Bizimle iletişime geçin

Sağlıklı Yaşam

Sahurda Tok Tutan Yiyecekler

Ayşenur Servet

Düzenleyen

on

Sahurda Tok Tutan Yiyecekler

Sahur ve iftar arasının çok uzun olması, Ramazanın yaz ayına denk gelmesiyle artan sıcaklıklarla beraber de vücut terlemeyle beraber, vücut su ve mineral kaybediyor. Doğal olarak bizim suyumuzu mutlaka Ramazan’da da düzenli içmemiz gerekiyor. Günlük en az 2-2,5 litre suyu iftar ile sahur arasında tüketmenizi öneriyorum.

SAHURDA HAMUR İŞİ VE TATLILARDAN UZAK DURUN

Sahurda çok ağır bir beslenmemelisiniz. Yapılan en büyük yanlışlar, toplum olarak hamur işi ve tatlılar tüketmemiz. Hamur işi ve tatlılar tükettiğimizde kan şekerimiz hızlı yükselip, hızlı düşüyor. Doğal olarak da daha çabuk acıkabiliyoruz. Kısa bir kahvaltıyla, peynir, yumurta, süt gibi besinler tüketebiliriz. Bu sayede daha tahammüllü oruç tutmuş oluruz.

TOK TUTACAK YİYECEKLERİN BAŞINDA YUMURTA GELİYOR

Sahurda tok tutacak yiyeceklerin başında yumurtanın gelir. Mutlaka sahurda yumurta tüketmenizi istiyorum, haşlanmış olabilir. Bir diğeri kuru baklagiller, kuru baklagiller lif içeriği yüksek olduğu için tok tutmanızı sağlayacaktır.

SAHURDA ZEYTİN VE SUCUK’TAN UZAK DURUN!

Uzun oruç saatleri sonucu vücudumuzun ihtiyacı olan suyu yeteri miktarda alamıyoruz. Bu durumda fazla miktarda su ihtiyacını ortaya çıkarabilecek besinlerden uzak durulması en doğru seçim olacaktır. Bu nedenle sahurda tüketeceğiniz besinlere ekstra dikkat etmelisiniz. Eğer çok tuzlu içeriği olan besinleri veya baharatlı besinleri tüketmeyi tercih ederseniz gün içerisinde suya olan eğiliminiz artacaktır. Bu durumda ramazanın çok daha zor geçmesine neden olabilir. Sahurda genel olarak pratik olması nedeni ile kahvaltı tercih edilmektedir.

Özellikle protein içeriği yüksek olan yumurta, peynir ve yoğurt gibi besinlerin tercih edilmesi ayrıca domates, salatalık ve yeşillik tüketilmesinin de hem tokluk hem de su ihtiyacını gidererek gününüzün daha rahat geçirmenizi sağlar.

Özellikle içerisinde yoğun miktarda tuz ve baharat bulunan sucuk ile tuz içeriği yüksek olan zeytinin sahurda bulunması su ihtiyacını arttıracağı için sahurda kesinlikle tüketilmemesi gereken besinler olarak düşünülebilir. Zeytini sadece tuzsuz olanlarını dilerseniz tercih edebilirsiniz.

SAHURDA 1 LİTRE SU İÇİN

Su ihtiyacı insanın olmazsa olmazdır. Birçok kişi ramazan ayında açlıktan değil ama susuzluktan dolayı zorlanmaktadır. Bu nedenle sahurda yeterli düzeyde yapılamayan su stoğu gün içerisinde suya olan ihtiyacınızı arttıracaktır. En az yarım litre olması şartı ile en fazla bir litreye yakın su içebilirsiniz. Ama ne kadar fazla su içerseniz için su ihtiyacınız gün içerisinde yine olacaktır. Ayrıca suya ek olarak bol miktarda yeşillik tüketebilirsiniz. Yoğurt, ayran veya cacık gibi hem tok tutan hem de su ihtiyacınızı azaltacak yiyecek ve içeceklerde yine sahurda sizlere alternatif olabilir. Genellikle sorulan sorulardan birisi de “suyu ne zaman içmeliyim”‘dir. Su içmenin herhangi bir zamanı olmamakla birlikte sahur sonrası içilmesi tokluk hissinizin biraz daha yüksek olmasını sağlar. İftardan sahura kadar olan zaman aralığında da vücut fonksiyonlarınızın düzenli çalışması için suyu ihmal etmemelisiniz.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et
Yorum bırakmak için tıklayın

