Sosyal Medya

Bilinçli hasta

Sağlıksız Ofis Zatürreye Neden Olabilir!

Yayınlanma:

,

Kış mikropları sağlıksız ofislerde çalışanları daha çok etkiliyor!

Havanın buz kestiği bugünlerde pek çoğumuz, kendimizi bir an önce ofise atmaya çalışıyoruz. Öğle tatillerinde değil yürüyüş yapmak, çalışma masamızdan kalkmıyoruz bile. Peki ya asıl tehlikenin tam da yanıbaşımızda olabileceğini söylesek! Yanlış duymadınız. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Pelin Uysal, gripten zatürreye birçok kış hastalığına, sanılanın aksine soğukların değil kapalı ve sağlıksız ortamlardaki mikropların davetiye çıkardığını, kış mikroplarının sağlıksız ofis ortamlarında çalışanları daha çok etkilediğini vurguluyor. Pencerelerin sürekli düzenli aralıklarla açılarak ortamın havalandırılması gerektiğini belirten Dr. Pelin Uysal, sağlıksız ofislerde çalışanları bekleyen tehlikeleri ve nasıl önlemler alabileceğimizi anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

Günümüzün büyük bölümünü işyerinde geçiriyoruz. Peki oturduğumuz sandalye ve koltuktan klimaya, pencereden havalandırma sistemlerine, yer döşemelerinden çalışma masasına çalışma ortamımız ne derece sağlık dostu? Zira bu çok önemli detaylar bel ve sırt ağrılarından alerjiye, göz kuruluğu ve obeziteden bağırsak tembelliği ve depresyona dek birçok hastalığa zemin hazırlayabiliyor. Onlardan biri de virüsler ve bakterilerin yol açtığı gribal enfeksiyonlar hatta zatürre! Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Pelin Uysal, kışın dondurucu soğuklarıyla karşı karşıya kaldığımız bugünlerde pekçok virüs ve bakteri çeşidinin dört bir yanda kol gezdiğini belirterek “Kışın gribal enfeksiyonlara hatta zatürreye sanıldığı gibi soğuk hava değil, sağlıksız, düzenli havalandırılmayan kalabalık ortamlar ve ofisler davetiye çıkarıyor” diyor. Bugünlerde grip ve alt solunum yolu enfeksiyonları ile klimaya bağlı alerjik ve bakteriyel hastalıkların arttığını vurgulayan Dr. Pelin Uysal, “Kışın dondurucu soğuğu nedeniyle kapalı ve kalabalık ortamlarda daha fazla kalıyoruz. Hal böyle olunca gerek kapalı alışveriş mekanlarında geçirilen uzun saatler, gerekse işyerlerimizde ortak soluduğumuz havada bulaşması nedeniyle solunum hastalıklarında artış gözlemlemekteyiz. Hastalar sıklıkla öksürük, balgam, nefes darlığı, hırıltı, ateş, kırgınlık gibi belirtilerle hekime başvurmaktadırlar. Özellikle gribal enfeksiyonlar, zatürre, astım ve KOAH atakları, akut bronşit ve soğuk algınlığı sonrası uzamış geçmeyen öksürükle karakterize bronş hiperreaktivitesi (solunum yolu hassasiyeti) en sık görülen solunum hastalıklarıdır” diyor.

Hava kirliliği de tetikliyor!

Hava kirliliğinin de hastalıkları büyük ölçüde tetiklediğini, ev içinde ya da ofis ortamında havada bulunan tahriş edici maddelerin özellikle astımlı hastaları sağlıklı kişilerden daha fazla rahatsız ettiğini ve astım belirtilerinin ortaya çıkmasını kolaylaştırdığını vurgulayan Dr. Pelin Uysal “Bu tahriş edici maddelerin bazıları kokularından tanınabileceği gibi bazılarının varlığı bile fark edilmeyebiliyor. Sigara, gaz ocağı ve gazlı ısıtıcılar, arızalı kalorifer kazanları, kapalı garajda çalışan araba, odun sobası ve şömine, formaldehit madde salınımı yapan mobilya yalıtım malzemeleri, bina temellerinden mekanlara sızan radon gazı bu tahriş edici maddeler arasında sayılabilir. Motorlu taşıtlardan, sanayi ya da konutlarda kullanılan yakıtlardan kaynaklanan gaz ve tanecikler solunum yollarını tahriş eder. Dış ortamda hava kirliliğinin yoğun olduğu günlerde gereksiz aktivitelerden kaçınılmalı, evin pencereleri kapalı tutulmalıdır” diyerek uyarıyor.

