Bizimle iletişime geçin

Beslenme

Selülit Nasıl Giderilir?

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Selülit Nasıl Giderilir?

Her 10 kadından dokuzunun kabusu olan selülit, bacak, kol veya göbek bölgesinde bulunabiliyor. Selüliti tamamen yok etmek için bir tedavi olmasa da bu görüntüyü en aza indirmek için günde 8-10 bardak su için

Selülit, kadınlar için adeta bir kabus. Yapılan araştırmalar; cilt yüzeyinin portakal kabuğuna benzer bir hal alması olarak tanımlayabileceğimiz selülitin, her 10 kadından dokuzunda bulunduğunu gösteriyor. En çok üst bacakta görülmekle birlikte; kalça, göbek ve kollarda da selülite rastlanıyor. Biriken yağ, deri altındaki bağlayıcı dokuyu ittiğinde selülit oluşur. Birçok kadının kabusu olan selülit, erkeklerde çok daha az görülür. Çünkü kadınların cildi daha ince ve gözeneklidir; böylece yağ hücreleri çoğaldığında daha fark edilir halde olurlar. Özellikle estetik kaygılar söz konusu olduğunda son derece rahatsız edici bir görüntüye sahip olması sebebiyle kozmetik sektörünün de aralıksız bir çabayla çözüm aradığı selülit, krem ve benzer ürünlerin piyasaya çıkmasına sebep oluyor. Bu pazar tahmin ettiğinizden çok daha büyük. Yapılan çalışmalar, sektörde yılda 12 milyon dolardan fazla para harcandığını gösteriyor. Peki selülit nasıl giderilir? Bu çaba içinde sömürülmek istemiyorsanız, selülitlerinizden doğru beslenerek kurtulma yoluna gitmelisiniz…

ŞEKERİ ALTI ÇAY KAŞIĞIYLA SINIRLAYIN

  • Şeker, yağ hücrelerinde depolanması sebebiyle selüliti artıran gıdaların başında gelir. Sodyum, yani tuz da, sıvı tutulumuna neden olduğundan durumdan mustarip olanların uzak durması gereken besinlerden biridir. Şeker tüketiminizi sonlandıramıyorsanız, günde altı çay kaşığıyla sınırlandırın. Tuz tüketiminizin de 200 mg.’dan fazla olmamasına özen göstermelisiniz.
  • Selülitin daha da belirginleşmesine sebep olan toksinleri vücuttan atmanın en önemli yolu, bol su içmekten geçer. Su, yağ tabakalarının arasında saklanan toksinlerin atılmasına yardımcı olur. Günde en az 8-10 bardak su için. Unutmayın, su aynı zamanda cildin daha gergin olmasını sağlar.
  • ABD’de yapılan araştırmalar, selülitten kurtulmanın bir yolunun daha olduğunu gösteriyor. Kelp, klorofilli yeşil bitkilerde bulunan bir ksantofil bileşiği olan ve vücudun yağ yakmasına yardım eden fukoksantin içerir. Araştırmalara göre, kelp yemek vücut ağırlığında yüzde 5-10 arasında azalmaya ve böylece selülit görünümünün de azalmasına yardımcı oluyor.
  • Keten tohumu, östrojen seviyelerini artırır ve cilt altı kolajen gelişimini tetikler. Kolajen, cilt altı bağ dokunun ana bileşenidir; cilt bütünlüğüne olan desteği sayesinde selülit görünümünü azaltır. Kahvaltıda yulaf ezmesi, yoğurt veya yulaf gevreği üzerine iki yemek kaşığı keten tohumu serpin. Keten tohumunu hiçbir şeye katmadan da yiyebilirsiniz.
  • Kafein, yağ hücrelerini kırarak cildin pürüzsüz bir görünüme kavuşmasına yardımcı oluyor. Şimdilerde, son dönemde geliştirilen kafein kremlerini uygulayabilirsiniz. Ancak bu gerçek, doğru bilinen bir yanlışı da ortaya koyuyor. Şimdiye kadar defalarca kahvenin selülit yaptığını duymuşsunuzdur. Yapılan araştırmalar, bu duyumun bir hurafeden ibaret olduğunu gösteriyor. Kahvenin sayısız faydasının yanında bu özelliği ile de dikkatinizi çekeceğini düşünüyorum. Tükettiğiniz kahveden beklenen faydayı elde edebilmek için kafein oranına da dikkat etmeniz gerekiyor. Kahvenin yüzde 5 kafein içeriyor olması yeterli.