Yanıt bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Sağlıklı Yaşam

Bitkilerin Gücüyle Sağlıklı Yaşamanın Yolları

Basın Bülteni

Düzenleyen

on

Bitkilerin Gücüyle Sağlıklı Yaşamanın Yolları

Sağlıklı yaşlanmanın ilk koşulu sağlıklı yaşamdan geçiyor. Dengeli beslenme, düzenli spor yapma, iyi ve kaliteli uyku düzeni sağlıklı bir yaşlanmayı getiriyor. Ancak bu standartların ömür boyu korunması gerektiğini altını çizen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Hakan Terekeci, kişinin yaşına, aile geçmişine ve çevresel faktörleri bağlı olarak bazı bitkisel desteklerin de yarar sağlayabileceğini söyledi. Bitkilerin gücünden yararlanarak sağlıklı yaşlanmanın mümkün olduğunu belirterek bazılarını bildiğimiz, bazılarını ise ilk kez duyacağımız önerilerini sıraladı… İşte bitkilerin gücüyle sağlıklı yaşamanın yolları…

GEREKİYORSA ANTİOKSİDAN VE VİTAMİN DESTEĞİ ALIN

Yaşlanmanın da ötesinde birçok kronik hastalığın önlenmesinde ve yavaşlatılmasında antioksidanların desteğine başvurulduğunu söyleyen Doç. Dr. Hakan Terekeci, “ A vitamini, C vitamini, E vitamini, Selenyum gibi bazı vitamin ve mineraller ciddi antioksidan etkiye sahiptir. Ancak vitamin, mineral ve besin desteklerinin mutlaka doktor kontrolünde kullanılması gerekir. Kendi kendine kullanılacak bir takviyenin başka bir ilaç veya başka bir hastalık ile etkileşerek önemli sağlık sorunlarına yol açabileceği unutulmamalıdır.” diye konuştu.

GİNGKO BLOBA İLE YAŞLANMAYI GECİKTİRİN

Doğu tıbbında binlerce yıldır kullanılan Gingko Bloba ağaçlarının 200 milyon yıldan uzun zamandır var olduğu biliniyor. Ömrü 3000 yıla kadar ulaşan bu bitki sağlıklı yaşlanma için doğal bir alternatif olarak değerlendiriliyor. E vitamini açısından da zengin olduğu bilinen Gingko Bloba üzerinde yapılan literatür çalışmaları, düşünme, algılama ve öğrenme ile ilgili problemlerin azaltılmasına ciddi katkıları bulunduğunu gösteriyor. Çay olarak tüketilebileceği gibi hekim kontrolünde olmak üzere ekstre kapsülleri olarak da kullanılabiliyor.

ZERDEÇALLA BAĞIŞIKLIĞINIZI GÜÇLENDİRİN

Özellikle son yıllarda değeri giderek artan zerdeçalın, hafızayı kuvvetlendirerek öğrenme becerisini artırmasının yanısıra unutkanlık, öğrenme güçlüğü gibi sorunların da hafifletilmesinde etkili olduğu belirtiliyor.Güçlü antioksidan özelliği ile birlikte bağışıklık sistemini güçlendirdiği için hastalıklara karşı korunma da yardımcı oluyor. Kilo vermeye ve ödem atmaya da yardımcı olan zerdeçal diyabetin olumsuz etkilerine karşı da savaşmada güçlü bir silah olduğunu anlatan Doç. Dr. Terekeci, “Zerdeçalı ekstre olarak değil de baharat olarak kullanmayı tercih edenler yemeklerin içine koyabilir. Zerdeçal karabiberle kullanıldığında emilimi arttırarak bu etkilerin açığa çıkmasını da kolaylaştırıyor.” dedi

GİNSENGLE ENERJİNİZİ ARTIRIN

Ginsengin antistres özelliğinin yanı sıra sakinleştirici etkiye de sahip olduğunu anlatan Doç. Dr. Hakan Terekeci, “Salisikasit, kafeik asit, A, B1, B2, B12, C ve E vitaminleri içeren ginsengin tansiyonu, şekeri ve kişinin ruh halini düzenleyici etkisi olduğu biliniyor. Bunların yanında son dönemde yapılan çalışmalarda yaşam süresini artırdığı gösterilmiştir. Ginsengin en önemlisi Kırmızı Kore Ginsengi (Panax Ginseng)’nin lokal uygulamalarında UV ışınlarına bağlı yaşlanmada koruyucu etki yaptığı tespit edilmiştir. Yaşlanmayı geciktirmek için uzun süreli olmayan kürler halinde kullanılabilir” diye konuştu.

