Sosyal Medya

Gazete Yazıları

Sindirim Sistemi Dostu Besinler

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,
Sindirim sistemi dostu besinler

Yüksek lif içerer gıdalar tüketmek, bağırsak sisteminin sağlığı için çok önemli. Günlük 30 gram olan lif ihtiyacımızı; badem, elma, yeşil yapraklı sebzeler ve yoğurt ile karşılayabiliriz

Gastrointestinal yani sindirim sistemi, milyonlarca sinir hücresinin bir araya gelerek oluşturduğu nöron ağlarından meydana gelir. Bu sistem, ruh halimiz ve duygu durumumuz başta olmak üzere yaşamsal fonksiyonlarımızın büyük kısmını direkt olarak etkiler. Gastrointestinal sistemi kontrol eden sinir sistemine enterik sinir sistemi adı verilir. Milyonlarca nöronun bir araya gelmesiyle oluşan enterik sistem, gastrointestal sistemde olup bitenleri hissetmemize olanak sağlar.Günümüzde sindirim sistemi rahatsızlıklarının insomnia olarak bilinen uyku problemine yol açtığı da biliniyor. Mide ekşimesi, şişkinlik, kabızlık ve gaz gibi problemlerinizin temelinde de sindirim sistemi bozuklukları yatıyor olabilir. Bu rahatsızlıkları önlemek için ise sindirim sistemi dostu besinler tüketmemiz önemli.

Sindirim sistemi, gün boyu çalışır ve zamanının büyük kısmını yediğiniz sağlıksız besinleri işlemek için harcar. Sağlıklı bir sindirim sistemi için yapmanız gereken ilk şey, bu zor görevi yerine getirmeye çalışan bağırsaklarınızı susuz bırakmamaktır. Şişkinlik ve kabızlığın sebeplerinden biri de, bağırsakların yavaş hareket etmesidir. Hareketi hızlandırmak için yapılabileceklerin başında yeterli miktarda su içmek gelir.

LİF ZENGİNİ ELMA

Liften zengin beslenmek, sindirim siteminizin sağlığı için altın değerindedir. Tam tahıllı gıdalar, lif zengini meyve- sebzeler, günlük diyetinize mutlaka eklemeniz gerekenler arasında yer alıyor. Normal beslenen bir kişi, günde ortalama 15 gram lif tüketebiliyor. Oysa uzmanlar, günlük lif tüketimimizin 30 gram olması gerektiğini söylüyor. Aradaki bu farkı kapatmak için lif zengini gıdaları tercih etmek gerekiyor. Bunun için ihtiyaç duyduğumuz besinlerin başında da elma geliyor. Lif, ayrıca dışkıda su tutulmasını da sağlar. Böylece dışkı sertleşemeyerek şeklini korur ve kabızlık problemi ortadan kalkar.

Sağlıklı bir sindirim sistemi için yağlı yiyeceklerden kesinlikle uzak durmalısınız. Fazla yağ, sindirimi zorlaştırır ve yavaşlatır. Margarin ve benzer katı yağlardan uzaklaşarak zeytin yağını tercih etmeniz, yapmanız gerekenler arasında yer alıyor.Probiyotikler, insan bağırsağında doğal olarak bulunan faydalı mikroorganizmalardır. Faydalı bakteri olarak da tanımlayabileceğimiz probiyotikler, kötü beslenme, antibiyotik kullanımı ve zararlı bakterilerin etkilerine karşı vücudu korumakla görevlidir. Bağırsaklarda bulunan faydalı diğer bakterileri de kontrol eden probiyotikler, günlük diyetinize mutlaka eklemeniz gereken bir kaynaktır.

