Sosyal Medya

Bilinçli hasta

Sebepsiz Baş Dönmesi Kadınlarda Kalp Krizi Belirtisi

Yayınlanma:

,

Mide yanması, çene ağrısı veya aniden gelişen baş dönmesi… Kalp krizi aslında ‘Geliyorum’ diyor ve belirti veriyor ancak kadınlar, bunu erkekler kadar önemsemiyor

Kalp krizi sadece erkekleri tehdit etmez. Genelde böyle olduğu düşünülür ancak kalp krizi geçiren kadınların sayısı göz önüne alındığında riskin ciddiyeti ortaya çıkıyor. Amerikan Kalp Derneği tarafından yapılan bir açıklamaya göre, yaklaşık 50 bin kadın 2014 yılında kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Amerika’da bulunan Centers for Disease Control and Prevention (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi) tarafından açıklanan verilere göre ABD’de her yıl yaklaşık 735 bin kişi kalp krizi geçiriyor. Kalp krizinin belli başlı belirtileri vardır. Kadın ve erkeklerde ortak seyreden bu belirtiler dışında kadınlara özel bazı belirtiler vardır ki her yaş grubundan kadının bunları bilmesi ve bedenlerini bu bilgiler ışığında dinlemesi gerekir. Kalp krizi denildiğinde ilk olarak göğse yayılan bir ağrıdan söz edilebilir. Ancak yapılan araştırmalar, kalp krizi geçiren kadınların kriz öncesinde çene ağrısı yaşadıklarını da ifade ediyor. Yani çene ağrısı, kadınlar için erken kalp krizi belirtilerinden biri olarak sayılabilir. ABD’e bulunan Ohio Eyalet Üniversitesi Wexner Tıp Merkezi’nde görev yapan, Kadın Kardiyovasküler Sağlığı Merkezi Klinik Müdürü Dr. Laxmi Mehta, sırt ağrısı, kol ağrısı, aşırı yorgunluk ve mide ekşimesi gibi belirtilerin de kadınlar için kalp krizi belirtileri arasında sayılabileceğini söylüyor.

UYKU PROBLEMİ OLABİLİR
Amerikan Kalp Birliği (AHA), bedenlerinde yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu hisseden kadınların, erkeklere oranla daha ihmalkar olduklarını belirtiyor. Yapılan araştırmaya göre kadınlar, yaklaşık 54 saat sonra bir uzmana başvuruyorlar. Erkekler için ise bu süre, ortalama 16 saat… Hayati organlarımızdan bir olan kalp için ihmalle geçen her dakika, tedavi başarısını ve iyileşme ihtimalini düşüren en önemli etkendir. Dr. Mehta, kadınların her yaşta kalp krizi riski taşıdıklarını ve genç yaşta kalp krizi geçiren kadınların yine genç yaşta kalp krizi geçiren erkeklere göre daha zor iyileştiklerini (ölüm oranı ve tedavi başarısı) söylüyor. AHA’nın yaptığı bir diğer açıklamaya göre, tip 2 diyabet ve yüksek tansiyon gibi her yaştan kadın ve erkekte görülen hastalıklar, kalp krizi geçirme riskini artıran diğer faktörler arasında yer alıyor. Daha önce kalp krizi geçiren kadınların dahil edildiği ve anket yöntemiyle yürütülen bir çalışma, ankete katılan kadınların ortak şikayetlerini bir araya getirerek, kadınların dikkatini çekmek üzere bir liste yayınlamış. Bu listeye göre kadınların, uykusuzluk problemini ihmal etmemeleri gerekiyor. Kalp krizi geçiren kadınların hemen hemen yarısı, kalp krizi öncesi dönemde bir süre devam eden uykusuzluk yaşadıklarını söylemişler. Bilinen bir rahatsızlığa bağlanamayan ve beklenmedik bir zamanda gelişen nefes darlığının, kadınlar için kalp krizi riski belirtisi olabileceği belirtiliyor. Nefes darlığının yanı sıra tamamen bağımsız öksürük şikayetiniz varsa, bu da ciddiye almanız gereken bir sinyal olabilir. Devam eden listenin bir diğer maddesi ise mide yanmalarına dikkat edilmesi gerektiğine işaret ediyor. Beslenme şekliniz ve hali hazırda sahip olduğunuz mide rahatsızlıkları; mide yanması yaşamanıza neden olabilir. Daha önce yaşamadığınız mide yanmaları veya hazımsızlık şikayetleri gelişmeye başladıysa, bu durumu geçiştirmeyin. Kalp krizi geçiren kadınların neredeyse yüzde 40’ı kriz öncesi dönemde mide yanması veya hazımsızlık yaşadıklarını belirtmiş. Mide yanmasının dışında, sebepsiz gelişen mide bulantısı ve kusma da kadınlarda gözlenen kalp krizi belirtileri arasında yer alıyor.