DAR KIYAFETLER GİYMEYİN

  • Sadece yediklerinize dikkat ederek değil, ufak hileler yaparak da selülit görüntüsünden kurtulabilirsiniz. Örneğin; esnek çamaşırlar giymek… Bedeninize yapışan çamaşırlar, selülit görüntüsünü daha da belirgin hale getirir.
  • Özellikle son yıllarda sıklıkla tavsiye edilen masaj aletlerinin faydasından şüphe duymayın. Yapılan araştırmalar, ilgili bölgeye uygulanan masajın selüliti azalttığını gösteriyor. Selülit, deri ve yağ arasındaki bağlayıcı şeritlerin yağı yüzeye çekerek ciltte pürüzlü görünüme neden olmasıdır. Bir sürtünme oluşturarak bu şeritleri geçici olarak gevşetebilir veya yumuşatabilirsiniz. Masaj, dolaşımı harekete geçirir ve artan sıvıları boşaltmaya yardımcı olur. Yağ hücreleri yeterince ‘dolu’ olmadıklarında çukurlar da pürüzsüz görünürler. Yani ilgili bölgeye masaj uygulamak aradığınız çözüm olabilir. Bir uzmandan alacağınız tavsiyeler doğrultusunda uygulayacağınız egzersiz programları da benzer sebeplerle selülit görüntüsünden kurtulmanıza yardımcı olacaktır.

İDRAR SÖKTÜRÜCÜ KULANMAYIN

  • Selülit problemi olanlar muhakkak idrar söktürücü almaları gerektiği yönünde tavsiye almışlardır. Oysa yapılan araştırmalar, bu tavsiyenin aslında işe yaramadığını gösteriyor. İdrar söktürücüler, sıvı oluşumunu azaltarak geçici bir fayda sağlıyorlar ancak vücudun başka bölgelerinde olumsuz etkilere sebep olabildiklerinden kesinlikle tavsiye edilmeyen grup içinde yer alıyorlar.
  • Tüm bu bilgiler ışığında bilmeniz gereken bir şey var ki, o da aslında selülitin tamamen tedavi edilmesinin mümkün olmadığı. Saydığım tüm bu yöntemlerle rahatsız edici görüntüden kurtulabilirsiniz ancak bu, tamamen kurtulduğunuz anlamına gelmiyor. Şekerli ve tuzlu beslenmeye devam eder ve hareketlerinizi azaltırsanız, tekrar başa dönmeniz işten bile değil.

SELÜLİT NEDİR?

Yağlanma artışı sonrası büyüyen yağ ceplerinin cilt altı bağ dokusunu itmesi ile selülitler oluşuyor. Hormonlar, yetersiz egzersiz ve tabii ki yedikleriniz; selülit oluşumuna katkısı olan başlıca unsurlar. Hiç kesik bir cilt altındaki yağ hücrelerini gördünüz mü? Cevabınız evet ise; o tomurcuk yapıdaki hücrelerin, derinin üzerine portakal kabuğu görünümünü verdiğini daha rahat anlayabilirsiniz. Selülitleri tamamen yok etmek için bir tedavi olmasa da bu görüntüyü en az düzeye indirmek için çeşitli yollar var. Cerrahi yöntemler direkt cilt altı yağ dokuyu hedefler ve uygulanan liposuction ile derin yağlar dışarı çekilir. Bu harika bir yöntem belki ama derin yağları hedef alan bu yöntem cildin hemen altında bulunan ve selülite yol açan yağ dokuyu hedef alamaz. Birkaç santim daha zayıflayabilirsiniz ama yine de selülitlere sahip olmaya devam edersiniz. Selülitler için piyasada bulunan kremler ise genelde geçici çözümler sunuyor.

www.sabah.com.tr’de orjinalini bulabileceğiniz bu yazıya buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Beslenme

Kolon Kanserini Akdeniz Diyetiyle Önleyin

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Kolon Kanserini Akdeniz Diyetiyle Önleyin

Kolon kanserini akdeniz diyetiyle önleyin; sebze ve meyvenin bol tüketildiği, kırmızı etin oldukça azaltıldığı, balık ve zeytinyağına ağırlık verildiği “Akdeniz Diyeti”nin başta kolon kanseri olmak üzere birçok kanser türünün gelişimini önlediği bilimsel çalışmalarla kanıtlanıyor. Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Meltem Ergün, ABD, İngiltere ve İspanya’da yapılan uzun takipli araştırmaların sonucunda kolon kanseri gelişimini önleyen diyet tipinin Akdeniz tipi beslenme olduğunun saptandığını vurguladı.