ADAÇAYI VE BİBERİYE İLE HAFIZANIZI GÜÇLENDİRİN

Ülkemizde sıklıkla karşılaştığımız ve tükettiğimiz adaçayı bitkisinin de hafızanın güçlenmesine, hatırlama yeteneğinin artmasına yardımcı olduğunu belirten Doç. Dr. Hakan Terekeci, şu bilgileri verdi: “Alzheimer ve demans hastalıklarının gelişiminin önlenmesinde büyük etkisi vardır. İçerdiği luteolin ve apigenin gibi antioksidanlar sayesinde de yaşlanmayı geciktirici özelliği bulunur. Hekim kontrolünde olmak kaydıyla piyasa da var olan adaçayı kapsülleri kullanılabileceği gibi yağı da kıymetlidir. Günde 2 bardak çayının tüketilmesi de oldukça faydalıdır.”

Yapılan birçok araştırmaya göre, Türk mutfağında önemli bir yeri olan biberiyenin de hafıza güçlendirici etkisi bulunduğunu belirten Doç. Dr. Terekeci, “Alzheimer ve demans hastalığında bilişsel işlevi artırmaya yardımcı olduğu gözlenmektedir. Tıbbi nane yağının da benzer etkileye yol açtığı bilinmektedir. Nane yağı hafızayı geliştirir ve uyanıklık durumunu artırır” diye konuştu.

MAGNEZYUM EKSİKLİĞİNİ NOHUT İLE YENİN

En sağlıklı ve en yüksek magnezyum kaynaklarından biri olan nohut, magnezyum eksikliğiyle ortaya çıkan sinirsel iletilerin bozulması, kas kramplarının artması halsizlik gibi sorunların ortadan kaldırılmasında önemli bir kaynak olarak gösteriliyor. Magnezyum eksikliği yaşayan bir kişinin magnezyum ilaçları kullanmasındansa haftada 2 kez nohut tüketmesi öneriliyor. Bununla birlikte demansın önlenmesinde orta yaşlardan itibaren haftada 1 kez nohut tüketilmesinin yararlı olduğu biliniyor.

CEVİZ VE KETEN TOHUMUNU MUTFAKTAN EKSİK ETMEYİN

İçerdikleri yüksek Omega 3 yağ asitleri nedeniyle hafızayı güçlendirici etkisiyle de değeri daha da artan ceviz, aynı zamanda kalp-damar sağlığını koruyarak, beynin kanlanmasında da önemli rol oynuyor. Cevizin içerdiği piridoksin (B6) ile de hafıza koruyucu etkisi de bulunuyor. Yine keten tohumu Omega 3 yağ asitleri açısından zengin içeriğe sahiptir. Öğütülüp başta yoğurt olmak üzere yiyeceklerle karıştırılıp tüketilmesi özellikle kan yağları yüksek kişilerde oldukça faydalıdır.

BALIK VE HAYVANSAL GIDALARI MUTLAKA TÜKETİN

Özellikle soğuk deniz balıkları, somon, diğer deniz ürünleri gibi B12’den zengin ürünlerin sağlıklı yaşam ve yaşlanma için mutlaka tüketilmesi gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Hakan Terekeci, şu bilgileri verdi: “B12 vitaminini hayvansal gıdalardan başka bir gıdadan temin etme imkanımız yoktur. Bu nedenle hayvansal gıdaların tüketimi önemlidir. B12 vitamini Nöropatik ağrıların ve Nörodejenerif hastalıkların önlenmesinde önemli bir yere sahiptir.

ANTİOKSİDAN KAYNAĞI OLARAK YABAN MERSİNİNİ UNUTMAYIN

Hızlı öğrenme, daha keskin düşünme ve daha iyi hafıza ile ilgili yapılan çalışmalarda yabanmersini tüketiminin öneminin ortaya konduğunu söyleyen Doç. Dr. Hakan Terekeci, “Ancak piyasada satılan yabanmersini ile karıştırılan ürünlere dikkat etmek gerekir. Kurutulmuş kırmızı meyvelere zaman zaman yabanmersini dendiğini görüyoruz. Gerçek yabanmersini mor renkte, kurutulmuşu ise siyaha yakın bir renkte olmalıdır. Hatta mümkünse taze haliyle tüketilmelidir” diyor.