KAYGI VE İÇ DARALMASI YAŞIYORLAR
Günümüz şartlarında uzak durmanın gittikçe zorlaştığı stres kaynaklı psikolojik problemler, kalp krizi riskini artıran en önemli etkenler arasında yer alıyor. Son yıllarda artan panik atak vakalarının kalp krizine çok benzeyen belirtiler göstermesi bu şüpheyle hastanelere başvuranların sayısında ciddi artış görülmesine sebep oluyor. Anket yöntemiyle yürütülen bir çalışmaya dahil olan kalp krizi geçirmiş kadınların büyük kısmı kriz öncesi dönemde sebepsiz kaygı ve içi daralması olarak tarifledikleri psikolojik problemler yaşadıklarını belitmişler.

EN BİLİNEN ŞİKAYET GÖĞÜS AĞRISIDIR
Kalp krizi öncesi, göğüs ağrısı şikayeti en bilinen belirtiler arasında yer alır. Ancak her göğüs ağrısı; kalp krizi geçiriyor ya da geçirecek olduğunuz anlamına gelmez. Bir araştırmaya göre, kalp krizi geçiren kadınların sadece yüzde 30’u kriz öncesi dönemde göğüs ağrısı yaşadıklarını belirtiyor. Ankete katılanlar arasında, kalp krizi öncesi dönemde, vücudunun farklı yerlerinde yaygın ve sebepsiz ağrılar yaşadıklarını söyleyenlerin sayısı çok fazla. Vücudun belli yerlerinde sebepsiz baskı ve gerginlik hissi, boyun, omuz, kol, hatta çene ve sırtta yanma hissi; kriz öncesi dönemde yaşanan şikayetler arasında yer alıyor.

SOĞUK TER MENOPOZ BELİRTİSİ OLABİLİR
Ankete katılan kadınlar arasında sıklıkla ifade edilen bir diğer belirti ise sebepsiz baş dönmesi ve eskiye oranla artan terleme. Bu ifadeyi kullanan kadınların oranı ise hiç de az değil. Ankete katılan kadınların yüzde 40’ı kriz öncesi dönemde sebepsiz baş dönmeleri yaşadıklarını ifade etmişler. Baş dönmesi ve soğuk terleme, menopoz dönemi belirtileri arasında da yer alıyor. Bu sebeple hemen panik yapmayın ancak şikayetlerinizi ihmal de etmeyin.

Bilinçli hasta

Çocuk Sağlığını Tehdit Eden Yerler : Ortak Kullanım Alanları

Yayınlanma:

,

Hastalıklar kapalı ortamlarda daha hızlı yayılır. Pek çok hastalığın temelinde ise kişisel hijyen vardır. Ebeveynler, çocuklarına, başta el yıkama olmak üzere her türlü hijyen kuralını öğretmeli

Okullar, çocuk eğitimi için şüphesiz en ideal öğretim alanlarıdır.
Ancak çocuk sayısının fazla olması ve pek çok ortak kullanım alanlarının bulunması, hastalık riskini de beraberinde getirir. Özellikle mevsim geçişleriyle birlikte bağışıklık sisteminin zayıflaması, okul çağındaki çocukları hastalıklara karşı savunmasız hale getirebilir. Daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere, hastalıklar en hızlı kapalı ortamlarda yayılır ve pek çok hastalığın temelinde kişisel hijyen yer alır. Söz konusu okullar olunca, ebeveynlerin, çocuk hijyeni konusunda daha duyarlı olması gerekebilir. Nitekim, kalabalık ortamlar hastalığın yaygınlaşmasında aktif rol oynar. Çocuğunuzun kişisel hijyenine önem vermesi hem kendi sağlığı, hem de diğer okul arkadaşlarının sağlığı açısından önemlidir. Çocuğunuzun okuldaki enfeksiyon ve mikroplarla temasını engelleyemezsiniz.
Ancak hijyen alışkanlıkları edinmesini sağlayarak hastalık riskini azaltabilirsiniz.