Bol sebze ve meyvenin antioksidan yapısıyla kanser gelişimini azaltmaya yardımcı olduğunun altını çizen Doç. Dr. Meltem Ergün şu bilgileri verdi: “Akdeniz mutfağında tereyağı ve margarin kullanılmaz, zeytinyağı oldukça fazla tüketilir; tuz yerine de baharat kullanılır. Her gün bol miktarda çiğ ve pişirilmiş sebze ile meyveler yenir. Haftada 5-6 porsiyon balık ve tavuk tüketilir. Kırmızı et ise ayda birkaç kez tüketilir.”

 TARAMAYA 45 YAŞINDAN İTİBAREN BAŞLANMALI

Yeni bilimsel yayınların kolonoskopi taramalarının 45 yaştan itibaren yapılmasını önerdiğini söyleyen Doç. Dr. Meltem Ergün, şu bilgileri aktardı: “Kalın barsak kanserinden korunmanın diğer bir yolu da düzenli kontrollerimizi yaptırmaktır. Hiçbir şikayeti olmayan bireylerde 45 yaşında tarama başlamalı. Ailesinde kalın barsak kanseri olanlarda ise hastalık ortaya çıkış yaşından 10 yıl önce tarama başlamalıdır. Örneğin hastanın babasında kalın barsak kanseri tanısı 50 yaşında konmuşsa, oğluna 40 yaşında kolonoskopi yapılmalıdır. Ayrıca dışkıda karışık kan bulunması, tuvalet alışkanlığında değişme, istemsiz kilo kaybı ve sebebi bilinmeyen kansızlık alarm belirtileridir ve hemen kolonoskopi yapılmasını gerektirir.”

Tarama amaçlı kolonoskopi, kolonda kanser öncülü olarak bulunan poliplerin (et benleri) saptanması ve bunların çıkarılması amacıyla yapılıyor. Zira bu poliplerin çıkarılmadığı takdirde 5-10 yıl içinde kalın barsak kanserine dönüşme ihtimalinin bulunduğunu hatırlatan Doç. Dr. Meltem Ergün, “Polipler çıkarılınca risk sıfırlanmış olur. Polip saptanmazsa 10 yıl tekrar kolonoskopi yapılması gerekmez. Ancak polip saptanan hastalar yeni polip çıkma ihtimaline karşın 2-3 yılda bir kolonoskopik takibe devam etmelidir” diye konuştu.

Kolon kanserinden korunmak için…

  • Akdeniz tipi beslenme uygulayın
  • Fiziksel aktivitenizi artırın (günde yarım saat hafifçe terleten spor)
  • Bol su için (günde 2-3 litre)
  • Sigaradan ve alkolden uzak durun
  • 45 yaşından itibaren düzenli tarama yaptırın (kolonoskopi)

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Açken Sinirli Misiniz ?

Ayşenur Servet

Düzenleyen

on

acken sinirli misiniz

AÇKEN SİNİRLİ MİSİNİZ?

Siz de açken sinirli misiniz? Sürekli tatlı yeme ihtiyacı, açlık halinde konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, yemekten 3 -4 saat sonra anormal acıkma ve tatlı isteği gibi şikayetler “Reaktif Hipoglisemi” tehdidi altında olduğunuzun habercisi olabilir. Hatta fazla kilolarınızın sorumlusu da sürekli bir şeyler atıştırmanızdır zaten çoğu zaman. Bunun için insülin ve kan şekeri dengesine ait biraz detay bilgiye ihtiyacınız var.

İnsülin Nedir?

İnsülin, pankreasın beta hücrelerinde üretilen ve kan şekerini düşürmeye yarayan bir hormondur. Yemek ile almış olduğumuz karbonhidratlar, sindirim sistemi tarafından en küçük parçaları olan glukoza (şekere)parçalanırlar. Glukoz, hücrelerin en önemli enerji kaynağıdır. Sindirilerek kana karışan glukoz tarafından uyarılan pankreas, glukozun hücre içine (kas, karaciğer, yağ dokusu) girmesini sağlayan insülin adlı hormonu üretmeye başlar.

Sindirim sonrası insülin ve glukoz damarlarda dolaşmaya başlar. Hücre çeperinde bulunan insülin glukozun hücre içine girmesini sağlar. Bu şekilde glukoz enerji kaynağı olarak kullanılabilir hale gelir. Hücre içine giremediği durumda ise kanda yükselmesi kan şekerinde artış( hiperglisemi) olarak adlandırılır. Kan şekerinde düşme ise bunun tam tersidir.