Klimaların kışın da mutlaka bakımı yapılmalı!

Klimaların yaz aylarında olduğu kadar kışın da tehlikeye zemin hazırlayabildiğini vurgulayan Dr. Pelin Uysal “Solunumsal hastalıklarda klimanın temizliği, bakımının düzenli yapılması, havalandırmanın yeterli olması kritik rol oynuyor, hastalık riskini artırıyor. Bakımı yapılmamış klimaların kullanıldığı nemli ortamlarda legionella bakterisinin neden olduğu zatürre bulguları gözlenebiliyor. Özellikle alkol ve sigara kullanımı halinde söz konusu risk daha da artıyor” diyor.

Ofiste hastalıklardan korunma yolları

  • Ellerinizi sık sık yıkayın.
  • Kronik hastalığınız varsa ya da bağışıklığınız zayıfsa grip ve zatürre aşısı yaptırın.
  • Birbirinizle sarılıp öpüşmeyin. Başınızla selamlaşın, Japon selamı verin.
  • Kapı kollarını kağıt mendil ile tutun.
  • Ofisin düzenli temizlenip temizlenmediğine dikkat edin.
  • Soğuğa rağmen öğle aralarında ya da küçük zaman dilimleri yaratarak mutlaka kısa bir yürüyüş yapın.
  • Gün içerisinde hareketsiz kalmamak için ara sıra işiniz olmasa da merdiven inip çıkın.
  • Abur cubur, hazır ürünlerden uzak durun; sağlıklı beslenmeye dikkat edin, kendinize sağlıklı atıştırmalık hazırlayın.
  • Öksürürken ağzınızı kağıt mendille kapatın hemen çöpe atın ya da kolunuzla kapatın.
  • Hasta bir kişi ile yakın temastan kaçının, gerekirse maske kullanın.
  • Ofisi penceresi varsa mutlaka sık sık havalandırın, pencere açılmıyorsa da havalandırma sisteminin sağlıklı işlediğinden, klimaların bakımının yapıldığından emin olun. Ofiste, evde ve arabada kullanılan ısıtma sistemleri klimalar ve havalandırma sistemlerinin bakımı, hijyeni olası enfeksiyon hastalıklarından korunmada sanıldığından daha büyük önem taşıyor.
  • Ofis arkadaşlarınızla sohbet ederken belli bir mesafe olmasına dikkat edin.
  • Hastayken işe değil doktora gidin, gerekirse rapor alın. Hem kendi sağlığınız açısından istirahat edin hem arkadaşlarınızın sağlığını riske atmayın.

Devamını Oku
Yorum Yaz

Yorum Bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Beslenme

Mısır Şurubu Tehlikeli mi?

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Mısır Şurubu Tehlikeli mi?

Yüksek fruktozlu mısır şurubu, en tehlikeli gıdalar arasındadır. Etiket okumayı ihmal ediyorsanız, farkına varmadan bu tehlikeli karbonhidratı yiyip içiyorsunuz demektir.

Şeker, özellikle rafine beyaz şeker; fruktoz ve mısır şurubu da dahil olmak üzere pek çok takma isimle karşımıza çıkıyor. Rafine beyaz şeker, hemen hemen her gıdada bulunan bir karbonhidrattır ve birçok tatlının da ana besin kaynağıdır. Bir de tabii yüksek fruktozlu mısır şurubu var… Son zamanlarda Amerika’da adı mısır şekeri olarak değiştirilip kötü ününden kurtulmaya çalışılsa da, bu pek mümkün değil. Biz doktorlar, yapılan araştırmaları değerlendirdiğimizde, yüksek fruktozlu mısır şurubunu, yüzyılın en kolay ulaşılabilir zehri olarak adlandırıyoruz.Bu isim değişikliği üzerine tartışmalar sürse de, kullanımının insan sağlığına olumsuz etkilerini saymakta fayda var.