Peki en doğru probiyotik kaynağı nedir? Tabii ki yoğurt… Son yıllarda ülkemizde de sıkça tüketilmeye başlanan ahududu, yüksek lif kapasitesi sebebiyle bağırsak dostu meyveler listesindeki yerini ilk sıralardan aldır. Sadece bir bardak (cup) ahudududa 8gr lif bulunuyor.
Bu miktar, aynı oranda çileğin içerdiği lif miktarından iki kat fazla! Ayrıca ahududu, sindirim sisteminiz boyunca dışkıyı yumuşak tutarak kabızlığın önüne geçer ve bağırsaklarınızın ihtiyacı olan faydalı bakterileri barındırır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, turunçgillerin, bağırsak dostu gıdalar arasında olması yer aldığını söylüyor. İçerdiği C vitamini dışkının yumuşak kalmasını sağlarken, lif içeriği dışkının hacmini artırarak kolay atılmasına yardımcı oluyor. Araştırmacılar, turunçgillerde bulunan flavonoidlerin ise adeta müshil gibi çalıştıklarını söylüyor.

YÜKSEK MAGNEZYUM İÇERİR

Gün geçmiyor ki, bademin insan sağlığına olan sayısız faydasına bir yenisi eklenmesin. Yapılan araştırmalar bademin, kalp dostu yağlar, protein ve lif zengini olduğunu gösteriyor. İçeriğindeki yoğun lif, bademi bağırsak dostu gıdalar listesinde üst sıraya taşıyan sebeplerin başında geliyor. Ancak bağırsakları harekete geçiren asıl şey, bademde yüksek oranda bulunan magnezyumdur. Magnezyum, mide asidini dengeler ve dışkının bağırsaktaki hareketini kolaylaştırır. Bağırsak sistemine dost gıdalardan bahsedip yeşil yapraklıları anmamak olmaz. Ispanak, pazı ve lahana gibi yeşil yapraklılar, bağırsak dostu yeşilliklerin başına yer alıyor. Özellikle pazı yüksek miktarda lif içeriyor. (Yarım bardakta 4 gram.) Ayrıca içerdikleri magnezyum sayesinde kalın bağırsak dostu gıdalar arasında yer alırlar. İçeriklerindeki potasyum miktarı sıvı dengesini ve kas kontraksiyonu düzenlenmesine yardımcı olur.

Birçoğunuz sabah içtiğiniz çay ya da kahvenin (kafeinsiz kahve dahil) kısa bir süre sonra tuvalete gitmenizi sağladığını fark etmişsinizdir. Yapılan araştırmalar, insanların yüzde 30’unda durumun aynı olduğunu gösterdi. Uzmanlar, kahvede bulunan ve kahveye acı tadı veren bileşik olan klorojenik asidin bağırsak sistemini çalıştıran bir anahtar vazifesi gördüğünü keşfetti.

BUĞDAY KEPEĞİ SÜPÜRGE GÖREVİ GÖRÜR

Hepiniz buğday kepeğinin bağırsak sistemine olan etkin faydasının duymuşsunuzdur. Yapılan araştırmalar, bir bardakta 25 gram içeriğiyle liften en zengin gıdaların başında geldiğini gösteriyor. Lif, bağırsaklar için adeta bir süpürge vazifesi görür. Sistemde dışarı atılması gerekenleri bir araya getirir ve çıkış yoluna doğru büyüterek ilerletir. Normal bir kişinin günlük lif ihtiyacı 30 gram’dır. Lif zengini elmada bile 5.5 gram lif bulunduğunu düşünürsek, buğday kepeğinin ne kadar kritik bir değere sahip olduğunu anlıyoruz.

BU BESİNLERE DE SOFRANIZDA YER AÇIN

  • Yeni yeni mutfaklarımıza giren siyah fasulye de bağırsak dostu gıdalar arasında yer alıyor. Yapılan araştırmalar, sadece bir bardak siyah fasulyede 15 gram lif bulunduğunu söylüyor. Ayrıca içerdiği magnezyum ve potasyum miktarı sebebiyle de bağırsaklarını harekete geçirmeye yeter.
  • Araştırmalar, mürdüm eriğinin bağırsak sistemi üzerindeki mucizevi etkilerini gözler önüne seriyor. Özellikle doğal kurutulmuş mürdüm eriği, bağırsak sistemini harekete geçirmede birebir. Yalnızca yarım bardak erikte 6 gram lif bulunuyor. Mürdüm eriği aynı zamanda, bağırsakları uyaran doğal bir bileşik olan dihidroksifen isatin’in yanı sıra, müshil etkisi olan bir şeker olan sorbitol da içeriyor.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aile Sağlığı

Çocuklarda Obezite

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Çocuklarda Obezite

Obez çocuklar, obez yetişkinlere dönüşüyor. Aşırı kilo; insülin direnci, yüksek tansiyon ve karaciğer yağlanması gibi hastalıklara sebep olabiliyor. Bu konuda ailere ise pek çok sorumluluk düşüyor.