HİJYEN NEDEN ÖNEMLİDİR?
Çocuğunuz hastalığa yakalandıktan sonra, mikroplar evinizdeki ailenin geri kalanına çabucak yayılabilir. Çocuklarda sık görülen soğuk algınlığı ve bağırsak enfeksiyonu, diğer aile bireylerine de geçebilir. Bu nedenle, çocuğunuzun hijyen konusunu anlamasına yardımcı olmak; onun ve ailenin geri kalanının sağlıklı kalmasını sağlar.

El yıkama alışkanlığı kazanmalı 
Ellerin sık sık dezenfekte edilmesi, iyi bir hijyenin olmazsa olmazıdır. Özellikle okul gibi ortak kullanım alanlarının yaygın olduğu kurumlarda kapı kulpları, masa, sıra, tahta, tebeşir, tuvalet gibi alanlar enfeksiyon riski barındırır. Dolayısıyla el yıkama, okul kaynaklı enfeksiyonlarınönlenmesinin en etkili yoludur. Bu noktada sizlere düşen görev; çocuğunuza, ellerini hangi sıklıkla ve nasıl yıkaması gerektiğini öğretmektedir. İşe, çocuğunuza ortak kullanım alanları ve eşyalarını anlatmakla başlayın. Ellerin, ovuşturularak ve parmak aralarına su geçirilerek ortalama 20 saniye yıkanması gerektiğini söyleyin. Çocuğunuza ayrıca aşağıdaki durumlardan sonraellerin yıkanması gerektiğinden bahsedin: 
 Tuvaleti kullandıktan sonra 
 Yemekten önce 
 Dışarıda oynadıktan sonra 
 Kirli bir şeye dokunduktan sonra 
 Öksürdükten, hapşırdıktan veya burnuna dokunduktan sonra 
 Hayvanları okşadıktan sonra 
 Eller kirli görünüyorsa 

Kahvaltıyı geçiştirmeyin 
Kahvaltı, günün en önemli öğünüdür.
Yataklarından çıkmakta zorlanan çocuklarınızın beş dakika daha uyumalarına izin vererek, kahvaltılarını geçiştirmelerine neden olduğunuzu unutmayın. Okul çağı çocuklarının tükettiği besinlerde çeşitliliğin sağlanması gerekir. Unutmayın, çocukların boyları bu dönemde uzar. Bu dönemde, nişastalı karbonhidratlar ile liften zengin besinlerin sık tüketilmesi, yağ ve şekerin sınırlandırılması, vitamin ve minerallerin yeterli düzeylerde alınması gerekir.
Çocuğunuzun üç ana, üç ara olmak üzere günde altı öğün beslenmesine ve yediklerinin evde pişirilmiş olmasına özen göstermeniz yeterli. 7-14 yaş arası, en hızlı boy uzamasının yaşandığı dönemdir. Bu yaş grubundaki çocuklar, diğerlerine oranla çok daha fazla kalsiyuma ihtiyaç duyarlar.
Süt, yoğurt, peynir ve ayran gibi gıdalar bu yaş aralığındaki çocukların günlük diyetlerinde mutlaka yer almalıdır.

Kantin ve yemekhaneler önemli 
Eminim okul seçiminde öncelikli kriterleriniz farklıdır ancak çocuğunuzun başarısı için okullarda sunulan yemek alternatifleri, mutlaka ilk üçte yer almalıdır.
Özel okulların birçoğunda, tabldot usulü yemek servisi yapılıyor. Böyle durumlarda yemeklerin nereden geldiğini ve nasıl bir ortamda hazırlandığını mutlaka irdeleyin. Yemek servisi yapılmayan okullarda durum daha tehlikeli. Çocuğunuz, genelde fastfood mönülerin bulundurulduğu okul kantinlerine mahkumlarsa, üşenmeyecek ve beslenme çantası hazırlayacaksınız demektir! Unutmayın, çocuklar duyduklarından çok gördüklerini yaparlar.