Yüksek fruktozlu mısır şurubu, tüm gıdalar arasında en tehlikelilerinden birisidir.Eğer alışveriş sırasında etiket okumayı ihmal ediyor ve ne yediğiniz konusunda yeterli bilgiye sahip olamıyorsanız, büyük ihtimalle farkına bile varmadan birçok kez bu tehlikeli karbonhidratı yiyip içmişsiniz demektir. Özellikle her fırsatta tüketmekten kaçınmanızı önerdiğim hazır meyve sularında, tatlılarda, ekmeklerde tükettiğiniz yüksek fruktozlu mısır şurubu, sizi doyurmak yerine daha çok acıktırarak daha fazla yemek istemenizin başlıca nedenlerinden.

KETÇAPTA DA VAR

Şeker ve fruktoz şurubu… Her iki tatlandırıcının da insan sağlığı için faydalı olmadığı ortada olsa da; tatlı, salata sosu, ketçap, soda ve dondurma gibi pek çok işlenmiş gıda ve içecekde bulunan yüksek fruktozlu mısır şurubu, biraz daha tehlikeli bir seçenektir!

Tükettiğiniz gıdalarda herhangi bir şekerin fazla olması; kalp rahatsızlığı ve kanser gibi kronik hastalıklara katkıda bulunan insülin direncini, kilo verememeyi ve iltihabı teşvik edip sizi olumsuz etkiler. Sağlık açısından bakıldığında, bazı uzmanlar HFCS yani mısır nişastasından yapılan bir tatlandırıcı olan yüksek fruktozlu mısır şurubunun rafine şekerden farklı olmadığını söylüyor.
Ancak işlenmiş HFCS ve normal şeker arasında bir farklılık var: HFCS’nin içinde çok büyük oranda fruktoz (meyve şekeri) bulunur. Şeker pancarından elde edilen diğer tatlandırıcılarda yarı yarıya fruktoz ve glikoz içerir.Ayrıca normal şeker, size ekstra doygunluk hissi verir.

GÜNDE 6 ÇAY KAŞIĞI ŞEKER

Daha da önemlisi: Journal of Nutrition’da dişi fareler üzerine yapılan yeni bir araştırmada, HFCS’nin şekerden çok daha toksik olduğu, üreme sağlığına zarar verdiği ve ömrü kısalttığı bulundu. Diğer hayvan çalışmaları, yüksek HFCS alımlarının beynin işlevini yavaşlatabileceğini, hafızayı ve öğrenme kabiliyetini düşürdüğünü ileri sürmektedir.
Mısır şurubu, şekerden daha tatlı ama daha ucuz ve taşınması daha kolay olan seçenektir.Bu da bazı üreticiler tarafından daha düşük maliyet ve daha yüksek kar anlamına geldiği için maalesef tercih edilir.

HFCS, normal mısır şurubundan daha tatlıdır ve ürünlerin raf ömrünü uzatmaya yardımcı olduklarından dolayı, özellikle son zamanlarda Amerika’da yaygın olarak kullanılır.
Küçük dozlarda şeker tüketimi yemeğe keyif katabilir ancak bizler her zaman çok fazla tüketiriz. Amerikan Kalp Vakfı’nın verilerine göre, günde altı çay kaşığından fazla ilave şeker alınmaması gerekiyor. Fakat insanların çoğu, günde tepeleme 22 çay kaşığına yakın şeker tüketiyor. Şeker içeren işlenmiş gıdalar tüketmek yerine daha az şeker içeren veya hiç içermeyen sağlıklı, işlenmemiş gıda alternatiflerini deneyin.

ETİKETLERE DİKKAT!

Mutfağınıza alışveriş yaparken aşağıdaki isimlere karşı dikkatli olun:

Früktoz, maltoz, sorbitol, buharlaştırılmış şeker kamışı suyu, şuruplar, ksilitol, ‘ol’ veya ‘oz’ ile biten şekerler.Gazlı içecekleri içmeyin. Benim neredeyse hayatımdan tamamen çıkardığım gazlı içecekleri siz de mutlaka hayatınızdan çıkarın. Alışkanlıkların hemen değişmediğini biliyorum. Öncelikle günlük tüketim miktarınızı yarıya indirerek bu değişime hazırlanabilirsiniz. Hedefinizin, tüketimi tamamen durdurmak olduğunu unutmayın.Yapılan araştırmalara göre, asitli içecek tüketiminizi günde yalnızca bir kutuya düşürmek bile tansiyonunuzu düzene sokabilir.
Asitli içecekler, kafein ve yüksek fruktozlu mısır şurubu içermektedir. Bu da gayet sağlıksız bir durumdur. Kilo almanın yanı sıra diyabet, kemik zayıflığı ve diş çürümesi riskinizi artırır.