Günümüz dünyasında insan sağlığını tehdit eden en önemli faktör, obezite. Obezite tek başına bir hastalık değil ancak sebep olduğu ciddi rahatsızlıkların varlığı, obezitenin de bir hastalık olarak görülmesine sebep oluyor. Ebeveynler, çocuklarının sağlıklı yetişmesi ve devamında sağlıklı birer yetişkin olabilmesi için ellerinden geleni yapıyor. Anne ve babaların çabası asla yadsınamaz ancak yetersiz ya da yanlış bilgi, amacın çok dışına çıkmaya sebep olabiliyor. Obez çocuklar, obez yetişkinlere dönüşüyor. Aşırı kilo, insülin direnci, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol ve karaciğer yağlanması gibi hastalıklara sebep olabiliyor. Saydığım bu hastalıklar kiloya bağlı olarak artık çocuklarda da görülmeye başladı. Çocuklarda obezite , sadece bedensel açıdan incelenmemeli. Hepimizin bildiği gibi çocuklar, duygu ve düşüncelerini söylemede yetişkinlerden çok daha açık ve acımasızdırlar. Okul çağındaki aşırı kilolu çocuklar, arkadaşları tarafından dışlanıyor. Hatta bu çocuklarla dalga geçiliyor. Bu alanda yapılan birçok çalışma, obez çocukların psikolojik sorunlara maruz kaldığını, hatta depresyona girdiklerini gösterdi. Çocuğunuzun aşırı kilo problemi varsa yapılacak ilk şey, onu harekete geçirmektir. Maddeler halinde yazacağım bu öneriler, kilo alma potansiyeli olan çocuklar için de uyulması gereken adımlardan oluşuyor.

  • Çocuğunuzun, günde en az 60 dakika aktif ve hareketli bir oyun oynadığından emin olun.
  • Her öğünde meyve ve sebze verin
  • Meyve suyu, gazlı içecek ve tatlı içecekleri su ya da yarım yağlı sütle değiştirin.
  • Çocuğunuzun sevdiği yemek tariflerini tam tahıllı ya da yağsız etle hazırlayın.
  • Yemekleri ailecek yiyin.
  • Kızartma yerine haşlanmış ya da ızgara tercih edin
  • Katı yağ yerine zeytin yağı ya da bitkisel yağlar kullanın
  • Pasta ve şekerli tatlıları meyve bazlı tatlılar ile değiştirin.
  • Mutfak masasına bebe havuç ve meyve bırakın.
  • Kurabiye gibi izin alarak yiyeceği atıştırmalıklarla kuru ya da taze meyve gibi serbestçe yiyebileceği atıştırmalıkları ayırın.
  • Atıştırmak istediğinde su içmesini sağlayın.
  • Çocuklar yetişkinlerden küçüktür o yüzden küçük porsiyonlar sunun.
  • Çocuklar için küçük tabaklar kullanın.
  • Doyduklarında tabaklarını bitirmeleri için zorlamayın.
  • Küçük bir porsiyon ile başlayın, doymaz ise ikinciyi verirsiniz.

