve damar hastalıklarına sebep olanların başında da sigara geliyor. Yapılan araştırmalar, bacak damarlarının tıkanma ihtimalinin sigara içenlerde, içmeyenlere oranla iki kat, kalp krizi geçirme ihtimalinin ise dört kat fazla olduğunu gösteriyor.
Akciğerden kana karışan ve damar duvarında hasara sebep olan zehirli maddeler, damarlar yoluyla tüm bedeni dolaşır.
Damar duvarında meydana gelen hasar; kanın pıhtılaşmasına ve damar çeperinde yağ birikimine sebep olur. Damar plakları daralmaya, daralma kalbin yeterince beslenememesine ve uzun vadede kalp krizine sebep olur.

NEFES DARLIĞINA SEBEP OLUR
Sigara, solunum yolu problemlerinin en önemli sebeplerinden biri. Katran, hidrokarbonlar, arsenik, sülfür ve irritanlar hava yolunun en önemli parçalarından olan mukozaya zarar verir.
Salgı kanalları vazifelerini gerektiği gibi yapamamaya başlarlar ve kuruluk gelişir. Bu da balgam oluşumuna sebep olur. Balgam bir süre sonra birikmeye başlar. Enfeksiyon ve benzer sebeplerle bronşit ve uzun vadede amfizem gelişir.
Bu gibi solunum yolu hastalıklarının ilerlemesi ciddi nefes darlığına ve neticede KOAH’a sebep olur. Yapılan araştırmalar sigaranın KOAH gelişme ihtimalini 15 kat artırdığını gösteriyor.
Sigaranın bilinen bir diğer tehlikesi ise damar tıkanıklığı sebebiyle gelişen felce sebep olması. Sigaranın içerdiği damar yapısını bozan zehirli maddeler, kanda pıhtılaşmaya neden oluyor.
Zaten pıhtı, felcin ana nedenidir.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ BOZUYOR
İnsan bedeninde hücresel ve mekanik bağışıklık sistemi bulunur. Cilt, ağız ve burnumuzda bulunan zar yapıları mekanik, kandaki akyuvarlar ise hücresel bağışıklık sistemini oluşturur. Sigaranın ihtiva ettiği maddeler her iki sistemin de bozulmasına neden olur. Yapılan araştırmalara göre; sigara içenlerin hasta olma ihtimali içmeyenlere oranla beş kat fazla!
Sigara paketlerinin üzerindeki görseller arasında yer alan boş bebek arabası fotoğrafı en dikkat çekenler arasında yer alıyor. Yapılan araştırmalar, sigarada bulunan zehirli maddelerin üreme yeteneği üzerinde ciddi olumsuz etkiler bıraktığını gösteriyor. Kadınlarda bu etki 10 kat fazla. Sigaranın en önemli etkilerinden biri de kandaki oksijen oranını düşürmesi.
Kanda azalan oksijen, erkeklerde sperm, kadınlarda yumurta kalitesinin düşmesine neden olur.
Bilim adamları sigaranın yaşlanma ve cilt üzerindeki etkilerini göstermek için birtakım araştırmalar yapıyor. Bunlar arasında en dikkat çekeni, ikiz kardeşler üzerinde yapılan bir araştırma. Görsellerle desteklendiğinden hem çok daha etkili, hem de akılda kalan bir yöntemin kullanıldığı bu araştırmada, biri sigara içen diğeri içmeyen tek yumurta ikizlerinin orta yaş sonrası görüntüleri yer alıyor. Aynı yaş ve genetik özellikleri taşıyan ikiz kardeşler, inanılmaz derecede farklı görünüyorlar.
Sigara içen kardeş diğerine oranla en az 10 yaş yaşlı bir ifadeye sahip. Sigarada bulunan zehirli maddeler cildin en üst tabakasında kurumaya neden olur. Bu da kırışmayı kolaylaştırır. Oksijeni azalan kan ve daralan damarlar, cildi yeteri kadar besleyemez ve yenilenmeyi yavaşlatır. Sigara saç sağlığınızı da etkiliyor. Sigara içenlerde kırılma ve dökülme gibi problemlerin çok daha fazla olduğu biliniyor.

DİŞ ETİ KANSERİ RİSKİ 30 KAT ARTIYOR!
Sigaranın içindeki maddeler ve yanarken ortaya çıkan ısı, diş eti kanseri riskini 30 kat artırıyor. Bu kanser, sigara içmeyen kişilerde nerdeyse hiç yokken sigara içenlerde sık görülüyor. Diş çürükleri ve diş eti iltihapları da sigara içenlerde fazla görülüyor. Sigara içenlerin dişlerindeki sararma ve renk değişimi kaçınılmaz oluyor.