MISIR ŞURUBU VE DİYABET ARASINDA BAĞLANTI VAR MI?

Kabul edelim, çoğumuz her pazartesi diyete başlayıp şekeri sınırlandırmaya karar veriyoruz ve sonrasında sonuç maalesef bir tatlı ile diyeti bozmak oluyor. Ancak, tatlı tüketimimizi ciddi olarak tekrar gözden geçirmek için bir zaman varsa, o doğru zaman şimdi olurdu. Çünkü yeni araştırmalar, belirli bir tatlandırıcıyı, tip 2 diyabet riskinde artışla ilişkilendiriyor.
Önceki araştırmada söz edilen, obezite ve kalp hastalığına bağlı olarak ilişkilendirilen tatlandırıcı olan yüksek fruktoz mısır şurubudur (HFCS). Global Public Health Dergisi’nde yazan araştırmacılar, daha yüksek fruktozlu mısır şurubunun da daha fazla diyabet anlamına geldiği konusunda uyarıyorlar.
43 ülkeden gelen verileri analiz ettiler ve şurubu kullanan ülkelerde yüzde 20 daha fazla tip 2 diyabet bulduklarını ülkelerle karşılaştırdılar.
Araştırmacılar; Hindistan, İrlanda ve İsveç gibi HFCS kullanmayan ülkelerde tip 2 diyabetin ortalama yüzde 6.7 oranında ortaya çıktığını tespit ettiler.
HFCS’nin ABD, Macaristan ve Kanada gibi büyük tüketicileri, ortalama yüzde 8 oranlarına sahipti. Trend bir ülkenin, genel şeker alımının veya obezite düzeyinin bağımsız olarak varlığını sürdürdüğü görülüyor.

HFCS gerçekten diyabetle ilgili olabilir mi? HFCS, sukrozdan yüzde 10 daha fazla fruktoza sahip ve fruktoz neredeyse sadece karaciğer tarafından metabolize edilir. Yüksek fruktozlu mısır şurubu direkt olarak karaciğere gider ve karaciğerin bu maddeyi şeker olarak algılayıp yağa dönüştürmesine neden olur. Böylece kolestrolü yükseltir ve karın bölgesinde yağlanma oluşmasına neden olur.
HFCS ve şeker arasında birçok büyük fark vardır. Her ikisi de oldukça işlenmiş olmasına rağmen, şeker doğal bir kaynaktan arıtılmıştır. Yüksek fruktozlu mısır şurubu ise mısırdan işlenir. Ayrıca enzimatik olarak dönüştürülmüştür, bu yüzden şekerden çok daha sentetiktir.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Çay içmek Yaşlanmayı Yavaşlatır

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Çay içmek

Çayın kanserden diyabete, saçtan güneş lekelerine kadar pek çok konuda olumlu etkisi var. Sudan sonra en çok tüketilen çay, yaşlanmayla da mücadele ediyor

Sağlık okur-yazarlığını geliştirmek adına yaptığım çalışmalarım arasında, takipçilerimle twitter’dan düzenli olarak güncel sağlık araştırmalarını paylaşmak yer alıyor. Gözlemlerime göre bugüne kadar en fazla ilgiyi çayla ilgili attığım tweetler çekti. Bunun elbette bir nedeni var. Çay, dünya nüfusunun üçte ikisinin tükettiği en popüler içecektir. Birçok çalışma, kamelya sinensis yapraklarından yapılan geleneksel çayın sadece rahatlatıcı bir sıcak içecek olmadığını, aynı zamanda kanser, tip 2 diyabet, artrite karşı da yardımcı olabileceğini gösteriyor. Çay; suyun yanında insanların tükettiği en ucuz içecek olma özelliğini de taşıyor. Çay içmek, eski çağlardan beri sağlığı teşvik edici bir alışkanlık olarak düşünülmüştür. Modern tıbbi araştırmalar, bu inanca bilimsel bir temel sağlamaktadır. Çay içeceğinin sağlıklı yararlarını destekleyen kanıtlar, bilimsel literatürde yayınlanan her yeni çalışmada daha da güçlenmektedir.