ÇOCUKLARIN AKTİF VE SAĞLIKLI BİR BEDENE SAHİP OLMALARI İÇİN…

1- Sofraya birlikte oturmak en önemli kural. Çocuklarınızın sizinle aynı zamanda ve aynı sofra etrafında yemek yemelerini sağlayın. Bu, daha fazla sebze ve meyve yemelerine sebep olacaktır. Ayrıca aile ile yemek yiyen çocuklar; sigara, içki gibi kötü alışkanlıklardan da uzak dururlar.
2- Sofrada farkındalık yaratın. Tek amacınız aynı anda aynı sofraya oturmak olmasın. Herkesin uyması gereken sofra kurallarınız olsun. En başta yemek saatinde TV ve telefonu yasaklayın. Yemek esnasında sohbet edin. Yemekten keyif almasını ve yavaş yemeyi aşılayın. Her yemekten en azından bir lokma yeme kuralı ya da yemeği yapana teşekkür etme kuralı gibi oyunlar bulun.
3- Yemekte çocuğun kilosundan, diyetten ve vücut şeklinden bahsetmeyin. Çocuk ve genç obezitesinde bu tür konuşmalar daha çok olumsuz etki yapıyor. Bunun yerine tüm aile için sağlıklı beslenme alışkanlıklarından bahsedin.
4- Yemek saatleri dışında da kurallarınız olsun ve uygulamada kararlı olun. Televizyon, oyun konsolları, akıllı telefon ve tabletler çocukların saatlerce aynı yerde oturmalarına sebep oluyor. Zaman sınırı koyduğunuz bu alışkanlıklar esnasında çocuklarınızın atıştırmalık yemesine izin vermeyin. Çocuğunuzun odasına televizyon ve bilgisayar koymayın.

BEBEK BESLENMESİNDE 0-3 YAŞ ARASI KRİTİK BİR DÖNEMDİR

Sağlıklı beslenmenin temelleri 0-3 yaş aralığında atılır ve bu dönemdeki beslenme alışkanlıkları bebeğin ileri yaşlardaki sağlığını etkiler. Bebeğinizin sağlıklı beslenmesine destek olmak üzere, ona yemek hazırlarken dikkat etmeniz gereken noktaları şöyle özetleyebiliriz:

  • Bebeğinizin yemeklerine tuz ve şeker ilave etmeyin.
  • Yetişkinler için hazırlanmış, katkı maddesi içeren ürünler kullanmayın.
  • Sıvı yağı tercih edin.
  • WHO (Dünya Sağlık Örgütü) özellikle 1 yaşına kadar inek sütü önermediği için 1 yaşından önce inek sütü kullanılmayın. Süt kullanılması gereken yerlerde bebeklerin ayına uygun, devam sütlerini tercih edin.
  • Bebeğinizin yemeğini hazırlarken mutlaka sağlıklı ve dengeli beslenmesi gerektiğini göz önünde bulundurun.

BEBEĞİNİZİ FARKLI TATLARDAKİ MEYVELERLE ŞAŞIRTIN

  • Bebeğinize altıncı aydan sonra demir bakımından zengin gıdalar verin. Kırmızı et, yeşil yapraklı sebzeler ve yumurta sarısı gibi…
  • Bebeğinizi farklı tatlardaki meyve ve sebzelerle şaşırtın. Bu, onun değişik besinlere alışmasını sağlar.
  • Süt içme alışkanlığını oluşturmak için de bebeğinize farklı lezzetler sunabilirsiniz. Sütün tahıl ve meyvelerle birlikte hazırlanmasıyla farklı tatlar yaratılabilir.
  • Farklı meyveler, farklı antioksidan besinler, farklı vitamin ve mineraller içerir.
  • C vitamini dişetleri için gereklidir, demir emilimini hızlandırıp beynin gelişimini sağlar.
  • Brokoli gibi yeşil yapraklı sebzeler B vitamini açısından zengindir.
  • Farklı çeşitlerde meyve, sebze tüketimi; farklı miktarlarda vitamin ve mineral alımı sağladığından önemlidir. Örneğin, bir elma 100 gramda 4 mg. C vitamini içerirken, çilek tam 18 kat fazla C vitamini içerir.
  • Günde iki-üç kez meyve tüketimi, kabızlığı önler ve sağlıklı bağırsak hareketleri bakımından önemlidir.
  • Bebeğinize verdiğiniz sebzelerin çeşitliliği önemlidir. Araştırmalara göre, bir hafta içinde verilen sebzelerin çeşitliliği, bebeğin yeni tattığı yiyecekleri kabul etmesini sağlıyor.
  • Şekerin bebeğin sağlıklı gelişimine katkısı yoktur, sadece bebeğin ağzında tatlı bir lezzet bırakır.