PAÇA VE İŞKEMBE İLE GÜZELLEŞİN

Sağlıklı beslenme, düzenli bir uyku, yaşlanma karşıtı besin desteklerinin yanı sıra en önemli konulardan biri de cilt ve iskelet bütünlüğünü korumaktan geçiyor. Kollojenden zengin gıdaların alınmasının cilt güzelliğine ciddi oranda katkı sağladığı biliniyor. Kollojenin en yüksek oranda var olduğu hayvansal besin ise paça ve işkembe. Kişinin herhangi bir sağlık problemi yoksa haftada birkaç kez bu ürünleri tüketmesi faydalı bulunuyor. Yüksek kollojen oranı cildin sıkılaşmasını ve eklemlerin esnekliğinin artmasına yardımcı oluyor. Bu tarz sakatatların hazmı zor olduğundan yüksek tansiyon, kalp yetmezliği gibi hastalarda olumsuz etkiler yaratabileceği unutulmamalı ve mutlaka dikkatli tüketilmesi gerekiyor.

BESLENME YÖNTEMLERİNE DİKKAT EDİN

Dengeli beslenme şekli ile vücut için gerekli birçok vitamin ve minerali dengelemenin mümkün olabildiğini hatırlatan İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Hakan Terekeci, “Kişinin herhangi bir sağlık problemi yoksa sebze ve et tüketim dengesini koruyarak, kırmızı ve mor meyveleri tüketmek sağlıklı yaşam için önemlidir. Çilek, yabanmersini, kızılcık, ahududu, böğürtlen gibi kırmızı-mor içerikli meyveler ciddi oranda antioksidan içermektedir. Mevsiminde tüketilecek domateste yüksek oranda, A, C vitamini ve folik asit bulunmaktadır. Ayrıca pişirildiğinde miktarı daha çok artan Likopen ise çok güçlü bir antioksidan olarak kabul edilir.” diye konuştu.

Beslenmede, son günlerde sıklıkla gündeme gelen glutenden de sakınmanın doğru olacağını söyleyen Doç. Dr. Hakan Terekeci şu bilgileri verdi:“Gluten intoleransınız tespit edilmese bile, bu gıdaları tükettikten sonra kendinizi rahatsız hissediyorsanız hayatınızdan gluteni çıkarın. Günümüzde Genetiği ile oynanmış tohumlar yüzünden Glutenin de yapısı değişmiş durumdadır. Bu nedenle, Karabuğday, siyez, karakılçık buğdayı gibi genetiğiyle oynanmamış ülkemize özgü tahılları ve unlarını kullanmak sizi sağlıklı beslenmeye bir adım daha yaklaştıracaktır.”

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Beslenme

Açken Sinirli Misiniz ?

Ayşenur Servet

Düzenleyen

on

acken sinirli misiniz

AÇKEN SİNİRLİ MİSİNİZ?

Siz de açken sinirli misiniz? Sürekli tatlı yeme ihtiyacı, açlık halinde konsantrasyon güçlüğü, sinirlilik, yemekten 3 -4 saat sonra anormal acıkma ve tatlı isteği gibi şikayetler “Reaktif Hipoglisemi” tehdidi altında olduğunuzun habercisi olabilir. Hatta fazla kilolarınızın sorumlusu da sürekli bir şeyler atıştırmanızdır zaten çoğu zaman. Bunun için insülin ve kan şekeri dengesine ait biraz detay bilgiye ihtiyacınız var.

İnsülin Nedir?

İnsülin, pankreasın beta hücrelerinde üretilen ve kan şekerini düşürmeye yarayan bir hormondur. Yemek ile almış olduğumuz karbonhidratlar, sindirim sistemi tarafından en küçük parçaları olan glukoza (şekere)parçalanırlar. Glukoz, hücrelerin en önemli enerji kaynağıdır. Sindirilerek kana karışan glukoz tarafından uyarılan pankreas, glukozun hücre içine (kas, karaciğer, yağ dokusu) girmesini sağlayan insülin adlı hormonu üretmeye başlar.

Sindirim sonrası insülin ve glukoz damarlarda dolaşmaya başlar. Hücre çeperinde bulunan insülin glukozun hücre içine girmesini sağlar. Bu şekilde glukoz enerji kaynağı olarak kullanılabilir hale gelir. Hücre içine giremediği durumda ise kanda yükselmesi kan şekerinde artış( hiperglisemi) olarak adlandırılır. Kan şekerinde düşme ise bunun tam tersidir.