Alerjik hastalıklara göre yiyecek listesi yapın
Aktif enfeksiyon kadar alerjik rahatsızlıklar da eğitim döneminin aksamasına neden olabilecek bir konudur. Alerjik rahatsızlıklar yetişkin bireylerin keyfini kaçırabildiği gibi çocuklarda da huysuzluğa neden olabilir. Bu nedenle çocuğunuzu okul öncesinde doktor kontrolüne götürün ve alerjik durumu ile ilgili bilgi alın. Ayrıca okul evinize uzaksa, olabilecek alerjik reaksiyonlara karşı okulun bulunduğu konuma yakın hastanelere göz gezdirin. Çocuğunuzun gıda alerjisi bulunuyorsa, evden ayrılmadan önce bir yemek listesi hazırlamanız size yardımcı olacaktır. Çocuğun beslenme çantasında, alerjisi bulunmayan aperatif yiyecekler, meyveler ve gıdalar yer almalıdır. Ayrıca olası bir alerjik reaksiyon durumunda ilaçlarının yanında olduğundan emin olun.

Su tüketimine teşvik edin
Çocuğunuza su tüketimi için, susamayı beklememesini aşılayın. Su, hem insan bedeni, hem de ekolojik dengenin devamı için hayati öneme sahip en önemli şeydir desek abartmış olmayız. Eminim birçoğunuz, insan bedeninin dörtte üçünün sudan oluştuğunu söyleyen birilerini duymuşsunuzdur. İnsan bedeni, yaşamsal fonksiyonlarını yerine getirebilmek için gün boyu su kaybına (dehidrasyon) uğrar. Dehidrasyon yok sayılacak olduğunda insan bedeni, tüm fonksiyonlarını yerine getirebilmek için günde 2-6 litre suya ihtiyaç duyar. Ayrıca suyun bağışıklık sistemini hastalıklara karşı koruma gücü bulunuyor.

Devamını Oku...

Alternatif Sağlık

Refleks Terapi ile İlgili Sık Sorulan Sorular

Yayınlanma:

,

1-Refleks Terapi Nedir?

Tamamlayıcı Tıp yöntemlerinden birisi olarak kullanılan refleks terapi genelde yüzden yapılan el ve ayaktan da uygulamaları olan beyinle ilgili sinir noktalarının uyarılması ile beynin yeniden eğitilmesini, adapte olmasını, hücreler arası bağlantıların artmasını sağlayan bir tedavi şeklidir.

2-Refleks Terapinin, Refleksolojiden farkı nedir?

Refleks terapi de beyinle ve organlarla ilgili sinir noktaları direk yüzde olduğu için refleksolojiye göre daha etkili bir yöntemdir. En önemli farklı ise refleksoloji genelde tek düzedir ve refleksolojiye ait ayakaltından uygulanan harita herkese, her hastalığa aynı şekilde uygulanır. Bu da farklı hastalık grupları için aynı şekilde uygulanan refleksoloji tedavisinin ne kadar etkili olabileceği noktasında soru işareti oluşturmaktadır. Ancak refleks terapi tamamen kişiye özgü olarak planlanan içerisinde sinir noktaları, organ haritaları, lenfatik sistem, hormonal sistem, kas iskelet sitemi, beyin loblarının olduğu daha komplike bir tedavi seçeneğidir. Refleks terapinin en büyük gücü ise kişinin ihtiyaçlarına göre tedavi programının belirlenmesidir. Refleksolojinin tekdüze, refleks terapinin ise daha komplike bir sistem olması refleks terapi için başarı ihtimalini arttırmaktadır. Bizler refleks terapi sonrası yüzden yaptığımız uygulamalara ek olarak bazı hasta gruplarında ayakaltından çalışmaktayız ancak yaptığımız bu çalışmada tespit edilen blokasyonlara göre belirlenip kişiye uygulanmaktadır. Bu yüzden tamamlayıcı tıp yöntemleri arasında kullanılan refleks terapi oldukça etkili bir yöntemdir.

3- Blokasyon nedir?

Tedavi sırasında terapistin elinin altında hissettiği kum tanesi veya fındık büyüklüğünde olan bölgelerdir. Bu noktaların en çok veya en büyük olanına göre tedavi şekillenir. Blokasyon oluşan noktalar oluştuğu bölgeye göre o meridyenin sağlıklı bir şekilde çalışmasına engel olurlar.

4-Şuan hangi organa çalışıyorsunuz hissetme imkanım var mı?

Tedavi sırasında en çok sorulan soru olabilir. Örneğin kişiye mide cevabını verdiğimiz zaman kişi ‘mideme çalıştığınız için bu değişimi hissedebilir miyim’ diye sormaktadır. Aslında blokasyon nedir kısmında bu soruyu kısmen de olsa cevaplamıştık. Biz sadece mide bölgesine değil mide ile bağlantılı olan meridyene çalışıyoruz. Bu sistemi içerisinde sıvı akan bir boruya benzetirsek herhangi bir bölgede oluşan problem tüm meridyeni etkileyebilir. O yüzden mide üzerine yapılan çalışmayı genelde kişiler hissetmezler.