BAĞIŞIKLIĞI GÜÇLENDİRİYOR

Günümüzde, potansiyel sağlıklı yaşam ve hastalıklara karşı mücadele niteliklerine sahip olduğunu iddia eden yüzlerce farklı çay bulabilirsiniz. Araştırmalar, bu doğal karışımların bazılarının bağışıklığı güçlendirebilen, stresi kolaylaştıran ve hatta fiziksel dayanıklılığı artırabilen az miktarda mineraller içerdiğini gösteriyor. Sıcak çayın da sindirim sistemini canlandırdığı kanıtlanmıştır. Sudan sonra dünyadaki en popüler içecek olan çay, aynı zamanda antioksidan ve antienflamatuar özellikleri ile yaşlanmaya karşı mücadele etmesi sayesinde güzellikte de etkili.

CİLT KANSERİYLE SAVAŞIN

Biyokimya ve Biyofizik Arşivi’nde yayınlanan bir araştırmaya göre, polifenol sayesinde yeşil çay yudumlarken DNA onarımını artırabileceğini ve bunun da UV ışınlarına maruz kalmanın neden olduğu melanom dışı deri kanserleriyle savaşmakta etkili olduğunu gösteren kanıtlar bulunmaktadır. Yeşil çay için belirli bir günlük tavsiye bulunmamasına rağmen uzmanlar, günde 2-4 bardak içilmesini öneriyor. Uykusuzluk sorunu yaşamamak adına günün erken saatlerinde içmekte fayda var.

PÜRÜZSÜZ BİR CİLT Mİ?

Eğer losyonunuz çay içermiyorsa, büyük oranda nem kaybedebilirsiniz. Bir dermatolojik terapi çalışmasında, yüzde 6 konsantrasyonda bir yeşil çay yaprağı ekstraktını içeren bir losyon uygulayan gönüllülerin sadece bir ay sonra belirgin şekilde daha fazla nemli, esnek ve pürüzsüz bir cilde sahip olduğu gösterildi.

YANIĞI İYİLEŞTİRİR

Eğer güneşe fazla maruz kaldıysanız, daha iyi hissetmek için çayın yatıştırıcı özelliklerinden yararlanın. Uzmanlar, en az bir düzine yeşil çay poşetini soğuk suda beklettikten sonra banyo suyuna atmayı ve sakinleşene kadar derinin hemen içine girmesini önermektedir. Yeşil çay, iltihaplı deride iltihaplanmayı azaltmaya yardımcı olur. Yalnız organik yeşil çayları tercih etmelisiniz. Saç renginiz solgun görünüyorsa, tonunu parlatmak için çay kullanın. Çay hafif asidiktir. Asitik bileşenler saç kütikülünü kapatır ve saçın parlak görünmesini sağlar. Bir fincan kaynar suyun içine altı papatya çayı paketi koyun, 15 dakika kadar dinlenmeye bırakın, sonra buzdolabında çayı (soğuk bir şampuan olarak kullanmak için) soğutun. Haftada bir veya iki kez saçınızı bu karışım ile yıkayın. İşte sağlık üzerindeki faydaları için yudumlamanız gereken çaylar…

NANE VE KUTSAL FESLEĞEN ÇAYI

Nane çayı sindirime yardımcı olur. Mide rahatsızlığını hafifletip şişkinliği rahatlatabilir. Nane çayı ayrıca tıkalı bir burnu rahatlatmak, balgamı gevşetmek ve boğaz ağrısını yatıştırmak gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının belirtilerini azaltabilir. Yapılan son araştırmalar, nane nişastalı çayların konsantrasyonu artırabileceğini ve hafızanıza yardımcı olabileceğini gösteriyor. İngiltere’deki Northumbria Üniversitesi’ndeki bilim adamları, nane nişastalı çay ve papatya çayı içen gönüllüler arasında, nane çayı içenlerin daha dikkatli ve daha iyi çalışma ve uzun süreli hafıza sergilediğini keşfettiler.