Hipoglisemi, yani kan şekerinin düşük olması ( hipoglisemi) ı durumu yemek yedikten 2- 5 saat sonra kan şekerinin düşmesi ile kendini gösterir. İki öğün arasında kan şekeri 60- 110 mg/ dl‘ de sabit kalır. Kan şekeri düzeyinin 40 mg/ dl’ nin altına düşmesi hipoglisemi için bir uyarıdır. Kan şekeri normal düzeyin altına düştüğü zaman, enerji üreten hücreler için hemen yeterli miktarda glikoz bulunmaz. Bu durum terleme, hızlı kalp atışı, terleme ve açlık gibi çeşitli durumlara yol açar.

Nadiren bazı insanlarda, reaktif hipoglisemi ortaya çıkar. Miktarca çok yoğun bir öğün tükettikten sonra, bu duruma tepki olarak vücudumuz çok fazla insülin salgılar. Bunun sonucu olarak kan şekeri normalin altına düşer. Bazı otoritelere göre bu durum diyabetin erken belirtisidir. Amaç her ne nedenle olursa olsun kan şekerimizi dengede tutmak olmalıdır. Bu durum mutlaka endokrinoloji uzmanı bir hekime başvurmayı gerektirir. Beslenme yönünden dikkat edilmesi gerekenler ise şöyle özetlenebilir.

Ara öğünlerin düzenli tüketilmesi:

Ana öğünlerde ki besin tüketimini azaltıp ara öğünlere eklenmelidir. Böylece azar azar ve sık beslenilerek kan şekerinin dengede olması sağlanabilir. Ana ve ara öğünler arası en fazla 3 saat olmalıdır. Aksi takdirde, uzun süren açlık durumlarında kan şekeri düşer.

Basit karbonhidrattan komplekse:

Basit karbonhidratlar kan şekerinin daha çabuk yükselip, çok ani düşmesine de neden olacaktır. Komplex karbonhidratlar ise kana daha yavaş geçerek, kan şekerini daha yavaş yükseltip, uzun süre aynı seviyede kalmasını sağlar. Bu nedenlerden dolayı iyi seçim; kompleks karbonhidratlardır. Komplex karbonhidratlara en iyi örnek, bulgur, kepekli ekmek, kuru baklagillerdir.

Posa:

Posa veya diyet lifinin pek çok faydası olduğu bilinmektedir. Reaktif hipoglisemi durumlarında da oldukça faydalıdır. Posa, mide boşalmasını geciktirerek, daha uzun süre tok kalmamızı ve kana şekerin daha uzun sürede geçmesini sağlayarak, kan şekerinin ani pikler yapmasını engelleyerek ve uzun süre aynı seviyede tutar.

Glisemik İndex:

Glisemik index (Gİ), besinlerin kan şekerini yükseltebilme değerini gösterir. Glisemik indeksi düşük besinlerin tüketilmesi bir yaşam tarzı haline getirilmelidir. Böylece kan şekeri düzeni sağlanabilmiş olur. Aşağıda bazı besinlerin glisemik indeks değerleri verilmiştir. Sağlığınız için dengeli ve düzenli beslenmeye çalışırken, glisemik indeksi düşük ve orta seviyedeki besinleri seçmeniz iyi olacaktır.

Bazı besinlerin GI değerleri

Beyaz ekmek                100               Bulgur                          65

Makarna                      66                   Pirinç                           83

Mısır                             87                   Süt ürünleri                   46- 52

Kuru baklagiller          20- 60            Portakal                        59

Yağsız süt                     46                   Tam süt                       43

Yoğurt                          52                   Elma                           53

Dondurma                     52                 Bal                              126

Muz                              84                   Portakal suyu               64

Frukoz                         30                    Glukoz                        138

Okumaya Devam Et

Beslenme

Hindistan Cevizi Yağının 5 Faydası

Ayşenur Servet

Düzenleyen

on

hindistan cevizi yağının 5 faydası
Öncesi1 of 6
Klavye ok tuşlarını kullanabilirsiniz. ( ← | → )

HİNDİSTAN CEVİZİ YAĞININ 5  FAYDASI:

Hindistan cevizi yağı , son yılların mucize besini olarak adlandırılan besinlerden birisi. İçeriğindeki yağ asitleri bileşimleri ile sağlık üzerinde olumlu etkilerinden bahsediliyor. Yapılan araştırmalardan derlediğimiz hindistan cevizi yağının 5 faydası nelermiş bir göz atalım.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

seo web tasarım