5-Refleks Terapi nasıl etki ediyor?

Refleks terapi de yüz, el ve ayakta ki sinir noktalarına yapılan uyarılar ile ilgili organ/kas/hormon merkezi sinir sistemi sayesinde uyarılır ve sonuç olarak kaslarda, organlarda ve hormonlarda dengeleme cevabı açığa çıkar.

6-Refleks Terapiden sonra ne yapmam gerekir?

Tedavi sonrası terapistler olarak bizler kişiyi 5 dakika yatırıyoruz kalktıklarında bir anda baş dönmesi yaşamamaları için. Kişi terapi sonrası bol su içmelidir.

7-Yan etkisi var mı?

Herhangi bir yan etkisi yoktur. Sadece terapi sonrası uzun süre yatmaya bağlı kısa süreli baş dönmesi yaşanabilir. Aynı zamanda metabolizma hızlandığı için kişi daha fazla tuvalete çıkabilir. Bu ufak detaylar dışında genel olarak hiçbir yan etkisi yoktur.

8- Seans süresi ne kadar?

Seans sayıları kişiden kişiye değişmektedir. Mesela migren hastalığında ortalama 10-15 seans sürerken, nörolojik hastalıklarda 6 ay/ birkaç yıla kadar çıkmaktadır bu süre.

9-En çok hangi tip hastalar size başvuruyor?

Genel olarak nörolojik hastalıklar, engelli çocuklar, demans, alzeimer, zayıflama, hamilelik sonrası depresyon, öğrenme güçlüğü hatta kanser hastalarına bile çalışıyoruz. Ancak özellikle yüz felci konusunda birçok kişi kliniğimize başvuruyor. Bunun sebebi de refleks terapi bu alanda çok başarılı ve genel olarak da baktığımızda yüz felci geçirmiş hastaların birçoğu ilaç veya fizik tedaviden fayda göremedikleri için alternatif olarak refleks terapiye yöneliyorlar.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Bel Ağrısı Nelerden Kaynaklanabilir?

Yayınlanma:

,

Tüm yapıları sağlıklı bir belde ağrı görülmez. Belim ağrıyor diyorsanız mutlaka herhangi bir yapıda; kas, eklem, bağ, omurlar arasındaki yastıkçıkların herhangi birinde patoloji var demektir.

Bel ağrısı yetişkinlerde çok yaygın görülen bir semptomdur. Her insan yaşamı boyunca bir defa da olsa bel ağrısı yaşamıştır. Az da olsa bilinemeyen sebeplerden dolayı oluşabilen bel ağrıları da vardır. Ağrı aniden başlayabilir, gittikçe şiddetlenebilir, tek veya çift taraflı olabilir veya kalçadan aşağıya doğru yayılabilir.

Peki bel ağrıları nelere bağlı oluşmaktadır?

Omurlarda, kalça kemiğinde, karında veya sinir çıkışlarında meydana gelen travmalardan kaynaklı olabilir.

Bel fıtığı veya postürel değişiklerden kaynaklı mekanik bel ağrısı olabilir

Omurilik kökenli bir hastalıktan kaynaklı olabilir; MS

Omurilikte, omurganın içinde veya dışında, karın içi bölgede veya bacağa giden sinirlerde tümörden kaynaklı olabilir.

Diyabet hastalarında bacağa giden sinirlerin etkilenmesine bağlı olabilir.

Osteoporoz gibi kemik dejenerasyonundan kaynaklı olabilir.

Enfeksiyona bağlı tüberküloz, brusella, diskit gibi durumlarda açığa çıkabilir.

Kalça kemiğinde ve omurlarda meydana gelen kırıklar ağrının kaynağı olabilir.

Bel ağrılarının kaynağı genelde disklere binen yüke bağlıdır. Disklerin zamanla deforme olması, hastalığa bağlı etkilenmesi veya travmatik yaralanmaları sonucu diğer yapılarda da problem açığa çıkmasına sebep olur.

Bu ağrıların %30’u kronikleşmektedir ve sürekli meydana gelmektedir. Doğru teşhis ve tedaviyle ortadan kaldırılabilir.

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.