OOLONG ÇAYI

Yaprağının rengi, yeşil ve siyah çayın arasında bir tonda olan oolang çayı, diğerlerine oranla biraz daha aromatic bir tada sahip. Yapılan araştırmalar, oolang çayının cilt döküntülerine iyi geldiğini ve diğerlerine oranla çok daha rahatlatıcı bir çay olduğunu tespit etmişler. Araştırmalar, oolong çayı içmenin metabolizmayı hızlandırdığını ve egzersiz yaparken benzer bir şekilde vücudun enerji harcamasını artırabildiğini gösteriyor. Bir porsiyon yani bir fincan çayda yaklaşık 75 mg kafein vardır.

RHODİOLA ÇAYI

Egzersiz yaparken iyi bir performansınız olmamasından mı endişe ediyorsunuz? En iyi sonucu almak için, biraz Rhodiola çayı için. Etli Rhodiola çiçeği, Soğuk Savaş döneminde Rus atletler tarafından araştırılıp test edildi. Ancak daha yeni araştırmalar, artan dayanıklılık ve daha hızlı egzersiz yapma zamanı gibi, spor yapma özelliklerini de desteklediğini ortaya koyuyor. Çay kafein içermez, bu yüzden daha sonra bir enerji kazasından zarar görmeden uyarıldığınızı hissedebilirsiniz.

YOSUN ÇAYI

Yosun, gezegendeki tiroid koruyucu iyodu, bağışıklığı artırıcı C vitamini ve enerji verme demirini içeren herhangi bir gıda maddesinin en geniş yelpazesini sunar ve bu besleyici faydalarından yararlanmanın bir başka yolu da yosunu demlemektir. Suda yaşayan bitki, vücudumuzun ihtiyaç duyduğu çok miktarda mineralle doludur, ancak kendi başına üretemez. Uzmanlar, ‘İnsan vücudu için gerekli yaklaşık 60 eser mineral var ve yosunlar bu minerallerin hepsine sahiplerdir’ diyor. Çok sayıda bilimsel araştırma düzenli olarak yosun alımının saç sağlığını koruduğunu gösterdi.

ELMA SİRKESİ ÇAYI

Elma sirkesi, lekeleri gidermekten kilo vermeye kadar sağlıkla ilgili pek çok şey için kullanılmıştır. Doğal bir tedavi olarak lanse edilse de bazı gerçekler var. Çalışmalar, nişastalı gıdalarla tüketildiğinde kan şekerini düşürmeye yardımcı olabileceğini gösteriyor ve bu da tip 2 diyabeti yönetenler için yararlı bir araç haline geliyor. Bu kadar asidik bir sıvının, diş minesine hasar verme gibi sakıncaları var. Bu sebeple elma sirkesini çay olarak hazırlayarak su ile inceltmek akıllıca bir yöntem diyebiliriz. Elma sirkesini; içimi zor olabileceğinden suyun yanı sıra, bal ve karanfil ile tatlandırabilirsiniz.

Çayların faydalarından bahsettiğimiz bir başka yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Devamını Oku...

Bilinçli hasta

Alzheimer Hastalığı ile Sosyalleşerek Savaşın

Halit Yerebakan

Yayınlanma:

,

Alzheimer Hastalığı ile Sosyalleşerek Savaşın

Araştırmalar, beta amiloid ve tau adı verilen zehirli proteinlerin beyinde birikmesinin Alzheimer’a yol açtığını gösterdi. Genetik ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının haricinde uykuya, arkadaşlığa ve şeker hastalığına da dikkat edilmeli!

Zaman zaman hepimiz arabamızı nerede park ettiğimizi veya neden bir odaya girdiğimizi unutuyoruz. Özellikle meşgul olduğunuzda veya aklınızda birden çok şey varsa, bir miktar unutkanlık normaldir. Fakat unutkanlığınız bu bahsettiğim belirtilerden çok daha fazla ise Alzheimer hastalığına karşı dikkatli olmanız gerekir. Hastalığı yaşayan kişi kadar yakın çevre ve ailesinin de hayatını zorlaştıran Alzheimer hastalığı, son yıllarda sıkça karşılaştığımız bir rahatsızlık. Kısaca tanımlamak gerekirse Alzheimer; hafıza, düşünme ve davranış yetilerinde ortaya çıkan bir demans (bunama) türüdür. Genelde semptomlar, yavaş ve hafif şiddette görülmeye başlar ancak zamanla günlük rutinleri dahi etkileyebilecek kadar şiddetlenir. Yıllardır süren araştırmalar, beta amiloid ve tau adı verilen zehirli proteinlerin beyinde birikmesinin Alzheimer’e yol açtığını gösterdi. Alzheimer hastalığının nedenlerinin genetik ve sağlıksız beslenme alışkanlıkların ötesine geçtiğini ortaya koyan bazı yeni çalışmalar bu süreci açıklamaya başladı. Bu çalışmaların neler olduğuna gelirsek…