Hipoglisemi, yani kan şekerinin düşük olması ( hipoglisemi) ı durumu yemek yedikten 2- 5 saat sonra kan şekerinin düşmesi ile kendini gösterir. İki öğün arasında kan şekeri 60- 110 mg/ dl‘ de sabit kalır. Kan şekeri düzeyinin 40 mg/ dl’ nin altına düşmesi hipoglisemi için bir uyarıdır. Kan şekeri normal düzeyin altına düştüğü zaman, enerji üreten hücreler için hemen yeterli miktarda glikoz bulunmaz. Bu durum terleme, hızlı kalp atışı, terleme ve açlık gibi çeşitli durumlara yol açar.

Nadiren bazı insanlarda, reaktif hipoglisemi ortaya çıkar. Miktarca çok yoğun bir öğün tükettikten sonra, bu duruma tepki olarak vücudumuz çok fazla insülin salgılar. Bunun sonucu olarak kan şekeri normalin altına düşer. Bazı otoritelere göre bu durum diyabetin erken belirtisidir. Amaç her ne nedenle olursa olsun kan şekerimizi dengede tutmak olmalıdır. Bu durum mutlaka endokrinoloji uzmanı bir hekime başvurmayı gerektirir. Beslenme yönünden dikkat edilmesi gerekenler ise şöyle özetlenebilir.

Ara öğünlerin düzenli tüketilmesi:

Ana öğünlerde ki besin tüketimini azaltıp ara öğünlere eklenmelidir. Böylece azar azar ve sık beslenilerek kan şekerinin dengede olması sağlanabilir. Ana ve ara öğünler arası en fazla 3 saat olmalıdır. Aksi takdirde, uzun süren açlık durumlarında kan şekeri düşer.

Basit karbonhidrattan komplekse:

Basit karbonhidratlar kan şekerinin daha çabuk yükselip, çok ani düşmesine de neden olacaktır. Komplex karbonhidratlar ise kana daha yavaş geçerek, kan şekerini daha yavaş yükseltip, uzun süre aynı seviyede kalmasını sağlar. Bu nedenlerden dolayı iyi seçim; kompleks karbonhidratlardır. Komplex karbonhidratlara en iyi örnek, bulgur, kepekli ekmek, kuru baklagillerdir.

Posa:

Posa veya diyet lifinin pek çok faydası olduğu bilinmektedir. Reaktif hipoglisemi durumlarında da oldukça faydalıdır. Posa, mide boşalmasını geciktirerek, daha uzun süre tok kalmamızı ve kana şekerin daha uzun sürede geçmesini sağlayarak, kan şekerinin ani pikler yapmasını engelleyerek ve uzun süre aynı seviyede tutar.

Glisemik İndex:

Glisemik index (Gİ), besinlerin kan şekerini yükseltebilme değerini gösterir. Glisemik indeksi düşük besinlerin tüketilmesi bir yaşam tarzı haline getirilmelidir. Böylece kan şekeri düzeni sağlanabilmiş olur. Aşağıda bazı besinlerin glisemik indeks değerleri verilmiştir. Sağlığınız için dengeli ve düzenli beslenmeye çalışırken, glisemik indeksi düşük ve orta seviyedeki besinleri seçmeniz iyi olacaktır.

Bazı besinlerin GI değerleri

Beyaz ekmek                100               Bulgur                          65

Makarna                      66                   Pirinç                           83

Mısır                             87                   Süt ürünleri                   46- 52

Kuru baklagiller          20- 60            Portakal                        59

Yağsız süt                     46                   Tam süt                       43

Yoğurt                          52                   Elma                           53

Dondurma                     52                 Bal                              126

Muz                              84                   Portakal suyu               64

Frukoz                         30                    Glukoz                        138

Okumaya Devam Et

Sağlıklı Yaşam

Seyahat Esnasında Su Tüketin

Halit Yerebakan

Düzenleyen

on

Seyahat Esnasında Su Tüketin

Seyahat esnasında su tüketin; günlük hayatın koşuşturması içerisinde bazı anlar içmeyi unuttuğunuz suyun vücuttaki her bir sistemin düzgün bir şekilde çalışmasını sağladığını biliyor muydunuz?
Tartışmasız suyun canlılar için oksijenden sonra ihtiyaç duyduğu ve yaşamın önemli bir parçası olduğunu biliyoruz. Dünyanın dörtte üçü sularla kaplı iken bedenimizde aynı şekilde olduğunu duyardık hep. Ancak bilimsel verilere göre biliyoruz ki, insan bedeninin yaklaşık yüzde 55-60’ı sudan oluşuyor. Bu oran yeni doğan bebeklerde yüzde 75’e ulaşıyor. Kimin ne kadar sıklıkta su tüketmesi gerektiğine dair sorulan sorulara da kişinin metabolizmasına, yaşadığı bölgeye ve hava koşullarına göre değişiklik göstermektedir diyebiliriz. Erkeklerin günde 2.5-3.7, kadınların ise 2-2.7 litre su içmesi gerekiyor.