Konuyla ilgili bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Tuz ve Şekerin Faydaları

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

şekerin faydaları

Tuz ve şekeri gün geçtikçe sofralarımızdan kaldırıyoruz. Ancak her ikisini de günlük yaşamın pratik alanlarında kullanmamız mümkün. İşte o formüller…

Tuz ve şeker hakkında öğrendiklerimiz, her geçen gün onları sofralarımızdan uzaklaştırmamıza sebep oluyor. Kaliteli ve uzun bir hayat yaşamayı hedefleyenler, bu iki maddeyi kullanırken neredeyse gram hesabı yapmaya başladılar. Oysa tuz ve şekerin tat vermek ve öğünlerinizi keyifli hale getirmek dışında da faydaları var! Bu iki beyaz düşmanı yemeklerinizden diskalifiye etmiş olabilirsiniz ancak bu onların mucizevi faydalarını da yok saymanız gerektiği anlamına gelmiyor. Bakalım tuz ve şekerin faydaları neler?

PARLATIN

Bahar aylarının gelmesiyle birlikte şahane renkleriyle canlı çiçekler, evlerimizi süslemeye başladı. Onları daha uzun süre parlak ve canlı tutmak için yapmanız gereken çok basit. Üç çay kaşığı toz şeker ve iki çay kaşığı sirkeyi sıcak suya ekleyin ve şeker eriyene kadar karıştırın. Suyun ılınması için biraz bekleyin ve çiçeklerinizi bu suya koyun!

ÇİMLER YEMYEŞİL OLSUN

Çimle kaplı alanlar, yeşil rengin canlılığı ölçüsünde güzel görünürler. Bahçenizdeki çimleri canlı tutmanın son derece doğal ve ucuz bir yolu var. Bunun için yapmanız gereken şey çok basit. Sıcağa yakın ılık suya bol miktarda şeker ekleyin ve tamamen erimesine izin vermeden (yoğun kıvamda iken) bu karışımı çimlerinize yayın. Ortalama bir-iki saat bekledikten sonra, karışım yüzeyden tamamen temizlenene kadar sulayın! Bu basit uygulamanın ardından, çok daha canlı ve parlak bir bahçeniz olacak!

AŞI YERİ ACIMASIN

Yapılan araştırmalar, ilginç bir gerçeği ortaya çıkardı. Araştırma sonucuna göre, aşı olmadan önce şekerli su içirilen bir yaş altındaki bebekler, içirilmeyenlere göre aşı esnasında daha az acı duyuyorlar!

PEELING YAPIN

Özellikle kuvvetli yapıştırıcılar ellerinize bulaştığında, cildinize zarar vermeden kurtulmak son derece zordur. Siz yıkadıkça daha da bulaşan makine yağı gibi maddeler için de aynı şey söz konusu. Oysa durumdan kurtulmanın ‘tatlı’ bir yolu var. Bunun için yapmanız gereken çok basit. Az miktarda zeytinyağı ve şekeri karıştırın. Ardından ellerinizi bu karışımla hafifçe ovalayarak yıkayın. Ellerinizin kolayca arındığını göreceksiniz. Zeytinyağı, cildinizi yumuşatıp beslerken, şeker de adeta doğal bir peeling vazifesi görerek, ellerinizin temizlenmesine yardımcı olacak.

YUMURTANIN TAZE OLUP OLMADIĞINI ‘TUZA’ SORUN

Bir kaba bol miktarda su koyun ve tuz ekleyin. Çiğ haldeki yumurtalarınızı bu suya bıraktığınızda, üstte yüzenler bayat, suyun dibine çökenler ise tazedir! Yumurtanın suyun dibine çökmesi, onun bozuk ya da çürük olduğu anlamına gelmez! Böyle bir durumda yapmanız gereken, ilk önce suyun dibine çöken yumurtayı tüketmektir.

Devamını Oku...

Aile Sağlığı

Günlük Su Tüketimi

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Günlük Su Tüketimi

Kişinin ihtiyacı olan su miktarı; günlük aktiviteler, sıcaklık ve nem gibi faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterir. Erken yaşlanma, yorgunluk, kabızlık gibi sorunların çözümü bol su tüketmektir. Günlük su tüketimi, erkekler için günde 3.7, kadınlar için ise 2.7 litredir.