ÜÇ AYDAN UZUNSA HIZLANDIRIR

Anti-anksiyete ilaçları kullanıyorsanız dikkat!

Popüler ilaçlardan lorazepam, alprazolam ve klonazepam içeren benzodiazepinler denilen bir ilaç sınıfı, sıklıkla kaygı ve uykusuzluğun tedavisinde kullanılır. Bu ilaçların güvenilirliğini ve etkinliğini değerlendiren çalışmalar sadece kısa vadeli kullanımı değerlendirdiyse de (genellikle üç ay kadar), birçok kişi onları uzun vadeye götürür. British Medical Journal’da yayınlanan bir araştırma, Alzheimer hastalığı olan bin 796 Kanadalı ve altı yıl süreyle 7 bin 184 sağlıklı kontrol izledi ve benzodiazepinlerin üç aydan daha uzun süreyle alınmasının Alzheimer hastalığında yüzde 51’e kadar bir artış ile ilişkili olduğunu buldu.

Kafa travmasına dikkat!

Pittsburgh Üniversitesi Beyin ve Omurga Yaralanması Programı’ndan elde edilen verilere göre, her yıl yaklaşık 300 bin Amerikalı, sporla ilgili bir beyin sarsıntısı yaşıyor ve birçoğunun kafa travmasına eşlik edebilecek sorunları oluyor. Çoğu kişi sıkıntı çekmeden iyileşiyor ancak diğerleri için, zarar gören beyin dokusunun iyileşmesine yardımcı olan iltihaplanma kronikleşiyor. Southern Florida Üniversitesi’nden bir psikiyatra göre, Alzheimer hastalığı potansiyel bağlantıların bulunduğu yerdir. Daha önce kafa travması geçirerek bilincinizi kaybettiyseniz, ileri yaşlarda Alzheimer’a yakalanma riskiniz ciddi oranda artmış demektir. Kafatasına alınan şiddetli darbeler, sağlıklı beyin hücrelerini kötü etkiler. Bu sebeple hayatınız boyunca, özellikle riskli aktiviteler yaparken başınıza darbe almamaya özen gösterin.

KRONİK UYKUSUZLUK HIZLANDIRIR

Uykusuzluğa dikkat!

Uykusuzluk, Alzheimer hastalığına yol açan zararlı süreçleri hızlandırır. Philadelphia’daki Temple Üniversitesi’ndeki uzmanlara göre, uyku sorunları Alzheimer hastalığı olan insanlarda yaygındır, ancak bunun neden ya da sonuç olup olmadığı net değildir. Alzheimer hastalığını fare modelinde inceleyen bilim adamları, bu farelerin günde dört saat uyumalarını beyinlerinin tau miktarını artırdığını buldular. Aynı zamanda öğrenme ve hafızayı değiştirdiler, ayrıca nöronların birbirleriyle ne kadar iyi iletişim kurabildiklerini de değiştirdiler. Uzmanlar, kronik uykusuzluğun yoksun bırakılmasının, beyni ve bedeni (bu nedenle çok yorgun olmanızı sağlar) vurguluyor ve Alzheimer hastalığına yol açan zararlı süreçleri hızlandıracağını iletiyor.

Yalnızlığa dikkat!

Arkadaşlarımızla ve daha geniş bir toplulukla meşgul olmak, iyi ve sosyal bir hayata yaşamamıza olanak sağlar. Bu da iyi bir ilaçtır. Nöroloji, Nöroşirürji ve Psikiyatri Dergisi’nde yayınlanan bir çalışmada, yalnızlık ile bunamanın ilerleyişi arasındaki bağlantılar belirlendi. Araştırmacılar, yaşlı insanlarda yalnızlık duygularının, çalışmanın üç yılı boyunca onlarda 1.63 kat daha fazla demans geliştirme ihtimali verdiğini buldu. Bilim adamları hâlâ bu ilişkiyi yönlendiren şeyin ne olduğunu bilmiyor ancak sonuçları çok açık: sosyalleşmek sağlığınız için daha iyi.