KEMİK ERİMESİNE YOL AÇIYOR!
Kore’de yapılan bir araştırmaya göre, günde bir paket sigara içenlerde kemik erimesi riski, içmeyenlere oranla 10 kat fazla. Özelikle menopoz sonrası dönemde kadınları tehdit eden kemik erimesi sanıldığından çok daha ciddi bir hastalık. Yaşlılık döneminde ise hem kadınlar, hem erkekleri tehdit ediyor.

Devamını Oku...

Bağımlılık

Kırmızı Et Bağımlılık Yapabilir

Yayınlanma:

,

Nasıl ki bazen çikolata ya da kahvesiz yapamazsınız, işte benzer bir etki ile et de bağımlılık yapabilir. Et tüketirken günde 100 gramı geçmemeye özen gösterin

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl kalp hastalıkları sebebi ile hayatını yitiren insan sayısı 17.3 milyondur. Kalp hastalıkları, günümüzde halen ölüm sebepleri listesinde birinci sıradaki yerini korumaktadır. Bu kadar fazla ölüme sebep olan hastalığın sebebini araştırmak için dünya üzerinde her gün çeşitli araştırmalar yapılmaya devam etmektedir. Bunların sonucunda bir gün şeker suçlanırken başka bir gün kırmızı et veya daha başka bir şey suçlanmaktadır. Neticede kalbimizi gözümüzle görmüyoruz ve elimizle hissedemiyoruz; bu yüzden belki de hasta olup teklemeye başlayana kadar ona yaptıklarımızın farkında olmuyoruz. Kalp, iş yükü en ağır organlarımızdan biri. Sağlıklı bir kalp bizi hayatta tutabilmek için günde ortalama 7.5 ton kan pompalıyor.

TOKSİK MADDELER AÇIĞA ÇIKIYOR
Kalp hastalığının sebebinin, doymuş yağlar ve kırmızı et olduğunu korkutucu manşetlerde okuyorsunuzdur. Son yıllarda yüzde 100 doğru olmaksızın günah keçisi ilan edilen kırmızı et hakkında güncel tıbbi bilgileri, literatürde adeta bilimsel bir kazı yaparak sizlerle paylaşmak istiyorum. Sebze, meyve ve baklagiller gibi besin değeri yüksek gıdalar içeren bir beslenme düzenine aniden geçtiğinizde, anlamsız bir yorgunluk hissettiğiniz oluyor mu? Saydığım besin değeri yüksek gıdaların toksik etkisi yoktur, yani kırmızı et gibi değildirler. Biraz abartılı bir tabir olsa da, hayvansal gıda yediğinizde kendinizi adeta zehirliyorsunuz (iyi huylu zehir diyelim) ve diğer zehirler gibi (sigara, alkol) bu da size kendinizi iyi hissettiriyor. Hayvansal gıdalar sindirilirken toksik metabolik maddeler açığa çıkar ve damarlarınızda gezmeye başlar. Ne zaman ki hayvansal gıdaları aniden azaltırsınız, o zaman adeta diğer bağımlılıklarda olduğu gibi çekilme bulguları gün yüzüne çıkar. Besin değeri yüksek gıdalara ani geçişin oluşturduğu yorgunluk-bitkinlik hissi bundan kaynaklanır.

ERKEN ÖLÜM RİSKİNİ ARTIRIYOR
Hipoksantin adı verilen madde, etin uyarıcı ve tatmin edici etkilerinden sorumludur. Yani beslenme düzeninizden eti çıkarttığınızda oluşan ‘bir şeyler eksik’ hissinin sebebi, etin sindiriminde açığa çıkan bu maddedir. Bu madde, eti oluşturan kas hücrelerinde bulunur ve et yaşlandıkça- dinlendirildikçe artar. Kimyasal yapısı, kahvedeki kafein veya kakaodaki teobromin ile aynı olup etkileri de benzerdir. Bunların hepsi sinir sistemi uyarıcıları olup bağımlılık yaparlar. Nasıl ki bazen çikolata ararsınız veya kahvesiz yapamazsınız, işte benzer bir etki ile et de bağımlılık yapar ve onsuz yapamayabilirsiniz. Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Bölümü tarafından yapılan bir araştırma, her gün ekstra bir öğün işlenmemiş kırmızı etin (kasaptan alınan), erken ölüm riskini yüzde 13 artırdığını gösterdi. Aynı araştırma, işlenmiş kırmızı etlerin (salam, sosis, sucuk) ise bu oranı yüzde 20 artırdığını göstererek ciddi bir korku fırtınası estirdi. Araştırma, 121 binden fazla kadın ve erkek 24 yıl süreyle takip edilerek yapıldı. Araştırma süresince her dört yılda bir beslenme alışkanlıkları kaydedilmiş ve çalışma süresince yaklaşık 24 bin insan hayatını kaybetmiş. Araştırma sonucunun verdiği bilgiye göre, daha fazla kırmızı et yiyen bireyler daha erken ölmüşler. Araştırmaya katılanların yaş ortalamasının 50 ve yenilen etin, günlük 100 gr.’lık normal öğüne ilave 100 gr. olduğunu belirtmek gerekir. Bahsettiğimiz araştırmadan kısa bir süre önce Japonların, 51 bin insanı 16 yıl süre ile takip ettikleri bir diğer et tüketimi ve erken ölüm araştırması literatürde yerini aldı. Bu çalışmaya göre günde 85 gr. kırmızı et tüketimi ile erken ölüm arasında hiçbir ilişki gösterilemedi. Bu güncel araştırmalar doğrultusunda iyi bir haber olarak, kırmızı et tüketiminin günlük ortalama 100 gr. civarında olmasının istatistiksel olarak erken ölümle ilişkisi bulunmadığını söyleyebiliriz.