Su; hem insan bedeni, hem de ekolojik dengenin devamı için, hayati öneme sahip en önemli şeydir desek, abartmış olmayız diye düşünüyorum. Eminim birçoğunuz, insan bedeninin dörtte üçünün sudan oluştuğunu söyleyen birilerini duymuşsunuzdur. Aslında bu oran, vücut ağırlığı vb. durumlarla ilgili olarak, yüzde 50-80 arasında değişen değerlere sahiptir. İnsan bedeni, yaşamsal fonksiyonlarını yerine getirebilmek için gün boyu su kaybına (dehidrasyon) uğrar. Dehidrasyon yok sayılacak olduğunda insan bedeni -tüm fonksiyonlarını yerine getirebilmek için- günde 2-6 litre suya ihtiyaç duyar. Kişinin ihtiyacı olan su miktarı; günlük aktiviteler, sıcaklık ve nem gibi faktörlere bağlı olarak değişiklik gösterir. Bu gibi sebeplerle bilim adamları, insanların ihtiyacı olan günlük su miktarını belirlerken, herkesi içine alan net bir rakam verememektedirler. Amerika’da bulunan The National Board of Research (Ulusal Araştırma Kurulu), alınan her bir kalori için 1 mililitre su tüketilmesi gerektiğini tavsiye ediyor. Bu durumda, 2 bin kalorilik diyetle beslenen biri için günlük su ihtiyacının 2 litre olduğu söylenebilir. National Research Council of the US tarafından yayınlanan son kılavuz, günlük su ihtiyacı için daha net rakamlar kullanmayı tercih etmiş. Yayınlanan rehber kılavuza göre erkekler günde 3.7, kadınlar (hamile ve emzirme döneminde olmamak koşuluyla) günde 2.7 litre su tüketmeliler. Yediğimiz besinlerden aldığımız su miktarı da, bu hesaplamalar yapılırken dikkate alınmış.

SUYUN KALİTESİ ÇOK ÖNEMLİ

Su tüketiminin yaşamsal öneme sahip olmasının ardında yatan en önemli neden, su kaybı olarak ifade edebileceğimiz dehidrasyondur. Yeter miktarda su içmeyen biri dehidrasyon neticesinde, ciddi sağlık problemleri yaşayabilir. Yorgunluk, kafa karışıklığı, hafıza kaybı, baş dönmesi, idrar yolu enfeksiyonları, kabızlık, kuru-kırışık cilt, kırılgan saç, zayıf tırnaklar ve baş-kas ağrısı; az su içmek neticesinde karşılaşılabilecek durumlardan birkaçıdır. Gereken müdahale yapılmadığı ve dehidrasyon kronik hal aldığında, yaşamı tehdit eden metabolik problemlere rol açarak çok daha ciddi durumların gelişmesine sebep olur. Örneğin erken yaşlanma bunlardan biridir. Yapılan araştırmalar, fazla miktarda su tüketmenin de yaşamsal fonksiyonları tehdit eden durumlara sebep olduğunu gösteriyor. Bu nedenle her şeyde olduğu gibi su tüketirken de dengeyi muhafaza etmek çok önemli. İçtiğimiz suyun kalitesi ve güvenirliliği, en az su içmek kadar önemlidir. Sıvılar yapıları itibariyle, ağır metaller, toksinler, bakteri, mantar ve çeşitli kimyasallar gibi insan sağlığına zararlı maddeleri yapılarında barındırabilirler. Dünya ülkelerinde tüketilen su kalitesine baktığımızda, gelişmiş ülkelerin temiz ve güvenilir suya erişebildiklerini görüyoruz ancak sıra gelişmekte olan ülkelere geldiğinde durum pek de iç açıcı değil. Yapılan araştırmalar, 2030’lu yıllara gelindiğinde gelişmekte olan ülkelerin su ihtiyacının, mevcut su miktarından yüzde 50 daha fazla olacağını gösterdi! Eminim bu korkunç gerçeği duymak, bundan sonra su tüketirken daha dikkatli olmanıza yetecektir.