Suyun Sağlığa Olan Faydaları…

– Bağışıklık sisteminin düzenli bir şekilde çalışması için her gün yeterli miktarda su tüketilmelidir.
– Yeterli miktarda su tüketilmesinde cilt daha canlı, parlak görünür.
– Kan basıncını düzenlerken kalp atış hızını da ideal bir aralıkta tutar.
– Vücut sıcaklığını normal tutmaya yardımcı olur.
– Dokuları ve organları sağlıklı tutar.
– Böbrekleri toksik maddelerden arındırır.
– Hücrelere oksijen ve besin taşıma görevini üstlenmiştir.
– Kabızlığı önler, besinlerin sağlıklı bir şekilde sindirilmesine yardımcı olur.

Seyahat Esnasında da Su Tüketmeliyiz…

Uçak yolcularını etkileyen en yaygın sağlık problemlerinden biri, kabin havasındaki nem eksikliğinden kaynaklanan ve yetersiz su tüketimi esnasında görülen dehidrasyondur. Uçuş sırasında dehidrasyonu (sıvı kaybını) önlemek için bol miktarda su tüketilmelidir.
Hava yolculuğunun neden olduğu dehidrasyon özellikle uçak kabinlerindeki düşük nem seviyelerinden kaynaklanmaktadır. Normal bir iç mekan nemi %30 ile %65 arasındadır. Uçak kabininin içindeki hava ise genellikle %10 ile %20 arasında bir nem seviyesine sahiptir. Bu nedenler, uçak yolculuğu sırasında yeterli su tüketimine yönelik önlemler alınmasını zorunlu hale getirmiştir.
Sıvı kaybı sonucunda oluşan ödem kişilerin kendilerini daha şiş hissederek rahatsız olmalarına neden olur. Bunu önlemek için ılık-oda sıcaklığında su tüketmeye çalışın.

Havada olduğunuz sürece dehidrasyonu önlemenin bazı basit yolları vardır:

Bol su tüketin

Yolcular genellikle uçuş boyunca sıvı tüketmeyi unutabilirler. Dehidrasyonu önlemek için uçağa binmeden önce sıvı tüketmeye başlayın. Uçuş sırasında da fırsat buldukça su için. Ancak tüm sıvıların iyi bir fikir olmadığını unutmayın. Alkol dehidrasyonu şiddetlendirebilir. Kahve, çay ve kola gibi kafeinli içecekler de dehidrasyonu arttırabilir.
Nemlendirici kullanın
Uçak kabininin içindeki hava ciltte kuruma yapabilir. Bol miktarda su tüketiminin yanı sıra, yanınızda nemlendirici krem bulundurabilir ve cildinizi nem kaybına karşı korumak için uçuş sırasında sık sık uygulayabilirsiniz.
Göz damlası kullanın
Özellikle lens kullanan yolcular için düşük kabin havası gözde kurumaya neden olabilir. Bu sorunu gidermek için doktorunuz tarafından önerilen göz damlaları gözde ki kurumaya karşı cankurtarandır.
Burun spreyi bulundurun
Kuru kabin havası, bazı insanlarda burun rahatsızlığına ve hatta burun kanamalarına neden olabilir. Uçarken, düşük kabin nemi yüzünden burun kuruması halinde, burun spreyi yanınızda bulundurun.
İlaçlarınızı yanınıza alın
Dehidrasyon, astım gibi solunum rahatsızlığı olan insanlarda nefes alma problemine neden olabilir. Astım ilacı kullanan yolcuların, yolculuk öncesinde ilaçların yeterli olup olmadığı, arttırılması veya değiştirilmesi gerekip gerekmediğini doktorlarıyla görüşmelerinde fayda var.

Konuyla ilgili farklı bir yazıya burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Okumaya Devam Et

Öne Çıkanlar

seo uzmanı