HERHANGİ BİR ORGAN ETKİLENİR

Şeker hastalığınız varsa dikkat!

Uzmanlara göre Alzheimer hastalığı gerçekten beyni etkileyen metabolik bir hastalıktır. Bağlar o kadar yakın ki, Tip 3 diyabet olarak Alzheimer hastalığına atıf yapmaya başladı. Beyin hücreleri, glikozu yakıt olarak kullanır ve insülin, bu hücrelere kandaki glikozu bulaştırır. Araştırmalar; beyindeki hücrelerin, vücudun diğer hücreleri gibi insülin direnci geliştirebileceğini söylüyor. Herhangi bir organ insülin direncinden etkilenebilir. Son birkaç yıldır yaptığı araştırmalar bunun, beyin için toksik bir ortam yarattığını, Alzheimer’da görülen proteinlerin ve nöron ölümünün zararlı birikmesine yol açtığını ortaya koydu.

YUMURTA SARISI VE YABAN MERSİNİ BEYİN SAĞLIĞINIZI KORUR

Roka

A Rush Universitesi çalışmalarında, günlük bir ya da iki porsiyon yeşillik yiyen kişilerin günlük olarak hiçbir şey yemeyen insanlara göre 11 yaşındaki birinin bilişsel kabiliyetine sahip olduğu bulundu. Yeşillikler arasından roka, nutrisyonel bir üstünlüğe sahip.

Yaban mersini

Tüm meyveler yararlı olmasına rağmen, yaban mersinindeki flavonoidler, beyni oksidatif stresten korumayı ve beynin hücre iletişimini güçlendirir, antioksidanlar açısından zengindir.

Yumurta sarısı

Kolin, B kompleks bir vitamindir. Kolin, hafızanızı koruyan ve beyin hücrelerinin daha etkili bir şekilde iletişim kurmasını sağlayan bir aselilkolime dönüştürülür. Araştırmalar, kolin alımının artmasının hafıza da dahil olmak üzere iyileşmiş bilişsel işlevle bağlantılı olduğunu gösteriyor. Yumurta sarısında bahsettiğim bu madde bulunmaktadır.

Zeytinyağı

2017 yılında yapılan bir araştırmada, sızma zeytinyağının tüketilmesinin bellek ve öğrenme yeteneğini koruyabileceğini ve iki Alzheimer işaretleyicisinin (amiloid-beta plakaları ve nevrofibriller yumrular) oluşumunu azaltabileceğini keşfetti. Tam mekanizma belirsiz olsa da, yağda bulunan antioksidan oleokanital rol oynayabilir.

Somon

Bu deniz mahsulü, beyin sağlığı için gerekli olan DH A ve EPA, omega-3 yağ asitleri bakımından zengindir. Omega-3, beynin Alzheimer hastalığının gelişiminde rol oynayabilecek iltihaplanmayı ve oksidatif stresi azaltmaya yardımcı olur. DH A özellikle yaşla ilgili beyin küçülmesini sınırlandırmaya yardımcıdır.

Kuruyemişler

Fındık, ceviz ve badem gibi kuruyemişler beyin sağlığı açısından oldukça faydalıdır. Beklenen faydayı elde etmek için haftada beş kez tüketmeniz yeterli.

Alzheimer riskini düşürmek üzerine konuştuğumuz bir başka yazımıza buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz!

Devamını Oku...

Öne Çıkanlar

www.dryerebakan.com Sadece bilgilendirme ve tıbbi tavsiye amaçlıdır, teşhis veya tedavi için bir alternatifi değildir. Doktorunuz yerine geçmeyi yada Doktorunuzun size uyguladığı tedavi yerine geçmeyi hedeflememektedir. Web sitesi içeriğinden dolaşan tüm kullanıcılar, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Kurallarını otomatik olarak kabul etmiş sayılır.

İletişim: info@dryerebakan.com

Copyright © 2017 DrYerebakan.com.