KABIZLIĞIN ÇÖZÜMÜ SU DUR

İnsan bedeninin büyük bölümünün sudan oluştuğunu söylemiştik. Eğer yeter miktarda su içmeyecek olursanız sistem, dehidrasyon ile kaybedilen suyun yerine vücudun farklı bölgelerinde bulunan suyu emerek kullanmaya başlar. Organlarınızın bir kısmı, kan hücreleri, idrar ve dışkı; başvurulanlar arasında sayılabilir. Bedeni bir havuza, organlarımızı da bu havuzda yaşayan balıklara benzetecek olursak dehidrasyon, havuzun giderinin açılması anlamına gelir. Durumun devamı halinde havuzda su kalmayacağından balıkların yani organlarımızın yaşaması artık mümkün olmayacaktır. Vücudunuz, içtiğiniz su miktarının sizin için yeterli olup olmadığı hakkında sinyaller gönderir. Kabızlık, bunlardan biridir. Eğer kabızlık şikayetiniz varsa yetersiz miktarda su tüketiyorsunuz demektir. Dehidrasyon sonucu su ihtiyacını karşılamak için başvurulan kaynaklarından biri de dışkıdır. Dışkıdan emilen su, onu adata katı bir hale getirir ve bağırsaklardaki hareketini kısıtlar. Böylece kabızlık problemi ortaya çıkar. Su, aynı zamanda sindirime de yardımcı bir kaynaktır. Yediğiniz gıdaları gerektiği gibi sindirmek, onlardan maksimum fayda sağlamanız için son derece önemlidir.

BÖBREKLERİN İYİ ÇALIŞMASI BOL SU İÇMENİZE BAĞLI

İnsan bedeni kusursuz bir işleyişe sahiptir. Kişi su içtiğinde, sistem ilk olarak suya en çok ihtiyacı olan yeri tespit eder ve içilen suyu direkt oraya gönderir. Kendinizi sürekli yorgun ve bitkin hissediyorsanız bunun sebebi susuzluk olabilir. Dehidrasyon, tansiyon düşüklüğüne sebep olduğundan, kendinizi devamlı yorgun hissetmenize yol açar. Yeterli miktarda su içmek, kendinizi daha dinç ve zinde hissetmenize yardımcı olur. Gün boyu çeşitli yollarla vücudunuza giren toksinlerden kurtulmak için toksin filtrelerinizin temiz yani böbreklerinizin iyi çalışıyor olması gerekir. Böbrekleriniz, 24 saat aralıksız çalışarak toksinlerin ve kandaki fazla suyun atılmasında rol alırlar. Böbreklerin vazifelerini mükemmel şekilde yapabilmeleri için kanın yeter miktarda ince olması gerekir. İncelmiş kan, damarlarda kolaylıkla hareket ederek böbreklere hızlı ve mükemmel bir şekilde ulaşır. Böylece böbrekler, görevlerini kusursuz şekilde yerine getirebilirler.

SUYA EKLENEN LİMON İŞTAHINIZI BASKILAMAYA YARAR

Fazla kilolarınızdan şikayetiniz varsa ve bir uzmandan yardım alıyorsanız, size reçete ettiği diyet, muhtemelen bol su içmeniz gerektiğini söylüyordur. Su içmek; hem kilo vermenize, hem de vücut yağ endeksinizin azalmasına yardımcı olur. Su içmek ve kilo vermek arasındaki ilişkiyi inceleyen bazı çalışmalar, her öğünde 500 mililitre su içmenin kilo vermeye yardımcı olduğunu ve söz konusu öğünde normalden daha az yemek yendiğini gösterdi. Benzer çalışmalardan biri de soğuk su içmenin metabolizmayı hızlandırdığını gösterdi. Ayrıca içtiğiniz suya limon ve benzer aromalar eklemenin iştahı baskıladığı da yapılan çalışmalardan birinde gösterildi. İçtiğiniz suyu tatlandırmak, kilo vermenize yardımcı olabilir. Su içmek için susamayı beklemeyin! Sık sık su içmeyi alışkanlık haline getirin ve vücudunuza ihtiyacı olanı verin.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.