KIRMIZI ET VE KALP HASTALIĞI
Bu sebeple 2010 yılında Harvard Üniversitesi Halk Sağlığı Bölümü akademisyenleri büyük bir meta-analiz araştırması yaparak bugüne kadarki tüm büyük çaplı kırmızı et araştırmalarını incelediler. 20 farklı araştırmanın verileri toplanarak toplam 1 milyon 218 bin insanın beslenme alışkanlıkları mercek altına alındı. Araştırmada, ham ve işlenmiş kırmızı et tüketiminin kalp-damar ve şeker hastalığına yakalanma riski üzerindeki etkileri incelenmiş. Araştırmanın sonucuna göre; salam, sosis, sucuk, hamburger gibi işlenmiş kırmızı et tüketiminin uzun vadede kalp ve şeker hastalığına sebep olduğu gösterildi. Bu büyük çalışmaya göre kasap etleri, yani endüstriyel olarak işlenmemiş etlerin kalp hastalığı ile ilişkisi gösterilmemiştir. Tekrar hatırlatmakta yarar var; bütün araştırmalar günlük ortalama 100 gr. et tüketimi üzerine yapılmıştır. Haftada bir hamburger yiyen erkeklerin yüzde 35 daha fazla prostat kanseri olması, artmış şeker hastalığı riski; sizi bu gıdalardan uzak tutmak için uyarıcı birkaç sonuçtur.

NE YAPMALIYIZ?
Kırmızı et tüketimini kısabilmek için en ideal çözüm, Akdeniz diyetini yaşam tarzınız haline getirmek olacaktır. Bu tabiri çok duyarsınız ama dünya üzerinde Akdeniz diyeti adında bir diyet yoktur, sadece daha çok Akdeniz’leştirme vardır. Akdenizleştirmenin temel özellikleri şöyle:

  • Sebze, meyve ve kuruyemişin günlük besinlerinizin arasındaki aslan payını alması.
  • Günlük kalorinin yüzde 40’ının sağlıklı yağlardan gelmesi; özellikle zeytinyağı, fındık yağı, aspir yağı… Bazı doymuş yağlara da sağlığınız için zaman zaman ihtiyacınız var.
  • Az miktarda yoğurt ve peynir tüketmek.
    Günlük protein ihtiyacını balık, organik tavuk ve yumurtadan karşılamak.
  • Kırmızı etin arada bir sofranızda görünüp kaybolması.
    Unutmayın; etten kısacağınız kalori ile dünyanın da yükünden bir miktar kısıyorsunuz demektir. Endişeli Bilim Adamları Derneği’nin raporuna göre, sofranıza gelen yarım kilo dana eti üretimi, aynı kaloriye sahip makarna üretimine karşın 17 kat daha fazla su kirliliğine ve 20 kat daha fazla habitat düzenlemesine sebep oluyor.

KIRMIZI ET DAMAR TIKANIKLIĞINA YOL AÇAR MI?
Bu manşetlere sebebiyet veren detaylı bir araştırmaya göre; bağırsak bakterilerinin üretmiş olduğu kimyasal bir maddenin, kolesterolü damar duvarına yapıştırarak kalp krizine zemin hazırladığı gösterilmiş. Bu kimyasal maddeyi açığa çıkartan bakteriler sadece et yiyen insanların bağırsaklarında yaşıyorlar, sebep bu! Bu bakteriler, sporcuların ve diyet yapanların aldıkları destek takviyesi olan carnitini yakıt olarak kullanıyorlar. Tabii bu maddenin doğal kaynağı da kırmızı et olunca bilmece çözülüyor ve et yine kalp damar hastalıkları için sorumlu hale geliyor. Buradan yüksek sesle dile getirelim, bu araştırma endüstriyel etler kullanılarak yapılmıştır. Zaten oyun dışında kalan bu etleri ne yapıyoruz? Yemiyoruz!

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.